• 1
    “...futbolda eski kurdum.

    fenerbahçe'nin forvetleri

    mahallede kaydırak oynayan birer piç kurusuyken

    ben

    en ağır hafbekleri yere vururdum.

    futbolda eski kurdum.

    santıradan alınca pası

    çakarım

    hoooooooooooooooooop!

    5 numro top

    açık ağzından girer golkipin karnına.

    bana mahsustur bu vuruş

    futbol potinlerim

    kurşunkalemimden öğrendi bu zanaatı!

    o kurşunkalemim ki

    9 deliğinizden vücudunuza her tıktığı mısra

    işkembenizde taş...”

    şiirini de yazmış kişidir.
  • 2
    alıntıdır...

    nâzım hikmet’in sporla hatta futbolla ilgisi çok fazla değildir. zaten kendisi de bunu yazılarında belirtmiştir. akşam gazetesi’nde orhan selim kod adıyla 30.01.1935’te yazdığı makalede özetle şunları söylemiştir:

    “spor işlerinde yayayımdır. hele futbol gibi sporlarla uğraşmadım. spor iyidir, diyorlar, iyi olsun. sağlam gövdeyi severim. spor gövdeyi sağlamlaştırıyor. bu da iyi! delikanlılar spor yapsınlar. sözüm yok…ancak… ‘ancak’ diyince şu bilmem ne kulübüyle bilmem ne kulübünün son maçlardaki kafa, kol, bacak kırılmasından söz açacağımı sanmayınız. futbol maçında kafa kol kırılır kırılmaz mı? bilmem birisi çıkıp, kırılır derse, ‘kırılır’ derim, kırılmaz derse, ‘kırılmaz’ derim. kırılır mı? kırılmaz mı? bunu bu işten anlayanlar kestirsin…

    “… günlerden bir gün, beni bir futbol maçına getirdiler. ilk gidişim! orta, karşılıklı on birerden yirmi iki kişi çıktı. bir de ikide bir düdük çalan bir adamcağızla elleri bayraklı iki üç kişi daha.

    “oyuncular karşılıklı dizildi. çayırın orta yerine içi hava ile doldurulmuş meşin bir top kondu, pazarola hasan bay’ın kafası büyüklüğünde… beni maça getiren bildik dedi ki:

    “uzun sözün kısası, senin anlayacağın bu topu hangi takım daha çok karşıyakanın iki direği arasından geçirirse, o oyunu kazanmış olur…

    “düdüklü adamcağız düdüğünü öttürdü… koş babam koş! koş babam koş! ilk önceleri şaşırdım, biraz sonra beni bir gülmedir aldı. koskoca adamların şu meşin top ille de karşıyakadaki iki direk arasına geçireceğiz diye ha babam koşmaları, birbirlerini itip kakıştırmaları, benim gibi spor işlerinde bilgisiz bir kişiciye gülünç gelmiş ne çıkar?

    “… maç bitti. ‘yeşil-turuncular’, ‘al-lacivertliler’i yendi, dediler. meğerse bunlar, topu ötekilerden iki kat daha çok direklerin arasından geçirmişlermiş. alkış, alkış, gürültü, patırtı, kalabalığa karışıp stadyumdan dışarı kapağı attım. atış o atış, bir daha gitmedim maça…

    “bundan böyle de gitmeyecek miyim? gideceğim! ne vakit?

    “içi havayla dolu meşin bir topu iki direk arasından geçirmenin derin, yaratıcı, coşturucu ustalığına erebildiğim vakit!”

    nâzım hikmet, bir süre sonra yine bir dostunun dayatmasıyla fenerbahçe-galatasaray maçını izlemeye gitmiş. nâzım hikmet, orhan selim imzasıyla 23.04.1936’daki maçta çok heyecanlanmış ve şöyle yazmıştı:

    “herkes istediğini söylüyor. herkes dilediği gibi bağırıp çağırıyor. ortalıkta bir söz, bir düşünce hürriyeti alabildiğine….

    “bu işin birçok tarafları hoşuma gitmedi, desem yalan söylemiş olurum. muayyen bir manada, demokrasiyi anlamak isteyenler taksim stadyumu’na gitsinler. ben kendi payıma güzel ve berrak ve heyecanlı bir iki saat geçirdim, orada.”

    nâzım hikmet’in yaşadığı dönemlerde özellikle 30’lu yıllarda futbol amatörce ve forma aşkıyla oynanırmış. takımlar sahada dişe diş mücadele edip, terlerini akıtırken mertçe ve spor ruhuna uygun olarak galip gelmeye çalışırmış. yine o dönemin kulüp başkanları, yöneticileri şimdiki gibi sadece zengin değil hatta birçokları ancak orta gelire sahip, spordan anlayan veya futbolun içinden gelmiş kişilerden oluşurmuş. fenerbahçe’de en uzun dönem kulüp başkanlığı yapmış, fenerbahçe stadyumu’na ismi verilen eski başbakanlarımızdan şükrü saraçoğlu, yıllar sonra ismine verilen stadyuma gittiğinde bilet almak için sıraya girmiş, ancak onu tanıyan bir spor adamı tarafından kulüp yöneticilerine haber verilerek stadyuma sokulmuştu… günümüzde bir futbol kulübünün başkanı olmak için, eğitimli, kültürlü, spordan anlamak o kadar önemli değildir. sadece paranız varsa, ama tabii ki çok paranız varsa, hele bir de bu para kara ise, başkanlık için en ideal adaysınız. ancak bütün kulüp başkanları böyledir diyemeyiz, ama birçoğunun böyle olduğu rahatlıkla ifade edebiliriz… dünyada silah harcamaları için dönen para dolar cinsinden 1 trilyon. futbolda da dönen para ise 750 milyar dolar civarında. eğer işin içinde para varsa, şike, bahis ve dolayısıyla mafyanın oyunun en önemli aktörü olarak ortaya çıkmaktadır… sonuçta, kulüp başkanı, yöneticisi, sporcusu, antrenörü, masörü, doktoru ve daha birçokları bu işten dolaylı veya dolaysız şekilde maddi bir kazanç elde ederlerken bu işten tek kazanmayan ama kazandıran seyircidir. yani halktır.

