takımımızın rekortmen ve başarılı teknik direktörü. yaptığı icraatlerden en önemlisi ise takıma kimlik kazandırması ve kazandırdığı kimlikle birlikte önce florya’yı sonra kemerburgaz’ı ama en başta ali sami yen’i mutluluk merkezi yapmasıdır.
ayrıca kendisi bir galatasaray efsanesidir. bu efsaneler arasında taraftar olarak tamamen mutabık olunan birkaç isim dışında doğal olarak seveni de sevmeyeni de vardır. pek tabii sürekli eleştiren de var, her şeye rağmen destekleyen de.
ben ise bu eleştiren ve sürekli destekleyen güruhun tam ortasında duranlardan biriyim. ancak kendisine büyük sevgim ve saygım söz konusu.
destekliyorum zira takıma genel hatlarıyla oynattığı hücum futbolu anlayışı, bu kulübün genlerinde olan futboldur. bununla birlikte takımın form durumu ideal veya ideale yakın olduğu zamanlarda ekran başında aldığım keyif bambaşka oluyor. ayrıca, kendisinin hedef maç hazırlıkları da gayet yeterli seviyede. bunu lig derbilerinin yanı sıra, 2025-2026 sezonu şampiyonlar ligi serüvenimizde kanıtladığını da gördük.
ancak benim aklımdaki ve gönlümdeki futbol, kendisinin kartvizitinde yazan baskı ve karşılama oyununun dışında topla ilişkisi çok daha iyi olan bir tarafta. hatta tarafta da demeyeyim merkezinde. ama hocayı eleştirdiğim konular gönlümdeki bu oyun üzerinden olmadı. yani çıkıp adama “ama set oyunu yok” demeyeceğim. genellikle kendisine olan naçizane eleştirilerim, oyununa veya takıma eklemesi gereken güncellemeleri, takımın bocalamasını hatta çöktüğünü görmeden bulamaması üzerine oluyordu.
şu an bu entry’i okuyanlar çok normal olarak bunu bilmiyorsunuz çünkü uzun zamandır buraya bir şey yazmıyordum.
*neyse, gelelim okan hoca neyi, nasıl toparlamış, takım nasıl dönüşmüş ve şu an ne olabilir?
2023-2024 sezonu sonundan itibaren takımda bir profil dönüşümü var. bu, takımın oyununa futbol zekası ve teknik kapasite katan oyunculardan daha atlet ve rakibi bozabilen yönleri daha baskın profillere geçmesinden kaynaklı.
o sezon takım
dries mertens,
mauro icardi,
abdülkerim bardakçı,
lucas torreira hatta
hakim ziyech ile
kerem demirbay ve yarım sezon sacha’nın
* yerine geçen
kaan ayhan’dan oluşuyordu. bunlar çoğunlukla demin de bahsettiğim oyun iq’su ortalama veya üstü olan ve teknik özelliklerini de sahaya yansıtabilen tipte oyunculardı. nitekim o sezon bu özellikler sayesinde tüm kapalı savunmalar aşılıyor ve 17/17 gibi acayip bir seri ile sezon çözülüyordu. ancak bu oyuncuların maç içinde sürekli sertlikle karşılaştıklarında sinmeleri ise en büyük defolarıydı. bunu acı bir şekilde o sezonki birkaç karar maçında yaşıyorduk.
