• ne güzel bir adamdı. ankara'da ufak tefek bir evimiz vardı, sobanın yanına oturur, cine5'ten şifreli yayınlanan maçları takip etmeye çalışırdım. decoder falan yoktu tabi, o zamanlar sadece görüntüyü şifrelerler, sesi yayına verirlerdi. bu ufak tefek adam bir şekilde golünü atar, bizi mutlu ederdi. kel kafasını şifre falan demeden tanırdık. 94-95 sezonundan bahsediyorum. tam 11 gol atmış suat. gerçekten de güzel adamdı. :) hagi'ye yakıştığı kadar yakışmazdı ama 10 numara hagi'den önce bu formayı giyen suat'a da çok yakışırdı, çünkü on numara adamdı.
  • babamın fotoğraf albümünde kendisinin 14-15 yaşlarında bir fotoğrafı mevcut olan, babamla beraber futbol oynamış bu sebeple ayrı bir sempati duyduğum kendi küçük değeri büyük futbolcumuz.

    vakti zamanında (80'li yıllar) babamlar bir mahalle takımı kurmuşlar. suat kaya'da o mahallenin çocuklarından. ilgili fotoğraf o dönemden kalma. hatta başka bir fotoğrafın arkasında aynen şöyle yazar " bu maçta maçın yıldızıydım, bir gol attım bir de suat'a attırdım" yazıyı ilk gördüğümde kocaman gülmüştüm.
    tabi suat'ın bulunduğu fotoğraf gurur kaynağıydı benim için birçok arkadaşıma gösterip hava atmışlığım vardır.
    hatta bir kaç yıl önce suat'ın twitter hesabına yolladım fotoyu, "babanın adını söyle çıkarayım kim olduğunu" yazmıştı cevap olarak. söyledim, öylece kaldı yazışma cevap gelmedi. canı sağ olsun :)
  • milliyet gazetesinin spor sitesi skorer'e röportaj vermiş eski oyuncumuz. uefa kupası döneminden de bahsetmiş.

    --- alıntı ---

    - en son sakaryaspor’da görev aldınız. o macera neden sona erdi?

    son 5 seneyi özetleyeyim. ikinci lig macerama göztepe’de başladım, orada güzel bir takım kurup 7 ay sonra ayrıldım ama o takım şampiyon oldu. bucaspor’a transfer oldum. 15 maç arka arkaya kazanıp kümede kalmanın mutluluğunu yaşadım çünkü düşecek gözüyle bakılıyordu. menemen belediyespor’da ilk sezon ikinci, ikinci sezon yine play off, üçüncü sezon da şampiyonlukla takımı 1. lig’e taşıdık. sonrasında bayağı yorgunluk olduğu için ara vermek istedim. bu arada apar topar saç ektirdim. saçım iyileşmeye başladığı sürede sakarya’dan bir teklif geldi. 1 puanı olan bir takıma gitmek çok riskli, çünkü bir önceki sezon şampiyon unvanını alan bir hocaydım ama buna rağmen o takımın yapısına güvendim. coşkulu taraftarı olan büyük bir camia. 1 puanı 11 maçta 21 puan yaptık, 6 galibiyet, 4 beraberlik, 1 mağlubiyet aldık. o süreçte yönetim değişti ve başka bir hocayla çalışmak istediler.

    - başka bir hoca ile çalışmak istemeleri sizin performansınızla alakalı mıydı yoksa idari bir karar mıydı?

    son 5 maçta 4 beraberlik 1 mağlubiyet sanki yönetime ‘olmamış’ gibi geldi ama takımın ayağa kalktığını herkes görüyordu. muhakkak söz verdikleri başka bir hoca vardı ki öyle de oldu, benden sonra sarıyer’in hocası şaban yıldırım’ı getirdiler.

    - şu an görüştüğünüz herhangi bir kulüp var mı?

    hayır, şu an kimseyle görüşmüyorum.

