• 3
    kendisiyle süper kupa finali mücadelesinde tanışmıştık ilk olarak kalabalık bir zirve olduğu için çok muhabbet edememiş olsak bile kısa sürede sözlüğün en sağlam adamlarından olduğu kanısındayım. zirve olunca çağırın yeter biraz uluslararası takılan yazarlarımızdan kendisi türkiye'de ise mutlaka gelir.

    (bkz: yıllarca seninle geldik her yere konya'ya gaziantep'e )
  • 6
    yaklaşık 1 buçuk yıldır browser'ımın müptelası olduğu bu platforma üzülerek veda ediyorum.sizinle galatasaray odaklı-odaksız birçok entry paylaşabilme onuruna nail oldum.çok güzel dostlar tanıdım.

    bu platformun spor odaklı bir sözlük olduğunun başından beri farkındaydım.ancak hem sporun hem hayatın içindeki öteki hikayelerin meraklısı oldum,kısmen de olsa bu platform talebimi karşılık verdi diyebilirim ancak hayatta bu kadar acı varken,islam çupi'nin de dediği gibi "renk aşkı denen bir sosyal körlüğün, sırt sıvazlama denen afyonun,günümüzde insan mutluluğu için yetmeyen ‘donmuş haklar’ olduğu şuuruna varmış" biri olarak,şu an ne galatasaray ne de herhangibir spor içerikli yazı-yazacak,okuyacak motivasyonda hissetmiyorum.uzun bir süre hissedemeyeceğim sanırım.yine de bu platforma yazma ihtiyacı duydum,kendi hayatımda özel bir yere konumlandırdığım için.

    içlerinde tanıdığım,tanımadığım birsürü güzel insanı kaybettim,kaybettik.içim acıyor,hücrelerim her nefesimde daha da isyan ediyor,boğazım düğüm düğüm değil kördüğüm oldu.onlar,berhava olmaya yüz tutmuş çocukluğumuzun peşinden,çuvallarında oyuncaklarıyla giden günümüzün hayal kahramanıydılar.şimdi ne yapacağım,nasıl devam edeceğim bilmiyorum.

    iyi değilim,iyi olmayacağım,iyi olmayın.
  • 7
    son 24 saat icinde happyish dizisine baslayip 10 bolumunu de izleyip bitirdim. cok ilginc cikarimlar vardi, steve cogan sanki benim 40'larimi canlandiriyor gibiydi. aklimda onemli yer edinen bir iki mesajdan bahsetmek istiyorum sana.

    binlerce sperm arasindan eger sen galip geldiysen o mucadele icinde mutlaka pislik yapmissindir. yani dogumla insan zaten "adidir" (asshole) dunya uzerinde 7milyar adi insan var.

    hristiyanlar arasinda genelde anlatilan coldeki saat hikayesinde aslinda eksiklik var. o bir swatch saat. boktan bir mekanizmaya sahip cirkin bir saat. ve bu kadar cirkin bir sey kendi kendine olamaz oyleyse bunu biri yaratmis olmali.

    dizide en cok ilgimi ceken sey ise benim gazete ve tv'den uzak durma sebebimle ayni sebeple gazetelerden uzak durmasiydi steve cogan'in. gazetede 1 sene oncekinden farkli hicbir sey goremeyeceksin. politikacilar yine o. cocugu olacaktir. orta dogudaki karisiklik ayni hatta daha kotu devam edecektir. bundan 20 yil once hizbullah olan 10 yil once el kaide, simdi ise isis olacaktir. gazetenin 3. sayfasi kotu olum haberleriyle dolu olacaktir. ve her 5 yilda bir tanidigimiz birilerinin olumunu okuyacagiz orda. bazilari kederli bazilari nefret dolu olacak. peki sen kendini bu dusunce dongusune sokup neyi farkli yapacaksin?

    etrafinda aci var diye kendini zevk aldigin seylerden soyutlarsan kaybetmenin ustune bir de kendi kalene gol atmis olmuyor musun? insanin yasamdaki tek amaci mutlulukla anlatilabilir. (mutlulugun gercekligini ayri sekilde tartisiriz gerekirse) hedonist bir soylem de yapmaya calismiyorum sakin yanlis anlama. anlatmaya calistigim dunyada vebadan curuyor olsa da, savaslar her bir doga parcasini oldurmus olsa da hayatin odagi aci olamaz. beslendigin yer burasi olsa bile sevdigin seylerin disina kendini tasiyarak bir sey elde edemezsin.

    bu arada sozlukten gidiyor olup olmaman umurumda degil. ben 45 gunden fazladir hicbir sey yazmiyorum da. yazmaya da niyetim yoktu senin bu yazini gormeseydim. ne yapacagin sana kalmis fakat sebebin cok yanlis. dunyanin en boktan zamani orta cag ise bunun urunun ronesans olmustur. turkiye'nin en boktan cagi gunumuz ise bundan kendini izole etmis, potansiyelini heba etmis gencler cikmamali. bu aciyi ve adaletsizligi kendi potansiyelinde disavurmus, guclu ve azimli gencler ortaya cikartmaliyiz. turkiye'nin ronesans'i da bu olsun.

    o nedenle bosver kendini icindeki duvarlara kapatmayi. uretken ol ve bunu yaparken mutlu oldugun seylere odaklan. savas ve olum insan oldugu muddetce hep vardi, olacak da. ve tabi sanat da oyle. ve mutluluk da.
  • 8
    düzene küsmektense değiştiremesen bile o çabayı göstermen belki de düzeni değiştirebilecek bi harekete ilham kaynağı olabilir. olmasa bile denedim dersin.