***hemen ertesi sezon başında bunların yanına veya önüne doğru eklemelerin yapılmaması ve her sezon başlangıcında olduğu gibi takımın geç form tutması sebebiyle young boys
* ve beşiktaş
* mağlubiyetleri yaşanıyordu. sonrasında,
victor osimhen anomalisinin takıma katılması, ayrıca
barış alper yılmaz’ın formunu iyiden iyiye yükseltmesi, takımın da oyununun her bölgede akıl koyan oyuncuları bulma düzeninden, basit bir tabirle “topu hücuma gönder ve oraya doğru koş” noktasına evrilmesine sebep oldu. bu oyunla birlikte takımın ekstra bir profile, yani top sürme üzerinden tempo getirmeye ihtiyacı vardı. bu da o sezonun en farklılaşan ismi
yunus akgün’ü bize kazandırmıştı. o sezon, yunus olmadığında ne kadar zorlandığımız aklımızdadır diye tahmin ediyorum. bunların yanında bir önceki paragrafta yazdığım isimler ya sakatlandılar, ya form durumları üzerinden fiziksel olarak erozyona uğradılar ya da bu yeni oyunun getirdiği başka problemler üzerinden maçlara girip etki edememe durumuna düştüler. o sezon yeni transfer edilen
gabriel sara’nın da merkezde teknik kapasite koyma noktasında ilk 2-3 ay dışında ağır kaldığını da belirtmek lazım. (ayrıca, bence sara hiçbir zaman da vasat üstü bir oyun aklına sahip bir oyuncu da değil) orta sahada lucas torreira ise, yine elinden geleni yapıyor; oyun bilgisi, tekniği, çabukluğu ve topa baskıdaki mahir özellikleriyle orta sahada neredeyse tüm yükü sırtlıyordu.
takımın hücumu atletizm ve fizik kapasite merkezli bir oyunla değişirken, bunların arasında icardi ve mertens'i taşıyabilmek için rest defence’i rotasyonlu değil direkt üç stoperli bir şekilde kurma fikri denendi, olmadı. çünkü geriye dönüşler kanat bek profilleri sebebiyle neredeyse sadece üç stoperle karşılanıyordu. bu da bol bol pozisyon vermek, hatta yediğimizden çok atmamız demekti. sonrasında, özellikle devre arası transferlerinin performans verememesi sebebiyle okan hoca, bildiği tandemle devam etmeye karar verdi ve orta saha merkezine bozucu özellikleri ön planda olan bir profil alındı. o isim
mario lemina idi. lemina, bozucu özelliklere sahip olmasının yanında, yaşadığı sakatlıklarla eski hareketliliğini kaybetmişti. yani, oyun biraz gitti-geldi şekline döndüğünde savunmada sınırlanabiliyor, hatlar arasında ise eskisi gibi top taşıma özelliğini kullanamıyordu. ancak yine de belli başlı teknik özellikleri gayet yerindeydi ama merkezdeki durumu farklılaştırabilecek düzeyde değildi.
2024-2025 sezonunun son çeyreği sara-torreira-lemina’lı bir orta saha ile çözüldü. bu orta sahanın handikaplarından biri, özellikle 2. ve 3. bölgede topa temas süreleri çoğaldığı zaman pek verimli olamamalarıydı. yani takımın merkezi, hücumdayken kapalı savunmalara karşı dripling ile top taşıması kısıtlı oyuncular ve topu biraz demlendirip pas üzerinden oyunu açmayı pek de beceremeyen profillerden oluşuyordu. yalnız buna pek de gerek yoktu; artık “topu hücuma at ve oraya doğru koş” oynanıyordu. güçlendirilmesi gereken şey buydu. takım karşılamayı doğru yaptığında bu oyuncular, topu en rahat ettikleri şekilde, yani, olabildiğince az dokunuş yaparak hücumda 1 tempocu, 2 koşucu bulabiliyorlardı. zaten işi de hücumcuların 1'e 1 oyunları ile santraforun fizik üstünlüğü çözüyordu. nihayetinde, kadıköy’deki o türkiye kupası maçından sonra da en ideal oyun böylece tescillenmiş oldu.
*2025-2026 ise yine bu eksende başlanan bir sezondu. tek farkı, sezon içinde bir şekilde oyunun bazı yönlerinin pek de dönüştürülememesiydi.
osimhen’in bonservisinin alınmasının yanında
leroy sane ilavesi ilerideki tempocu sayısını 2’ye çıkarmıştı.
wilfred singo ise sağ beke devşirilen
rolland sallai yerini alacak ve savunma atletizmini yukarı çıkaracaktı. son gün alınan bir diğer isim olan
ilkay gündoğan, merkezde torreira’nın top kapma özelliğine yoğunlaşmasını sağlayıp oyuna akıl koyacaktı.
