• profesyonel futbolculuk kariyerine schalke'de başlayan skibbe, 1984-1986 yılları arasında schalke 04’de forma giydi. daha sonra üç kez çapraz bağları kopan skibbe, erken yaşta futbola veda etmek zorunda kaldı. 1989 yılında borussia dortmund’un genç takım hocalığına getirilen michael skibbe, 1998 yılında a takımın başına geçti.

    32 yaşında borussia dortmund’un teknik direktörü olurken aynı zamanda bundesliga tarihinde takım çalıştıran en genç hoca unvanını kazandı. michael skibbe 1 buçuk yıl sonra görevinden ayrıldı. 2000-2004 yıllarında rudi völler le beraber almanya millî futbol takımı görev aldı.daha sonra alman futbol federasyonu'nda çalışan skibbe, 2005-2006 sezonun da bayer leverkusen ile anlaştı ve 2007-2008 sezonu sonuna kadar alman ekibinde teknik direktörlük yaptı. bayer leverkusen geçtiğimiz sezon bundesliga’da 34 maçta 51 puan toplayarak sezonu 7. sırada tamamladı. 2008-2009 sezonu öncesi galatasaray ile 1+1 yıllık anlaşma yaptı. irfan başaran ve diğer başarılı genç oyuncuları a takımına katmıştır.

    skibbe 'nin eşi aylin skibbe türk'tür ve bir kız çocuğu vardır. skibbe, galatasaray'ın 17 ağustos 2008'de türkiye süper kupası maçında kayserispor'u 2-1 yenmesi ile birlikte kariyerinin ilk kupasına ulaşmıştır.

    kaynak : http://www.biyografi.info/kisi/michael-skibbe adresinden alınmıştır.
  • değil takımın başında görmeye artık sol frame'de ismini bile görmeye dayanamadığım ebleh. eğer biraz onuru olsa şimdiye kadar on kere istifa etmesi gerekirdi ama o da yok anlaşılan. elinde son yılların en hücum gücü yüksek kadrosu varken galatasaray'ı tek forvet denen tamamen rezil, aşağılık ve utanç verici bir sisteme mahkum eden ve bunda da ısrar eden futboldan bi'haber korkak. eğer bu adam galatasaray'da teknik direktörlük yapıyor ise yılmaz vural'a , samet aybaba'ya , rıza çalımbay'a , uğur tütüneker'e kısaca süper lig'den amatör liglere kadar tüm liglerde görev yapan türk teknik direktörlere yazık, günah.

    ayrıca;

    kendisine canlı yayında sorulan, "yardımcılarının gönderilmesinden sonra göreve feldkamp da getirildi. görevi bırakmayı düşünüyor mu?" şeklindeki soruya; "çok aptalca bir soru" yanıtını verip yayını terk ederek zeka seviyesini ortaya koymuş kişidir de aynı zamanda. http://www.internetspor.com/..._detail.php?id=84618
  • cok cok uzun bir yazı oldugundan buraya eklemek istemedigim,
    ama en azindan linkini ( http://tardinibufe.blogspot.com/...ichael-skibbe-2.html ) verdigim bir skibbe incelemesi sonrasi, benim gibi dusunenlerin sayisinin arttigini gordukce cok mutlu olmaktayim.

    eger ki skibbe kadro rotasyonunu da saglayabilip, bundan sonraki islerde yonetime de soz gecirebilecek seviyeye gelirse...
    galatasaray ismiyle beraber cok buyuyecek bir isim olabilir kendisi...
  • bugün yaptığı basın toplantısında

    -skibbe, yine bir gazetecinin takımda disiplinin sağlanamadığı yönündeki eleştirileri hatırlatması üzerine ise, ''bu eleştirileri kabul etmiyorum. oyuncularım hakeme itiraz ediyor, ben bile bu itirazlara bazen katılıyorum'' dedi.-

    açıklaması ile ne kadar disiplinli bir hoca olduğunu göstermiştir kendisi. ne de olsa sonunda eksik futbolcuları bahane etmek kolayına gidiyor.

