• 5
    yerli oyuncu-yerli teknik direktör alınırken arkasına sığınılan kalıp.

    teknik direktör alınırken; takımın eksik yönleri neler, takıma ne katar, hangi antreman metodlarını uygular, teknolojiden ne derece faydalanır, modern futbol içerisinde kendini ne kadar geliştirmiştir... gibi sorular üzerinden analiz edip teknik direktör almak yerine ligi biliyor ağğğbii gibi sokak kalıbı düşüncesiyle hareket edilir.

    (bkz: galatasaray yönetimi)
    (bkz: mustafa denizli)

    yerli oyuncu olayına girmeye ise gönlüm el vermiyor. doğrudan olmasa da dolaylı olarak benzerlik içeren bir başka düşünce yapısı için;

    (bkz: milli takımın defansı galatasaray'da)
  • 9
    ömrümde gördüğüm en saçma önermelerden biridir. iyi futbolcu iyi futbolcudur. fernando, gomis, drogba, nagatomo ve adını hatırlamadığım bir ton topçu gelir gelmez çat diye katkı vermiştir. amrabat, tarık, mehmet topuz ligi biliyordu da noldu? şimdi de ndiaye için ligi biliyor risksiz transfer falan deniliyor da, sen iyi kaliteli bir topçu al onun da sorun yaşamayacağını göreceksin zaten. ligi bilmekle ne alakası var?
  • 12
    tabiki iyi futbolcu iyi futbolcudur. burada ligi bilmek derken ligde oynanan futbola aşina mı değil mi o sorgulanıyor. en azından ben öyle anlıyorum.

    alfonso alves’i herkes tanır. hollanda da leblebi gibi gol attı ama premier ligde yokları oynadı. şimdi bu onun kötü futbolcu olduğu anlamına mı geliyor? tabiki hayır. veya katılmayan olabilir di maria. ispanyada oynadığının onda birini ingilterede oynamadı. bu onun kötü futbolcu olduğu anlamına gelmiyor.

    örnekler çoğaltılabilir, torres, robinho hleb, bir çok örnek futbolcu gösterilebilir. yenilerden de eskilerden de. hatta aynı ligde takım değiştirip tökezlemiş adam var. tanımamaktan kasıt, ligde oynanan futbolda uymayan, ekole uzak, aşina değil veya aşının tutmaması demek. o yüzden fazla şeyapmamak lazım.
  • 13
    teknik direktörler için önemli bir artıdır ligi bilmek. sadece ülkemizde değil, her ülkenin ligi için geçerlidir bu. ama futbolcu seçiminde ligi bilmenin çok çok az bir katkısı vardır. yani ligi çok iyi bilen bir selçuk inan'ı, ligi hiç bilmeyen bir fernando reges 2 haftada yakalar, üstüne bir de bilmediklerini öğretir.
  • 14
    galatasaray transfer yaparken görülen en saçma şeylerden birisi, rakip takım hoca getirirken gayet olası karşılanan önerme. yok öyle fenere comolli, phillip cocu gelirken "ligi bilmiyor yea" diyip, ndiaye yerine adam bakarken saçma bulmak.

    ligi bilmek, oyuncuları, iklimleri tanımak önemlidir. kışın sivas deplasmanına giderken 5 sene boyunca o stadda, hep aynı tarafta oynamış futbolcunun yapacaklarıyla, hayatında kar görmemiş futbolcunun yapacakları aynı olmaz. karşı takımda hürriyet gücer'in varlığından haberdar olan 10 numarayla, olmayan 10 numaranın yapabilecekleri aynı olmaz.

    5-10 sene önce trabzon'a o sene gümüş ayakkabı alan teofilo gutierrez geldi. geldiği ligde 45 gol mü ne atmıştı, colombia 1.ligi'nde- james rodriguez'in, ospina'nın, yerry mina'nın falan parladığı. o sene dünyanın en çok gol atan 3.topçusu mu ne olmuştu. youtube videoları falan inanılmazdı. geldi burda 5 gol atabildi. antrenmanda fotoları vardı kar yağınca şoka girmiş adam.

    oscar cardozo bana göre ceza sahası içinde dünyanın en iyi 3-5 golcüsünden biriydi. bulduğunu atıyordu hatırlarsanız. aynen o da yamuldu.

