• 1
    juventus takımının taraftarıdır.

    başlığının açılmamış olması hasebiyle böyle bir giriş yapmak durumundayım. bu taraftar grubundan biri ile tanıştım bundan 2-3 yıl önce. hikaye biraz değişik.

    bir gün otobüsle eve geliyordum. ineceğim durağa yaklaştığımda (seyrantepe - polis lojmanları) bir çift etrafındakilere ingilizce bir şeyler sormaya çalışıyorlardı. aradan seçebildiğim galatasaray kelimesinden sonra hemen o durakta indirdim çifti. mükemmele yakın ingilizcemle (!) ne yapmak istediklerini sordum. galatasaray'ın o haftasonu oynanacak maçına gitmek istediklerini, passolig denen nalet şeyi halledemediklerini ve bunun için stada geldiklerini söylediler. yabancı oldukları için prosedür farklı filanmış. stada veya belirtilen yere (gişelere) nasıl gideceklerini sordular. stadın yolunu ben bile zor bulabilecekken ve ingilizce yönlendirme neredeyse yokken tarif etme cesaretini bulamadım ve "ben de passolig çıkaracağım isterseniz beraber gidelim" dedim.

    passolig çıkartma gibi bir amacım yoktu ama ingilizcemin yetersizliğini onlara ve kendime yediremezdim. bana güvenip güvenmediklerini bilmediğim için ve yanlış bir intiba yaratmamak için gidene kadar sadece yolu ve mekanı tarif ettim. gişelere gelip sıraya girdiğimizde etrafta başka taraftarlar da vardı. sap gibi dikilmemek için arkadaşa (alex) hangi takımın taraftarı olduğunu sordum. juventus dediğinde etraftan bize bakan taraftarlar da oldu. çoğu gülümsüyordu. alex de bunu fark etti ve bana "evet o maç sebebiyle buradayım. nasıl bir atmosfer olduğunu gerçekten çok merak ediyorum. maç zaten sıra dışıydı ama taraftarların bağırışları beni daha fazla etkiledi" dedi. "o maçta ben de buradaydım ve ben de etkilendim" dedim. aslında "hacı sen ne diyosun o gün burada olanlar hakkında her bir taraftarın koca bir roman yazacak kadar hikayesi var, o bir maç değil bir süreç, bir destan, bir efsane" demek istedim ama ingilizcem izin vermedi.

    gitmek istediği maça (kız arkadaşı maça gelmeyecekmiş tek kişilik bilet almış) ben de bilet buldum. sözlükten biri paslamıştı hatta, tekrar teşekkür ederim. (tarihini hatırlamıyorum ama 2-2 biten başakşehir maçıydı). maç öncesinde onu metro çıkışında karşıladım ve bir atkı hediye ettim. "atkısız maça gidilmez, bu bizim şov malzememiz" dedim. tabi "gol atınca hey hey hey şovu yapıcaz mal gibi bakakalırsın mazlum mazlum dikilme diye veriyorum bu atkıyı kıymetini bil" diyecektim ama yine ingiliççem yetmedi.

    farklı tribünlerdeydik ama maç başlayınca tellerden atlayıp yanına gittim. aşırı kalabalık bir maç değildi. 2-0 öne geçtiğimizde "baya iyi oynuyorsunuz" dedi. tabi atkı şovda başta sapalasa da ikinci de gereğini yaptı ve heyecanını paylaştı. cenabet herif bunu dedikten sonra 2 gol yedik ve maç 2-2 bitti. maçtan sonra fazla trafik olacağını ve kalabalıktan rahatsız olabileceğini söyledim. "evim yakın istersen sana çay yapayım" dedim. buna ingilizcem yetti ve eve geçtik. maçın analizini yaptık kendi çapımızda. sonra otobüse bindirdim gitti.

    maçtan 2 gün sonra bana ulaştı. (telefon numaralarımızı almıştık maç günü haberleşmek için) "taksim e gelir misin seninle bir şeyler içmek ve konuşmak istiyoruz" dedi. gittim ve buluştuk. bir şeyler içtik ve ingiliççemiz yettiği kadar konu nereye geldiyse konuştuk. bizim putin ve onların erdoğanı hakkında dahi konuştuk. gezici bir çapulcuymuş o da. vedalaşırken bana bir paket verdiler. pakette russian standart marka bir votka vardı. "bütün gün bunu bulmak için dolaştık, rusyanın kendine ait en güzel votkasıdır, sek içebilirsin" dediler. votkanın nasıl içildiğine dair bir fikrim olmadığı için pek bir tepki veremedim. çok memnun olduklarını, gezdikleri ülkeler arasında en cana yakın insanlardan biri olduğumu filan söyleyip onore ettiler. rica ettim. ama ingilizcem bittiği için başka bir şey diyemedim.

    zaman içinde facebooktan sohbet etmeye başladık. futboldan ne kadar anlıyor bilmiyorum ama rus olmasına rağmen sıkı bir juventus fanı. madid ile karşılaştıkları şampiyonlar ligi finalinde onun adına üzüldüğümü hatırlıyorum. o da dağıldığımız arsenal maçlarında bizim adımıza üzülmüştü.

    asıl meseleye geleyim madem; bugün kendisine "asamoah zu gala?" yazdım. espiriyi anlamasını umarak. "yeah, it's true. he was in reserve long time. i hope he will be useful in gala:) " cevabını verdi. eğer ingilizcem beni yamultmuyorsa bu çok iyi bir haber.
  • 5
    buralardan birilerinin şikeci demesini, mensubu olup olmamasını, utanmasını sikine taktığını düşünmediğim, italya'nın en büyük takımının taraftarıdır. adamlar, takımının başarısına ve parasına bakıyor. rakipleriyle yıllardır taşak geçiyor. başarı var, para var. gayet keyifleri yerindedir diye düşünüyorum.

    ama bonucci gitmeyeydi iyiydi.