    haberin linki; http://www.ntvspor.net/Pages/32739.ASP
  • geçen hafta bundesliga için yaptığı maç tahminlerinde 9'da 7 1x2 tutturmuş, 2 maçın da skorunu bilmiş.*

    hoffenheim - gladbach 2:1 (2:2)
    nürnberg - bayern münchen 1:1 (1:1)
    köln - stuttgart 1:2 (1:5)
    dortmund - hannover 2:0 (4:1)
    hamburg - frankfurt 1:1 (0:0)
    mainz - bochum 1:1 (0:0)
    freiburg - berlin 2:0 (0:3)
    wolfsburg - schalke 1:0 (2:1)
    bremen - leverkusen 2:2 (2:2)

    http://devrimderki.blogspot.com/...ibbe-tahminleri.html
  • 8 ocak 2010'da antalya'da e.frankfurt'un devre arası kampında yapılan röportajının defalarca okunması gereken adam gibi adamdır. biz bu ülkeden birileri gelip gittiğinde suçu hep onların tekeline bırakıyoruz. bir kere olsun ayna karşısına geçmiyoruz. ne dün ne de şimdi. oysa işte bu ülkeye gelmiş güzel bir insan çıkıyor ve bu ülkenin gerçeklerine, profesyonellikten nasibini alamayan bozuk futbol kültürüne ve o kültürün içinde yetersiz kalmaya mahkum futbolcularına ayna tutuyor. keşke ilerisi için, tıpkı tezahuratımızdaki gibi yönetim, futbolcu, taraftar topluca ders alabilsek..

    --- alıntı ---
    geçen sezon bu zamanlarda yine antalya’da, üzerinde sarı-kırmızı forma varken peşindeki kalabalık basın grubu sayesinde aldığı nefesi takip ediyorduk. bu sene o yine antalya’da. ama sessiz-sedasız. tek farkı formasında sarının yerine siyah var. peşinde de türk basını yerine 13 kişilik bir alman gazeteci ekibi. michael skibbe’yle eski ve yeni işini konuştuk.

    *galatasaray’dan ayrılışın sancılı oldu. geriye baktığında pişman olduğun bir konu var mı?

    -galatasaray’ın teklifi kabul ederken galatasaray’ın aslında yüzde 60’ı yabancı yüzde 40’ı türk olan bir teknik direktör aradığını anlayamadım. sanırım beklentilerin çakışmamasında en önemli nokta bu oldu. pişmanlık değil ama bunu daha önce fark etmiş olmayı isterdim.

    *bu tabii çok anlaşılmayacak...

    -şunu demek istiyorum: galatasaray yönetimi uluslararası isimlerle çalışırak, iyi isimler transfer ederek ‘uluslarası’ olmaya çalışıyor. ama bu formülün tutmasına olanak yok. aslında eksik olan eğitim. futbolcular iyi yetişmiş. ama uluslarası olmak için eğitilmemiş. gelen yabancılarla arada fark doğuyor. birey olarak hareket etmiyorlar. herşeyden önce yabancı dil bilmiyorlar. almanya’da yetişmiş bir türk oyuncudan bile mantalite ve bakış açısı olarak eksik olduklarını görüyorlar. çünkü onlar almanca ve ingilizce konuşarak geliyor. bu eksikliği bilmek, fark etmek onları üzüyor.

    *ben futbolcuların büyük takıma, işte mesela galatasaray’a gelince hayalleri bittiği için ilerlemediklerini düşünüyordum.

    -tam olarak değil. kendilerini avrupa’da eğitim almış veya yabancı futbolcularla kıyasladıkları zaman geriden geldiklerini görüyorlar. bunu bilmek onları üzüyor. aslında çok çabalıyorlar. yetenekliler. ama dediğim gibi ‘uluslarası olmak’ eğitim gerektirir. lafta kalmamalı. mesela meira kendi kalitesini gösteremedi. çünkü burada mutlu olamadı. onunla konuştuğum zaman portekizce, almanca, ingilizce, italyanca konuşabildiğini türkçe için de çok zor olmasına rağmen çabaladığını söylüyordu. ama galatasaray defansında kimse bu dillere hakim olmadığı için, solunda servet, sağında sabri, önünde topal, defansı toplaması mümkün olmadı hiçbir zaman... bu konuda yönetim onları önemsemiyor. futbolcularına bu manada sahip çıkmıyor.

