• 1
    bazı kulüplerde uzun yıllar boyunca, yavaş yavaş, maçlar, başarılar, kupalar, şampiyonluklar kazanıldıkça oluşan şeydir.

    öyle ki kulüplerin genlerine işler ve o kulübe gelen teknik adamdan, oyuncusuna herkes o kulüpte başka biri olur.

    kötü sezonlarda bile armasıyla, gücünü aldı tarihiyle kupalar kazanır.

    riekerink ile alınan tr kupası, peşine tr süper kupa, 14-15'te hamza hamzaoğlu ile alınan 3 kupa mesela.

    galatasaray'ın özellikle 1980'lerden sonra ilmek ilmek ördüğü kulüpteki bu kültür, bizi başkalarından farklı kılıyor.

    bunun avrupa'daki en büyük temsilcileri ise real madrid ve bayern münih bence.

    iyi sezonlarında her şeyi alıyorlar zaten ama kötüyken de hep iyilerin arasındalar. kendilerinden iyileri yeniyorlar, eliyorlar. bir şekilde hep zirvedeler.

    21-22 ucl sezonu'nda real madrid'in yaptığı şey tam olarak budur.

    nesilden nesile aktarılan bir özelliktir. parayla, iyi kadrolar kurmayla oluşmaz.

    2005-2006 der kaçarım.
  • 5
    kazanma kültürü dediğimiz şey aslında daha çok özgüvenle ilişkili. farklı ahval ve şeraitlerde bunu sürdürebiliyorsan bu sende vardır. mesela manu çok teknik direktör bağımlı bir kulüptü. ferguson sonrası dağılmaları bundan. refleksler büyük kulüp refleksinden çok büyük teknik adam refleksiydi. mesela bugünün atleticosu da böyle. simeone sonrası yüksek ihtimalle eski avrupa ligi ayarı takım hüviyetine döneceklerdir. ancak real madrid böyle değil. oyuncu grubu da değişse, teknik direktör de değişse o geleneği oyuncular hissediyor. "bu takım kazanan takım olacak" mantalitesidir bu. türkiye çapında da bunun karşılığı galatasaraydır. bunu herkes bilir. en çok şampiyon olan takımdır. kadrosunun inanılmaz kötü olduğu sezonlarda dahi şampiyon olmuşluğu vardır. ligin sonunu lider görüp koltuğunu devretmişliği yoktur. turnuva kupalarında (turkiye kupası ve süper kupa) final kazanma oranı ortalama %75 80 civarındadır. bunlar korkunç sayılar. bunu sağlayan da on yıllar boyunca hem taraftarda hem de oyuncularda gelişen "galatasaray kupanın talibi değil sahibidir" anlayışıdır. bu ne bir günde oturtulur ne de telkinle oluşturulabilir. bu, real madrid'e karşı geri düşsen bile öne geçebilme direncini sana veren kültürdür işte. sadece iyi parayla oluşturulmuş iyi oyuncu grubuyla falan sağlanamaz. gelenekti, dna'dır. o nedenle bu kavramın varlığına çok inanıyorum. ve o bizde dibine kadar var.
  • 4
    real madrid, bayern münih ve galatasaray dışında hemen hemen her takımda olmayan kültür. tarihin en unutulmaz kadrolarından, herkesin ezbere saydığı onbiri olan milan'ın 1999-2011 yılları arasında sadece 1 lig şampiyonluğu var mesela. avrupa'da başarılı oldukları bir dönemde bile ligde nal toplamışlar. milan'ı şu anda da ismi kurtarmıyor. şimdi city'nin kazanma kültürü yok deniliyor. son 10 sezonda ligde kafa kafaya girdiği son haftalarda bıraktığı şampiyonluk yok. ayrıca son 5 sezonda avrupa'da kulüp puanı en yüksek olan açık ara en iyi takım. onun rakibi united'in 12 senedir esamesi okunmuyor. aynı paraları aynı maaşları harcayan bir külüp her maç city'e eziliyor. keza liverpool'un yaklaşık son 30 sezonda sadece 1 şampiyonluğu var. barcelona örneğine gelirsek son 9 sezonda 1 yarı final görmüşler avrupa'da. 3-0'dan, 4-1'den verdikleri turlar var. 2006-2015 arası dönemi saymazsak bu kulüp de winner değil. yani bu işin kulübün tarihinin olması, geçmiş başarılarının bol olmasıyla bir ilgisi yok. ama bu argümanı kullanarak psikolojik üstünlük devşirebilirsiniz. tıpkı moğolların işgal etmeyi düşündüğü topraklara önce korku salması gibi. bunun altı aslında boş. ama real madrid örneğinde olduğu gibi buradan ekstra bir inanç hatta bir mit yaratabilirsiniz.
  • 2
    sir alex ferguson sonrası manchester united haline bakacak olursak olayın kazanma kültürüyle alakalı olmadığını anlayabiliriz. önemli olan sürdürülebilir bir yapı kurtmaktır. oyuncu seçimlerinden, teknik heyet seçimine kadar yüksek seviyedeki takımlar bu seçimleri yaparken belirli bir kalitenin altına düştüğü anda kazanmada kalmıyor kültürde.
App Store'dan indirin Google Play'den alın