• 4
    11 eylül olayından sonra muhammed ali saldırının gerçekleştiği yere ziyarete gider ....burda karşılaştığı cnn muhabiri ona şu soruyu sorar:

    cnn muhabiri mc. oneil:
    'sn. muhammed ali, bu dehşetin meydana gelmesine sebep olan teröristlerle
    aynı dinin bir mensubu olarak neler hissediyorsunuz?"

    muhammed ali:
    ''siz, hitler ile aynı dini paylasan bir mensup olarak neler
    hissediyorsanız aynısını.."

    (bkz: kapak )
  • 5
    neden boksör dendiğinde mike tysonın değil kendisinin geldiğinin nedeni çok basittir. kendisi adam gibi adam, ahlaklı sporcudur. toplum karşısında kendi fikirlerini dönekçe değiştirmemiş inandığı şeyleri söylemiştir. o yüzden benim için dünyanın gelmiş geçmiş en büyük boksörüdür (rockyden sonra tabi ki*).
  • 8
    18 yaşında 1960 roma olimpiyatlarına katıldığında "amerika bana hak ettiğim değeri vermiyor. böylesine büyük bir başarıya rağmen beni takdir etmiyor." diyerek altın madalyasını delaware nehri' ne fırlatan sporcudur. sonradan kendisine atlanta' da uluslararası olimpiyat komitesi tarafından nehre attığı madalya yerine geçecek yeni bir onur madalyası verilmiştir.
  • 9
    muhammed ali (asıl adı: cassius marcellus clay jr, d. 17 ocak 1942, louisville, kentucky, abd) "zamanın en iyi boksörü" unvanına sahip ağır siklet boks şampiyonudur.

    müslüman olmadan önceki ismi cassius marcellus clay jr olan muhammed ali , 17 haziran 1942'de kentucky louisville'de doğdu. 12 yaşındayken boksla tanıştı ve kısa zaman içinde natıonal aau ve altın eldiven şampiyonası'nda amatör kayıtlara girdi. yine 1960'ta roma'da ağır hafif siklette altın madalyayı alarak profesyonel lige döndü. 18 yaşındayken katıldığı roma olimpiyatları'nda altın madalya aldıktan sonra ünü giderek artmaya başladı.

    1964 yılında 22 yaşındayken, s. liston'u yenip dünya şampiyonu oldu. bu zaferden sonra dinini değiştirdiğini ve islam'a geçtiğini açıkladı. muhammed ali ismini aldı ve çok sevdiği boks'a 1967'den 1970'e kadar ara vermek zorunda kaldı. vietnam'a savaşa gitmediği için 5 yıl hapis ve 10 bin dolar para cezasına çarptırıldı. lisansı ve pasaportu elinden alınınca dava süresince maddi sıkıntılar yaşadı ve iflas ettiğini açıkladı. ailesinin yardımı ve üniversiteler de para karşılığı yaptığı konuşmalarla geçimini sağladı. 1970'te davayı kazanıp tekrar boksa döndü. 1971'de joe frazier ile 'asrın maçı'na çıktı ve profesyonel boks kariyerinde ilk defa kaybetti. uzmanlar üç buçuk sene aradan sonra sadece 2 maç yapan muhammad ali'nin bu kadar zor bir maça hazır olmadığı görüşünde hemfikirdi. fakat o en kısa zamanda tekrar şampiyon olmak istiyordu. ardından çenesinin kırıldığı maçta ken norton'a sayı ile yenilince, kendi ve yakınları dışında bir çok kişi kariyerinin bittiğini sandı. fakat o azmedip ard arda ünvan için rakip olan boksörleri bir bir yendi. ken norton'i yenip rövanşı aldı.

