• kendisi drogba'yı istiyormuş.

    bak mourinho, sana iki çift lafım var. koskoca adamsın. paran var, pulun var, her şeyin var. milyonlarca euroluk futbolcular var emrinde. yakışır mı sana drogba'yı bekleyen galatasaraylılar'ın umutları ile oynamak. yakışır mı bunca günahsızı, kesilecek çoluğu çocuğu kurtarmak? ama nasıl yakışmaz. sen değil misin öz türk hamit'i bile acımadan elimizden alan, bir damlacık saaddeti bize çok gören. anlamıyor musun mourinho, bu taraftar drogba'yı bekliyor, çocuk kesmeyi seviyor. ama ben boşuna konuşuyorum. çocuk kesme zevkini bilmeyen adama çocuk kesmenin mutluluğunu anlatmaya çalışıyorum. hıh! sen büyük patron, milyoner, para babası, kupalar, milyon euroluk adamlar sahibi mourinho bey. sen mi büyüksün? hayır! biz büyüğüz, biz! galatasaray taraftarı! sen bizim yanımızda bir hiçsin, anlıyor musun? bir hiç! ....... bir gün bir eleme maçında karşılaşırsak, çıkar eleriz seni. anlıyor musun? çıkar eleriz ve arkamıza dönüp bakmayız bile.

    akıllı ol lan!
  • değişik mimikleri olan bir adam.

    "saçlar nasıl olmuş usta?" bakışı

    http://i52.tinypic.com/30cq72v.jpg

    "bu kızlar nereden gelmiş len?" bakışı

    http://i55.tinypic.com/v3og7a.jpg

    "ovvv messii! ovvv messi!!" bakışı

    http://i52.tinypic.com/11gpngw.jpg

    "what the fuck?" bakışı

    http://i53.tinypic.com/2uswqo4.jpg

    "2-2 mi?" bakışı

    http://i53.tinypic.com/219b9xs.jpg

    "abi bir çay daha? - yok koçum sağ ol" bakışı

    http://i52.tinypic.com/261yf11.jpg

    "allah'ım neydi günahım? bakışı

    http://i52.tinypic.com/sxoydj.jpg

    "hakkınızı helal edin" bakışı

    http://i53.tinypic.com/1sjinc.png

    "hey corc, versene borç, olmaz maykıl bende de yok" bakışı

    http://i56.tinypic.com/flvfgo.jpg

    "o ne len öyle?" bakışı

    http://i53.tinypic.com/2cpayhu.png

    "napıyon sen len orada? bakışı

    http://i55.tinypic.com/206kmtl.jpg

    "dokunmayın, baba yorgun" bakışı

    http://i54.tinypic.com/27wri90.jpg

    "yakalarsam, muck muck" bakışı

    http://i56.tinypic.com/50mmpc.jpg

    "ben yaptım, yine olsa yine yaparım hakim bey" bakışı

    http://i53.tinypic.com/nqs5lf.jpg

    "sus, ağzını burnunu kırarım! " bakışı

    http://i55.tinypic.com/2eyyjur.jpg

    "numaramı veriyorum, ara beni" bakışı

    http://i55.tinypic.com/fxbj84.jpg

    "bu paylaşım da burada sona erer, hoşça kalın beyler" bakışı

    http://i54.tinypic.com/bfj6eo.jpg

    gönülden seviyorum seni

    http://i52.tinypic.com/10xrez9.jpg

    *
  • mancini ile aralarinda akil oyunlari cercevesinde birbirlerini ve birbirlerinin futbolcularini övme yarisi baslayacak olan hoca.

    jm: galatasaray'i istemiyorduk. istanbul'da isimiz cok zor olacak.
    rm: turun favorisi chelsea.
    jm: drogba'ya karsi oynamak zor. hala cok enerjik.
    rm: chelsea yildizlar toplulugu. cok tehlikeliler.
    jm: galatasaray istanbul'da icimizden gececek.
    rm: chelsea anamizi beller.
    jm: allah belami versin biz bu galatasaray'i yenemeyiz.
    rm: beyler, evi arabayi satip paralari chelsea'ya basiyoruz :(

    diye gider bu...

