• hiç yazmıyorum artık tolganın vefat haberini vermek için yazdım en son merak edenler oluyordu diye. devamında doğal olarak neler yazılmış diye bakarken ertesi günlerde bu arkadaşın yazdığı yazı dert oldu içime.

    airkaynana için ilk yazdığı zaman cevap vereyim dedim sonra boş geç dedim . sonra göründü ki adam bıkmadan usanmadan her ortama yazmış utanmadan. baglamaist (bkz: #1323296) yazısı ile inceden dokundurmuştu yazısına, sonrasında belki ondan kendi kaldırdı belki de moderasyon yakışık olmaz böyle bir yazı deyip kaldırdı yazıyı kim bilir.

    beyimizin malum her ortamda paylaştığı yazısı http://i.imgur.com/JyDsG8J.png ve beğenmemiş olacak ki kaldırdığı/ kaldırttığı cevabımız;

    --- alıntı ---

    kaz ciğeri yemiş yazar. dandik sözlük yazarları gibi yaptığım tanımı: "bu tanımımız olsun : )" maskaralığıyla duyurduktan sonra, kısaca derdimi anlatayım. göz yaşlarıyla kaz ciğeri yiyen bu arkadaşımız, avrupa'da gezip tozuyormuş. kopenhag veya her ne zıkkımın köküyse galatasaray'ın o takımla oynadığı maçı da rakip taraftarların arasında izlemiş. airkaynana'nın ölüm haberini aldığı sırada da yanında bir kız varmış. kızlarla gezip tozuyor yalıçapkını. ayrıca, kaz ciğerini zıkkımlanırken, şarap da içiyormuş. şarap "sanırım" ispanyolmuş ve ağızda buruk bir tat bırakıyormuş ve ağızda lanet olasıca bir tat bırakan bu kahrolasıca şarap, işetiyormuş da adamı. işedikten sonra bu arkadaşımız saçlarının seyreldiğini fark edip, vay amınakoyim demiş. yaşlanıyorum... ama elbette bu yaşlılık şarap yahut kaz ciğerinden ileri gelmiyor, o kadarını üstâd-ı azam söylemeden de anlıyoruz. bu seyrek saçlı yazar, yüksek hayat standartlarını bizlere bir güzel anlattıktan sonra, airkaynana'nın ölümüne gelmiş... ah be abi demiş, sikeyim böyle şampiyonlar ligini...
    burada kısa bir ara vereyim, airkaynana galatasaray sözlük vasıtasıyla 3 yılı aşkın süredir ismine aşina olduğum ve twitter'dan takip ettiğim biriydi. açıkçası ne fikirlerini bilirdim ne de çektiği sıkıntıları. hastalık haberi ve tedaviye yanaşmaması üzerine, kendisine facebook'tan ulaşmıştım. meğer facebook'tan da arkadaşmışız da, hiç haberim yokmuş. bazen güzel insanları ıskalayabiliyoruz, air de onlardan biriydi. aylar süren konuşmalarımızda birkaç sefer; ölme ihtimaline karşı şimdiden bazıları gayet duygusal ama içi boş, saçma sapan entry'ler hazırlamıştır, tek gereken senin ölüm haberin, bari fazla bekletme de millet rahat rahat göndersin şu entry'lerini. bu bahaneyle, kirlenen vicdanlarını bir güzel temizlerler demiştim. elbette ne amaçla söylediğimi gayet iyi anladığından, "aslında sırf o yazıları görmek için ölmeyi dört gözle beklemiyorum desem yalan olur" demişti. ben ve birkaç kişi bekliyorduk bol "ah be abi : (((" içerikli saçma sapan entry'leri. bekliyorduk da, bu kadarını değil... bu seyrek saçlı arkadaş gibi birinin çıkıp, bahaneyle, yediğini, içtiğini anlatıp vicdanını temizlemeye gayret edeceğine hiç ihtimal vermiyorduk. o vicdanı nasıl o hâle getirdiğini merâk ediyorum doğrusu. zira, ne kaz ciğeri öyle vicdan karartır ne de ispanyol şarabı.
    neyse, vesile oldu, air'i de anmış olduk. iyi çocuktu, daha iyi bir hayatı hakediyordu. hakediyordu da; hayat, bizim dilek ve iyi temennilerimize aldırmayacak kadar sert, acımasız. air için iyi temennilerim bir işe yaramadı, bari kalan haklarımı bu arkadaş için kullanayım. umarım hem galatasaray sözlük'te hem de burada bol bol on veya her ne zıkkımın köküyse ondan alır da rahatlar, muradına erer.

