• 1381
    "ülkemiz şu iki unsurun ülkesidir: biri çiftçi diğeri asker. biz çok iyi çiftçi ve asker yetiştiren bir ulusuz. iyi çiftçi yetiştirdik, çünkü topraklarımız çoktur. iyi asker yetiştirdik, çünkü topraklarımızı isteyen düşmanlar çoktur. bundan sonra da daha iyi çiftçi ve asker olacağız.

    ancak bundan sonra asker oluşumuz artık eskisi gibi başkalarının hırsı, şanı, şöhreti ve keyfi için değil; yalnız ve yalnız bu aziz topraklarımızı korumak içindir. (1923, tarsus)" tarihimize ışık tutması gereken bu sözleri dile getirmiş olan ulu önderimizdir.
  • 1383
    ne yazık ki yıllardır senin aklının çeyreğine bile sahip olan bir lider çıkaramıyoruz atam. ne büyük bir kara bulut çökmüş üstümüze ki hiç dağılmıyor, hep kötü hep daha kötüye gidiyoruz. nur içinde huzur içinde uyu. maalesef milletimiz seni hala tam olarak anlayamadı. allah gani gani rahmet eylesin inşallah.
  • 1389
    bundan yaklaşık bir 10 sene önce, taze bir üniversite öğrencisiyken kendisi hakkında hadsizce ''abi çok abartılıyor yeaaa'' diye tespitlerde bulunuyordum. söylediğim şeyde aslında haklılık payım vardı. kendisinin ülküleri, idealleri ve devrimleri yerine sarı saçlarından, mavi gözlerinden bahsedildiğini duyunca çıldırıyordum. atatürk'ün kendisi bile bu şekilde kendisinden bahsedilmesini istemezdi eminim. ama biz ne yaptık? nerde magazinsel ve içi boş durumları var onu öne sürdük. eğitimden başlayarak, medyada bile bunlar gösterildi boy boy. ''atam sen kalk ben yatam'' diye ağlamaklı şiirler okundu ilkokul öğrencileri tarafından. biri de demedi biz ne yapıyoruz aq diye. neyse bu konumuz değil..

    zaman geçti büyüdüm, bir çok kitap okudum, 2 3 dili akıcı derecede konuşabilecek hale geldim, yurtdışında yaşadım falan, sonra farkettim ki gerçekten tarihte görüp görebileceğimiz en büyük liderlerden birine sahipmişiz. gerçekten bunu anlamak için belirli bir zaman diliminden geçmek gerekliymiş. öyle pat diye anlaşılmıyor bu. fransa'da yaşadım misal, sekülerizmin kalesi.. ama bi bakıyorsun kadınlara seçme ve seçilme hakkını türk kadınına fransız kadınından daha önce verilmiş. küba'ya gidiyorsun, atatürk heykeli var. devrimin şehri küba'da. che guevara ve castro'nun yaptıklarını biliyoruz ve bu ülkede atatürk'ün heykeli var. neden acaba? abd'ye gidiyorsun, türkiye deyince ''hımmm hiç duymadım afrikada bir ülke mi'' diye soran amerikalılar bile atatürk'ü biliyor, hindistan'a gidiyorsun ghandi'nin ''mustafa kemal ingilizleri yenene kadar tanrı’yı da ingiliz’in yanında zannediyordum.” sözüyle karşılanıyorsun. hindistan'ın özgürlük mücadelesindeki ilham kaynağı olduğunu öğreniyorsun. sadece bunlarla bitmiyor üstelik.. savaştayken bile bir çok kitap okuyor, seminerler düzenliyor. iddaa oranı verilse 1'e 250 verilebilecek kurtuluş savaşı zamanında bile kurtuluş savaşından sonra neler yapılacağını kafasında belirliyor. adam bilim diyor, fen diyor, doğmalardan vazgeçin diyor, özgürlük diyor, bağımsızlık diyor. diyor da diyor. şu an bile yanımızda belirse uzak duracağımız köylüye efendilik sıfatını veriyor, enstitülerini kuruyor, hakettiği değeri gösteriyor, bunu lafla da yapmıyor, pratikte gösteriyor.

    yüzyılın en büyük bilimadamı einstein kendisine mektup yazıp mektubunu bitirirken ''ekselanslarının sadık hizmetkârı olmaktan şeref duyan'' sözüyle bitiriyor. şu an yapılmaya başlansa bile 200 yılda ancak tamamlanacak devrimleri o dönem 15 yıla sığdırıyor. binlerce kitap okumuş, geometri terimlerini bizzat kendisi çevirmiş. kendisi hem iyi bir asker, hem iyi bir komutan, hem devlet adamı, hem iyi bir bilimadamı vs. vs. bu çağda kendisinden daha büyük bir lider gelmemiş. bunları anlamam o kadar uzun sürdü ki, sahi o devrimleri sen o çağda nasıl yaptın yahu? yani aklım hayalim almıyor. savaştan yeni çıkmış, fakir, cahil, ezilmiş bir ülkeyi sen 15 yılda nasıl ayağa kaldırdın? allah'a şükür ki sen bizim başımızdaydın. gerçekten o kadar şanslıyız ki.. bugün bile kendisinin mirası hor görülüp kullanılıyor ama bitmiyor. bitirilemiyor.

