• 6
    son zamanlarda hiçbirinin üzerinde klübün lisanslı ürünlerinin olmadığını farkettiğim kişilerdir.e siz lider değil misiniz?taraftara örnek olmayacak mısınız?nerde sizin baştan aşağıya sarı-kırmızı kıyafetleriniz?ben sizi örnek alırsam tribüne takım elbise ile gelmem gerekir.acaba doğrusu liderlerimin yaptığı gibi takım elbise giymek mi maça gelirken?neyse çok düşünmemek lazım.sonuçta onlar benim liderim.onlar ne diyorsa o.ben bilmem liderlerim bilir.
  • 9
    hatalı gördüğümüz anlarda eleştirebiliyorsak, doğru işler yaptıklarını gördüğümüzde de bunları dile getirmeliyiz diye düşünüyorum.

    daha önceki birçok entry'imde, hatalı uygulamaları sebebiyle, birçok kez reis başlığı altında kendilerini eleştirmiştim. ancak, 14 mart 2010 galatasaray ankaragücü maci sırasında, ankaragücü taraftarlarının bizim taraftarı kışkırtma çabalarını serin kanlılıkla karşılamışlar, eski açığı yatıştırmaya calişmişlardır. özellikle, rakip takım tribünü civarlarında olanlar * taraftarlarımızı sakinleştirmek için ellerinden geleni yaptılar. maç bittikten sonra da, bizim tribünleri bir an önce tribünleri boşlatması icin uyarmışlar, tansiyonu düşürmeye calişmişlardır. maçtan ayrılırken, az önce bahsettiğim siyahlı abimin elini sıkıp, tebrik ettim. helal olsundur kendisine. büyük bir olay çıkmamasını ve bu çıkabilecek olaylar sebebiyle alabileceğimiz cezayı engellemişlerdir.

    eleştiriler, önyargı sebebiyle olmamalıdır. bazı konularda * eleştirilerim sabittir. ancak olumlu gördüğümüz zamanlarda, bu insanların hakkını vermemiz gerekir.
  • 11
    "biz de son günlerin modasına uyup konu başlığı için “organize işler” demeyi uygun bulduk. aslında öyle. şimdi anlatacaklarımız, yazacaklarımız, maalesef futbol dünyasındaki organize işler.

    bu hafta içinde önemli bir kulübümüzün başkanıyla çok uzun konuştum, dertleştim. tribün terörünü tartıştım. sohbet olunca başkan gönül rahatlığıyla anlattı. biz de size anlatabileceğimiz kadarını aktaralım.

    biliyorsunuz yasalara, önlemlere rağmen önemli kulüplerimiz de dahil bu “bedava bilet” işine çare bulunamıyor. özellikle önemli kulüplerimizin amigoları, yeni unvanlarıyla “tribün liderleri” her maç için kapalı tribünden 300, açık tribünden 500 bilet istiyorlarmış. kapalıda bilet fiatı 60 milyon. çarpın 300 biletle, eder 18 milyar lira. açık tribün 30 milyon. çarpın 500 biletle, eder 15 milyar. kapalıyı,açığı üstüste koyduğunuzda bir maç için toplam 33 milyar. bir sezonda bir büyüğün kendi sahasında 20 maç oynadığını düşünürseniz, toplam 660 milyar lira. üç kulüpte bu para toplam 2 trilyon lira. yanlış okumadınız. bir de yazı ile yazayım. bedava biletten bir sezonda toplam iki trilyon lira. hangi amigo, hangi tribün lideri bu rantı bırakır. öyle ki, tribünlerde acımasız rakip görünseler bile amigoların saha dışında ciddi bir beraberliği var. hatta iddiaya göre ortak işleri, firmaları, ticarethaneleri var.

    konuştuğum başkan diyor ki, “aldıkları biletin çok azını dağıtıyorlar, diğerlerini satıyorlar. elde ettikleri gelirin ancak yüzde 40’ını dağıtıyorlar. nereden baksanız toplamda bir trilyonun üstünde para kazanıyorlar, bu işi bırakırlar mı.”

