• galatasaray'dan kovulmasına en çok üzüldüğüm yabancı hoca'dır. fatih terim dışında keyif veren futbolu oynatan tek isimdi. adnan polat ve ekibi frank rijkaard'a gösterdiği sabrı skibbe'ye gösterse, taraftar arkasında olsa onun ve bizim için bugün tarih çok farklı olurdu. benim için oynattığı futbol gibi cesur bir adamdı. yıllarca çift forvet oynayan ekol bir oyunu olan takımı tek forvet'le oynatmak istedi. başkan bir gün loca'da söyleyin şu adama çift forvet çıksın maçlara demişti. başkan böyle derse yorumcular neler demez.

    çok uzun zaman geçmeden skibbe haklı çıktı ve o sezon barça tek santrafor taktiğiyle 6 kupa kazandı. haziran ayında başkan başta olmak üzere herkes tükürdüğünü yaladı ve rijkaard galatasaray'a geldi. ama hollandalı hiç bir zaman skibbe gibi tempolu bir pas oyunu oynatamadı.

    skibbe döneminde galatasaray kazandığı tüm maçlarda rakibine en az iki fark attı. başlarda taktik oturmadığı için şampiyonlar ligi ön elemesinde steaua'ya elensede uefa'da olympiakos, benfica ve hertha berlin'i iki maç deplasman'da olmak üzere eze eze yendi. ayrıca o sezon lyon hegomanyasını sona erdiren başımızın belası bordeaux'yu deplasmanda elimizden kaçırdık; içeride ki maçta takımın başında bülent korkmaz olsa'da skibbe'nin hazırladığı bir takımdı. o maçta emre tilev'in "allah'ım brezilya mı" dediği paslaşmalar skibbe'nin eseriydi.
  • 8 ocak 2010'da antalya'da e.frankfurt'un devre arası kampında yapılan röportajının defalarca okunması gereken adam gibi adamdır. biz bu ülkeden birileri gelip gittiğinde suçu hep onların tekeline bırakıyoruz. bir kere olsun ayna karşısına geçmiyoruz. ne dün ne de şimdi. oysa işte bu ülkeye gelmiş güzel bir insan çıkıyor ve bu ülkenin gerçeklerine, profesyonellikten nasibini alamayan bozuk futbol kültürüne ve o kültürün içinde yetersiz kalmaya mahkum futbolcularına ayna tutuyor. keşke ilerisi için, tıpkı tezahuratımızdaki gibi yönetim, futbolcu, taraftar topluca ders alabilsek..

    --- alıntı ---
    geçen sezon bu zamanlarda yine antalya’da, üzerinde sarı-kırmızı forma varken peşindeki kalabalık basın grubu sayesinde aldığı nefesi takip ediyorduk. bu sene o yine antalya’da. ama sessiz-sedasız. tek farkı formasında sarının yerine siyah var. peşinde de türk basını yerine 13 kişilik bir alman gazeteci ekibi. michael skibbe’yle eski ve yeni işini konuştuk.

    *galatasaray’dan ayrılışın sancılı oldu. geriye baktığında pişman olduğun bir konu var mı?

    -galatasaray’ın teklifi kabul ederken galatasaray’ın aslında yüzde 60’ı yabancı yüzde 40’ı türk olan bir teknik direktör aradığını anlayamadım. sanırım beklentilerin çakışmamasında en önemli nokta bu oldu. pişmanlık değil ama bunu daha önce fark etmiş olmayı isterdim.

    *bu tabii çok anlaşılmayacak...

    -şunu demek istiyorum: galatasaray yönetimi uluslararası isimlerle çalışırak, iyi isimler transfer ederek ‘uluslarası’ olmaya çalışıyor. ama bu formülün tutmasına olanak yok. aslında eksik olan eğitim. futbolcular iyi yetişmiş. ama uluslarası olmak için eğitilmemiş. gelen yabancılarla arada fark doğuyor. birey olarak hareket etmiyorlar. herşeyden önce yabancı dil bilmiyorlar. almanya’da yetişmiş bir türk oyuncudan bile mantalite ve bakış açısı olarak eksik olduklarını görüyorlar. çünkü onlar almanca ve ingilizce konuşarak geliyor. bu eksikliği bilmek, fark etmek onları üzüyor.

