• 5-11 yaş arası dönemimde evin içinde gerçekleştirdiğim fantastik hareket. yazları okuldan dönen abim geç kaleye bakayım derdi. tabi aramızda 9 yaş fark olduğu için sen geç lan diyemiyordum. plastik topla salonun çeşitli köşelerinden çektiği şutları inanılmaz reflekslerimle engellemeye çalışıyordum. adeta evin amına koyuyorduk. sayısız kere biblo, cam masa, süs eşyaları hatta bir keresinde ev telefonunu da kırmıştık. abim şut antrenmanını benim üzerimde çalıştıktan sonra akşamları da halı saha maçına çıkıyordu. ben de hüzünlü gözlerle tribünden çekirdek çitliyordum.

    http://www.hertur.com.tr/...Olivya-Kanepe-00.jpg alıcı gözüyle bakarsınız kale gibi görünüyor. direkleri falan var.
  • 2 oglum var. ellerinizden öper. kendimden 3 ya$ karde$imle soguk ki$ günlerinde kanepe önü veya 2 kirlent arasi dönü$ümlü olarak yaptigimiz eylemdi 80li yillarda. evde indirmedigimiz cam çerçeve kalmami$ti. ama mutluyduk be!

    $imdi kendi çocuklarima bakiyorum. baba aypettten bi$ey bakabilir miyim? baba aypetten hayvan belgeseli açar misin? eeeh ebenin örekesi!!! bu ne biçim bir hayat lan!!!! gören de her gün aypetten bir $ey bakiyor zanneder! arkada$ ne lanet bi$ey bu dijital aygitlar! ne zaman bitecek bu aypet meragi? bizi bu hale sokanlarin kulak arkalarini gondikleyim. otobüste, trende, yolda, yatakta, i$erken, sçarken.. arkada$ 24 saat elimizde bu lanet olasi meretler.

    velhasil-i-kelam anlatmak istedigim: bilhassa çocugunuz varsa elinize almayin $u meretleri. çocugunuza vermeyin demiyorum. siz elinize almazsaniz, o da istmeyecektir.

    almayin ki, onlarda kanepe önünde penalti çeki$ip, cam çeçeve indirsinler..

    aglamiyorum be, nerden çikardin, gözüme 90li yillar melankolikligi kaçti..
  • kendimden de biliyorum, çocukluğunda kanepe önünde kalecilik yapanlar, yetişkinliklerinde çok iyi bir çizgi kalecisi olurlar ancak yan toplara çıkmadıkları için de sık sık eleştirilirler. özellikle köşe atışlarında, periferik görme alanında kalan ceza sahası içerisindeki diğer oyuncuları üzerinde vazo olan bir sehpa olarak algıladıklarını düşünüyorum.
  • bu işin profesyonel hali iki katlı ranza önünde kalecilik yapmaktır. üst direk de var hesabı. arsada oynamak ile halı sahada oynamak arasındaki ince fark.

    tek başınıza da oynayabilirsiniz. duvarlar bunun için var. elinizde top veya topumsu bir cisim ile duvara vurdurup gelen topu çıkarmaya çalışmak...

    kontrpiyede kalmak isteyenler için duvarın köşesine topu vurdurmak tavsiye edilir. hele o top kanepenin dirseğine çarpıp da yavaşça ağlarla(!) buluşmuyor mu, zevkten dört köşe olursun. golü sen yemene rağmen.

    özlüyorsunuz değil mi...
  • şu başlığın güzelliğine bak be, canım sözlük dedirtti ilk gördüğüm zaman sol tabloda. efendim ben de bunu tenis topuyla oynardım. özellikle galatasarayımızın şampiyonlar ligi maçlarından sonra o maçı bir de bizim kanepenin önünde oynardım. şimdi gel bakalım milan, şimdi gel bakalım boyunun ölçüsünü alalım real madrid, bizim kanepenin önüne alalım seni psv eindhoven derdim. tenis topu olunca uçuşlar da fena oluyordu haliyle. karşı takımın zehir oyuncularının( zidane, figo, rommedahl) ayağına gelince top duvardan çok sert sekerdi ama taffarel icabına bakardı. bizim de hagi'nin ayağına geldi mi top kuyruklu yıldız gibi benim kaleye girerken ben de keyiften uçardım. golleri kimin atacağını, skoru kurgulardım. ama hagi affetmezdi tabii ki. ya şunları yazıya dökeceğim aklıma gelir miydi? okunup beğenileceği peki? sağ ol sözlük.
  • çocukluğun temel taşlarından. sol framede başlığı görmem bile yüzümde bir tebessüm oluşturmaya yetti. ben kuzenimle yapardım bu efsane hareketi. ben de tek çocuktum, o da. evlerimiz çok yakındı, kardeş gibi büyüdük. o kanepenin önünde plonjonlar mı yapılmadı, ters köşeye yatıldığında ayaklarla top mu çıkarılmadı, bacak arasından gol mü yenmedi... tabi ben hep taffarel olurdum kaledeyken, her kurtardığım şut sonrası ercan taner gibi 'taffarel, taffarel..' diye inletirdim evi. hala büyük özlemle anarım o günleri.