    halbuki terim varken ne guzeldi. ver gazi, ver gazi saldirsin bizimkiler.
  • garip bir kişilik. artık bu garipliği kendisine ait olduğu için ailesine de mi yansıtmış, yoksa bu varolan gariplik kendisine de mi sirayet etmiş bilmiyorum, ancak ailesi de kendisi kadar garip. (burada garip kelimesini olumsuz anlamda kullanmıyorum)

    mesela eşi, matilde 'tami' faria mourinho. 1989'da evlenmiş kocasıyla. birbirleriyle tanışmaları da gençken olmuş. daily telegraph'a göre ikisi de portekiz'in setubal şehrinin aynı mahallelerinde büyümüşler ve evleri arasında sadece bir caddelik mesafe varmış. dindar bir katolik olan çift, setubal'e sık sık gidip, doğdukları mahalledeki kilisedeki ayinlere katılıp, bağışta da bulunuyorlarmış. eşi ile evliliklerinden iki adet, biri kız biri erkek çocuğu bulunmakta. 1996 doğumlu kızının adı matilde ve 2000 doğumlu oğlunun adı da jose mario jr. (birazdan bunlar hakkında da bilgi vereceğim)

    baba mourinho, eşi ve çocuklarının isimlerini de vücuduna kazımış. eşi matilde 'tami', çocukları daughter matilde ve jose mario jr'ın isimleri sol bileğinde yazılı. yine 2005 yılında ödül aldığı bir gecede kendisini 'ailesine ve işine sıkı sıkıya bağlı, sadık bir adam' olarak tanımlayarak bu güçlü bağın üzerine yine değinmiş oluyor.

    http://img.thesun.co.uk/...6/jose1_1776806a.jpg

    http://fs5.directupload.net/.../160527/vggydt8m.jpg

    bu dövme hikayesi ile bir anlamda ailesine olan sadakatini ıspatlasa da, ailesinin çatırdadığı günler de olmamış değil. 2007 yılında mourinho, eşini aldattığı iddiaları ile karşı karşıya gelmişti. kaldı ki bu durum artık bir iddia olmaktan çıkıp, aldattığı kişi, yine bir portekizli, elsa sousa isimli kadın, 'jose'yi çok sevdim, birbirimizden oldukça elektrik aldık. o çok beyefendi, kibar ve zeki birisi' açıklamalarını yapınca oldukça sansasyonel bir haber niteliği taşımıştı.

    o zaman için haliyle 18 yıllık birlikteliğini zedeleyen bu hareketi sonrası eşi ile arası bir hayli açılmış. birleşik krallıkta yayın yapan yerel bir mecmua, ikili arasındaki ilişkinin, jose'nin menajerlik kariyerine de zarar verdiğini, chelsea'nin kendisini bu yüzden kovduğunu bile iddia etmiş. hatta dahası, ayrıntılarda ikilinin gizlice tuttukları bir evde, mourinho'nun gizli dostuna elleri ile çikolatalı kurabiyeler yedirip, fonda kanadalı şarkıcı brian adams'ın şarkısıyla oldukça romantik dakikalar geçirdiklerini iddia eden bir tanığın konuşmalarına yer verilmiş.

    herhalde bu aldatma mevzusunu eşinin büyük bir alçakgönüllülük ile kabul edip, artık bu durumdan mıdır, yoksa eşinin genel mizacından mıdır bilemeyiz, mourinho kendisinin evinde, saha kenarında olduğu kadar dominant bir karakter olmadığını söylüyor. hatta bununla ilgili ilginç de bir açıklaması var:

    askmen'in yaptığı, dünyanın en etkili insanları listesinde kendisine 9. sıradan yer bulduğu söylenir. bu duruma karşılık hazırcevaplılığı ile tanıdığımız mourinho; 'peki benim eşim kaçıncı sırada? tanrı bilir, en kötü sekizinci sıradadır. bu çok ilginç, kendi evimde bile ipler elimde değil' diyerek yarı komik, yarı tuhaf bir açıklama veriyor.