    1973'te joe frazier ile ünvan maçı için anlaştı. arada sadece joe frazier-george foreman maçı kalmıştı. frazier sürpriz bir şekilde iki raund'da nakavt olunca işler değişti. foreman maçı alınca ali frazier yerine formanla maç yapya karar verdi. böylece hem kaybetiği ünvanını alacak hem de kendinin daha bitmediğimi gösterecektir. 1974'te foreman’ın bahisçilerde 7'ye 1 favori olduğu maçta rakibini hiç beklenmedik bir taktik ile sekizinci raundda nakavt edip hakettiği ünvanı floyd patterson'den sonra tekrar elde eden ikinci boksör oldu. 1978'de l. spinks'e yenilip ardından aynı yıl rakibini yenince dünya şampiyonluğunu 3 kez elde eden ilk boksör oldu. o zamanlar sadece 2 dünya boks federasyonu olması değerini daha da farklı kılıyor. 2008 yılı itibari ile 8 dünya boks federasyonu bulunuyor. muhammad ali'nin faal döneminde en iyi boksörler mutlaka karşı karşı gelirdi ünvanı elde edebilmek için. george foreman'in 1994 yılında 20 sene aradan sonra tekrar dünya şampiyonu olması ve ünvanını çok kez savunması, o dönemin boksunun bir çok ülkede neden 'altın 70'li yıllar' diye anıldığını bize anlatıyor. 1978'de boksu şampiyon olarak bıraktı. sonra parkinson hastalığına yakalanmasına rağmen bunu gizleyip büyük para karşılığı iki maç daha yapıp kaybetti. ikisi de o vaktin veya sonrasının dünya şampiyonları idi. (eski sparring partneri larry holmes ve trevor berbick). profesyonel döneminde sadece 5 kez yenilen, olimpiyat ve dünya şampiyonu olan muhammed ali, 36 yaşına kadar bütün şampiyonlar için tek isim olmayı başardı ve 37'si nakavt olmak üzere 56 maç kazandı.

    ona sadece bir boksör olarak bakmamak gerekir. çünkü o gücüyle olduğu kadar kişiliğiyle de hep daha iyisini yapmaya çalışmıştır. islamiyet'i seçmiştir ve vietnam savaşına gitmemiştir. bu durumu şöyle dile getirmiştir: "benim onlarla sorunum yok." (i'i ain't got no quarrel with them vietcong'). unvanlarına el konuldu ve bokstan uzaklaştırıldı. fakat o yılmadı. bu süre içerisinde üniversiteleri dolaşarak islamiyet'i anlattı. verimli işlerle uğraştı. muhammed ali, sadece muhammed ali isminden ibaret değildir. o, zamanının en iyisidir. 2001 yılında hollywood tarafından hayatı filme alındı. ali (film)'inde muhammed ali'yi will smith canlandırdı.

    parkinson hastalığı yüzünden uzun süre michigan'daki çiftliğinde gözlerden ırak yaşamayı tercih eden ünlü boksör, ringlerde 20 yıldır ağzından düşürmediği "bütün zamanların en iyisiyim" lafını ispatlayarak bir efsane olmuştur. muhammed ali 1984'den beri parkinson hastasıdır.

    http://tr.wikipedia.org/wiki/Muhammed_Ali
  • 14
    hababam sınıfına da konu olmus efsanevi boksör.

    hababam sınıfı her sene olduğu gibi yine bir bilgi yarısmasına katılmıstır. eh bilgi yarısması dediğiniz olay kopyasız olmaz. telsiz teskilatı kurulur. ilk 2 soru güzel geçilir. 3. soruda ise telsiz arızalanır ve olaylar gelisir:

    aysen gruda *: zaire cumhurbaskanı kimdir?
    inek saban: ne bana bakiyosunuz olum zaire'nin cumhurbaskanı ben miyim? (guduk necmi ve damat ferit inek saban'ın yüzüne bakar o sıra)
    guduk necmi: zaire'nin devlet baskani....eeee...mehmet ali kley'dir.
    inek saban: evet kley.

    buradaki mehmet ali kley'in nereden geldiğini ise tahmin edebilirsiniz. *

    (bkz: muhammad ali kley)

    *
  • 18
    sylvester stallone'nin yazıp, oynadığı rocky filmine oscar'ı kendisi vermiştir bu günden sonra stallone ile dostlukları devam etmiştir;

    http://img2.timeinc.net/...535__2stallone_l.jpg

    http://mahawa.jw-music.net/...ments/moments_05.jpg

    http://www.corbisimages.com/...752F3D5/BE081766.jpg

    http://stallonezone.com/...202sly_aligroup2.png

    elvis presley ile;

    http://4.bp.blogspot.com/...ad_ali_elvis_408.jpg

    beatles ile;

    http://iconicphotos.files.wordpress.com/...9/05/claybeatles.jpg
    http://www.pound4pound.com/...o/2010/5thstgym1.jpg

    michael jackson ile;

