• o maca gidenler belki hatrlayacaktır . 1996 yılında asy'de fener macı oncesinde ali sen kendisi hakkında transfer dedikoduları cıkarmıstı. kapalı tribundeydim, mac baslamadan 1-2 dakika once kapalı tribun tugay'ı cagırdı. o da kosarak tribune geldi, herkes yumruk sov yapıp geriye gidecegini falan zannetti, o birden isaret parmagıyla kapalı tribune "sus" isareti yaptı. kapalı tribun birden sustu, ben de oyle bakakaldım, herkesin duyacagı sekilde "ben burada dogdum , burada ölücem" diye bagırdı. yemin ediyorum tribunde aglayanlar vardı. yıkıldı koca tribun. o macı 2-0 almıstık arif ve hakan'ın golleri ile.

    o yuzden cok ozeldir benim icin , hepimiz icin.. bin kere sagolsun ...
  • hagi'yi bile dogru duzgun seyretmeye yasi yetmemis yeni yetme tayfa tarafindan "yea tugay efsane degil, jenerasyonu iyiydi" gibi komik cumlelerle elestirilen hem galatasaray hem de blackburn efsanesidir.

    selcuk'un xelcuk oldugu dönemdeki halini ve yere göge sigdiramadigin melo'yu top diye oynardi tugay. hayatinda galatasaray formasiyla böyle bir oyuncu seyretmedigin icin tam kavrayamiyorsun ama galatasaray'in yetistirip yurtdisina gönderdikten sonra efsane mertebesine erismis ender futbolculardan biriydi tugay.

    http://youtu.be/8ruBH1STrmY
  • 90'lı yıllarda benim gibi çoğu çocuğu galatasaray'lı yapmış adamdır.

    2 tane abim var ikisi de fenerbahçeli. onların fenerbahçeli benimse galatasaraylı olduğum günü hala hatırlarım. yazın, okullar tatil olduğunda dayımlara giderdik. yine bir yaz, dayımlardayız. dayım, bizi karşısına almış sorular soruyor cevabı bilene para veriyor. para veriyor dediğim de işte çocuğuz,verdiği para şimdinin 50 kuruşuna dek geliyor.

    soruyor, biliyoruz bazen bilemiyoruz. bilene parayı veriyor. sorduğu sorular da ilkokul seviyesinde malum çocuğuz, logaritma soracak değil ya. ben hiç para kazanamadım. abimler yaşça biraz daha büyük olduğundan daha bilgililer paraları ikisi kazanıyor. neyse dayımın cebindeki bozukluklar bitene kadar sürdü bu soru-cevap faslı ve sonunda bozukluklar bitti. 3 kardeş, dayıma bakıyorduk şimdi ne olacak diye? dayım cebinden kağıt parasını çıkardı. o para da şimdinin 5 lirası falan eder herhalde, tam hatırlamıyorum. tek hatırladığım o kağıt paranın, abimlerin kazandığı tüm bozukluklardan daha değerli olduğuydu.

    dayım kağıt parasını çıkardı ve bu 5 lirayı kazanmak istiyor musunuz?, dedi. haliyle hepimiz evet dedik. ben 5 lirayı nasıl kazanacağımı değil de 5 lirayla ne kadar gofret, ne kadar misket alınacağını düşünüyordum. bana kalsa çoktan kazanmıştım o parayı. abimlerin hiç şansı yoktu. sorulacak soruyu kesin bilecektim. sor hadi soruyu dayı, dedi büyük abim. dayım, soru yok, dedi. şaşırdık.

    -fenerbahçeli olan alır bu parayı. hiç soru falan cevaplamadan.'' dedi dayım. abimler kabul etti fenerbahçeli olmayı. ben hala gofretleri, misketleri düşünüyordum. dayım bana da sordu, sen de fenerbahçeli olacak mısın? diye. ben hayır dedim. gözümün önünde hala misketler, gofretler bir de abimlerin gülen suratları...

    bir kaç defa daha sordular, kararımdan dönmedim. gittiler o 5 liraya gofretler aldılar, gözümün önünde yediler:) fenerli olursan sana da alırız, dediler ben yine kabul etmedim. o gün boyu ne yaptılarsa beni fenerbahçeli yapamadılar. niye?