    kendisi beni affetsin. küçücük aklımla salak salak konuşmuşum. neymiş içki içiyormuş.. o içtiği rakı şişesini götüne sokacaksın bunu söyleyen kişiye ama neyse...
  • 1390
    geçenlerde arabistanlı lawrence'ı izledim. önceden izlemiştim de izleyeli çok olmuştu, tekrar izledim. kral faysal'ın ordusu nasılmış, gerçekte de böyle haydutlardan mı oluşmuş ve lawrence'ın bu orduya etkisi o kadar çok muymuş diye bakmak istedim. konu daldan dala atladı, savaş sonrası kral faysal ve türkiye ilişkilerine geldi.
    https://isteataturk.com/...-birlikte-06071931/4
    atatürk, bu buluşmadan 15 yıl önce bu buluştuğu kişinin ordularına karşı, yıldırım orduları komutanı olarak arabistan'da, suriye'de savaş veriyordu. atatürk'ün venizelos'la, sovyet rusya'sıyla olan ilişkilerine bakın. inönü'nün 2. dünya savaşında da yaptığı politika aklınıza gelsin, karşı karşıya savaştığı adamlarla( churchill en büyük örneği) savaş sırasında kurduğu ilişkiler, ülkeyi güvende tutmak için yaptıkları.. sınırındakilerle ve dünyayla barışçıl ve dost olmak, ülkeyi savaşa sokmamak ve düşman edinmemek en büyük olay. ''yurtta sulh, cihanda sulh.'' öyle boş bir laf değil. tabii bu adamlar asker, savaşın hasarını en çok onlar biliyor. arkadaşları öldü savaşta, ölenlerin yanındaydılar. bu, şehit helvası sizin ocakta kavrulmadığı sürece hep tatlı gelecek, sözü çok önemli bir laf. ülkemizin kurucu felsefesi de budur, bundan uzaklaşmamak lazım.
  • 1393
    uçurumun kenarındaki yıkık bir ülkeyi, on yıllarca süren savaşlarda tükenme noktasından alıp 15 yıl gibi kısacık bir sürede ayağa kaldıran, kendi deyimiyle yeni vatan, yeni devlet ve yeni toplum oluşturan, dünyanın gelmiş geçmiş en büyük dehalarından biri.

    çok yanlış biliniyor atatürk. sevmeyenlerinin onu karalamaları kadar bazı sevenlerinin onun fikirlerini anlayıp uygulamak yerine sadece milli günlerde kendisinin bir görselini paylaşıp altına da canım atam bir tanecik atam sen mükemmelsin şeklinde mesaj bırakmaları ve bunu atatürkçü olmak zannetmeleri de beni çok üzüyor. çünkü mustafa kemal atatürk, sadece özel günlerde hatırlanacak bir siyasetçi değildir. o, bir insanın yaşam tarzını oluşturabilecek fikirleri olan bir düşünce adamıdır. o yüzden onu anlamak demek, onun öğütlediği gibi yaşamaktır. bunun yolu da kemalist olmaktan değil, atatürkçü düşünce sistemini benimsemekten geçmektedir. ikisi temelinde bambaşka nosyonlardır.

    atatürk hiçbir zaman kemalizm diye bir ideoloji sunmamıştır. hatta hiçbir sabit ideoloji sunmamıştır. zira sürekli değişen dünyada sabit ideolojilerin mantıksızlığını keşfedenlerden biri de atatürk'tür. kendisinin bizlere önerdiği tek şey, çağdaş medeniyetler seviyesine ulaşmak, birlik ve barış içinde çağın gereklerini yakalamak, bunun içinde çok çalışmak ve bilimin, sanatın yolundan sapmamaktır.

    o neden bir deha sorusunun yanıtına gelince, atatürk hayatı boyunca hiç durmadan okuyor, sürekli araştırıyor, inceliyor. mesela ünlü tarihçi sinan meydan atatürk’ün araştırmacılığı ile ilgili olarak şöyle diyor:

    “atatürk 879 tarih kitabı okuyarak, ‘türk tarih tezi’ni geliştirmiş, 535 edebiyat, 397 dil-dilbilim kitabı okuyarak ‘yazı ve dil devrimleri’ni yapmış, 197 siyasal bilimler kitabı okuyarak saltanatı, hilafeti kaldırıp cumhuriyeti ilan etmiş, 195 güzel sanatlar kitabı okuyarak ‘musiki ve sanat devrimi’ni gerçekleştirmiş, 139 ekonomi kitabı okuyarak ‘karma ekonomik modeli’ ortaya atmış, 169 hukuk kitabı okuyarak ‘medeni kanunu’ kabul etmiş, 104 pozitif bilimler kitabı okuyarak ‘üniversite reformu’nu yapmış, 75 sosyoloji kitabı okuyarak ‘halkevlerini’ kurmuş, 101 eğitim öğretim kitabı okuyarak ‘eğitim devrimi’ni gerçekleştirmiştir. işte akl-ı kemal böyle şekillenmiştir.”