    http://i34.tinypic.com/2ngzcle.jpg

    http://www.independent.ie/...08_Getty_345363s.jpg
  • 19
    geçenlerde bir unvan maçını izlediğim boksör. rakibinin adını hatırlamıyorum. maçın tarihini de. ama ikili arasında çok ciddi bir hız farkı vardı. muhammed ali'nin reflekslerine hayran kaldım. bütün yumruklardan kaçabiliyordu, maç boyunca tek ciddi darbe almadı ve hiç yerinde durmuyordu. sürekli yer ringin içinde yer değiştiriyor ve rakibini kendisini kovalamaya mecbur ediyordu. neden adının bu kadar büyük olduğu çok açık belli oluyordu.
  • 22
    --- alıntı ---

    muhammad ali: "there is some fella in london, england. named some brian... uh, brian clough. some soccer player or somethin', i heard it all the way in america, that this fella talks too much he says there's another muhammad ali. there is just one muhammad ali! and clough! i've had enough, stop it."

    "are you gonna stop it?"

    brian clough: "no i want to fight him!"

    --- alıntı ---
  • 24
    --- alıntı ---

    devrin dünya ağır sıklet boks şampiyonu olan 30’lu yaşlarındaki sonny liston’a 22 yaşındaki kentucky’li bir genç cassius clay meydan okuyordu. new york times gazetesi tecrübeli şampiyon liston’un ünvanını bu heyecanlı gence kaptırmayacağına o kadar emindi ki, bu ünvan maçına ünlü boks yazarlarından birini gönderme gereği bile duymadı. gazete yönetimi, kendilerine göre ‘’formalite’’ bu maçı takip etme görevini gazetenin spor servisindeki 26 yaşındaki genç muhabir robert lipsyte’a verdi.

    lipsyte’nin, miami’ye iner inmez ilk işi, spor editörünün verdiği tavsiyeye uyarak, boks maçının yapılacağı salon ile en yakın hastane arasındaki en kestirme yolu tespit etmek oldu. böylece, lipsyte, gazetenin bu maçtan beklediği tek haber olan ‘genç clay’ın nakavttan sonraki acil servis görüntülerini’ diğer gazetecilerden önce elde edecekti.

    genç muhabir lipsyte, kestirme yolu keşfettikten hemen sonra clay’ın antrenman yaptığı ve bugünkü miami beach içinde kalan 5th street spor salonuna geldi. tarih 18 şubat 1964’tü. 25 şubat’taki maça 7 gün vardı. robert lipsyte, spor salonun merdivenlerini çıkarken arkasında, hepsi aynı beyaz ‘’terry-cloth cabana’’ ceketten giymiş 4 tane gencin onu kenara iterek yukarı çıktıklarını gördü. ‘’canım sıkıldı’’ diyen lipstey, ‘’kim ulan bu zibidiler?’’ diye sormuş etrafındakilere. ‘’yeni bir ingiliz rock grubu’’ demişler, ‘’beatles mı ney, işte öyle bişey’’ demişler, ‘’ilk amerika turnelerindeler’’ diye eklemişler…

    ‘’kim ulan bu beatles?’’

    beatles ile beraber ingiltere’den gelen gazeteciler, aslında farklı rock müzik yorumlarıyla gençler arasında gittikçe popülerleşen bu yeni grubu, bütün dünyada tanınan şampiyon sonny liston ile fotoğraflamak istiyorlardı. ancak ağır sıklet şampiyon sonny liston, ‘’bu nonoşlarla fotoğraf motoğraf çekmem (not with them sissies)’’ deyip tersleyince, onlar da elleri mahkum, gelmişken boş dönmeyelim diye pek de bir gelecek görmedikleri genç cassius clay’ın antrenman salonuna gelmişler.

    lipsyte, henüz spor salonuna gelmeyen clay’ın soyunma odasında, laçka hareketleri, küfürleri, itiş kakışlarının ortasında kaldığı beatles üyeleriyle tanışmasını şöyle anlatıyor: ‘’kendimi tanıttım, beni taklit edip güldüler. john lennon tokalaşırken kendisinin ringo olduğunu söyledi. sonra bana paul’u tanıtırken de onun john olduğunu söyledi. maçın sonucu hakkında ne düşündüklerini sordum. ‘şampiyon liston, hergele züppe clay’ı maçın başında nakavt eder’ dediler. sonra yeniden beni görmezden gelip kendi aralarında itiş kakışa başladılar. ne hergele züppe çocuklar diye kendi içimden düşündüm.’’