(burada uğurcan transferini belirtmeme gerek yok. o yüzden o tarafa girmiyorum zira kale zaten en elzem bölgeydi.)
gel gelelim takımın genel profilleri olan atletizm ve fizik üzerinden oyunlar devam etti. ilkay ise bize istikrarlı bir şekilde oyun aklı taşıyamadığı gibi arkadaşları da topu hızla ileri atmaktan dolayı çoğu zaman onu göremeyecekti. açıkçası, kendisi de pek eskisi gibi değildi. sezon içerisinde bir ara, sadece 3 maçlığına, ağzımıza bir parmak bal sürmüştü.
***iş biraz teknik özellik koymaya gelince ihale -takımın genel olarak en istikrarlıları- savunmada apokerim’e, orta sahada torreira’ya kalıyordu. tekniklerinin genel profillerden yüksek olmasının yanında, savunma ve hücum geçişlerinde oyuna akıl koymaları da onlardan bekleniyordu. takımın diğer her yerinde tempocu ve atlet görüyorduk. şampiyonlar ligi’nde bu, topla oynamaya çalışanlara veya üst düzey takımlara karşı işliyordu. tam kadroyken ve ideal formdayken harika baskı oyunları izliyorduk. hoca da nefis planlar sunuyordu.
ligde ise vasat oyunla alınan skorlar, iyi oyuna göre daha çoktu. ancak, takımın yetersiz rotasyonu tıpkı 24-25’de olduğu gibi elimizi kolumuzu bağlıyordu. çabuk top kaybı yapabilen 3 ön alan atletini ve 1 devşirme tempocu 10 numarayı bırakın orta saha, atlet bekler bile karşılayamaz hale gelmiş, sakatlıklar artmıştı. sonra, yine devre arasında gelen -ama gelmeden önce burun kıvrılan- bir çocuk bize oyunu biraz da olsa farklılaştırabileceğimizi gösteriyordu.
noa noell lang’ın kiralık transferi, barış’ı daha düz bir kulvarda kullandırırken, hücumda topu demlendirerek çok az da olsa yerleşimde bir rahatlık sunuyordu. tabii çok değil; belki 4, belki 5 maç. sonuçta adam rotasyon oyuncusuydu. çoğu renktaşım gibi büyük hayranlık beslediğim mauro icardi ise oyuna girdiğinde tamamen içgüdülerine dönük bir futbol ortaya koyuyordu. top ona hazırlanırsa oradaydı. ancak, takımın oyunu ona uymuyor ve maalesef o da artık koşamıyordu.
4. kez üst üste şampiyon olunan sezonun mottosu “osimhen sağlıklıysa…” şekline dönüp, bitmişti. çünkü o sahadaysa 2, belki de 3 kişiyi manipüle edebiliyordu. böylece geri kalanlar istedikleri 1'e 1 eşleşmeleri bulabilirdi. bu, hoca ve ekibi tarafından kurgulanan bir şeydi. ancak bunu sürekli izlemek sanki doğaçlama gibi gelmeye başlamıştı birçok kişiye. oyun aklı gitgide kısıtlanan bu takımın düşünmesine osimhen sahadaysa pek de gerek yoktu. artık anlar çok önemliydi. tıpkı bizi yenen hocaların söyledikleri gibi “galatasaray’ı yenmek için anları çok iyi oynamanız gerekiyor. biz de bugün bunu çok iyi yaptık.”
şimdi 23-24 sezonu için yazdığım teknik kapasitesi ve oyun aklı ortalama veya üstü isimlerden kimlerin takımda kaldığına ve ne duruma geldiklerine bakalım:
bu isimler, abdülkerim bardakçı ve lucas torreira. işte, herkesin ortalama olarak en çok sövdüğü o 2 futbolcu. belki apokerim’in etrafındaki profiller onun eksik yaptıklarını kapatabilirdi. ancak bekler, ön alandakilerin formsuzluğunda onları savunmada da taşımaya çalışır, davinson da saçmalıklarına devam ederse, apokerim oyunda en iyi yaptığı şey olan top taşıma ve oyun kurmayı da gerçekleştiremeyip tamamen hedeflenebilir bir hale geliyordu.