    *peki lincoln? sonuçta o da ‘uluslarası’ bir futbolcu ama uyum sağlamayadı... tabii seninle çalışırken en iyi performansını almayı başardın, bu nasıl oldu?

    -lincoln özel bir futbolcu. bir kere ona yapıştırılan etiketiler doğru değil. hiç gece hayatı yok mesela. ağzına içki sürmez ayrıca. ama çok yetenekli bir futbolcu ve bu yeteneğine övgü bekliyor. onu bu konuda serbest bıraktığınızda, yeteneğini takdir ettiğinizi belirtip bunun ona sorumluluk yüklediğini anlattığınızda o da size tam karşılığını vermeye çalışıyor. bazı maçlarda bunu yapamadı. ama en azından elinden geleni yaptı. ben onu eintracht frankfurt için de bu yüzden istedim. ama tabii kötü ünü kulübün soğuk bakmasına yol açıyor. o da zaten futbola küsmüş durumda. 2-3 gün önce konuştum. keyif almadığını, futbol oynamak istemediğini söylüyor. birkaç gün içinde baba olacak... belki onun için yeni bir dönem başlar...

    *futbolcularınız senden kopamıyor galiba...

    -bu hep böyle oldu benim için. çalışırken alışıyorlar. çünkü hepsinde telefonum vardır. ve beni istedikleri zaman arayabilirler. futbolcularla ilişkim hep dostluk üzerine kuruldu. galatasaraylı futbolcularımla da kopmadım. arada telefonlaşıyoruz.

    *bu kadar arkadaşça davranmanın otorite boşluğu yarattığını düşünmüyor musun? en azıdan türk futbolcularla?

    -hayır! ben böyleyim. sırf ‘otorite prim yapar’ diye kendimi değiştiremem. değiştirmedim de. uzun vadede olması gereken bu. ben kamp yapmıyordum. kamp son derece sıkıcı bir olay. bu eleştiriliyordu. ama bir futbolcu ertesi gün maçı varsa gece çıkmaması, erken yatması gerektiğini kendisi bilmeli. bunu bir hoca istediği için değil, bilinçli olarak kendisi yapmalı. eğitim derken kastettiklerimden biri de bu işte...

    *galatasaray yönetimiyle ilgili sorunun var mı?

    -beklentilerini daha önce anlamış olmayı isterdim. haldun üstünel ve adnan sezgin’in yetkilerinin hangi konularda olduğunu ancak 2 ay sonra anlayabildim. bana baştan bilgi verilmedi mesela. bir de ben bazı şeylerin temelden değişmesi gerektiğini savunuyordum. ama bana ‘bunlar değişmez’ diyorlardı.

    *ne gibi?

    -mesela futbolcuların komple bir eğitim alması gibi. isim vermek istemiyorum ama şu futbolcuyu şöyle yapmalıyız dediğim zaman ‘hayır, o değişmez, o öğrenmez, uğraşma’ diye karşılık alıyordum. oysa ki emek harcamak, o futbolcuları birer birey yapmak lazım. ben onlara inanıyordum. ama tabii böyle bir değişim zaman ister ve yönetim bu zamanı vermek istemiyordu. biraz da şöyle düşünüyorum. futbolcuların kendi kararlarını otoritelere bırakmaları, fikirlerini açıkça ifade edememeleri bu sistemin işine yarıyor. o zaman yöneticiler de ön plana çıkıyor önem kazanıyor, gündem onların etrafında oluşuyor. halbuki normalde türkiye hariç hiçbir yerde başkanların ismi bilinmez. bu kamuoyu onların da işine yaradığı için sistemi değiştirmek ve ‘uluslararası’ olmak istemiyorlar.

    *galatasaray’a geldiğin için pişman oldun mu?