    derken, kapı aniden açılır ve içeri bütün haşmetiyle cassius clay girer. ‘’fotoğraflarda gördüğümden daha iri yarıydı, güzel bir teni vardı ve parıldıyordu’’ diye hatırlıyor lipsyte o anı. yüzünde kocaman bir gülümseme varmış. kendisine soyunma odasında adı beatles olan bir grubun üyelerinin olduğu söylenmiş ki, ‘’merhaba beatles’’ demiş clay ve ardından, ‘’beraber turne yapalım sizinle, çok para kazanırız’’ demiş. bu heybetli genç karşısında ne yapacağını şaşıran beatles üyeleri, aniden lipsyte’in deyimiyle ‘’anaokulu çocuğu’’ gibi olmuşlar. sessizce, çalışacağı boks ringine kadar clay’ın arkasından seyirtmişler.

    ‘’bilmeseniz, önceden tanışıyorlardı ve bu buluşmada ne yapacaklarını önceden kararlaştırmışlar sanırdınız’’ diyor lipsyte, birbirlerinden o gün haberdar olan beatles ve clay’ın birlikteliği için... clay ile beraber ringe giren beatles üyeleri, beraber şakalar yapmaya başlamışlar. yere diz çöküp ‘’beni dövme abi’’ diye yalvarıyorlar, dualar ediyorlarmış. derken clay, en uzun boylu beatles olan ringo’yu kaldırmış, diğerlerini arkasına tek sıra dizmiş ve ringo’ya yumruk atar gibi yapmış. tabii beatles üyeleri de bu farazi yumruğun şiddetiyle kafalarıyla domino etkisi olmuş gibi yapınca işte bugün bu yazıyı okumanıza neden olan aşağıdaki efsane fotoğraf karesi ortaya çıkmış.

    http://fotogaleri.haber7.com/...0110528122858696.jpg

    ardından üst üste piramit yaparak clay’ın çenesine ulaşmaya çalışmışlar ve bir anda 4 beatles ve clay kahkahalara boğulunca üst üste devrilmişler. çok geçmeden clay’ın adamları bu genç ingilizleri oradan postalayıp antrenmanı başlatmış.

    muhabiri nakavt eden cevap

    antrenman sonrası, soyunma odasında gazetecilerin, ‘’bu maçta yenildikten sonra ne yapacaksın?’’ sorusu karşısında, cevap vermek yerine sıkıntıdan uyuyormuş gibi yapmış clay. derken sessizliği, bostonlu bir gazetecinin, ‘’bütün bu artistlikleri para için yapıyorsun, değil mi?’’ sorusu karşısında clay uyanmış gibi yapmış ve, ‘’ben para kazanıyorum, dışarda patlamış mısır satan, içecek satan garibanlar para kazanıyor ve hepsinden önemlisi sana yazacak iş çıkıyor. bak bu kış gününde gazeten seni sıcak miami’ye gönderiyor bunun için, sen de kazanıyorsun’’ demiş.

    bostonlu muhabir, sağlı sollu kroşe yemiş gibi bir ifadeyle bu beklemediği cevap karşısında suspus olurken genç muhabir robert lipsyte, ilk defa, ‘’inşallah bu çocuk bu maçta kafasını dağıttırmaz da kariyeri biraz daha uzun olur. takibe değer biri. umarım tıpkı, beatles adlı şu zirzop grup gibi, ateşböceği misal hemen yanıp sönen bir kısa şöhreti olmaz’’ diye düşünmüş. lipstey, dalgın dalgın bunları düşünürken, yanından geçen clay’ın kendini dürtmesiyle bir anda kendine gelmiş. clay, muhabir lipsyte’in kulağına ağzını yaklaştırıp fısıltıyla, bana ilk okuduğumda kahkahalar attıran soruyu sormuş: ‘’seni, bugün o 4 hergeleyle soyunma odasında gördüm. kimdi lan o karı kılıklılar?’’

    boks tarihinin en dramatik haftası

    şimdi aranızda, ‘’o’nun adı muhammed ali clay, neden cassius clay diye yazıyorsun?’’ diye çıkışanlar olabilir. tek sebebi var; bu hikayenin geçtiği haftaya kadar ismi cassius clay şeklindeydi de ondan... ama o bir hafta, sadece adının değil modern boks tarihinin en dramatik haftasıydı.