    o yaşlardaki bir çocuk için gofretten ya da misketten daha değerli bir şey yoktur. bir çocuk takım tutmanın, taraftar olmanın ne demek olduğunu bilmez. abimler de bilmiyordu, gofreti tercih ettiler. aslında tam olarak ben de bilmiyordum. beni galatasaraylı yaptıran şey, hatırladığım bir anıdır. çok daha küçükken, galatasaray kupa mı kazanmış, şampiyon mu olmuş tam hatırlamıyorum, televizyonda futbolcular sevinç içinde. anneme bakıyorum ağlıyor. ben ne olduğunu anlamıyorum tabi, çok küçüğüm. tek hatırladığım anneme, bu ağlayan adam kim? diye soruyorum, tugay kerimoğlu diyor. niye ağladığını soramıyorum. çok etkileniyorum. ağladım mı bilmiyorum ama herhalde ağlamışımdır. çünkü ağlamasam, etkilenmesem abimler gibi o gün galatasaray'ı değil, gofreti tercih ederdim.

    şimdi bu olay hala hafızamda. yıllar geçtikçe belki de silinecek. yavaş yavaş unutacağım dayımı, abilerimi ve fenerli olmam için bana yaptıkları oyunları. ama sanırım tüplü televizyonda ağlayan o adamın, beni galatasaraylı yapan o adamın adının, tugay kerimoğlu olduğunu asla unutmayacağım.
  • hak ettiği 250 bin euro'yu almaktan vazgeçtiğini gösteren bir feragatname imzalayarak galatasaray'a gönderen efsane oyuncumuz.

    yaptigi aciklama da su sekilde;
    "olması gerekeni yaptım, bundan başka bir şekilde davranamazdım. ben galatasaraylıyım. bunu övgü almak için yapmadım."

    o güzel adamlar o güzel atlara binip gittiler, demirin tunçuna, topçunun piçine kaldık.
  • 15 nisan 2018 tarihli orta nokta programında * galatasaray'dan bahsederken "benim galatasarayım" diyen, bana göre galatasaray ve blackburn rovers efsanesi. blackburn rovers efsaneliği tartışılmazdır.

    yıllarca ingiltere'de, iskoçya'da futbol oynamış, altyapımızdan çıkmış böyle bir adam var. bu adamdan çok daha doğru şekilde faydalanabilir, futbol sonrası kariyerini daha kurumsal bir kulüp olsak tugay ile birlikte planlayabilirdik.
  • kendisi daily mail gazetesince 2000 ile 2010 yılları arasında premier ligde oynayan en iyi oyuncular arasında 47. sırada gösterilmiştir.
    bu on yıllık süreçte premier ligde binlerce futbolcu forma giydiği göz önünde bulundurulursa ve en az beş çok üst düzey takım varken, kendisi orta sıralarda mücadele eden bir takımda oynamasına rağmen bu sırada yer alıyorsa gösterdiği başarı gurur vesilesidir.
    üstelik tugay, bunları 30 yaşından sonra yaptı.

    gerçek manada yurt dışında bir takımda efsane olan tek türk futbolcu tugay kerimoğlu'dur.
  • 18-20 yasindaki palelerin adini bile agzina almamasi gereken, zamaninda butun kapalinin ugruna telleri yiktigi galatasaray efsanesi.

    terbiyesizligin de bir siniri var. galatasaray tarihini bile bilmeyen trolluk pesinde paleler bir yerde durmali artik.

    ikinci bir tanim daha gireyim belki kafaniza kazilir. yasi 30 ve ustu her galatasarayli icin ol dese ugruna olecegi adamdir. tugay'in adini salavatla agziniza alin.
  • kendisine babam yıllar önce gümrükteki bir işinde yardımcı olup ayak üstü iki kelime sohbet etmişti. bir maç sonrası gittik numaralının oradaki futbolcu çıkışına, daha ufacığım zaten peder elimden tutmuş ortalık ana baba günü aboovvv. tugay çıktı o arada otobüse gidiyor, babam kendisine seslendi, adamın hası olan bu zat önce el salladı sonra beni görünce yanımıza geldi babamla merhabalaştı beni kucağına alıp öptü nasıl koyduk minvalinde biraz konuştu o yaştaki bir çocukla ne kadar konuşulursa işte. sonra vedalaştı bizimle ve otobüse gitti.

    maç sonunda götünden solurken bir babayı çocuğuna karşı mahçup duruma düşürmemeyi akıl edebildiğini çok sonradan anladım. belki hatırlamıyordu bile nerede gördüğünü daha önce, ama kırk yıllık dostu gibi davrandı. mutluluktan havalara uçtum, belki bir sene boyunca herkese anlattım tugay ile konuştuğumu.