    - az önce siz de saç ektirme konusuna değindiniz. galatasaray’da bu kadar başarı elde edip teknik direktörlük kariyerine başladıktan sonra medyada saç ve peruk konularıyla gündeme gelmek canınızı sıktı mı?

    hayır, ben kendimle barışık bir insanım. türkiye’de ilk saç ekimini ben yaptırdım. graeme souness zamanında, kendisinden de izin aldım ve zaten o da yaptırdı. o zamanın teknolojisiyle tutmadı ya da bize neler yapmamız gerektiğini anlatmadılar. daha sonra protez saç çıkınca bu sefer de fatih hoca’dan izin aldım ve yaklaşık 19-20 senemi böyle geçirdim. bu arada insanlar saçımın nasıl doğal durduğunu çok merak ediyordu. en son geçen yaz, çok sıkıcı bir zamanda kafadan çıkarmaya karar verdim. kayınbiraderim vasıtasıyla da 14 saatlik bir operasyona girip saç ektirdim. şimdi daha rahatım, en azından kafamdakiler artık benim.

    galatasaray’a geçelim… sarı kırmızılılar ilk yarıyı iyi kadrosuna rağmen istediği yerde kapatamadı. nasıl görüyorsunuz takımı?

    idare ediyor aslında. türkiye kupası’nda da gidiyor, ligde de idare edecek mesafede kendini tuttu. istediği formda bitiremedi. gelen futbolcuların uyum süresi uzadı veya gelen futbolcular hayal edilen, coşkulu galatasaray’ı yaratamadılar.

    - kağıt üzerinde bu kadar iyi futbolcu o galatasaray’ı neden yaratamadı?

    bazen böyle oluyor. çok beklenti olan futbolcudan az verim alabiliyorsunuz veya oyuncu geliyor, kısa dönemde bir sakatlık geçiriyor ve tekrar geri dönmesi uzun sürüyor ki falcao’da böyle oldu. nzonzi geldi, gönderiliyor herhalde; seri istenen formda değil şu an ama iki transfer daha yapıldı, onyekuru ve saracchi geldi. ihtiyaç olan yerlere merhemi bulur hoca. mesafenin kısalığı uzunluğu fark etmez, başarıya giden yolda fatih hoca ve ekibi her zaman müşterek adımlarla oraya doğru ilerler. ilerlemesi de lazım çünkü o gelmeden önce öyle bırakmıştı, geldikten sonra da öyle bulmak zorunda. “nerede kalmıştık?” diye kendisi söyledi, oradan da devam eder muhakkak.

    - sizi sezon başında en çok heyecanlandıran ama hayal kırıklığına uğratan oyuncu kim oldu?

    falcao heyecan yaratmıştı. önemli bir oyuncu. atletico madrid’deki haliyle yırtıcı bir forvet hayaliyle geldi. ama geldiğinden beri yarım maça çıkabildi. gerçek performansı o değil ve orada da oynamıyordu zaten. ya sakatlığı vardı ya burada sakatlandı ama orası muamma, galatasaray sağlık heyeti dışında kimse bunu bilmiyor. onda bir hayal kırıklığı oldu. nzonzi daha dik duruşlu, daha sert, daha oturaklı daha katılımcı bir yapıdaydı; burada donuk, mat ve bunu aşamadı. tabii geçen seneden rodrigues yok, feghouli afrika kupası’ndan geç döndü ve galatasaray bir sürü eksikle başladı. kalan sürede de toparlanma geç oldu.

    - fatih terim’i yakından tanıyorsunuz. terim’in oyuncularını iyi motive ettiği bilinir ve söylenir. bu durumda fatih hoca’nın formsuz olduğu eleştirilerine katılır mısınız?

    yok, hoca takım yapılanmasını çok iyi yapabilen bir karaktere sahip. kendi takımını ve ruhunu da çok iyi bilir ve irdeler. onun formda olduğuna ben inanıyorum ama gelen futbolcunun beynine girmek biraz vakit alıyor ki bir sürü adam değişti. son iki senenin şampiyonundan bahsederken biraz da destur besmele çekmek lazım. biz galatasaraylılar olarak mayıslara çok güveniriz. hele de oralara kadar kupa varsa onlara inancımız daha da fazladır.