    politika, spor, din, ırk ve eğlence dünyası tek bir maçta bu kadar içiçe hiç geçmemişti ve bir daha hiç geçmeyecekti. cassius clay, o maça gelirken nation of islam adlı siyahi gruba katılmış ve adını da cassius x yapmıştı ancak bunu henüz kamuoyu bilmiyordu. ‘’x’’ size hemen durumu farkettirdi. zaten, maçı takiple görevli gazeteciler çok geçmeden amerikan medyasında o günlerde nefret objesi olan malcolm x’in de cassius clay’ı desteklemek için miami’de olduğunu farketmekte gecikmeyecekti. malcolm x’in miami’deki varlığı bir anda din, ırk tartışmaları boyutu getirdi maça.
    maç bu tartışmaların gölgesinde iptal noktasına gelince, organizatör bill faversham, clay’a adeta yalvararak, nation of islam’a üye olduğunu maçtan önce açıklamamasını istedi.

    ‘kendilerine para kazandıracak zencileri severler’

    lipsyte, malcolm x’in miami’de olduğunu bildiği halde maç gününe kadar kendisini görememiş. ancak, 1 yıl önce sonny liston ile floyd patterson arasında oynanan maçtan çıktıktan sonra, brooklyn’deki bir işçi eylemi sırasında gördüğü malcolm x’in yanına yaklaşarak, ‘’bu boks maçı size neyi sembolize ediyor?’’ diye sorduğunu hatırlıyor. ‘’bu çok saçma bir soru’’ diye çıkışmış malcolm. bunun üzerine, nation of islam’ın paramiliter gençlik ocağı olan fruit of islam üyesi 3 koyu renk takım elbiseli siyahi yardımcı paldır küldür lipsyte’i kucaklayıp paketlemişler. lipstey ite kaka götürülürken, malcolm’a, ‘’tek saçma soru cevaplanmamış sorudur’’ diye bağırmış. genç muhabirin bu cevabı, malcolm’un yüzüne bir tebessüm yaymış ve izin vermiş. lipsyte, yeniden malcolm’un yanına gelerek kendini tanıtınca malcolm cevabını vermiş: ‘’sporda final oynayan iki kişinin de siyah olmasından mutluyum. ancak hiç şüphesiz istismar edilecekler ve asıl kaymağı sponsorlar yiyecek. sadece kendilerine para kazandıracak zencinin sivrilmesine izin verirler.’’

    lipsyte, kariyerinin başlangıç haberi olan lipston – patterson maçına bu yan açıklamayı eklemesiyle ny times editörlerinin dikkatini çekmiş ve yine bu haberi sayesinde işte miami’ye onu göndermeye karar vermişler.

    miami’ye gelen bütün tecrübeli boks yazarları (boks yazarlığının gazetelerde ciddi kariyer olduğu günlerdir), ‘heyecanlı bir züppe’ gördükleri clay yerine, sonny liston’un kampına takılıyormuş. genç lipstey ise anlam veremediği bir içgüdüyle, "i am the greatest (ben en büyüğüm)’’ diye demeç verip duran cassius clay’a takılı kalmış.

    sonraki günler, clay ve sonny liston’un gazeteciler aracılığıyla küfürleştiği günlerdir. liston, küçümsediği clay için, ‘’o i..e, ben erkeğim’’ der. clay ise, sonradan kariyerinin özeti olacak, ‘’kelebek gibi uçarım, arı gibi sokarım’’ der. clay’a maçta linston’un yumruklarından nasıl kurtulacağı sorulunca da, ‘’gözlerinizin görmediğini elleriniz vuramaz’’ der.

    25 şubat 1964 gecesi boks tarihi yeniden yazıldı

    ve 25 şubat 1964 gecesi boks tarihi yeniden yazıldı. maçın başında bütün bahisler 1’e 7 sonny liston’un kazanacağı yönündeymiş. ancak maçın başlamasıyla herşey değişmiş. clay, gerçekten de ringde adeta uçuyormuş. liston rakibini karşısına almakta bile zorlanırken clay arı gibi sokmaya başlamış. üçüncü raund’ta, liston’un sol gözünün altını patlatmış. ve 7’nci round’ta kalçalarının üzerine yere oturan liston, hakemin sayışına cevap veremeyerek nakavt olurken boks dünyası şoka girmiş. kimsenin gözlerine, kulaklarına inanamadığı bu anda clay, önce basın tribününe dönerek ‘’şimdi yiyin yazdıklarınızı’’ diye bağırmış ve ardından yumrukları havada, ‘’dünyayı salladım! dünyayı salladım!’’ diye haykırarak ringi terketmiş.

