"southampton ile sakatlık tedavisi sürecinde yaşadığım anlaşmazlıkların ardından transfer döneminin son dakikalarında galatasaray teklifini kabul ettim. istanbul’a adım attığımda buradaki inanılmaz futbol tutkusunu gördüm; bu atmosfer ve adrenalin sayesinde tüm ağrılarımı unuttum. kadroda çok deneyimli isimler olmasına rağmen kiralık bir oyuncu olarak kaptanlık bandını takmam, fatih terim’in bana duyduğu büyük güvenin bir simgesiydi. eşim de bu süreçte fedakârlık yaparak beni her yerde destekledi."
"pandemi ve finansal nedenlerle ilk dönem kalamasam da galatasaray’a kupa kazanmak için döneceğime dair kendime söz vermiştim. wolverhampton sonrası geri geldim, namağlup giden takıma harika bir uyum sağladım ve kariyerimin ilk kupalarını (süper lig ve türkiye kupası) burada kaldırdım. gelecekte de antrenörlük diplomalarımı alarak futbolun içinde kalmayı planlıyorum."
"juventus’a transfer olduğumda buffon, dani alves, evra, pogba ve dybala gibi dünya yıldızlarıyla aynı ortamda bulunmak büyüleyiciydi. sadece yedek kulübesinde oturan bir izleyici olmak istemedim. marchisio sakatlandığında formayı kaptım ve ilk 10 maçın çoğunda maçın oyuncusu seçilerek bu seviyede oynayabileceğimi kanıtladım.
cardiff’te real madrid’e karşı şampiyonlar ligi finalinde oynamak, nanterre’den çıkan bir çocuk için rüya gibiydi. maçı kaybettiğimizde döktüğüm gözyaşları aslında üzüntüden ziyade ailemi yeterince gururlandıramama korkusundandı. ancak sonradan anladım ki onlar benimle zaten fazlasıyla gurur duyuyordu. o maçta “prime” dönemindeki cristiano ronaldo’ya ve orta sahada hayatımda gördüğüm en muazzam performanslardan birini sergileyen ısco’ya karşı oynamak çok zordu."
"kariyerimin bir döneminde babamı kaybettim. babam özellikle kardeşimin en büyük sırdaşı ve rehberiydi; her idmanına giderdi. onun kaybıyla kardeşim adeta pusulasını yitirdi, bu yüzden ona destek olmak ve o savaşçı ruhu yeniden kazanmasını sağlamak adına onun yanında (wolves’ta) olmaya çok ihtiyaç duydum."
"genç yaşına kadar amatör seviyedeki kulüplerde oynamaya devam ettim. bir süre sonra ailemle bir ültimatom belirledik; eğer o yıl profesyonel bir altyapı merkezine giremezsem futbolu bırakacaktım. o dönemde paralel olarak boksla da ilgileniyordum ancak ailem yüzümde ve gözümde morluklar olmasını istemediği için futbolu seçmemin daha doğru olacağını düşündü."
"southampton’a geçtim çünkü premier lig’in tempolu, git-gelli yapısı benim ‘box-to-box’ (iki yönlü orta saha) tarzıma mükemmel uyuyordu. kendimi harika hissederken ve büyük kulüplerin ilgisini çekmeye başlamışken ciddi pubis (pubalji) ve bilek sakatlıkları yaşadım. bu durum kariyerimi yavaşlatsa da oyunumu daha olgun, risksiz ve istikrarlı bir hale getirmemi sağladı. artık bir sezonda rahatlıkla 35–36 maç çıkarabiliyorum."
mario lemina