    sneijder bile lige adapte olana kadar 1 sene geçmişti. şampiyonlar ligi'nde yardıran adam ligde salak oluyordu.

    ligi bilmek, takımları tanımak, sahalara göre, takımlara göre taktikler yapmak önemlidir. bazı futbolcu vardır mevzuyu çabuk kavrayıp adapte olan, bazı futbolcu vardır geldikten 1 sene sonra yardıran. böyle boş mesaiye gerek yok, var işte böyle bir şey. dileyelim de feghouli de 1 sene sonra yardıran cinsten çıkar da bu sene en önemli transferimiz olur.
  • 15
    normal şartlar altında olumlu bir durum olmasına rağmen, süper ligi içten içe kemiren bir önermedir. özellikle teknik direktör seçiminde artık türk takımları mümkünse ligi bilmeyeni seçmeli. çünkü bu ligde fatih terim ve şenol güneş dışında uluslararası anlamda futbolu bilen, kendini geliştiren ve yeniliklere açık olan teknik direktör yok. türk futbolu sanki bir fanus içinde yaşıyor ve havasızlıktan ölmek üzere. yerli teknik direktör, futbolcu ve futbolcu eskisi yorumcular bundan rant sağladığı için değişmemesi için elinden geleni yapıyor. bu önerme de tam onlarlık bir söz. taraftarın bir kısmı ise fanustan dışarıyı göremediği için bu dünyayı gerçek sanıyor. yerel başarılar göz boyuyor. galatasaray bunu değiştirmeli çünkü ruhunda var bu. derwall ile bunu yaptı.

    fatih terim olduğu sürece teknik direktör açısından sıkıntımız yok. ancak altyapı eğitimimizi uluslararası standartlara göre kurmalıyız. ayrıca şu yabancı sınırının geri getirilmemesi için elimizden geleni yapmalıyız. sesimiz daha gür çıkmalı.
  • 16
    sadece ülkemizde var olduğuna inandığım kavram. ligi bilmek ne demek? niye böyle saçma bir kalıp var? top her yerde yuvarlak değil mi kardeşim? bunu bizzat maradona açıklamadı mı*

    bir futbolcu alırken daha önce ülkede oynadıysa ligi biliyor diyoruz. drogba, podolski, keita, marcao ve niceleri ligi bilmiyordu da ne oldu? daha önce burada oynamış olmasına çok takılmamak gerek. bu kalıbın da yavaş yavaş, azalarak bitmesi gerek. ben ligi bilen oyuncu istemiyorum, futbolu bilen adam istiyorum. bir transferi savunurken ligi biliyor denilmesine de çok sinirleniyorum. adamı övecek hiçbir şey bulamayıp, daha önce de türkiye’de oynadı demek bu. ne yapalım yani burda oynadıysa?

    bu sözlerim gündemde bahsi geçen oyuncular için değil, genel bir serzeniştir.
  • 22
    türkiye liginin uluslararası standartta olmadığını gösteren kavramdır.

    olaya misal, mühendislik düzeyinde bakacak olursak uluslararası iş yapmak isteyen bir firma ürettiği ürününü veya hizmeti uluslararası kabul gören standartlara göre yapmak zorundadır. bakımdan depolamaya kadar yaptığı operasyonların bile standartı olmalıdır. çünkü ürettiği ürün, ne kadar amerika'da da japonya'da da kullanılabilir olursa ve kalitesi ne kadar yüksek olursa o kadar talep görür. aksi halde iş yapamaz.

    süper lig, şu an için uluslararası futbol standartlarını karşılamıyor ki ligi bilmek bu kadar önemli oluyor. her ligin tabii ki kendi kültürel farkları vardır ama bu kısa sürede öğrenilerek atlatılabilecek bir durum olmalıdır. mesela bizde futbolcu düzeyinde farklar daha az sorun çıkartırken teknik direktör düzeyinde neredeyse hiç bir yabancı teknik direktör iş yapamaz duruma gelmiştir.