    hatta bir kulübümüz bedava bilet yerine, isim kombine kartı vermeye bile razı olmuş. “isim yazılı 250 kombine kartı verelim” demişler. ama ona da razı değiller. çünkü isme kombine kartı satılamıyor, para kazanılamıyor.

    aslında işin içinden çıkılacak gibi değil. bedava bileti başkan vermese, yönetici el altından parasını veriyor. yönetici vermese, iş başındaki yönetime karşı olanlar, bir sonraki kongreden koltuk bekleyenler paraları ödüyorlar. sonuçta “rant çarkı” her şartta dönüyor. başkandan, yönetimden, muhalefetten, ama mutlaka bir yerden bu çark dönüyor.

    bedava biletle de iş bitmiyor. her deplasmana 20-25 milyar otobüs parası isteniyor. yönetimlerin “parayı vermeyelim, otobüsleri biz tutalım” önerisine karşı geliniyor. çünkü otobüs paralarından da ciddi rantlar sağlanıyor.

    işin daha kötü bir tarafı var. özellikle büyük kulüplerde oynayan futbolculara dayatma yapılıyor, çok büyük miktarda olmasa da paralar isteniyor. futbolcular korkudan seslerini çıkartamıyor. öyle ki tanınmamak için, arabasının camlarını siyaha çeviren futbocular var. ama arabayı değiştirecek halleri yok ya. futbolcular güvendikleri insanlara, çok yakınlarına bu konuda ciddi şekilde dertleniyorlar, çare arıyorlar. ama bu sıkıntıyı kamuoyu ile paylaşamıyorlar.

    gene de iyi gidenler, güçlü olanlar direnebiliyor. ama iyi gitmeyenler, güçlü olmayanlar maalesef bu tribün liderlerine teslim oluyor. üstelik kim ne yapıyorsa yanına kâr kalıyor. çünkü bu konuda devlet kararlı ve kalıcı adımlar atamıyor, başkanlar, yöneticiler kararlı davranamıyor. medya dahil, herkes dayatma altında.

    bu şartlarda bu işler düzelir mi? hiç sanmam. hani “rüzgar eken, fırtına biçer” misali sallanıp duruyoruz. üstelik bu işler, maalesef herkesin içinde olduğu organize işler. "

    yazan: şansal büyüka
  • 14
    esasen tribün lideri bizdeki reyis, abi kavramından bambaşka bir şeydir... ancak klasik şekilde türk milletinin yapısında olan padişah - kul ilişkisi çerçevesinde çarpıtılmış ve bu hale getirilmiştir... dünya üzerinden çeşit çeşit örnekler verilebilir buna. dünya üzerindeki her takımın bir lider tribünü vardır ve bu tribünü genel itibariyle gruplar doldurur ve stada bu gruplar liderlik ederler, ancak çıkar için değil renk aşkıyla yaparlar bu gruplar da bunu... hepsi kombinelidir ve yerleri bellidir stadlarda, her zaman ya lisanslı ürün ya da kendi ürettikleri ürünleri * giyerler, bağırmak istemeyeni kovmazlar tribünden, tekme tokat girişmezler... elbette tüm bunların altında rantçılık yerine taraftar mentalitesini benimsemiş insanlardır... yokmudur bu insanlar arasında bilete-kombineye para verebilecek maddi durumu olmayanlar.. elbette vardır, ancak gruplar bu sorunları kendi içlerinde çözerler, bedava bilet/kombine için yalanıp durmazlar , yönetimlere hiç yalakalık yapmazlar ( herkes gider biz kalırız mentalitesi), belli bir duruşları vardır bozmazlar asla ve sırf bu sebeplerden dolayı da diğer tribünlerden saygı görürler sevilmeseler bile...