    *ben futbolcuların büyük takıma, işte mesela galatasaray’a gelince hayalleri bittiği için ilerlemediklerini düşünüyordum.

    -tam olarak değil. kendilerini avrupa’da eğitim almış veya yabancı futbolcularla kıyasladıkları zaman geriden geldiklerini görüyorlar. bunu bilmek onları üzüyor. aslında çok çabalıyorlar. yetenekliler. ama dediğim gibi ‘uluslarası olmak’ eğitim gerektirir. lafta kalmamalı. mesela meira kendi kalitesini gösteremedi. çünkü burada mutlu olamadı. onunla konuştuğum zaman portekizce, almanca, ingilizce, italyanca konuşabildiğini türkçe için de çok zor olmasına rağmen çabaladığını söylüyordu. ama galatasaray defansında kimse bu dillere hakim olmadığı için, solunda servet, sağında sabri, önünde topal, defansı toplaması mümkün olmadı hiçbir zaman... bu konuda yönetim onları önemsemiyor. futbolcularına bu manada sahip çıkmıyor.

    *peki lincoln? sonuçta o da ‘uluslarası’ bir futbolcu ama uyum sağlamayadı... tabii seninle çalışırken en iyi performansını almayı başardın, bu nasıl oldu?

    -lincoln özel bir futbolcu. bir kere ona yapıştırılan etiketiler doğru değil. hiç gece hayatı yok mesela. ağzına içki sürmez ayrıca. ama çok yetenekli bir futbolcu ve bu yeteneğine övgü bekliyor. onu bu konuda serbest bıraktığınızda, yeteneğini takdir ettiğinizi belirtip bunun ona sorumluluk yüklediğini anlattığınızda o da size tam karşılığını vermeye çalışıyor. bazı maçlarda bunu yapamadı. ama en azından elinden geleni yaptı. ben onu eintracht frankfurt için de bu yüzden istedim. ama tabii kötü ünü kulübün soğuk bakmasına yol açıyor. o da zaten futbola küsmüş durumda. 2-3 gün önce konuştum. keyif almadığını, futbol oynamak istemediğini söylüyor. birkaç gün içinde baba olacak... belki onun için yeni bir dönem başlar...

    *futbolcularınız senden kopamıyor galiba...

    -bu hep böyle oldu benim için. çalışırken alışıyorlar. çünkü hepsinde telefonum vardır. ve beni istedikleri zaman arayabilirler. futbolcularla ilişkim hep dostluk üzerine kuruldu. galatasaraylı futbolcularımla da kopmadım. arada telefonlaşıyoruz.

    *bu kadar arkadaşça davranmanın otorite boşluğu yarattığını düşünmüyor musun? en azıdan türk futbolcularla?

    -hayır! ben böyleyim. sırf ‘otorite prim yapar’ diye kendimi değiştiremem. değiştirmedim de. uzun vadede olması gereken bu. ben kamp yapmıyordum. kamp son derece sıkıcı bir olay. bu eleştiriliyordu. ama bir futbolcu ertesi gün maçı varsa gece çıkmaması, erken yatması gerektiğini kendisi bilmeli. bunu bir hoca istediği için değil, bilinçli olarak kendisi yapmalı. eğitim derken kastettiklerimden biri de bu işte...

    *galatasaray yönetimiyle ilgili sorunun var mı?

    -beklentilerini daha önce anlamış olmayı isterdim. haldun üstünel ve adnan sezgin’in yetkilerinin hangi konularda olduğunu ancak 2 ay sonra anlayabildim. bana baştan bilgi verilmedi mesela. bir de ben bazı şeylerin temelden değişmesi gerektiğini savunuyordum. ama bana ‘bunlar değişmez’ diyorlardı.

    *ne gibi?