    http://fotogaleri.haber7.com/...0110528124833992.jpg

    lipsyte, o güne kadar ki en büyük zevki yaşadığını anlatıyor. ‘sonucu belli’ bir maça hasbelkader gönderilmiş bir muhabirken birkaç dakika içinde gazetesinin, tarihe tanıklık eden ismi olmuş. ‘’küçük olivetti daktiloma parmaklarımın bir vuruşu vardı ki… seksten daha iyiydi diyemem ama aynı derecedeydi…’’

    hızla haberi yazıp telgrafla gazeteye geçmiş ve o geceki baskıya yetiştirmiş. lipsyte’in imzasının ilk kez, new york times’ın birinci sayfasında göründüğü haberdir bu…

    cassius değil artık, muhammed ali

    ertesi gün cassius clay yeniden basının karşısındadır. artık maçın tansiyonu geçmiştir ve bütün nezaketiyle konuşur. devirdiği liston’a isterse yeni bir maç şansı verir ya da kendisine meydan okuyacak herkesle ünvan maçına hazır olduğunu duyurur: ‘’bütün istediğim, temiz beyefendi bir insan olmaktır.’’

    çok önemli birşey daha der clay o toplantıda gazetecilere, "liston için gerçekten üzgünüm. siz gazeteciler onu çok şişirdiniz, çok yükseğe çıkardınız. şimdi o kadar yüksekten düşüyor ki…’’
    genç muhabir lipsyte, bütün o ihtiyar kurt spor yazarlarının bu genç boksör hakkındaki düşüncelerinin değiştiği anın bu olduğunu aktarıyor.

    gazeteciler, "malcolm x ve nation of islam ile alakan nedir?’’ diye sorarlar. ‘’bakın’’ der clay, ‘’ormanda aslan aslanla, kaplan kaplanla, kırmızı kuşlar kırmızı kuşlarla gezer. kendi türünden insanlarla gezmek insanın da tabiatında vardır. istenmediğim yerlerde olmak istemiyorum’’ şeklinde cevap verir.

    daha basının birinci sayfalarına girdiği ilk gün yaptığı bu açıklama gazetecileri şok edecektir. muhabirler birbirlerine bakıp şaşkınlıkla yeniden sorarlar:

    ‘’yani müslüman mı oldun?’’

    "siyah müslümanların toplantılarına katılıyorum. ve orada ne görüyorum? sigara yok, içki yok, eşini aldatma yok. hanımları gayet mazbut giyiniyor. sonra sokağa çıkıyorum ve siz bana oraya onların arasına gitmemelisin diyorsunuz. ama bana somut bir sebep söylemelisiniz, neden oraya gitmemem gerektiğine dair…’’

    gazeteciler yine sorar: "peki gençliğin şampiyonu olarak sorumluluğun ne olacak?’’

    22 yaşındaki taze dünya şampiyonu clay’ın medyadan çekinecek gibi bir hali yoktur: "sizin benden olmamı istediğiniz kişi olamam. istediğim kişi olmakta özgürüm’’.

    lipsyte, bu sözler kulağımda, atletik özgürlük bildirgesi gibi çınladı. bu genç boksürün ve hikayesinin efsaneye dönüşeceği hissi kalbimi kapladı. ve ben bu hikayeyi tüm dünyaya duyuracaktım’’. duyurdu da…

    kader denk noktasında bir maç

    bir maçın etrafında kaderin bir araya getirdiği insanlar, yükselişler ve düşüşlerin kader denk noktasını yaşadılar o 1964 şubatında.

    cassius clay, müslüman olduğunu açıklamasının üzerinden 20 gün geçmeden muhammed ali clay oldu. 1975 senesinde ise ırkçı nation of islam’ı bırakarak sünni islama geçti. 2005 senesinde tasavvuf yolunda insan-ı kamil yolculuğuna çıktığını açıkladı. 1964 yılında, 22 yaşında, o güne kadarki en genç insan olarak kazandığı ağır sıklet boks şampiyonu ünvanını 2 kere daha kazandı. yaklaşık 20 yıl boksun kralı oldu. hayatında ilk yenilgisini ve tek nakavtını muhammed ali’nin yumruklarıyla yaşayan george foreman, 1989 senesinde o günleri anlatırken, ‘’muhammed ali, o kadar hızlıydı ki, ışığı söndürüp yatağına girdiğinde oda henüz kararmamış olur’’ diyecekti.