    çünkü futbolculuk görece basit bir iştir. eğer forvetsen aşağı yukarı tüm dünyada yapacağın iş bellidir. ama teknik direktörlük kompleks bir iştir. oynattığın oyuncunun altyapıda aldığı eğitimden kulübün ekonomik yönetimine kadar her şey teknik direktörün işini etkiler.

    bundan dolayı oyuncu eğitiminden kulüp yönetimine kadar her alanın, bilimsel olarak tespit edilmiş standartlara göre yönetilmesi gerekmektedir. işte bu standartlar türkiye'de yoktur. dolayısıyla yabancı teknik direktörler iş yapamaz. çünkü yabancı teknik direktörler uluslararası standartlara göre iş yaparlar.

    uluslararası standartlara uymak için önce ihtiyaç yaratmak gerekir. futbolda ihtiyaç ise iki alanda oluşturulur:

    1) yurt dışına ürün ihracı (yani futbolcu üretip satmak)
    2) yurt dışına hizmet ihracı (yani türk takımlarının avrupa kupalarında rekabet edebilmesi)

    birincisi için yurt içinde tekel oluşturmaman lazım. sen yerli üründen başkasını alamazsın dersen ürün türkiye içinde gereksiz pahalı satıldığı için yurt dışına çıkmaz. ama serbest bırakırsan yerli üretici yurt dışı ile rekabet etmek zorunda kalır. dolayısıyla üretimini uluslararası standartta yapmak zorunda kalır. bunu yapınca ise ürettiği ürünü sadece yurt içi değil, yurt dışı pazarında daha zengin alıcıların hizmetine de sunar. ve ürünü daha da kaliteli üretmek için elinden geleni yapar. yani yabancı futbolcu sınırı koymaman lazım.

    ikincisi için de kulüp yönetim faaliyetlerinin baştan sona uluslararası standartta yapılması gerekir. takımların avrupa kupalarında rekabet ihtiyacı seni uluslararası standartları uygulamaya yöneltir.

    peki bu ihtiyaç nasıl oluşur? işte burda galatasaray'ın sürekli avrupa hayali kuran kültürü devreye girer. rakipler galatasaray'ın, fatih terim'in şampiyonlar ligi hayali ile dalga geçiyorlar. yahu biz bilmiyor muyuz, bunun ne kadar zor olduğunu. ama sen bunu hayal edersen kulubünü bu seviyeye çıkartmak için uğraş verirsin. yani uluslararası standartları yakalamaya çalışırsın. sonucunda kupayı kazanamasan bile en azından avrupa ile rekabet edebilir duruma gelirsin.

    fatih terim gibi hem yereli hem de uluslararası futbolu bilen teknik direktörler özellikle bu geçiş dönemlerinde çok önemlidir. çünkü galatasaray'ın uluslararası standartları uygulayan bir kulüp olması ancak onun gibilerin elindedir. artık hocanın galatasaray'daki en büyük misyonu budur. hoca artık bu devrimi gerçekleştirmelidir. daha önce derwall'in yaptığı şeyi bu sefer kalıcı olarak fatih terim yapmalıdır.

    böylece bizim akıllı futbol kamuoyunun iyi bir şeymiş gibi söylediği, ligi bilmek kavramına bir ihtiyacın kalmaz. oysa bir ligde başarılı olmak için ligi bilmek gerekiyorsa o ülke futbolu bundan utanç duymalıdır.

    edit: düzeltme.
  • 23
    avantaj mı dezavantaj mı belli olmayan durum. bu bir kısıttır teknik olarak söylemek gerekirse. örnek vermek gerekirse, ligi bilmeyi bir daire olarak hayal edin. kendinizi o dairenin içine hapsetmiş olursunuz aslında. genişleme ve ilerleme bu yüzden olmuyor aslında bir nevi. insanlar o dairenin dışına çıkmaya korkuyor. o dairenin içinde olmayınca da, yaşam şansın olmuyor.

    şöyle diyelim, türkiye'de defans oyuncularının pozisyon bilgisi zayıf. o yüzden tecrübeli yani yaşını almış forvetler çok etkili oluyor ligde. şimdi hangisini tercih etmek lazım tecrübeli forvet mi yoksa genç başarıya aç forvet mi? %99 tecrübeli forvet çünkü daha garanti.

    ben de katılıyorum her ülkede kendine özgü şartlar muhakkak etkisini sürdürür. asla gözardı edemezsin. ortaya çıkan sonuç peki? nerdeyse başarı yok bu yöntemle. sadece yönetimle alakalı değil bu durum. biz kendimiz diyoruz babel, şener iş yapar diye. toplum olarak böyleyiz biz.