torreira ise baskıya mı gitsin, geri gelip top mu çıkarsın, oyun kurma fazında mı olsun, yoksa savunma önünü mü kapatsın şeklinde kafası karışık uzun süredir. bu tamamen ondan kaynaklı değil. zira yanına bir türlü ideal bir partner alınamadı. şu anda da bu durumla birlikte 5. sezonuna giriyor.
ve unutmadan, ikisi de yaş alıyorlar. yani, "yerlerine birileri bakılmalı" uyarı ışığı da yanmakta.
bu da bizi
2026-2027 yaz transfer döneminin ne kadar kritik olduğuna getiriyordu. şurası doğru; bu kadroyu okan hoca istedi ve oluşturdu; oyunu da o dönüştürdü. ancak, şu an görünen de çok belli; takım, hem her dominant takıma karşı antitez üretilmesinden hem de elindeki profil havuzundan dolayı kısıtlanabilir durumda. bunu sadece direkt rakiplerimiz değil, alt seviye takımlar da görmekte. ihtiyacımız olan ise yeni bir dönüşüm veya güncelleme olmalı.
hoca, takımdaki bu fizik ve atletizm temelli profillere “at, koş, karşıla” dışında ne oynatabilir gerçekten emin değilim. bek ve hücum hattı tamamen atlet, bozucu ve tempoculardan kuruluyken orta saha ile en azından bir kenarda oyuna akıl koyabilecek, teknik kapasitesi yukarıda profillere gidilmemesi de endişe verici. şu anda genel oyuncu tiplemesinden farklı olarak takıma katılan
aleksey batrakov’dan da "hadi gel, bunların hepsini sen çöz" beklentisi içinde olmak, 21 yaşında ülkesinin dışına henüz çıkmış bir gence haksızlık olacaktır.
bu noktada hocanın işi zor görünüyor. eğer, takımdaki -çok değil, en azından hücum ve orta sahadaki- profil dönüşümü gerçekleşmezse belki de bu kez şapka da yokken hem şapkayı bulup hem de oradan tavşanı çıkarmak zorunda kalabilir. veyahut, transferde tıkanıp ağustos sonunu da getirmişken, benzer tipteki oyunculara gidip ilk 11'deki futbolcuların formu düştüğünde, oyuncu değişiklikleriyle maç içi sıkışan durumlarda birilerinden bireysel performansla çözüm bekleyecek.
bunlarla birlikte, kendimi bilerek 30. tam sezonumu takip edeceğim
galatasaray futbol takımı'ında hiç bu kadar edilgen bir yönetime şahit olmadığımı da söylemeliyim.
* aslında, bu transfer döneminde çıkan (çıkarılan) haberlere, yönetim içi garip dedikodulara/oyunlara çok da şaşırmadım. bahsetmeye çalıştığım edilgenlik; son 4 senedir sustukları, aksiyon almadıkları konulardan geliyor. o konular, bu transfer döneminde aşırı plansız olmalarından, iç çatışmalarından çok daha rezil meselelerdi. tüm bunların ışığında, maalesef daha da saçmalamayacaklarının garantisi de yok.
neyse, hepimiz bugünleri de not ediyoruz.
okan hoca'ya tekrar dönersem; yine elinden geleni yapacağından zerre şüphem yok. üst üste 5. şampiyonluğu, avrupa’da geçtiğimiz sezonki aynı başarıyı hatta fazlasını hepimizden çok istediğini de biliyoruz. kendisinden tek talebim ise, herhangi bir bocalama döneminde oyunun çöküşe geçebileceğini daha erken fark ederek gerekeni yapmasıdır. yine de herhangi bir ters durumda benim nezdimde en az 2 tam sezon başarısızlık kredisi var. yalnız, mavi tikliler ile anonim hesaplardan gelecek bir öfke dalgasıyla 1 ayının bile olmadığını ve o öfke dalgası önünde duramayacak bir yönetimin tepede olduğunu o da biliyordur.
kendisine başarılar diliyorum.
hocam sendeyiz, yine senin yaratıcılığın.