    bu başlık altındaki belki 3. felsefe soslu düşünsel yazı olabilir, zaten bu kardeşimize o yakışır da peki burada buralara gezinirken denk gelecek birkaç yazarımıza ne düşüyor. "abi felsefeli goy goy yapıyolar işte primci bunlar yea" ya da "onu bunu bırak flamini 2,8 £'a anlaşmış diyolar" modunda mı olmak zaten herkesin yaptığı gibi, herkesin yaptığı gibi ve nehirde savrulan yapraklar gibi hareket etmek mi, yoksa bi kereliğine ön yargılarımızı kırıp her yazılandan kendimize bir şeyler katmaya çalışıp savrulan yaprak olmaktan çıkıp "düşünme"* yetisine sahip bir birey gibi davranmak mı. ikincisini tercih edecek o 3-5 yazara seslenmek istiyorum.

    aslında bu kadar uzun olacak olmasını istemezdim ama felsefe demişken bir konuya daha atlamak istiyorum. gördüğünüz gibi düşünen, etrafına bakan ve baktığı şeylerle ilgili çıkarımda bulunan herkes filozoftur bence. yani herkesin yapması gereken bir şey, bi uzmanlık alanı değil yani bana göre. peki biz akvaryumumuza odaklanmışken çevremize bakabiliyor muyuz diye başlamak lazım bence ilk önce sorgulamaya. bilmiyorum çok mu iddialı olacak ama ben ne aziz nesinin bilgi-fikir ilişkisine katılıyorum ne de sevgili paredrosun yukarda yazdığı gibi kimilerinin çeşitli düşüncelerini temel olarak alıp onun üzerine bir şeyler eklemeyi doğru buluyorum. o bilgiye ulaşmak için de ilk fikir atmak gerekti ortaya. hem de doğruluğunu kesin olarak bilemeyeceğin bir bilgiye* kuramsallaştırılmış fikir de denebilir mesela, yani. `paredros` abimiz de evet dolu dolu bir abimiz ama düşünce yazıları yazarken kendini kuramsallaştırıyor ya da başka kuramsallıkları temel alıp aslında o geniş olarak bildiğimiz ufkunu bizlere "sunarken" daraltıyor sanki. yani burayı da herkes felsefe yapsın :) diye bitirelim ve bir kuramsallık göstergesi olarak doğru "dil bilgisi" ile yeni paragrafa geçelim. ben de öyle kesin yargılar kurmuş gibi oldum biraz ama ironik olarak :) siz yine kendinize göre alın bu fikirleri dediğim gibi :) almayadabilirsiniz karar sizin :)

    ben de bu adama benzer düşüncelere sahip bir adamım diyebilirim. gizli bakınızda değindiğim gibi o da "galatasaray", "hayat silken bir kız" muhtemel şirklerinden sıyrılmış bir adam. o bunu belki farklı ifade ediyor. belki çeşitli düşünürlerin ifade ettiği gibi. ben de gerçi said nursi'nin fikirleriyle bezettim kendi fikirlerimi ama fikir hep benim fikrimdi ama ben de kendisi gibi ifade etmekte zorlanıyordum. farklı kelimeler, süslü laflar arıyordum bunları ifade edebilmek için. o da belki aşk için "dünyanın en büyük yalanı", "hormonları güzel bir şekilde dışavurmanın yolu" diyor. ya da "renk bilmemnesi" falan diyordu tam hatırlayamadim onu :) bu boşluktan nası kurtulması gerektiğine de değindim ve bir şey daha hiçbir şeyi ak ya da kara olarak görmesin. o taraftar zihniyeti eleştirirken kendi de kavram taraftarlığı yapıyor aslında. her şeyi olduğu gibi sevmek lazım. galatasarayı da, hayat silkeni de bir insan olarak sevmek, her şeye hoşgörüyle bakmak, her şeyin "iyi taraflarını almak" :)*

    inşallah ben bu cihat için çalışmalara başladığım kısa mesafeden, tamamen hazır ve konsantre hissettiğim anda devam edeceğim(ediceaam) sana da öneririm hacım, burası evet küçük bir fanus, tematik ve kendi suyunda dönmeye devam ediyor ve malesef ukalalık yapıyorsam beni affedin çoğu yazar bir süs balığı gibi davranıyor. fanustaki faniliğin içinde "boğulan" bir şekilde. işte insanı umutsuzluğa sürükleyen yer bura ama buradan başlayıp insanlığı değiştirmeye en azından çalışmazsak en basit tabiriyle "allah'a nasıl hesap vereceğiz" ?

    böyle konuşuyorum ama gerekli motivasyonun ben de şuan için biraz uzağındayım galiba. neyse motivasyona kadar nerde kalmıştık, "ibra noolur gelsen lan" :)

    ekleme*: dikkatimi çeken birkaç şeyden birincisi tabiki düşünmeye, sorgulamaya çalışan bu adamın yukarda belirttiğim diyaloglardaki kafaya sahip yazarlardan dolayı nickaltı sayısının 8le sınırlı kalması, yüzlerce nickaltına sahip galatasaray güzellemeleri ozanları varken. ikincisi tamam bura mutlak ve teki çoğunlukla galatasaray olanların yeri ama yazarlarımıza büyük kısmının kendi cinsiyetinin ve dininin dışında entryler yazdıracak kadar sapkın bir "mezhep gibi din gibi köklü bir inanç mı", şaka yollu da olsa** bunu da bir sorgulamak lazım bence, burdaki fikirleri almayıp hemen galatasaraymetre'ye başvurmak yerine. şartlı refleks gibi bir şey oluyor çünkü insanlığımıza yakışmıyor.