    - fatih terim en başından veri ocak ayını işaret etti. bir teknik direktör olarak bu işaret ne anlama geliyordu, eski bir oyuncu olarak da, bu tavır futbolcuyu nasıl etkiler?

    o andaki hamle doğru mu bilmiyorum ama gelen birkaç mağlubiyet ve beraberlik, yalnız kaldığı ortamda hocanın sinirlerini yıpratmış olabilir. belki de bir işaret verip, oyuncuyu kalan 7-8 haftada hareketlendirip eleyip elemeyeceği oyuncuları çıkartma çabası da olabilir. oyuncu da bunu tehdit algılamış olabilir. tabii seyirciyi de yönetimi de bir yerde tutmak lazım, inandırmak lazım. şu ana kadar görülüyor ki, hocanın fikirlerine, transferlerine inanmış durumdalar ve şu an da devam ediyorlar. çok fazla kredisi de var zaten.

    hagi öncesi 10 numara sizdeydi, şu anki 10 numara da belhanda. şu an gönderilmesi de gündemde ama belhanda galatasaray’ın aradığı ya da standardına uygun bir 10 numara mıdır?

    ben 10 numarayı çok kısa süre giydim. hagi’nin geldiğini duyduğumda zaten 10 numara sahibine ulaştı. fenerbahçe’de alex, bizde hagi, beşiktaş’ın son döneminde talisca o 10 numarayı taşıyacak özellikte. benim evim türk telekom stadı’na 10, vodafone park’a 15, karşıya da 25 dakika. hiçbir takımın maçını seyretmeye gitmiyorum. insanlar bana nedenini soruyor, “kimi seyredeyim?” diyorum. beni heyecanlandıracak kimse yok. ben hagi ile oynamışım, alex’e karşı oynamışım, beşiktaş’a yerli yabancı bir sürü değerli oyuncu gelmiş, onlarla karşılıklı oynamışım. şu anki ortamda kulüpler maddi olarak da sorunlu olduğu için hagi, alex gibi oyuncular ülkemize getirilemiyor veya bulunamıyor. belhanda’nın enteresan bir yapısı var. moralliyken çok iyi oyun sergileyebiliyor ama maçın her anında 10 numara gibi davranmıyor. 10 numaranın liman gibi sığınılacak olması lazım. 90 dakika sahada aranılan adam olması lazım. belhanda’nın o türde bir oyuncu olduğunu zannetmiyorum.

    - belhanda öncesi sneijder o tipte bir oyuncu muydu?

    sneijder özel bir oyuncuydu. vuran, tutan, pas yapan, her şeyi deneyen bir oyuncuydu. ayrıca koca bir camianın sevgilisi olmak da kolay değil. zannedersem çilekti (gülüyor)

    - siz galatasaray tarihinin en başarılı dönemine tanıklık eden bir futbolcuydunuz. şu ana kadar hiçbir türk takımı bu başarının yanından bile geçemedi. o dönemki hava, bu dönemde neden yakalanamıyor? siz neleri doğru yaptınız ve farkınız neydi?