    --- alıntı ---
  • kendi nicklatima yazmak cok tasvip ettigim bir sey degildir fakat belirtmek isterim ki bugun t a a r a b t tarafindan sahsime hakaretler iceren ve kendisine attigim mesajlari manupulatif bir sekilde desifre eden bir entry sonucu baslayan polemigi bir cok yazar kardesimden gelen telkinler, sagduyulu olmak ve tek derdimizin galatasaray oldugunu unutmamak adina surdurmeyecegim.

    t a a r a b t'in ne yapmaya calistigini ben dahil, sozlugun buyuk bolumu biliyor. ben bunun bir parcasi olmaktan hosnut degilim ve kendisinin ego patlamalari sonucu yazdigi hakaretleri onemsemiyorum.

    fakat yine bilinmesini isterim ki galatasaray ismi, arması ve kültürü benden, benim takma adimdan, galatasaray sözlükten ve hepimizin egolarindan cok ama cok buyuktur. buna aksi davrananlari, galatasarayi ve futbolcularini asagilayanlari, ayni renge gonul vermis yazar arkadaslarina hakaretler edenleri, bu gibi davranislara goz yumanlari yine t a a r a b t'in tabiri ile hedef gostermeye devam edecegim.

    adalalet ve yalniz ve yalniz "herkes icin adalet" istiyorum. bu tarz polemiklere girmeyecek olmam bu mucadelemi surdurmeyecegim anlamina gelmemelidir.

    mucadelem bir zümre icin degil, kendim icin hic degil, bana ogretilen galatasaray kültürünü korumak adinadir.

    son olarak sol frame'i gereksiz ve yersiz bir polemik uzerine isgal ettigim icin tum yazar kardeslerimden kendi adima ozur dilemek isterim.

    saygilarimla

    mahsun.
  • kendisiyle hicbir tanisikligimiz yok. ama umarım olur, olur da kendisine kordonda bira ısmarlarım ve yemek yeriz beraber. çünkü değerleri olduğu için değerlere sahip çıkmayı biliyor, çıkar gözetmeksizin başkasının değerlerini korumayı biliyor, onlara laf ettirmemeye çalışıyor. efendi adam olmak, ölçüyü bilmek herkesin harcı değil. işte bu yüzden saygıyı hakediyor. herkes tarafından haketmelidir de bence. umarım şans bulup kendisiyle bir şekilde iletişim kurarsınız da anlarsınız nasıl bir adam olduğunu.
  • mahsun’un kısa galatasaray tarihi (resimsiz)

    tribun kariyeri bir galatasarayli icin olabilecek en guzel sekilde cok sevdigi amcasinin elinden tutup goturdugu 7 haziran 1987 galatasaray eskişehirspor maçında eski acikta baslamistir. yasi itibari ile 14 senelik cileyi pek cekmemis olsa da, o gunesli istanbul pazarinda ali samiyende yasananlar farkinda olmadan hayatina yon verecektir.

    bu sampiyonlugu takip eden yillar kimi zaman 9 kasım 1988 galatasaray neuchatel xamax maçinda oldugu gibi mucizelerin gerceklesebilecegine inanmasini saglayacak, kimi zaman 5 nisan 1989 steaua bucharest galatasaray maçında oldugu gibi aslinda futbolu ve dunyayi iyilerin yonetmedigine kanaat getirtecektir.

    doksanli yillara gelindiginde artik delikanli olmustur ve cocukluk kahramanlarinin* yerini yenileri almaya baslamistir. bu donemden aklinda kalan en vurucu fotograf 3 kasım 1993 galatasaray manchester united maçı sonrasi foto muhabirine sarilip aglayan tugay kerimoglu’dur. evet, ilk genclik kahramanlari* gercek anlamda bir destan yazmis, kimsenin ongoremedigini basarmis ve sampiyonlar ligine katilmislardir. artik sampiyonlar ligi galatasarayin birincil hedefi, ali samiyen de mahsun'un ikinci evidir.