    ailesini magazinden uzak tutma konusunda başlarda katı bir tutum gösteren jose mourinho, sonrasında ailesinin de meşhur olmasının önünü alamamış. bununla ilgili basında son zamanlarda -bilhassa yabancı basında- sık sık haberler görüyoruz. başlarda pek konuşmasa da 2004 yılında bir röportajı var bununla alakalı. chelsea'ye ilk gelişinin ertesinde, daily telegraph'in pazar günü verdiği ek olan the observer ile yaptığı bir röportajda konu aileye de geliyor. 'en önemli şey elbette ailem ve iyi bir baba olmak' diyerek ailesi hakkında ilk kez konuşuyor special one. bu son chelsea macerasında kötü geçen sezonda hatırlarsınız, birçok kez sahayı erkenden terketmek zorunda kalmıştı jose. bu durumlarda maçın gidişatı hakkında sayısızca eşi matilde'yi aramış ve maç hakkında bilgileri ondan almış. eşi aynı zamanda bir nevi asistan menajeri de oluyormuş yani.

    bu arada bayan mourinho, eşinin sadık bir aşığı olmasının yanı sıra, dünya gıda programına yardım eden gönüllülerden birisi. aynı zamanda birleşmiş milletler iyi niyet elçileri arasında da bulunuyor. keza eşi de onun programlarına elinden geldiğince destek oluyor.

    https://i.imgsafe.org/84c295cbb4.jpg

    kızı matilde 1996 doğumlu, babasının ona asla hayır diyemediği, gq ödül törenine katılmasının sebebini bile 'yalnızca o'nun isteği üzerine' diyerek yanıtladığı, 20 yaşında bir gençkız. gq ödülündeki şu pozları da oldukça meşhurdu hatırlarsanız.

    http://i1.irishmirror.ie/...-the-Year-Awards.jpg

    jose'nin kızı aynı zamanda modaya çok ilgiliymiş. babasının desteğini de arkasına alan matilde, aynı zamanda one direction şarkıcısı niall horan ile de iyi arkadaş. bu arkadaşlığın ne tür bir arkadaşlık olduğunu şu an için bilemiyoruz, ancak kendine ait bir kariyer edinmek için böyle bir yönteme başvurmuş olabilir. matilde aynı zamanda futbola da oldukça meraklı olup, arkadaşları ile babasının maçlarını takip etmeyi de çok seviyormuş.

    oğlu jose mario jr iste tam sopalık bir serseri. babasının iş hayatındaki en büyük rakibi barcelona ve ona en çok zorluk çıkaran oyuncu messi'nin büyük bir hayranı. aynı zamanda ailenin en aykırı üyesi. tıpkı babası gibi.

    http://fs5.directupload.net/.../160527/7mz9wyub.jpg

    http://fs5.directupload.net/.../160527/97kl3gkr.jpg

    jose mario jr aynı zamanda profesyonel bir futbolcu. ingiliz takımlarından fulham'ın altyapısında kaleci olarak forma giyiyor.

    http://s33.postimg.org/...W5iyc_Wo_AMv_V8l.jpg

    kendisine yöneltilen hangi takımları tutuyorsun sorusunu da böyle cevaplamış. güzel bir liste, her ligden takım var :(

    işte mourinho ailesi böyle bir aile. bilmiyoruz, belki de onu özel biri yapan şeyi ailesinden alıyordur, ya da tam tersi, ailesine de garipliği aşılayan kişi kendisi de olabilir.

    ve şimdi o özel adam, dünya futbol tarihinin en özel takımlarından, hatta belki de en özelinin sahnesinde. hem de yönetmenlik koltuğunda..

    https://www.instagram.com/p/BF53jAGowXZ/

    http://fs5.directupload.net/.../160527/emfgixpp.jpg
  • ne güzel leicester fanı iken durduk yere tottenham desteklemeye başlayacağız şimdi. pochet hocamı da çok sevmekle beraber mourinho bana futbolu sevdiren en özel maçların ana unsuru olmuş kişidir. (bkz: 28 nisan 2010 barcelona inter) yanin birnini gidişine üzüldüm ama yerine gelen de sevindirdi.