    -mesela futbolcuların komple bir eğitim alması gibi. isim vermek istemiyorum ama şu futbolcuyu şöyle yapmalıyız dediğim zaman ‘hayır, o değişmez, o öğrenmez, uğraşma’ diye karşılık alıyordum. oysa ki emek harcamak, o futbolcuları birer birey yapmak lazım. ben onlara inanıyordum. ama tabii böyle bir değişim zaman ister ve yönetim bu zamanı vermek istemiyordu. biraz da şöyle düşünüyorum. futbolcuların kendi kararlarını otoritelere bırakmaları, fikirlerini açıkça ifade edememeleri bu sistemin işine yarıyor. o zaman yöneticiler de ön plana çıkıyor önem kazanıyor, gündem onların etrafında oluşuyor. halbuki normalde türkiye hariç hiçbir yerde başkanların ismi bilinmez. bu kamuoyu onların da işine yaradığı için sistemi değiştirmek ve ‘uluslararası’ olmak istemiyorlar.

    *galatasaray’a geldiğin için pişman oldun mu?

    -hayır. galatasaray’la aynı zamanda panathinaikos’tan da teklif almıştım. onlarla da görüşmüştüm. galatasaraylı yöneticilerle türkiye’de almanya’da birkaç görüşme yapmıştık. benimle ilk temasları zaten galatasaray’la oynadığımız bayer leverkusen maçından sonraydı. son olarak ben galatasaray’ı reddetmeye karar verdim. çünkü leverkusen’de çalıştığım yardımcılarım özel sebeplerden türkiye’ye gelmek istemediler. ben adnan sezgin’e ‘teklifinizi kabul etmeyeceğim’ dediğimde bana destek olacaklarını, her türlü konuda yardımcı olacaklarını söylediler. ama takımla ilgili sorunların yanı sıra o dönemde yönetim başka konularla meşguldü ve karşılıklı beklentilerimiz çakışmadı... ben galatasaray’ı çok sevdim. kulübü, taraftarı sevdiğim kadar futbolcularımı ve kulüp binasında bizimle çalışan özveriyle işlerini yapan kadroyu da sevdim. onlar için başarılı olmak isterdim.
    --- alıntı ---

    http://www.footballvsfashion.com/...meli-acklamalar.html
  • skibbe 89-98 yillari arasinda borussia dortmund'un genclerinin hocasiydi, ve bu zaman icinde tam 5 kere üst üste almanya sampiyonlugu kazanmisti. 1997'de sampiyonlar ligi sampiyonu olan dortmund'un a takimin hocaligina 1998 yilinda getirildiginde, almanya'da onu sadece futboldan anlayanlar taniyordu. yani bu genc adama zamaninda öyle bir dönemde kadrosunda kohler, chapuisat, häßler, möller, cesar, lehmann gibi cok önemli futbolcularin oldugu bir takim emanet edilmisti. 2002'de dünya kupasi finalinde breziylaya yenilen alman milli takimin yardimci hocaligini yapmisti. hepimiz biliyoruz ki, alman milli takimi teknik direktörleri daha cok representatif kisilerdir, nitekim klinsmann nasil representatif hoca fonksiyonu görüp, löw milli takimin asil hocalik görevini yaptiysa, skibbe de representatif hoca olan völler'in yerine asil milli takimi hocasiydi. ballack, kahn, klose, metzelder gibi oyuncularin basarili calistiricisiydi.

    o bakimdan simdiki galatasaray macereasindan cok daha kritik islerin basinda bulunmus bir hoca olarak degerlendirebilinir skibbe. ilk yurt disi tecrübesi ve yasinin hala genc olmasi, türk medyasi icin onu ilk elestirilere maruz birakabilecek sebeplerdi.

    hemen istenen sonuclarin elde edilmemesi de bu elestirileri güclendirdi, ki kendisi icin yapilan en büyük elestiri, onun capsiz, vizyonsuz bir hoca olusudur.