    19 sene geçmiş, demek ki haklıyız. 19 senedir üstüne konulan bir şey yok, yakınına gelen yok, egale eden yok. acaba neden? bir bakılırsa 3-4 yabancının olduğu bir yerde, 7-8, zamanı geldiğinde 9 futbolcusu a milli takım’da oynayan bir galatasaray’ın bu başarıyı yapması gayet normal. şimdi hiçbir takımımızda istiklal marşı’nı söyleyecek türk oyuncu bulamazken bunun beklentisi de son derece saçma olur. uefa ligi çok zor bir lig. biz bir de arkasından süper kupa’yı aldık ki müzesinde olmayan bir takıma karşı oynadık. belki o zamanın gençleri çok farkında değiller ama çok önemli oyunculara karşı oynadık. figo’su, raul’u, casillas’ı bizim karşımızda oynuyordu. isimler dehşet, oyuncular dehşet… galatasaray şunu başardı: biz pratiği ve teoriği aynı anda başardık. çok iyi ders çalışıp rakipten bir adım bile fazla koşmak skoru her zaman değiştiriyor. burada başarı üstüne başarı var. bunu kimse başaramaz dediğimizde bize gülüyorlardı. 17 avrupa kupası maçında hiçbir şekilde mağlup olmadan bu kupaya uzanmak, bakın bakalım uefa tarihinde var mı? yok, yapamazlar. şimdiki ortamda daha da zorlaştı. taffarel dünyanın bir numaralı kalecisiydi, hagi ‘karpatların maradonası’, bana göre dünyanın maradona’sı. popescu ağırdı ama defanstaki en zeki adam. dehşet bir takımımız vardı. koşmaktan zevk alan, bizi hakir görene kabadayılanan, restleşen, böyle bir yapımız vardı.

    - o günlere değinmişken bir anı alalım sizden…

    kazandığımız statların içinde jakuzi vardı, o zamanlar da daha yeni modaydı. bir gece hanımla televizyon izliyoruz, kopenhag gösteriliyor, finalin yapılacağı yer. ‘arsenal bu soyunma odasını kullanacak, galatasaray bu soyunma odasını kullanacak’ diye tanıtılıyor. gece 1:30’da biz karı koca ayağa kalkıp birbirimize “çak” yaptık. finale 23 gün vardı, “selen, burada da jakuzi varsa kupayı getireceğiz.” demiştim eşime, varmış. öyle bir totem yapmıştık ailece. sonra kupamızı da aldık, oradaki jakuziye de girdik.

    milli takım ile güzel bir jenerasyon yakaladık, euro 2020’ye gidiyoruz. kulüp bazında başarı gelmese de milli takım iyi gidiyor. siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

    olabildiğince iyi oldu ki bunu başardık. gidilecek, oynanacak ama benim sıkıntım gruptaki takımlarla çok fazla maç yapmadık. italya ile en son ne zaman karşılaştık bilmiyorum. jenerasyona güvenim tam. hep kazanmak isteyen kaliteli bir topluluk var. bu yüzden şenol hoca şanslı. başarılar diliyorum. inşallah gruptan çıkarlar ve göğsümüzü kabartacak şekilde de ilerlerler, ben inanıyorum.

    - yeniden galatasaray’a dönersek, gündemde bir arda turan konusu var. başkan ve terim’in yaptıkları açıklamalarla anlaşmazlığa düştüklerini gördük. arda gelirse galatasaray’a ne katar?

    1 ay önce bana bu soru sorulduğunda “zannetmiyorum” dedim çünkü başakşehir’de de düzenli oynamıyordu. mustafa cengiz, “arda turan’ın transferi gündemimizde yok.” dedi ve tek cümleyle bitirdi. arda turan bir cümleyle bitirilecek bir oyuncu değil. ben onun hocalığını yaptım. özel hayatlar beni hiçbir şekilde ilgilendirmez, sahanın içi önemlidir. uzun süredir de görüşmüyorum. hoca ise biraz daha ılıman yaklaştı. ben severim, oyunculuğunu da çok severim. canı isterse her şeyi yapabilecek kalitesi vardır, yeter ki canı istesin. sahaya bedenen ve beyin olarak döndüğünde seyircinin de gönlüne girer, güzel dili vardır. oyununu zaten kimse inkar etmiyor, olursa da şaşırmam şu andan itibaren.

    - bir gün galatasaray’ı çalıştırmak gibi bir hayaliniz var mı?