    gerçi tottenham'ın son birkaç yıldır evrildiği takım hüviyeti mourinho'ya biraz ters ancak işin bu yönü beni daha çok heyecanlandırıyor. 22/23 sezonuna kadar imzalamışlar, oldukça uzun bir süre. ingiltere premier lig çok heyecanlı hikayeler seyrettirecek bize önümüzdeki sezonlarda da
  • tercümanlıktan teknik direktörlüğe adım atıp porto ve chelsea ile dünya’yı sallamış futbol insanıdır. sıfırdan başlayıp bu başarılara imza atan, futbolu öğrenmeyi iyi bilen zeki bir teknik direktöre çağı geçmiş demek vicdanları bir miktar yaralar. her teknik direktörün kötü dönemleri olabilir, ama aşısı tottenham ile tutarsa gelecek seneden itibaren şampiyonluk yarışına kendisini katabilir.
  • kendisine inanan, güvenen ve iyi bir sinerji yakaladığı her takımla başarılı olmuş bir teknik adam. aslında real madrid, son chelsea ve manchester dönemlerinde de kendine has başarılı zamanları vardı. ancak, oyuncular tarafından otoritesi sorgulanır hale geldiği her zaman çatışmalar sonucunda başarısızlık sebebiyle gönderilen kendisi oldu. madrid'de casillas, ramos ve ronaldo, chelsea'de doktor eva carneiro, hazard ve arkadaşları, manchester united'da paul pogba temelinde genel sıkıntılar gibi.

    tottenham hotspur kadrosuna baktığımızda genç, başarı kazansa da kupaya aç ve en yetenekli oyuncuları bile bir tık daha üst seviyeye geçebilecek ve bana göre en önemlisi mourinho'nun otoritesini kabullenebilecek bir takım. kadro mühendisliği noktasında da arsenal ve manchester united'a göre defoları daha az diyebiliriz.

    hem tottenham hem de mourinho açısından doğru bir seçim olduğuna inanıyorum. jose'nin özel dokunuşuyla en azından önümüzdeki 2.5 sene içerisinde hayalini kurduğu kupalardan birini getirebileceğini düşünüyorum.
  • 11 mart 2020 liverpool atletico madrid maçı sonrası aklıma efsane konuşması gelmiş olan hoca.

    --- alıntı ---

    bu bir futbol sahası. iki kalemiz ve bir topumuz var. ama takımlardan biri maçı kaleler olmadan oynamak istiyormuş. bu takım çok iyi futbol oynuyormuş. maç sırasında iyi paslaşıyorlarmış ve topa sahip olma oranları son derece yüksekmiş. ama bir türlü gol atamıyorlarmış. uluslararası kurul'a yani fifa'ya bu şekilde oynamak istediklerini söylemişler. kurul bunun mümkün olmadığını söylemiş. topa sahip olma oranının maç kazandırmadığını söylemişti ve sonuçta şampiyon olamamışlar. sonra ortaya başka bir takım çıkmış. onlar bir önceki takım kadar radikal değilmiş. bu takım, tek kale ile oynamak istiyormuş. son drece iyi bir takımmış ve bir sürü gol atıyormuş. her pozisyonu gole çevirebiliyor, attıkça atıyor ama hiç gol yemiyormuş, çünkü ortada bir kale yokmuş. fakat, fifa onların da şampiyon olamayacağını söylemiş çünkü futbolun iki kale ile oynandığını söylemiş. sonra 3. takım gelmiş. 3. takım diğerlerine göre daha normalmiş. maçı iki kaleyle oynmaak istiyorlarmış. hem gol atıyor hem gol yiyor ama gerçekten iyi oynuyorlarmı. bazen gol atıyor, bazen yiyorlarmış. bu takımda fifa'ya yalnızca ocak ve nisan ayları arasında oynamak istediğini söylemiş. fifa bunun mümkün olmadığını, ağustos ile mayıs arasında oynamaları gerektiğini söylüyormuş. ve ortaya dördüncü bir takım çıkmış. onlarsa, maçı normal kurallarla oynamak istemiş. rakibi yenebilmeleri için rakiplerinden bir gol daha fazla atmak gerektiğini biliyorlarmış. peki bunu nasıl yapacaklardı? çok gol atarak mı yoksa hiç yemeden 1 tane atarak mı? bu takım ikisini de yapmış. çok gol atmış, az yemiş ya da 1 gol atıp hiç yememiş. bu da bir seçenekti. kalesinde goller görüp ağustos'tan mayıs'a kadar oynamış. bazı maçlarda kalesinin önüne otobüs çekmiş.