    manchester zaferini izleyen yillar bir nevi ileride kendisine ev sahipligi yapacak, gurbetlik yasatacak avrupa ile tanisma firsatini saglayacaktir ona. bunlarin icinde 19 ekim 1994 ifk goteborg galatasaray maçı ona mac boyu tek korner kullanan bir takimin yirmi korner kullanan bir takimi yenebilecegini ogretmekle kalmamis, yillarini gecirecegi iskandinavya sogugu ile tanismasini da saglamistir. ve yine ayni sene bir turk takiminin sampiyonlar liginde ilk galibiyetine canli taniklik etmistir ki* ezerek yendigimiz takim ispanyada son dort sezonu sampiyon olarak tamamlamis olan barcelonadan baskasi degildir. bu mucadele turkiye’ye gelmis gecmis en buyuk futbolcu ile ilk karsilasmasi olabilecekken sartlar buna elvermemistir, ancak kavusma cok yakindir. galatasaray bir kez daha adini ustune basa basa avrupa sahnesine yazdirmaya baslamis, bu mac sonrasi olan mahsunun ses tellerine olmustur. iki hafta boyunca insanlarla yazarak ve isaretle anlasmak zorunda kalmis, ileride de bu beladan cokca cekmistir. ama ses telleri icin asil tehlike kapidadir; onun icin gunesli pazar gunleri ailecek gidilen maclar, isportadan alinan formalar, her avrupa galibiyeti sonrasi araba ile sokaga cikip tur atmalar yeni bir boyut kazanmaktadir: galatasaray avrupanin en buyugu olmak icin yuruyusune baslamistir!

    evet artik koca adamdir ve sahne bir kez daha degismektedir. hersey fatih terim’in teknik direktorluge getirilmesi ile baslayacaktir, ayni donemde en az fatih hoca kadar onemli bir figur olan faruk süren baskan inanilmasi guc transferlerle mukemmel bir takim yaratmaya baslamistir. iste o donemde gelmis gecmis en buyuk kahramani ‘‘commandante“ ile tanisir. on’unla ilk karsilasmasi 17 ağustos 1996 galatasaray trabzonspor macinda olmus, daha niceleri icin diyar diyar gezmis, her gittigi deplasman macinda, avrupada, trabzon’da, ankara’da, bursa’da gozleri sahada hep onu aramistir. hic tanimadigi ama buyuklerinden dinledigi metin oktay efsanesi gozunde yeni bir boyut kazanmaktadir. ona gore galatasarayin yeni metini hagidir ve hep oyle kalacaktir. hayatinin en guzel dort senesi baslamistir artik. galatasaraya her kulvarda onune cikani yenmekte, din, dil, irk ayirmamaktadir, o da hic bir maci kacirmamaktadir. gormedigi ulke, yenmedigi takim kalmamistir buyuk askinin sayesinde. fakat ne yazik ki takvimler 20 ekim 1999‘u gosterdiginde galatasaray tarihine beslik oldugumuz chelsea maci olarak gececek o talihsiz gecede ona bu aski asilayan, elinden tutup her maca goturen, ona eski acik disinda oturulan her tribunun kof oldugunu anlatan babasi kadar yakin, babasi kadar sevdigi amcasini kaybeder. hayatinda bir donum noktasi olan bu olay ona armaya daha kuvveltli sarilma gorevini yuklemistir. artik her macta bir degil iki kisilik bagiracaktir. ne zaman galip gelsek yaninda, dahasi icinde bir bosluk hissedip aglayacaktir. bu nedenledir ki kopenhagda kupa kaptan bulent ve buyuk hakanin ellerinde yukselmezden az evvel popescu’nun penatisiyla elli metre otesindeki "imparator" gibi yere cokmus ve dakikalarca aglamistir. artik onun icin galatasaray sevgisi boyut degistirmistir. bu sevgi ne kupa, ne basari, ne en buyuk olmaktan kaynaklanan bir sevgidir. artik galatasaray onun icin donulmez ve sonu olmayan bir yoldur. karsilik beklemenyen buyuk bir asktir. herkes bu en buyuk basari, daha buyugu olamaz derken galatasaray durmamaya kararlidir. sirada avrupanin en buyugu olmak vardir. sahne yine degismis, fatih hoca italya‘ya yelken acmis ve ona gore bu kutsal armayi hic bir zaman haketmeyenler* defolup gitmislerdir. ne mutlu ki artik galatasaray kisilere bagli olmayan bir buyukluk mertebesindedir. iste bu yuzdendir ki monaco'da hagi kafasina bagladigi kaskoluyla elinde super kupa ile turlarken artik basariya sasirmamayi ogrenmistir. o bir galatasaraylidir. basarmak, kazanmak, sonuna kadar mucadele etmek ruhunda vardir. bu nedenle ilerleyen yillarda gelen ve kahramanlarinin gozunde birer soytariya donusturuldugu donemlerde bile stadin yolunu tutmus, karda, yagmurda ve bilhassa firtinada solugu olimpiyat stadinda almistir. takim cok kotu gitmekte, yapilan hic bir hamle yaraya pansuman olmamaktadir. o donemde bile daha gittigi tek bir macta agzini acip armasini tasiyan futbolcusuna tek kelime laf etmemis, homurdanmamistir.