    skibbe, teknik analizleri cok yüksek bir hocadir, ve asla gösterise gelmez. gösteris'ten hoslanan bir millet olarak (bkz: fatih terim) böyle bir hoca'yi kolay benimseyemeyecegiz. lakin, gereken sabir gösterilirse, galatasaray ile cok büyük basarilara imza atmasi kuvvetle muhtemel olan teknik direktördür skibbe.
  • hincal uluc hic yanilmaz, nedeni de yanildigi vakit yanildigi konu üzerine mutlaka dogru bir seyler yapilmistir. misal ona göre fatih terim kötüydü ama sonradan uefa kupasini onun istedigi ölcüde degisim gecirerek kazanmistir, yani yanilmamistir. bu minvalde pek cok hincal uluc'un oldugunu bize gösteren bir teknik adamdir.

    milyon kez aciklama yapilmasina ragmen inatla kalli'nin hangi niyetle takimin basinda oldugunu, hangi bölgelere karisabilecegi milyon kez hatirlatilmasina ragmen inatla kallidir sudur budur.. kalli teknik danismandir, avrupa maclarini izler, rapor verir ve daha cok altini ciziyorum alt yapi sorumlusu olarak takimin basina gelmistir, gelecek icin galatasarayi hazirlamak.. teknik, taktik hicbir sekilde kalliyi ilgilendirmiyor.. genclerbirligi macini izleyen skibbe, raporunu hazirlayan skibbe ve eninde sonunda taktigi belirleyecek olan skibbe'dir. bir baskasi da izleyebilir ama karar skibbe'nindir, etkisi de cok yoktur..

    meira defansif orta saha olarak oynamasinin iki önemli nedeni vardir.. defansif orta sahalarin buyuk bir kismi sakat idi. mehmet topal, linderoth ve baris özbek.. ki ne baris, ne de mehmet henüz kendisine gelebilmistir. on bes röportajinda zorunluluktan dolayi meira'yi defansif orta saha oynattiginin altini cizmistir. bir baska önemli neden güclü bir orta saha olmadigi vakit servet-meira ikilisi cok fazla acik veriyor ve bu meira ile kimsenin inanmadigi trabzonspor, olympiakos maclarini kazanmistir. steau macinda elestirilen hamlesi basta ridvan dilmen olmak üzere cesitli yazarlar tarafindan takdir edilmistir. gökmen özdenak bik bik öttü mac öncesi meira'yi defansif orta sahada görünce, mac sonucu konu zaten her zamanki gibi cok baskaydi...

    lincoln meselesine gelince belirtildigi gibi yaz kampindan gec gelmesine ses etmeyip olagan karsiladigi gün zaten güzel günler baslamisti. baska acidan abuk subuk ceza yerine "onlar izin günlerinde gezebilir, edebilir" yaklasimini göstererek kazanmistir, hicbir macta cikarmayarak kazanmistir..

    kalli,voller, hoeness ya da onlarcasi.. her daim bir teknik danisman, sportif direktör bulunur bunlarin hicbirisi teknige, taktige karismaz..

    skibbe bugune kadar günü kurtarma pesindeydi olur da bir deplasman arti derbi galibyeti ile taclandirirsa bugünü belki de onun dönemi o zaman baslayacaktir.. cesit cesit antrenör vardir arkadasim. fatih terim, klinsmann gibi motivatör adamlar baskiyi sever, her an gidebilecegi korkusuyla yasadigi vakit daha basarili olurlar.. milan dönemi rehaveti hepimiz cok iyi hatirliyoruz.. ama iste skibbe baskadir, sessizlik, güvenli bir ortam ister.. bugün bile biz seyredenlerin yeni yeni taniyabildigi takimi ikinci ayinda super taniyip basarili olunmasini beklemek cok da dogru degil.. zaman yahu.. zaman..

    önündeki iki mac onun kaderini tayin edecektir her seye ragmen.. öyle veya böyle bu ülkede ancak kisa dönemde gösterilecek basarilar ancak ömrünü uzatiyor insanin. bu yüzden kupalar cok yoktur ve sadece terim gibi 4 yil kalabildiginiz vakit basarili olabileceginiz gercegini unutuyor insanlar.. terim'in 4 yil boyunca sampiyonlar liginde bir üst tura cikamadigini da hatirlamaz kimse..