    --- alıntı ---

    yani kısaca, finito giocare resultante importane.
  • büyük bir yükün altına girmiş olan teknik direktör. tottenham'da zaten aksayan birkaç mevkiye bir de ayrılmak isteyen oyuncular eklenince oldukça sorunlu bir hale bürünmüştü takım. ama genel bir bakışla hocanın fazlasıyla verim alabileceği bir kadro var diyebilirim. asıl sorunlu kısım şu ki; bildiğimiz gibi tottenham'ın başkanı oldukça cimri biri, pochettino bile sorun yaşadıysa mourinho'nun en azından uzun vadede sorun yaşamaması pek olası değil gibi görünüyor. ocak ayı transfer dönemi hem takıma katılacak ve takımdan ayrılacak oyuncular açısından kritik olacak hem de bahsettiğim başkan-hoca ilişkisi açısından bir önizleme olacak. bu durumu şu tweet çok iyi bir şekilde özetlemiş: https://twitter.com/.../1197045209911169024

    mourinho-spurs birlikteliği kağıt üstünde dört dörtlük durmasa da mourinho hocamı tekrar ingiltere'de görmek bile başlı başına bir heyecan sebebi. başarılar hocam...
  • 1.6 milyar euro ile dünyanın en çok harcayan hocası olarak, 2001 yılından bugüne kadar, beher transfer sezonunda ortalama 5.4 milyon pound (yıllık 11) civarı harcama yapan daniel levy’ın tottenham’ının başına geçen hocadır.

    mou birinci chelsea döneminde 25, inter döneminde 13, real madrid döneminde 13, ikinci chelsea döneminde 23, united döneminde ise 10 adet transfer yapmış bir adamdır; çıkış yeri olan ve daha düşük bütçeli porto’da da 14 transfer yapmıştır.

    buradan düz yola çıkarak, mourinho’nun, mevcut kadroya göre oyun yapısını şekillendirmek ve eldeki, özellikle genç oyunculara seviye atlatmaya çalışmak yerine, kafasındaki taktiğe uygun adamları satın alarak başarıya ulaşan bir hoca olduğunu söyleyebiliriz. bu illa iyi veya kötü bir şey değildir; genç oyuncu geliştirmek “elit bir teknik adam” olmak için ne derece kriterdir, bunu da tartışırız. açıkçası ben, klopp, pochi, bir nebze simeone, ferguson ve wenger dışında bu özelliğini çok çok ön plana çıkartan bir hoca var mıdır noktasında tıkanıyorum. elbette “valverde - bilbao dönemi” akıllara gelebilir, ancak bilbao’nun özgün transfer politikası nedeniyle bu bir özellik değil bir mecburiyettir.

    klasik konudan sapma hastalığımdan kurtulup mou özeline dönecek olursak, aslında genelde oynattığı 4-2-3-1 sistemine uygun bir takım devraldığını söyleyebiliriz. zaten gidecek mi / kalacak mı belli olmayan oyuncuların tutulması durumunda, 2-3 nokta atış transferle dağınık united, yeniden yapılanma içerisinde olan chelsea ve emery ile başarısızlığa mahkum arsenal’in olmadığı tabloda kolayca üçüncülük mücadelesi verebilecek, hatta elit 3 oyuncu ile liverpool ve city’e kafa tutabilecek bir kadro var elinde.

    burada temel soru şu; mou acaba kendi futbolunu rakibe dikte ettirmeye çalışan pochi futbolunu bir üst seviyeye taşımaya çalışacak mı, yoksa mou’nun alamet-i farikası olan, ancak manu döneminde tutmayan rakibi bozarak maç kazanma üzerine kurulu futbolunu mu benimsemeye devam edecek?