    en basit örneği fdl dir bunların, herkes der pankart gitti göt gitti hesabı dağıldılar... bu sadece sebeplerden biridir, esas en önemli sebep commandos tigres ve brigate rosso nerenin tam da bu yukarıda bahsetmiş olduğum rant işine girmeleri dir, kendileri böyle bir oluşuma karşı çıkmış ve karşılığını da şiddet olarak görmüşler... sonucunda da böyle bir tribün yapısının içinde kalmak istemediklerini kibar bir dille belirtip kendilerini feshetmişlerdir... belli bir dönem kafa adamları kurulmasına ön ayak oldukları guerreri ultras ile yola devam etselerde teker teker ayrılmışlardır milan tribünlerinden...

    diyeceksiniz niye anlatıyosun bu kadar martavalı; ben de sadede gelip bu tribün lideri dediğimiz adamlarla esas tribün liderliği arasındaki farkı çok net bir biçimde görebileceğiniz bir anım ile sonlandırıyorum yazımı;

    aralık ayı başında çeşitli sebeplerden dolayı roma da bulunuyordum, hazır denk gelmiş 12 aralık 2010 roma bari maçını canlı canlı tribünden izleyeyim dedim... kaldığım otelin gece resepsyonisti gençten bir çocuktu, sordum ettim nasıl gidilir maça, bilet milet nasıl ayarlanır, ben ultras arasında izlemek istiyorum yalnız sorun olurmu falan fistan bir ton soruya boğdum çocuğu... yaklaşık 1-2 saat muhabbetten sonra kendi kombinesini bana uzatarak maç günü gel seni bizim grupla tanıştırim benim yerime sen gidersin bu maça dedi... ben tabi havalardayım....

    maç günü geldi , eleman beni kaptığı gibi bir bara götürdü, bildiğin irish pub, tiplerle tanıştım ettim... gruplarının adı irish clan roma imiş, curva sud de merkezin hemen yanında takılırlarmış... herneyse lafı daha fazla uzatmadan; türküm-galatasaraylıyım ( nefret ederler yabancılardan italyanlar- özellikle galatasaraylılardan ayrı bir nefret eder romalılar) elimde metin oktay atkım ultras roma arasında maç izledim... 1 kez olsun bağırmıyorum diye tartaklanmadım, onu geçin açtığım atkıyı gören gelip sordu nedir lan bu diye; italyancam olmadığı için mümkün mertebe sadeleştirerek ingilizce anlattım olayı ve en ufak bir sorunla dahi karşılaşmadan izleyip çıktım maçımdan... tribün delilerle dolu evet, non stop bağırıyorlar evet, ama 1 kez olsun kalkıp başka bir tribüne sataştıklarını, 2 li tezahürata katılmadılar diye hor görüldüklerini görmedim...

    şimdi siz düşünün; bu yaptıklarımı bizim ultraslanın yanında, hadi onu geçelim reislerimizin ve korumalarının yanında yapabilirmiydiniz size soruyorum... tribün liderliği "kalk lan", "bağır lan", küfür kıyamet değildir... arma, renk için kendini parçalamaktır; renkdaşlarını, aynı armanın peşinden koşanları değil...

    http://www.asromaultras.org/...nifesto.html#against (esas ultras neymiş bilmeyenler okusun)
  • 21
    her daim sinirli olan abiler. hiç bir zaman çıkan sesten memnun olmayan bir görüntüleri vardır. taraftar son seste bağırıyorken bile çatık kaşlarıyla bakıp, bazen tek bazen çift el avuç içleri yukarı bakacak şekilde gel gel hareketi yaparlar. hareketi ne kadar sert yapıyorlarsa o kadar iyi ses çıkıyor demektir. yüzleri taraftara dönük olanlar genelde golleri göremezler.
  • 22
    bu kişilerin her tribüne konulmasıyla stadda organizasyonun sağlanacağını düşünen arkadaşlar var. yanılıyorlar. tahminimce de tribün kültürü nedir bilmiyorlar. öyle sağa sola tribün lideri koymakla olmaz bu iş. her tribünün dinamiği başkadır, her tribün kendi liderini çıkartır. bu arada tribün lideri derken, istiklal marşını bile taraftara dönüp söyleyen mahalle abilerini kastetmiyorum. onların ne olduğu belli değil.