    şimdi veletin biri fm'den öğrendiği assistant manager görevleri üzerinden not veriyor bu adama. aynen öyle evladım, mancini oyuna alışınca açacak options'ı, asst.mng. teyks keyır of aftır geym intırviyuvs diyecek falan. sana birazcık küfür ettim monitörün arkasından, hissettin mi bebeyim?
  • ingiltere premier liginde 39 yaşına kadar futbol oynamış eski efsane futbolcudur. birileri türkiye liginde bu yaşında oynuyor diye methiyeler alıyor ya hani. bak türkiye ligi demiyorum premier lig diyorum.
    kariyerinde verdigi en dogru karardı belki de 2000 yılında artık kendisi hakkında homurdanmalar başladığında cesaret ile glasgow rangers'a gitmesi.
    oradan sonrası zaten blackburn ve efsane yılları.
  • 1990 yılında başlayan galatasaray kariyeri 2000 yılında sona ermiş futbolcudur.

    on yıl süren galatasaray kariyerine çok parlak bir başlangıç yapmıştır. yüksek teknik kapasitesi ve kendinden emin tavırlarıyla taraftara güven vermişti. bu parlak döneminde birçok başarılı maç çıkarmıştır. bilhassa kadıköy deplasmanında 4-1 kazandığımız maçta oynadığı oyun ve uzaktan attığı gol unutulmazdır. direğe çarparak gol olan şuttaki "çaaat" sesi hala zihinlerde yankılanır.

    90'ların ortasında form düşüklüğü, fiziksel yetersizliği, oyunu yavaşlatması ve özel hayatındaki sorunlarla gündeme gelmiştir. geleceğin yıldızı olarak gösterilen tugay, eleştirilerin odak noktası haline geldi. yine de bu dönem büyük oranda ilk 11 oyuncusu olarak konumu korumuştur.

    galatasaray kariyerinin son döneminde çoğu zaman yedek bırakılmıştır. çünkü suat-okan-emre üçlüsü sıradışı bir performans sergilemiş, birbirini tamamlayan oyunlarıyla diğer orta saha oyuncularını gölgede bırakmıştı. az şans bulan tugay kerimoğlu yine de takıma katkı sağlamıştır. almanya deplasmanında yine 4-1 kazandığımız hertha berlin şampiyonlar ligi maçında muhteşem oyununu çok şık bir golle süslediği maç bu döneme ilişkin ilk akla gelendir.

    galatasaray kariyeri sonrasında sırasıyla glasgow rangers ve blackburn rovers formaları giymiş, özellikle ingiltere'de çok başarılı olmuştur.

    iyisiyle kötüsüyle 10 yıl futbolcu olarak; futbol kariyeri sona erdikten sonra da teknik heyet bünyesinde galatasarayımıza hizmet etmiştir. başarısız dönemler yaşasa da her daim galatasaray'a yakışır duruş sergilemiş; sevgi ve saygıyla anılacak olan efsanemizdir.
  • bu adam bir zamanlar çocukları galatasaray'a aşık yapmış, giydiği 5 numaralı forma yüzünden onlarca kişinin uğurlu rakamını 5 yapmış, yeni doğmuş çocuklara ismini verdirmiş bir idoldür. tugay neyi unutmuş ey 'adam'. ya lanet ettiriyorsunuz troll yorumlarınızla. ulan tugay hocalık anlamında yetersiz de, anlarım ama sen ali sami yen stadı için gözyaşı dökmüş yıllarca şereflice kaptanlık görevini layığıyla taşımış adamdır. yazık düşünce yapılarına.
  • eski futbolcumuz ve antrenörümüz.

    bu icraya verme meselesi para yüzünden değildir bir kere onu söylemek lazım, tugay 208 bin liraya muhtaç olan birisi değildir, oynadığı yıllarda kazandıklarının yanında zaten zengin bir aileden gelmektedir ve paragöz de değil gayet hazımlıdır; 17 yaşında a takıma yükseldiğinde altında honda crx vardı (bilenler bilir o yıllar ülkede alınabilecek en pahalı arabalardan biriydi) ve babası almıştı, bizden öyle aman aman bir para kazanmıyordu.