    şahsi kanaatim, özellikle mou’nun futbola dönmek adına menajerlik sistemi ile uymayan bir takıma gitmiş olduğu. twitter’da dönen dedikodulara göre, ocak ayında bütçesi olmayacağı kendisine söylenmiş, kabul edilebilir. ancak tottenham bale’in satıldığı sezon dışında kime bütçe vermiş ki mou’ya versin? diye düşünüyorum. levy’nin para harcamaya gönlü olsa, stad yapılacak diye 2 sene transfer yapmadan takımı çalıştıran, orta halli bir takımı gençlerle düzenli ilk 4 takımı haline getiren pochi’ye istediği düzenin sağlanacağı bir bütçe dahi vermediği düşünüldüğünde, mou’nun ihtiyaç duyacağı adamları, belki de kariyerinde ilk defa kendi yontması gerekecek. yapar mı? bilemiyorum.

    izleyip göreceğiz.
  • 2007 yılında chelsea’den kovulduktan sonra tottenham jose’ye teklif yapmış ancak portekizli çalıştırıcı londra’nın mavilerinin koyduğu madde gereği tazminat dönemi boyunca ingiltere’den chelsea dışında bir takım çalıştıramayacağı için kuzey londra ekibinin başına geçememişti.

    2008 yazında ise portekizli çalıştırıcının, jorge mendes ile beraber son iki sezonu kupasız kapatan katalan ekibi barça’nın koltuğunu gözüne kestirdiğini biliyorum.hatta iş sadece imzaya kalmıştı. barcelona’lı yöneticiler chelsea ile olan maçlardaki açıklamalarından dolayı portekizliye sıcak bakmasalarda portekiz’e giderek ünlü menajer jorge mendes’in lizbon’daki ofisinde mourinho ile görüşme yaptılar. jose oyun anlayışında defansif anlayışından vazgeçeceğini ve hücum planlarını etkileyici bir sunum ile anlatarak yöneticileri ve başkan laporta’yı etkilemişti.

    sunumun sonunda anlaşma kesinken başkan laporta son bir şartını sundu ve jose’den basınla ilişkisinde sivri dilini yumuşatmasını istedi. o ana dek yöneticilerin her isteğine karşılık şeyler sunan mourinho durdu ve “bunu düzeltmem çünkü ben bu yüzden mourinho’yum” dedi. bu sözün ardından başkan laporta eşliğinde barcelona’lı yöneticiler odadan çıktılar ve görüşme sonlandı. bir kaç hafta sonra barcelona alt yapı antrenörü guardiola'yı takımın başına getirirken, portekizli çalıştırıcı italya'nın yolunu tuttu.
  • vay benim garip hocam vay benim yiğit hocam deyu peşine takılasım var mourinho hocamızın. önce madrid'te kurda kuşa yem oldu, sonra da gitti ''uzun zamandır yoktum biri demiş öldü, şimdi de yazsınlar kral geri döndü'' edalarıyla londra'ya. o üstünden güneşler eksik olmayan, cennetten bir köşe şehre(!) ikinci senesinde bir şampiyonluk bahşetti. bununla da yetinmeyip mavilerde ne kadar çer çöp artık varsa hepsini temizledi. üstüne bir de premier lig buglarından olan kendisinin chelsea default taktiğini entegre etti. tam arayı açıp ligi domine edecekken de birkaç kendini bilmez sonradan görme çocuğun ihanetine kurban gitti.

    ha mou hocamın bu süreçte belki de tek suçu kurt zouma denen futbola yabancı elemanı ilk on birde oynatmasıydı. ne vardı bu elemanda bu kadar ısrar edecek onu hala anlamış değilim ama çok net ki kellenin gitmesinin en büyük sebeplerindendi. gerçi zouma'nın da hakkını bir konuda vermek lazım, neredeyse tüm takım kasten kötü oynarken kendisi gerçekten kötü olduğu için kötüydü. yani ihanet etmeyen ender isimlerden biri oldu zira futbol ona ihanet etmişti, kendisiyle hiç iyi anlaşamayarak.