    istikrar ve güvenli bir calisma kosulu oldugu takdirde kesinlikle basarili olacak dedigim antrenördür.. bundesliga ve sampiyonlar ligi sampiyonu dortmund güvenmis, sampiyonlar ligi finalini oynayan leverkusen güvenmis, bizim nedir farkimiz ?
  • rijkaard'ın oynatmaya çalıştığı fakat oynatamadığı sistemin temellerini atan, hocaların hocası kalli'nin sevmediği futbolcu tipi olan lincoln'u tekrar kazanan (kalli'ye laf söleyen futbolu bilmiyordur), hayatım boyunca gördüğüm en akıllı ve en paslı futbolu galatasaray'a oynatan, avrupa kupası maçlarını 2000'den beri ilk defa sırtımı yaslayıp rahat rahat izlememi sağlayan fakat takım içindeki irlandalılar yüzünden haksız bir şekilde gönderilen ve şu aralar kötü durumda aldığı frankfurt'a güzel futbol oynamasını sağlayıp, kendi çapında iddaalı bir konuma getiren ve acı bir şekilde hakkını en çok yediğimiz adam.
  • takim galip gelse: kadro mukemmel. ola ki yenildi, hoca kötü. bu sekilde degerlendirilip yüksek ihtimal sezon sonunu göremeden takimdan kopartilacak olan antrenör.

    öncelikle sunu sormak gerekir: yildiz transferlerle bu is oluyor mu ? hayvani boyutta kadro yapan inter, real madrid basarili olmus mudur ya da yillar yili onlarin türkiye subesi fenerbahce ? baska acidan muhtesem kadrolar nerede ve ne zaman basarili olmus ?

    birakin artik bu kadro mukemmel geyiklerini.. rijkaard, barcada kadroyu mukemmelestirdigi anda basarisiz olmaya baslamistir. real madrid muhtesem kadrolarla sicmistir bes yil boyunca. ayrica kadronun yildizlarla dolu olmasi taktisyen hocalar icin pek de arti degildir. skibbe, leverkusende taninmadik, yildiz olmayan onlarca futbolcu ile deyim yerindeyse futbol show yapmistir. hiddink, özellikle yildizlarin fazlaligindan sikayetci olur her dem. real madrid'de basarisiz olur ama kore, rusya, avustralya ile teknik adam showu yapar cümle aleme. zira oyun felsefesini, istedigini genc, amatör ruhlara cok daha iyi bir sekilde asilayabiliyor.

    skibbe iyi bir antrenördür. en azindan ben onun leverkusen takimina oynattigi futbola hayranim. bu bir.

    ikinci artisi gencleri takima koymaktan cekinmiyor. kewell,arda varken aydin yilmaz ilkonbir baslayabiliyor . volkan var iken alparslan erdem'i koyuveriyor gözümüzün önüne. üc tane boyle yildiz yaratsa bilmem kac milyon dolar.

    ücüncüsü, uyumludur. feldkamp gibi degil hatalarindan cabuk döner.

    dördüncüsü ve en önemlisi ise galatasaray takiminda yaptiklari ve yapacaklari kendi kariyeri acisindan cok önemlidir. avrupa sampiyonu apoleti olan bir teknik adamin türkiye super ligi macerasi cok da önemli degildir, parasini alir gider olmazsa. skibbe, zico gibiler en az taraftar kadar takimla beraber yatip kalkarlar.

    bu türkiye süper ligi takimlari ya kendi icerisinde bir mourinho yaratacak ya da birilerinin dinlenme tesisi haline gelecektir. baska cikar yol yok.

    düzlüge cikma asamasinda deneyimli teknik adamlarin yol göstericiligine ihtiyacimiz oldugu dönemler geride kaldi. ne piontek ne de derwall dönemi.. ya skibbe, mourinho olacak ya da bir baska skibbe arayacak galatasaray takimi.

    skibbe'nin oynatmak istedigi futbolun sahada yer almasi kesinlikle zamana baglidir. ilk haftadan cossaydi inandirici gelmezdi ya da gecen senenin etkisi derdik. bu acidan sabir gösterilmelidir kendisine. bu takimin altini oymak icin basin ya taraftarin lincoln sevgisi ile ya da skibbe'nin kariyersizliginden kaynakli olusan güvensizlige oynayacaktir. bilincli galatasaray taraftari basari icin her seyden önce gelir.