    çok isterim. biz de “kaldığımız yerden” devam etmek isteriz. türkiye’den en çok kupa kaldıran, en çok kupaya değen, en çok şampiyonluk yaşayan oyuncu rekorunun sahibiyim ki 15 sene olmuş bırakalı. benim evim müze gibidir, her türlü kupa mevcuttur. inşallah bir gün tuttuğumuz oynadığımız gururla formasını taşıdığımız takımımıza hoca olursak orada da şampiyonluk yaşamak isterim. en büyük dileğim.

    --- alıntı ---
  • bir yaz akşamı, kuşadası çarşıda, muhtemelen bundan 15-16 yıl kadar önce, kendisi ve yanılmıyorsam şarkıcı ege ve yanlarındaki bayanlarla yürümekteydiler..

    babama gösterdim, "şu bizim suat değil mi?" dedim..
    babam baktı, baktı, baktı..
    "o galiba, gel seni götüreyim yanına" dedi..

    peder beni mutlu etmek için kurşun gibi kalktı masadan.. koşar adım yaklaştık..
    peder bey söze girdi direk "bizim oğlan hasta galatasaraylı, sizi de çok sever" dedi..
    ve beni suat'ın kucağına fırlattı..

    tekrar söylüyorum, peder beni bildiğiniz fırlattı.. eliyle koluyla tutup attı yani adamcağızın üzerine..

    ben tabi, yaş daha 7-8 olduğu için o zamanlar, ünlüyle dip dibe gelince ne yapılır ne konuşulur bilemedim..

    en çocuksu ve masum duyguyla sarıldım..
    valla bildiğiniz sarıldım..

    suat hafif sırıtıyor, yanındaki ege de bir yandan mekan seçiyor..
    ulan bekle be, 2 dk adama bakayım..

    neyse, suat ilgiye teşekkür etti, vedalaşıp ayrıldık..
    salak gibi olduğumu hatırlarım, sonra da babamla birlikte annemin yanına doğru yürüdüğümüzü..

    gerisi yok, gerisi flu..
    sadece sarıldığım an çok net..
    bir de yanındaki lavuğun alelacele mekana geçme isteyişini..

    (bkz: bu da böyle bir anımdır)
  • oynadığı dönemde takımın en sevilen adamlarından biriydi. tugay'ın en yakın arkadaşı, taraftarın hugo'suydu. sempatik, eğlence dolu bir adamdı, çok da iyi bir orta sahaydı.

    kellikten çok çekti, o dönem trend olan saç ektirme modasına uydu. antrenmanlarda yerli, yabancı, genç, yaşlı herkes kendisine takılirdı bu saç mevzusuyla ilgili, o da güler geçerdi. anladığım kadarıyla, sonradan geri kazandığı saçlarına kıyamayıp, 20 senedir falan kestirmemiş..*

    bu komik foroğraf vesilesiyle de olsa kendisini anmak güzel. seviyorum seni suat kaya.

    https://mobile.twitter.com/...515444515528704?s=21
  • büyük feldkamp'ı yanıltan tek futbolcuydu. alt yapıdan çıkmıştı ve feldkamp galatasaray'ın başına geçince antremanlarda çelimsiz ve ufak tefek suat'ı görünce, bunlarla mı şampiyon alacağız gibilerinden laflarla aşağılamıştı.

    bu yüzden suat o yıl konyaspor'a kiralanmıştı. suat da ilginçtir o yıl konyaspor'da iki gol atmıştı. attığı o goller de birer tane hem içeride hem dışarıda olmak üzere bize karşı idi. hatta attığı bir gol çok teknik ve kaliteliydi. bizim defansı ipe dizmişti ve önüne çıkan defans oyuncumuzun üzerinden aşıratarak ceza sahasına girmiş ve golü atmıştı.

    kaderin böyle bir cilvesiyle suat'a ertesi yıl tekrar şans verilmişti. ve sonuç malum: sadece çelimsiz ve teknik bir futbolcu olarak görülen ama pres yönü, dayanılıklılığı ve ciğer kapasitesi sonradan keşfedilen suat uefa kupasını getiren muhteşem üçlü orta sahanın ön liberosu olmuştu.