    fakat homurdandigi insanlar da yok degildir. bunlarin basinda 14 mayis 2007 de, evet tam da o gun evlenen abisi vardir ki daha hala konusur bu olay hakkinda. kendi kisa galatasaray tarihinde kacirdigi ve hala hayiflandigi en onemli mactir bu. bir de sonradan gurbetlikten dolayi kaciracaklari vardir. son bes senedir gidemedigi mac sayisi o kadar coktur ki ilk donemlerde ruyalarinda surekli samiyen’i gormektedir. yikilacagi haberini aldiginda tek basina oturup bir paket beyaz leblebi ile bir buyuk icmis, sabah kalkip kalan leblebileri biraya meze yapmistir. hala istanbula geldiginde cevreyolundan gecerken kafasini cevirip o dev bosluga bakamaz. ali samiyen arena ile tatillere denk getirip gitigi maclarda kaynasmaya calismis, super final zimbirtisi boyunca gittigi ic saha maclarinda takim iyi performans gosterememis olsa da bir nevi benimseme yasamistir. hala isi gucu birakip bir gunlugune mac izlemeye, takimi desteklemeye istanbula gelir. avrupa’da yine yeni yeniden deplasman maclarina gitmeye baslamistir. sozlukte bir numarali yazma amaci mac oncesi samiyen civarinda gidilen bar, pub, kofteci, bilardo salonlarindaki sicak muhabbetleri ozlemesi ve hali hazirda devam edemiyor olmasidir. sozluk onun icin sanal bir aldatmacadan ibarettir ama artik onsuz da yapamamaktadir.