    ayrıca galatasaray terbiyesi de gayet yüksektir, son yıllarda bizde çalıştığında olan bitenler hakkında konuşmamıştır ki epey malzeme olan dönemlerdir.

    kulübü icraya verme kararını çok muhtemelen kendisine yapılan bir saygısızlık veya başka bir kişisel hataya kızarak almış olmalıdır ki, dursun özbek yönetiminin bu konuda epey mahir olduğunu maalesef hemen hergün yeniden gözlemliyoruz.
  • bir dakika yahu... aynı tugay kerimoğlu'ndan mı bahsediyoruz a dostlar. bu adam değil mi ali sami yen'de aylarca ıslıklanan, yuhalanan oynadığı futbol aşağılanan. takımı yavaşlatıyor diye sinir krizleri geçirip küfürler ettiren. etrafında 2 tur atmadan yönünü bulamadığından envai çeşit lakaba uygun bulunan. gittiği zaman da kimsenin içinin franck ribery'e yandığının 10 da 1 i kadar yanmadığı adam. taa o zamanlar da bu duruma kahrolan ve tugay'ı inatla seven 3-5 kişiyiz sanıyordum meğer ne de kalabalık mışız? ya da kör öldü badem gözlü oldu misali ve başarıyı sahiplenen çok olur misali sarıyor muyuz ne yapıyoruz a kuzular a canlar....

    üzerine alınmayan beri gelebilir. zira ali sami yen'de tugay'a '' siktirsin gitsin'' diyenlerin nasıl bir güruh olduğu hafızamdan silinecek kadar küçük değil.
  • maçın başlamasına yarım saat kala (saat 19.30'da) tribünler tugay buraya diye bağırmaya başladı. saat 19.45'te tugay orta sahaya kadar yürüyerek başta kapalı olmak üzere kollarını başının üzerine kaldırarak tribünleri alkışladı.

    ve birden 13 yıl öncesi geldi aklıma..
    13 yıl önce 1996-1997 sezonunda aynı tribünlerdekilerin futboldan çok anlayan (aslında hiç bir bok anlamayan) abileri orta yapamadığından, çalım atamadığından, adam tutamadığından dem vurup tugay'a ana avrat küfür edip yuhalıyorlardı. galatasaray o sezon şampiyon oldu ve tugay hemen hemen tüm maçlarda kadrodaydı.
    ardından 1997-1998 sezonu başladı ve daha ilk maçta tugay'a aynı tribündekilerin abileri küfür ve hakaretlerini devam ettirdi. galatasaray o sezon da şampiyon oldu ve tugay hemen hemen tüm maçlarda kadrodaydı.
    1998-1999 sezonu başladı. artık kesilir diye umuyordum. ama kesilmedi. bu sefer evlenmeyi düşündüğü kızı bile işin içine katarak içki ve sigara düşkünü olduğu iddiası ile küfür ve hakaretlerini daha da ağırlaştırdılar.. galatasaray o sezon da inadına yine şampiyon oldu ve yine tugay hemen hemen tüm maçlarda kadrodaydı.

    tugay her hakarete ve yuhalanmaya karşı kollarını başının üzerine kaldırıp tribünleri alkışladı. galatasaray'ın tarihinde tugay'ın kimseye terbiyesizlik yaptığına dair bir anekdot bulamazsınız. öyle de has adamdı..
    sonunda dayanamadı tugay.. bonservis bedelini kendi cebinden ödeyip ingiltereye kaçtı..

    ve ingiltere de nasıl bir futbolcu ve nasıl bir insan olduğu ortaya çıktı..

    işte tribünler bugün ingilteredeki başarısı nedeni ile tugay'ı alkışlayıp bağırlarına bastılar..
    belki de bir nebze özür dileme bir nebze insanlıktı yapılan..

    ama birden futboldan çok anlayan (aslında bi bok anlamayan) aynı tribün mensuplarının hasan şaş'a attıkları lap top ve cep telefonu ile ana avrat küfür etmeleri ve yuhalamaları geldi aklıma. ya sabri'ye sabrimize yapılanlar.

    o zaman kendime geldim..
    tugay'a bugün gösterilen sevginin hiç bir anlamı yoktu. devran dönmekte ve hala aynı terbiyesizlikler devam etmekteydi. yapılan da değersiz bir gösterişten başka birşey değildi..