    -hayır. galatasaray’la aynı zamanda panathinaikos’tan da teklif almıştım. onlarla da görüşmüştüm. galatasaraylı yöneticilerle türkiye’de almanya’da birkaç görüşme yapmıştık. benimle ilk temasları zaten galatasaray’la oynadığımız bayer leverkusen maçından sonraydı. son olarak ben galatasaray’ı reddetmeye karar verdim. çünkü leverkusen’de çalıştığım yardımcılarım özel sebeplerden türkiye’ye gelmek istemediler. ben adnan sezgin’e ‘teklifinizi kabul etmeyeceğim’ dediğimde bana destek olacaklarını, her türlü konuda yardımcı olacaklarını söylediler. ama takımla ilgili sorunların yanı sıra o dönemde yönetim başka konularla meşguldü ve karşılıklı beklentilerimiz çakışmadı... ben galatasaray’ı çok sevdim. kulübü, taraftarı sevdiğim kadar futbolcularımı ve kulüp binasında bizimle çalışan özveriyle işlerini yapan kadroyu da sevdim. onlar için başarılı olmak isterdim.
    --- alıntı ---

    http://www.footballvsfashion.com/...meli-acklamalar.html
  • tarih 22 şubat 2009. bir pazar günü. galatasaray 3-2 mağlup durumda. baros penaltıyı kullanıyor, fileleri bulamıyor ve dönen top gol oluyor. ardından bir gol daha. skor 5-2. galatasaray kendi sahasında kocaelispor’a 5-2 kaybediyor ve hemen kelle isteniyor. medya, taraftarlar olmuş bir yeniçeri. yeniçeri skibbe’nin kellesini istiyor. yönetim de onlara istediklerini veriyor.

    michael skibbe..

    bu adamı yolladıkları gün içime kocaman bir yumru oturmuştu. futbola ihanet ettiğimizi düşünmüştüm. futbolu bilenleri içimizde barındıramadığımız ve osmanlı döneminden kalan şark zihniyetinin “türkiye’nin batıya açılan kapısı olan” galatasaray’da olması trajikomik bir hadiseydi.

    o esnalarda forumlarda çok faal olduğum dönemlerdi. sürekli skibbe’nin arkasında olan, onu kollayan, ona sonuna kadar sabredilmesi gerektiğini ileten bir çizgideydim. bu adamın futbolu bildiğini ama bizim onu anlayamadığımızı sürekli sayıklayıp dururdum. işler kötü gidecek gibi olurken bile bir kampanya başlatmıştım kendi çapımda; “skibbe ile 5 yıllık sözleşme imzalansın” adında.

    michael skibbe’yi çok severim. onu daha ilk günden sevmiştim. sonuna kadar da sevdim. galatasaray’da görev aldığı ve hizmette bulunduğu için gurur duydum. bugünlerde o gururum kabarmış durumda. çünkü skibbe’nin geçen sezonun ortasında antalya’da kamp yaparken yapmış olduğu bir röportajda söyledikleri, aslında benim ve futbolu bilenlerin ne kadar haklı olduğunu ortaya koydu.

    skibbe’ye sürekli laf eden kişilere karşı savunmam belliydi. galatasaray yıllar sonra avrupa’da ağırlığını ortaya koyan bir oyun oynuyordu. galatasaray pas futbolu oynuyordu. kaos futbolu bırakılmış ve göze hoş gelen bir futbol ile gözlerimizin pası siliniyordu. ama skibbe tüm bunları yapmaya çalışırken yönetimin hiç onun yanında olmadığını, destek vermediğini ve bu adamın yalnız bırakıldığını, eğer ortada sorunlar varsa en az hatalı olan kişinin skibbe olduğunu söylüyordum. nihayet skibbe ilgili röportajda resmen beni haklı çıkarmıştı. ilgili röportaja şu bağlantıdan ulaşabilirsiniz.

    http://www.footballvsfashion.com/...meli-acklamalar.html

    şu ana dönüp baktığınızda skibbe’nin ne suçu vardı diye sormadan edemiyor insan. skibbe, mental olarak değiştirilmesi ve yetiştirilmesi gereken oyunculardan yana yardım istediğinde yönetimin “değişmez o” demesi kadar aciz bir durum olabilir mi?

    işin ilginci ise rijkaard kadar aranmayan, arkasından hiç ağlanmayan skibbe, rijkaard'a nazaran takımı daha iyi oynatmıştı. bazı maçlarda gözlerimizin pasını silmişti. o anlar rüya gibiydi. ama balık baştan kokunca o koku herkesi batırıyor.. skibbe'nin gitmesine rijkaard'ın gidişinden daha çok üzülmüştüm. içine two and a half man kaçması umurumda bile değildi.

    http://www.exposay.com/...n-benefit-L8epFp.jpg