    dünyanın en önemli türk şairlerinden sayılan nâzım hikmet, spor için, yine orhan selim adıyla yazdığı 14.07.1936’daki akşam gazetesi’ndeki makalesinde şunları yazmaktadır: “spor halkın, halk kulüplerin malı olmalıdır…”.
  • 3
    --- alıntı ---

    orhan kemal, nâzım hikmet'in hırslı bir futbolcu olduğunu söylüyor. nâzım hikmet'in futbol maharetini gösterdiği sahalar, kalem maharetinin başına açtığı işlerden ötürü düştüğü hapishane avlularıdır.

    “hapishane bahçesi adamakıllı müsaitti” diyerek saha koşullarının futbol oynamaya elverişli olduğunu söylüyor orhan kemal. ama futbol oynamak için öncelikle başgardiyandan izin alınması gerekiyormuş. zira hapishane bahçesinin duvarını aşan topun tekrar içeriye atılmasıyla “esrar kaçakçılığı” yapılacağından endişe ediliyormuş. ne de olsa esrar, “sahalarımızda görmek istemediğimiz” maddelerden.

    orta sahanın beyni

    şimdi hapishane avlusunda oynanan bir edebiyatçılar maçına uzanalım ve pası tekrar orhan kemal'e atalım: “uzun boylu, sarı saçları kıvır kıvır, kırk yaşlarında, mavi gözlü bir de şair karıştı. hem de takımın en zor yerinde oynuyordu: ortasaha!”

    orhan kemal, şairlikte de yarıştığını söylediği nâzım'a futbolda pek şans tanımadıklarını söylüyor. mikrofonlarımız tekrar orhan kemal'de: “şiirdeki kadar usta, yahut nefesli olmadığı için, onu ve ona dayanan defansı kolaylıkla geçer, onu çıldırtırdık.”

    nâzım, yenilen gollerden sonra sağa-sola bağırıp çağırırmış. tıpkı hagi gibi. “ifrit olurdu” diyerek topu tekrar ayağımızdan alıyor orhan kemal: “kıpkırmızı yüzü, masmavi gözleri ve yüzünün kırmızılığında kaybolan kaşları... hele çalım yapar, yutturursak öyle içerlerdi ki, sahada faul kralı kesilir, elle, kolla, tekmeyle girişirdi. bir gün esaslı bir tekmesini yemiştim, hani laf aramızda nefis bir tekmeydi.

    --- alıntı ---
  • 8
    kendisine ithaf edilen yazı, gerçek değildir.
    keza kendisi, orhan selim takma adını 1933-34 yıllarında kullanmaya başlamıştır ancak söz konusu yazı, 1931 tarihlidir.

    bu dünyaya gelişinin ve bitmeyen hasretinin bu yıldönümünde, çok sevdiğim baba şiirinden etkilenerek taze yazdığım (bkz: #1632594) nl giriyi de haddim olmayarak ve affına sığınarak kendisine adamak istiyorum.
    hasretin son bulsun artık.
  • 11
    hapishaneden tanistiklari buyuk edebiyatçi orhan kemal, nazim hikmet'in futbolculugunu su sekilde anlatir: ‘nâzım hikmet’in futbol maharetini gösterdiği sahalar, hapishane avlularıdır. bursa hapishane’sinin bahçesi futbol için adam akıllı müsaitti. mavi gözlü dev takımın en zor yerinde oynuyordu: ortahaf! hele çalım yapar, yutturursak öyle içerlerdi ki, sahada faul kralı kesilir, elle, kolla, tekmeyle girişirdi. bir gün esaslı bir tekmesini yemiştim, hani laf aramızda nefis bir tekmeydi.”
  • 13
    bahriyeye geçmeden önce mekteb-i sultani de okumus büyük şair. kelime seçimleri ustacadır.
    kafiye ve vezin kullanmadığı şiirlerinin kulak tırmalamaması, su gibi akması zaten apayrı bir olaydır. belki de türk tarihinin en büyük şairidir.
    bu vatan sevdalısı büyük adam da ne yazık ki türk topraklarında hayata gözlerini yumamamıştır.
    sözlerinde;
    6 sözcük ile bir insana söyleyebileceğiniz en ağır sözü ifade etmiştir.
    "bence sen de şimdi herkes gibisin"
    platonik aşkı tarif etmiştir
    "sende ben uzaklığı; sende ben imkansızlığı seviyorum"
    hayatın anlamını anlatır
    "pişman değilim yaşadıklarımdan, öfkem belki de yaşamadıklarımdan."
    ve de idealistliği tanımlar.
    "sen yanmasan, ben yanmasam, biz yanmasak nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa."
    vesselam büyük adamdır. benim gibi bir sayısalcı sırf bir şiirini gördüğü için sözel okumak istemiştir.
    aynı zamanda aynı burcu paylaşmamdan dolayı ilginç bir gurur duyarım. bundan dolayı gurur duymamdan dolayı kendimle gurur duymuyorum.**