    basarinin anahtari istikrardir derim ben. bugün galibiyetten galibiyete kosan trabzonspor, ersun yanal'in geldigi anda ilk bes macin dördünü kaybetmistir. ertugrul saglami digerlerine göre sansli yapan takimda kalma süresidir. aragones üc lig macinin ikisini kaybederek basladi. zico,daum cesitli basarisizliklara ragmen takimda kalmasi ile basariya ulasmislardir. istikrar..

    taniyacak, türkiyeyi, süper ligi, takimlarini ve her seyden önce önündeki futbolcularinin yeteneklerini, kapasitelerini..

    biraz zaman.
  • tek kabahatinin euro 2008 sonrası galatasaray'a gelmiş olması olan teknik direktörümüz. öyledir ki milli takımda banko oynayan tüm oyuncular sadece galatasaray'da değil kendi takımlarında da ya sakattırlar ya da formsuz. öyledir ki koşan basan adam kalmamıştır takımda. düşünün ki teknik direktörsünüz ve sezon öncesi yükleme yapacağınız takımı bırak kendi arasında maç yaptırmayı (22 kişi kadro 11'e 11 oynasa) paf takımla bile maç yaptıramıyorsunuz. tek tek ele alalım. servet'in formsuz olma hakkı yok mu? var. yerine kim oynayacaktı sezon başında? emre güngör yok emre aşık yok. arda'nın formsuz olma hakkı yok mu? sağda oynuyorsa aydın giriyordu da kurtarıyorduk. aydın da sakat. ayhan'ın formsuz olma hakkı yok mu? adam kaç yaşına geldi yanında savaşçı biri yok. zira alayı sakat (linderoth m. topal barış özbek vs) buna rağmen hakan baltayı ön liberoda oynatmayı icad etti. kupa maçınlarında rakipler yedek oyuncuları oynatırken adamın oynatacağı bir yedek oyuncu bile yok. ne yazık ki fener medyasında yaşıyoruz ve renkdaşlarımız da bu medyanın gazına çok geliyorlar. aynı medya değil miydi ribery'e anelka'nın bonusu diyen? ne yazık ki 2. imparator döneminde fatih terim'e sabır gösteremeyenler kanımca skibbe'ye de sabır gösteremeyecekler. keşke gösterseler.
  • sezon başından beri kendisine yöneltilen eleştirilerin haksız olduğuna inanıyordum ve kendi çapımda arkadaşa, eşe, dosta meramımı anlatmaya çalışıyordum. ancak bu akşamki futboldan sonra mantıklı düşünen herkes skibbe'den özür dilemelidir. nedeni ise şudur;

    - 6 kasim 2008 benfica galatasaray maci'nda galatasaray'ın ilk onbirini oluşturan oyuncular arasında geçen sezon olmayan kimler vardı? de sanctis, baros ve meira. peki takımı iyiden kötüye doğru sıralasak bu üç oyuncu hangi sıralarda yer alır? bence de sanctis haricinde baros ve meira sahada sabri ve servet ile birlikte çok iyi olmayan 4 oyuncudan ikisiydi. peki geçen sezon oynadığımız birçok maçta göremediğimiz müthiş oyunu* arda, ayhan, lincoln, ümit karan, hakan balta gibi oyuncularımız bu akşam sahaya nasıl yansıtmış olabilirler?

    cevap basit. cevap skibbe.

    gerisi oyunculara kalıyor. skibbe gerekeni yapıyor, her işi tam zamanlı. sindire sindire.