    tabi top niyetine yumoş ayısını kullandığımız zamanlar da oldu, top bulamazdık her zaman, napalım..
  • valla üzgünüm, hepiniz çok amatörmüşsünüz :-)

    bu kardeşiniz 8-9 yaşlarında/simoviç yıllarında kendine şöyle bir oyun icat etmişti: geniş arkalıklı kanepenin karşısında, yere dizlerini kırıp namaz pozisyonunda oturur, elindeki kestaneyi tüm gücüyle kanepeye atar, seken kestaneye yerden uçarak plonjon yapardı.

    atılan şeyin kestane olması çok önemliydi zira yuvarlak olmadığı için nereye sekeceği hiç belli olmuyordu. yıllar sonra buna benzer bir kaleci antremanı görünce çok şaşırmıştım.
  • kanepe önü tabi en popüler olanıydı evde top oynama türlerinin.
    benim denediğim diğer türler için:
    - ben ütü masasını açıp altında oluşan boşluğu kale yapardım, kalecisiz oynardık mesela.
    - çekyat'ı yatırıp kardeşimle küçük yastıklar atardık. çekyatın üstündeki kaleci yumuşak platform üzerinde istediği gibi zıplayabiliyordu, ne ses yapıyordu ne de acıtıyordu. iyi uçuyorduk bu şekilde be...
    - ayrı bir manyaklığım da şu, okey setini açıyordum, iki tane tahtayı karşılıklı yerleştiriyordum. kırmızıları galatasaray, mavileri de fenerbahçe olarak diziyordum. 1'den 11'e kadar tabi. zarlardan biri de top oluyordu. elimle maç oynatıyordum okey taşlarına be. bunu benden başka yapan biri daha var ise dünya üzerinde, tanışmak isterim, ruh ikizim olabilir... :)

    şimdi küçük plastik kaleler satılıyor, ondan aldık evde oğlumla öyle oynuyoruz. ama biz kreatiftik eskiden be....
  • çocukluğumun en eğlenceli ve futbol kariyerimi etkileyen aktivitesi.

    henüz 10-11 yaşlarındayım. teyzemler toplanmış maaile bize gelmişler. tabi bu kadar bayan bir araya gelince rahat rahat dedikodu yapsınlar diye çocuklarını dışarıya yollamıyorlar. malum çocuklar dışarı çıkarsa akılları onlarda kalır ve rahat takılamazlar.
    buna istinaden kuzenimi oturma odasına çağırdım. kanepenin önüne onu kaleci yaptım. yalnız kanepe evin penceresinin önünde. bu detayı o zaman atlamışım :) televizyonda da tsubasa açık. tsubasa'nın takımı yenik ve karşı takım tarafından küçük görülüyorlar. sonrası malum. hırs, azim ve inançla birlikte atılan gollerle beraberlik yakalanır. fakat henüz bitmemiştir. arkada çalan müzikle birlikte tsubasa maçın son dakikasında kankası nankatsu'dan gelen pasla 3 metre havaya sıçrar ve o bilinen vuruşu yaparak takımına galibiyeti getiren golü atarken bende aynı anda senkronize şekilde kanepenin önündeki kuzenime o vuruşu yapmaya çalıştım.

    sonuç: tsubasa maçı kazanırken ben evdeki camı çerçeveyi indirdim ve kuzenimle birlikte çok temiz dayağımı yedim. sonra eve gelen babamdan camı değiştirmek için verdiği parayla eşdeğer yediğim ikinci posta dayak :)

    futbol kariyerimi etkileyen noktası ise o gün bugündür hiç şut çekmedim ve bir kaleci olarak halı sahalardaki aranan adam hep ben oldum :)