    chelsea'de mou hocanın adamları da var mıydı elbette vardı ancak diğer taraf daha kalabalık olunca savaşı kazanamadı mou hocam. yok eva carneiro'yu neden kovmuş falan. canım mou'nun başını yemek için olmayacak bahaneler ürettiler. zaten türlü dedikodulara göre eva denen mahalle karısı! * (doğuş denen cahile selamlar) kovulduktan sonra chelsea futbolcularını ayartıp mourinho'ya karşı dolduruşa getirmiş. olmayacak iş mi? değil, babacım orası ingiltere ingiltere. imparatorlukları yıkan, savaşlar çıkartan, milyonlar öldüren entrikanın vatanı orası. ha bir de eva hanım üstüne gitti mourinho hocaya tazminat davası açtı. sonra da davayı geri çekti durduk yerde. kim bilir el altından nelerin pazarlığını yapmıştır bu kadın. şeytan yemin ediyorum ya, rıdvan yanında halt etsin.

    neyse sakinim, mou londra'dan ayrılınca manchester taraftarları ellerini ovuştura ovuştura beklemeye başladı tabi. taraftar istiyordu ama taraftarın istemesi yetmezdi. kulübün tanrısı sir alex ferguson'un oluru alınmadan manchester semalarında kuş uçmazdı. gözler sir alex'e çevrildi. sir, mourinho'ya epey de istekli bir şekilde onay verip destek olunca manchester united'ın patronu oldu. oldu da... işlerin kötüleşmesi duraklamadı. gitti pogba denen gamsıza 100 milyon avroyu verdirdi, bütün okları gereksiz yere üzerine çekti. sene boyunca da pogba'nın kötü oynadığı her maç kendisi de ağır eleştiriler aldı. olmayacak transferlerle kendi meşhur taktiğini bozdu, ben her şekilde başarırım dedi ama başaramadı. statik forvet ibra başına bela olunca, ses de çıkartamadı. ander herrera olmasa kefeni yine giydireceklerdi ama sayesinde yırttı. pogbalar, ibralar değil kendisini sezon başında üvey evlat muamelesi yaptığı herrera kurtardı. yine de sezon başında alınması ihtimal dahilinde olan 6 kupanın 3'ünü kazandı, 1'ini de daha oynayacaklar. mourinho bu, o kadar da fark yaratsın değil mi! mesela pep sezonu sıfır kupayla kapattı.

    onun dışında esas mevzu gelecek sezon özelinde. yıllardır mou'yu yakınen takip ederim ama hiçbir dönem şimdiki kadar çaresiz kaldığını görmemiştim. seneye manchester'daki son şansı olacaktır. premier lig'i aldı aldı alamazsa kellesini alacak yönetim. geçen seneki futbolla almasına imkan yok, ee yeni bir taktik üretecek kadar vakti de olmadı. chelsea default taktiğine dönmeye niyetli ama o taktiği oturtmak daima bir seneden fazla sürüyor. yani chelsea taktiğine dönse önünde 2 yıllık bir şans olmadığı için yine kelle gidecek. tek çare şimdiki düzenini geliştirmek gibi duruyor. lukaku transferi bu konuda hayati önemde zira geçtiğimiz sezon manu'yu yakan ibra'nın statikliği ve az koşması oldu. lukaku tam ters profilde bir oyuncu. hem hareketli, hem fizikli, hem de golcü. bir kanat takviyesi ve hakiki bir ön libero ile acaba dedirteceklerdir. yine manu'nun bir başka sorunu da mata ve rooney'nin aynı anda kullanılmasıydı ki rooney de gidecek gibi gözüküyor. stopere lindelöf gelince o bölge biraz soluklandı. şu an orta sahaya yoğunlaşacaklar.

    şimdilik bekleyeceğiz mourinho hocamızın son bir hamlesi daha var mı yok mu öğrenmek için. yeni sezondaki ilk epl maçını iple çekiyorum manchester united'ın. orada az çok detaylar belli olacaktır, diziliş, mentalite, kadro vs. açıkçası tek umudum, italyanların zeki ama asi çocuğu conte'nin londra cephesinde bir kavga çıkartıp sezon ortasında takımdan ayrılması. yoksa işler zor gözüküyor hem de çok zor gözüküyor.