    örneğin en çok eleştirildiği konulardan birisi neydi? steaua maçında de sanctis'in oynamamış olması. takımı batırmayacağını nereden bilebiliriz? ilk maçlarında düz bir kaleci diyenler olmuştu, demek ki oynadıkça form kazandı. neredeyse antremansız halde çıkacağı bir steaua maçında hem taraftarın, hem yönetimin, hem de arkadaşlarının güvenini kaybetmiş olsaydı, şu an belki de yine aykut'un yan topa çıkıp çıkmadığını tartışıyor olurduk.

    bu sebeplerden ötürü skibbe'nin şu ana kadarki her hareketine saygı duyuyorum.
  • olay kadikoy deplasmani degildir! olayi aciklayim, gecen sene ki kadroyu du$unun, tum sezon boyunca 3 maglubiyet almi$, bu sene ki takimi du$unun 10.haftada 3 maglubiyet almi$. 5 deplasman macinda 4 puan!

    ben hep ele$tirdim, belki de devam edecegim ele$tirmeye. benfica maci sonrasi " acaba " dedim, ne yalan soyleyim hakikaten dedim! demez olaydim! kazanan takim bozulmaz tamam anladik, ama oynayan takimda bozulmaz ki! ilk yari ta$ gibi top oynadik, sen umit karan'i nasil oynarsa oynasin cikarmaya hakkin yok! baros cikar, meira cikar, lincoln bile cikar belki ama umit karan cikmaz, cikamaz!

    hic mi izlemedin umit karan'i? her mac fenere golu olan adami sen nasil olurda cikartirsin? hemde 2.yarinin basinda, ne geregi var allah askina bana biri soylesin bunu! umit nasil oynarsa oynasin fener'i her turlu oper! turk oyuncu boyle maclarda cikarilmaz, yabancilar cok ciddiye almazlar cunku, ama turk oyuncular bilirler, daha bilincilidirler!

    gitsin veya gitmesin demiyorum, sadece icim aciyor. boyle bir takim kolay kolay gelmez, bu takimin hakki bu degil!

    hakikaten icim aciyor, du$undukce aklimi yiyorum!
  • kendisini açık mektup olarak yazdığım entryi yemek için çıktısını aldım. haberi olsun. şampiyon yapsın afiyetle yerim. selüloz manyağı olurum. hatta fotosentez yaparım. takım 08-09 sezonu ankaragücü deplasmanı 60-90 arası oynadığı gibi oynasın. kadıkoy' de gol olunca ilk kez bağlantı kablosu takılmış neo gibi piyasada dolaşmasınlar.bunu da başarırsa kendisinin haberciliğini bile yaparım. ( askerlik yapanlar bilir. )
  • 2 aydır askerdeyim ve bu platformdan uzak kaldım. yazar sayısı artmış yeni katılan arkadaşlar olmuş falan filan. 2 ay önce ayrıldığım zaman skibbe'nin en büyük muhalifiydim ve an itibariyle görüyorum ki benle aynı fikirde olan arkadaşlar hala bu satırlara yazmaya devam ediyorlar. aklımda kalan nurky ve maximus'a ısrarlarından dolayı da teşekkürü bir borç bilirim.

    gelelim konumuza bu iki aylık dönemde ne oldu? galatasaray ne kadar değişti? acemilik zamanında 4 maç üstüste kazanan galatasaraydı ben usta olunca bu puan kayıpları neden? acaba cenabetlik ben de mi? skibbe'yi artık kötülemekten sıkıldım bunaldım ama görünen köy de kılavuz istemiyor. antalyaspor golden sonra iyice kendi sahasına çekilmiş durumda dahi skibbe'nin yaptığına bak! barış dışarı kurtarıcı mehmet güven içeri. arkadaş maçı kazandıracak veya döndürecek hamle bu mu? şu forveti 3lemeyi niye düşünmüyorsun? 2. golü yesen ne kaybedeceksin? yoksa atacağımız bir golle beraberliğe mi sevineceksin gene! korkak adamın bu koltukta işi yoktur ey sozluk ahalisi bu böyle biline.