    aklina bir cirpida gelen kisa galatasaray tarihi disinda kendi kucuk tarihinde istanbul dogumlu gozukur, aslen arnavuttur, izmir cikislidir. kelle pacaya bayilir, midye dolmaya biter, bir porsiyon visneli kebap icin adam oldurmeyi bile goze alabilir. beyoglu cocugudur, karsiyi hic sevmez, anadolu’da yasayip avrupa yakasina karsi diyen adamdan uzak durur. ickicidir, ekseriyetle icer, hic aksatmaz. insanlarin gecimini saglamasi icin yaptigi isler pek umurunda degildir ama yine de birseyler olsun diye universitede hocalik yapmaktadir, bir nevi bilim adamidir. sosyal demokrattir, humanisttir, ali desidero’ya bayilir. an itibari ile almanyada, genel itibari ile kopenhag parken stadyumunun dibinde ikamet etmektedir. bazen sirf maziyi anmak icin sarhos oldugu aksamlar kopenhagda bisikletleri kaldirip saga sola atar, yolda ingiliz gorse anasina kufur eder, galatasaray disinda takim tutmaz, sempatisi dahi yoktur. hatiri sayilir bir plak, kitap ve eski fotograf makinesi koleksiyonu vardir. bos zamanlarinda seyahat etmeyi sever, cok okur, word, excel gibi office programlarini kullanabilir. turkceyi kendi dili gibi konusur, ingilizcesi vardir, dunyada baska dilin gerek olmadigi kanisinda olsa da bir iki dil daha bilir ama pek kullanmaz. hic bir tribun grubuna uye degildir, ozellikle galatasaray icindeki tribun olusumunu ve reislerini sevmez ama alparslan dikmen’i bunlardan ayirmasini bilecek kadar da tribunun icini bilir. en favori tezahurati ince tonda soylenen “lalalalala lalalalala heeeeyo cimbombom“ dur. en unutamadigi tezahurat 2 aralık 1998 galatasaray juventus maçında atki sovla birlikte soylenen olum marsidir. zaten o gunden beri zidane'i sevmez, fransiz futboluna, futbolcusuna gicik olur.

    sozlukteki bir iki olaya sinirlenip, ben gidiyorum, bari ne gibi bir mahlukat oldugum hatirlarsin ayaklarina toplantisinin da iptal olmasiyla bos zaman bulup bu entryi yazmistir. zaman ayirip okuyan buyuklerinin ellerinden, kucuklerinin gozlerinden oper. kendi kisa galatasaray tarihinde olup da, zaman darligi ya da kafa kalinligindan dolayi atladigi galatasaray efsanelerinden teker teker ozur diler. tam bu satirlari yazarken bahsini gecirmedigini farkettigi efsaneler jupp derwall ve andre claudio taffarel’e selam eder.

    uzun lafin kisasi bir garip mahsun’dur. supertitiz diye yazilir, striptiz diye okunmaz. omru galatasarayin pesinde gecmistir. bir dahaki iptal edilen toplantida gercek mahsun’un hikayesini yazacaktir. an itibari ile bir yere gittigi de yoktur.

    yazarin kisisel notu: yazar yukaridaki satirlari oncelikle ona bu renkleri sevdiren rahmetli amcasina, sonra galatasaray sozlugu sevdiren halim abi’sine ve en cok da ölümsüz yazar tabutta rovasata’ya ithaf eder.
  • son haftalarda ne zaman mükemmel bir entry görsem, ''işte budur!'' desem, ''kim yazmış?'' diye baktığımda gördüğüm isim...

    sorunlar üzerine kafa yoran, fikir beyan eden, bunu yaparken de kullandığı akıcı anlatımla en uzun yazıları bile sıkmadan okutup, ''daha olsaydı'' dedirten bu yazar, şu kaos ortamında bile insanı sözlüğe girmeye sevk eden nadir yazarlardan biri işte...
  • adaletsizliği tartışmak hep suç olmuştur. adalet için mücadele eden nice canlar heba olmuştur. hep gücü elinde bulunduranların, güçlüleri destekleyenlerin ve güçlülerin götlerini yalayanların istedikleri olmuştur bu ülkede. ve sözlükteki durum da canım ülkemdeki adaletsizliğin kahredici bir yansımasıdır.

    çok canların heba olmasından korkmayanlar da hala mevcuttur. ülkemizde de onun bir yansıması olarak sözlüğümüzde de bu tip insanlar mevcuttur. mahsun süpertitiz bu cesur insanlardan biridir. hakaretleri, küfürleri ve her türlü cezai yaptırımı göze alarak adaletsizlikle mücadelesine devam ediyor. tabii ki onu susturmaya çalışanlar ve türlü türlü yalan ve düzenbazlıkla adaletsizliğin olmadığına ikna etmeye çalışanlar olacaktır. ama süpertitiz bu tür şeylere kanacak adam değildir.

    kendisinin adaletsizlikle mücadelesini ve bunu kanıtlamak için gösterdiği örnekleri doğru buluyorum. ve kendisini haklı mücadelesinde destekliyorum.

    onun gibi yazarlara sözlükte, onun gibi insanlara dünyada ihtiyaç var.