    uçması olay, yumrukları olay, sözleri olaydı. birçok sözü hemen popüler kültür klişesine dönüşüyordu. benim favorilerimden biri - ki maçlarda sahaya çıkarken söylenirim - , 1975’te joe frazier’i yenmek için filipinlerin başkenti manila’ya gittiğinde söylediği, "it’s gonna be thrilla, a chilla and killa, when i get the gorilla in manila’’ cümlesiydi.

    clay’ı ‘ateş böceği gibi yanıp sönecek kısa ömürlü bir şöhret sanan’ medya çok yanılmıştı. muhammed ali, 1999 yılında yüzyıl biterken, hem, kendisini tam 37 kez kapak yapan dünyanın en büyük spor dergisi sports illustrated hem de bbc tarafından ‘yüzyılın sporcusu’ ilan edildi.

    malcolm x’i, bir nefret objesi olarak gören devrin medyası da çok yanılmıştı. cassius clay’ın adını muhammed ali yaptığı 1964 mart ayında malcolm x, nation of islam’dan ayrıldığını duyurdu. kısa süre sonra da malcolm x, malik el şahbaz oldu. clay’ın ilk şampiyonluğunu kazanmasından, tam 1 sene sonra şehit edildiği 21 şubat 1965’e kadar geçen sürede, ırkçılığın ürettiği ırkçı bir reaksiyonerlikten, birlikte yaşama şampiyonu bir insan hakları ve özgürlük kahramanına dönüştü. o gün yüzüne bakmayan genç muhabirler, bugün bu büyük kahramanla olan anlarını hayatlarının en onurlu anları olarak anlatabiliyor.

    o gün züppe 4 gençten oluşan ingiliz rock grubu beatles ise sonraki yıllarda rock tarihinin gelmiş geçmiş en büyük grubuna dönüşürken, müzik tarihine unutulmaz bir parantez açtılar. yaşları büyüdükçe züppelikleri gitti. en azından john lennon, gelmiş geçmiş en ‘cool’ müzik adamlarından birine dönüştü. new york’ta 1970’li yıllarda, nixon’a, fbi’ın hoover’ına karşı verdikleri destansı mücadelenin belgeselini gözlerim dolu dolu seyretmiştim. muhammed ali de, genç muhabir lipstey de, sonny liston da bu grup hakkında yanılmıştı.

    ve, bu yazıdaki birçok anekdotu, bu sene piyasaya çıkan ‘’an accidental sportswriter (kazara spor yazarı)’’ adlı hatıra kitabından aktardığım robert lipsyte de, gelmiş geçmiş en efsane spor yazarlarından birine dönüştü. ‘’nasıl olsa sonny liston, o züppe genci duman edecek’’ düşüncesiyle new york’ta kalan, miami’ye gitmeyen anlı şanlı spor yazarları, fena yanılmıştı. unutulup gittiler…

    şu hayatta kimin ne olacağını bilemezsin. kendi makamına, konumuna, ünvanına güvenerek kimseyi küçümseme. medyanın şişirmelerine gelmeyeceksin. rakibini asla küçümsemeyeceksin. yeni üslupların, yeni tarzların ve gençlerin çığır açabilecekleri ve kendilerinden sonraki kuşakları bile etkileyebileceklerini unutmayacaksın.

    yoksa an gelir, yıldızın parladığı o an gelir, kelebek gibi uçan, arı gibi sokan gerçekle yüzleşirsin. geç olur, yazık olur…

    cemal demir
    http://gss.gs/dq

    --- alıntı ---
  • 25
    büyük adamdır. kendisine ithafen bir çok şarkı da yapılmıştır * * * *. bunlardan bir tanesi de rıza konyalı'nın muhammet ali'sidir. 45'liğini bulur bulmaz kaptım geçenlerde.

    neyse... güçlü vuruşlardan ziyade, zekası ve hızıyla büyümüştür. boks tarihinin en güzel maçları, onun maçlarıdır sanırım. benim favorim ise 1975'te frazier'i yendiği karşılaşmadır ki, şudur:

    http://www.youtube.com/watch?v=QzG1WsCzXJk