    son sözlerim de skibbe destekçilerine. kewell yok, lincoln yok bıdı bıdı bıdı. bu adamlar geçen sene de yoktu, bu sene neden bu kadar bel bağlanıyor. galatasaray kadrosu bu kadar aciz mi? şampiyonluğa oynayan bir takımın böyle bir oyun oynama lüksü yoktur oynatanlara duyurulur. her zamanki gibi gene kötülenecek zaten ofsayt entrylerimin hepsi skibbe başlığı altında. varsın kötülensin şampiyonluğun kayıp gitmesinin yanında ufacık bir üzüntü, sinir yapmaz.
  • galatasaray'daki kariyeri için "böyle bitmesini ummuyordum" demiştir...
    biz de ummuyorduk... kendisinden çok şey beklemiyorduk aslında... "bu kadroyu ben bile şampiyon yaparım" diyen çok kişi vardır aramızda... bizim asıl beklentimiz futbolculardandı... baros'u, kewell'ı görünce, arda'yı bilince, lincoln'ü kazanınca, bu beklentimiz de arttıkça arttı... ama bu futbolcuların yanında, sabri gerçeğini, mehmet güven gerçeğini, meira'nın formsuzluğu gerçeğini, sakatlık gerçeğini, sanctis'in yetersizliği gerçeğini, nonda'nın ve ümit karan'ın bitmiş olduğu gerçeğini, linderoth gerçeğini geri plana attık... alınan birkaç güzel sonuç bunları görmemizi engelledi belkide... bunlar galatasaray'ın önüne set çeken gerçeklerdi ama skibbe'nin bunlarla doğrudan ya da dolaylı olarak ilgisi dahi yoktu... bu yüzden kendisine haksızlık yapıldığı düşüncesindeyim...
    tamam kendi yanlışları da olmuştur taktik anlamda ama, yönetim de kendisine rahat çalışma ortamı sağlamamıştır... yardımcılarını kovmuş, işini baltalayacak bir hamle ile kalli'yi başına dikmiştir... yaptığı hataları düzeltmesi yönünde uyarmamıştır... çok değişik bir iklime ve kültüre gelmiş olan birinden, çok şey beklemiştir... onu buraya adapte etmek uğruna birşey yapmamıştır...
    velhasıl kelam, skibbe kovulmuştur... bu şartlar altında çok da başarısız olduğunu düşünmüyorum... umarım bundan sonraki kariyeri başarılarla dolu olur ve bir gün yine takımımızı çalıştırır...
    herşeye rağmen ben kendisini seviyordum, belirtmek istedim...
  • eğer kendisine sabredilseydi, en azından 2008/2009 sezonunun sonuna kadar sabredilebilseydi başımıza daha kötü ne gelebilirdi, her şey daha fazla ne kadar kötü olabilirdi diye merak ettiğim, göndermekle kazandıklarımızı da merak ettiğim; galatasaray'a güzel futbol oynatmaya çalışan, sadece futbolu düşünen, oyuncularıyla 'hoşgörü, sevgi' dediğimiz artık pek rastlayamadığımız kavramlara dayanan bir bağ kuran, galatasaray uefa'da yoluna devam ederken, lige dair daha hiç bir şey bitmemişken, bütün hedeflere dair umutlar taptaze iken kaçınılmaz olan sabredememe olayının kurbanı olmuş eski hocamızdır.
    gönderdik ve şimdi güllük gülistanlık mı her yer? kazancımız zararımızla karşılaştırıldığında daha mı fazla? hayır.
    ayrıca yerinde olsam üzülürdüm. yani galatasaray'ı hala takip ediyorsa ki bence o galatasaray'ı çok sevmişti ve ediyordur. üzülürdüm bunca zaman verdiğim emeğe. çünkü 6 ay uğraştığı bir futbol mantalitesi getirdiği uygulattığı takımı 1 ayda yerle yeksan oldu. evet hoca değişince tabii ki takım değişecekti ama bari olumlu yaptığı şeyleri koruyabilseydik. macera aramasaydık. neyse artık çok geç be sözlük.
  • galatasaray'ın antalya , kocaeli, sivas maçlarında yenilen ama yenilirken de futbol oynatan eski hocasıdır. bülent korkmaz'ın aldığı puan kayıpları ise bir puan kaybından öte futbolsuz, pozisyonsuz alınan sonuçlardır. bu yüzden eleştirilmektedir.
    galatasaray takımı yenilgiler yaşar ama top oynamamak gibi bir şansı olamaz. skoru bulup onu korumak için oynayan bir görüntü içinde de olamaz. bu görüntü galatasaray'a yakışmaz.