• 4
    bir athena şarkısıdır.

    sözleri:

    kalbimizden kopuyor bu şarkı sana
    sanmasınlar ikimiz ayrı yollarda
    para pulla ölçülmez aşkımız sana
    hiç bir zaman bırakmayız seni yollarda

    marş söylerken yumruk göklerde
    yensen, yenilsen kalbim hep senle

    ne derlerse desinler hepimiz için
    hiç takmadık, takmayız, taraftarız biz
    gururumuzsun sen yeşil sahada
    koca dünya bir yana, sen bir yana

    marş söylerken yumruk göklerde
    yensen, yenilsen kalbim hep senle

    bizim için, haydi şimdi bastır, bastır, bastır
  • 6
    aralarında sahadaki rakibe yabancı cisim atmakla övünenlerinden tutun da maç öncesi ve sonrası bıçaklı, sopalı kavgalara karışanları, kendi renklerindeki insanlara bile tribünlerde olur olmaz sataşıp kavga çıkaranları, maçtan önce içki içme olayını abarttıkları için inanılmaz küfürler edip, eline ne geçerse kırıp döküp saha kapattıranları vardır. bunlar gibiler yüzünden takımın vitrini bozulur, galatasaraylı hatta fenerbahçeli, beşiktaşlı, trabzonsporlu olmakla yani taraftar olmakla uzaktan yakından alakaları yoktur.
  • 8
    gün gelirde yurt dışında bir başınıza kaldığınız zaman sizin onlardan biri olmadığınızı öğrenip bütün pisliğiyle üzerinize oynayan hakaretlerde bulunan farklı takımların taraftarlarına karsı , kendi takımınız uefa veya şampiyonlar ligi maçlarında karsılasırsa bırakın vurup kırmayı bütün hırsınızı döker gırtlağınızdan kan fışkırıncaya kadar bağırırsınız dahası meydan okursunuz hiç kuşku duymadan.

    tabii hooliganizme bu açıdan bakarsan bence hiç aşşağılanacak bir durum değil. çünkü bir şeyler birikmiştir boşalmayı bekleyen elinde olmadan istemdışı gerçekleşir muhtemelen.

    fakat bunun dısında hiç tasvip etmiyorum .

    edit : imla..
  • 13
    bir futbol taraftarı modeli. öyle ya, bir çok modeli var taraftarın da. elitler, çekirdekçiler, 12.adamlar, maç izlemeye gelenler, maçı izlemekle alakası olmayanlar, maça gitmekten nefret edenler, tuttuğu takımın maçına bir türlü gidemeyenler…diye gider bu liste.

    holigan da bu modellerin en serti, her anlamda en etkilisi. maçla ilgileri var mı, yok mu belli değil. kulüpten bedava bilet alıp, bazılarını dağıtan bazılarını satan profesyonel taraftar mı belli değil. yoksa sadece kavga seven ve bunu tuttuğu takım için yaptığını, bir nevi görev yerine getirdiğini, cihat gibi bir şey yaptığını sanan tipler mi?
    holigan gruplarının içinde bunların hepsi var. kimi çıkarı için, kimi hakikaten bir işe yaradığını sandığı için holiganlık yapıyor.

    bu işler eskiden çok daha fenaydı. meşhur “cenk dönemi” hikayelerini dinlemişsinizdir. gençliğimde kendi karıştığım mevzuları anlatmayacağım, bu yazının derdi bu değil çünkü. bu hikayeler kimisi için bir “hava basma” aracıyken kimisi için de “utanç verici” kabul edilir. bu fikirlerin ikisini de anlıyorum.
    “cenk dönemi”nde yaşanan her şey yaşanmalıydı, bunu bilin yeter. sebepleri vardı çünkü, birazdan anlatırım.

    benim takıldığım nokta, türkiye’de bir çok şeyin çok ama çok abartıldığı. herkesin iki yüzlülüğü. adam sözlüklerde, twitterda, günlük hayatında küfürsüz an geçirmiyor. ama statta küfür olunca “vay efendim küfür çok ayıp” diyor. trafikte biri yol vermeyince inip dövmeye kalkan adam “vay efendim maç için kavga mı olur” diyor.

    küfür, türkiye’den kalkmadığı müddetçe statlardan da kalkmaz. bu ülkenin en çok satan mizah dergilerinde en çok gülünen çizgiler küfürlüyse, cem yılmaz yıllardır sahnede etmediği küfür bırakmadan en büyük olmayı sürdürüyorsa, kızlar erkekler gibi küfür ediyorsa, statlardan küfür kalkmaz, birbirimizi kandırmayalım.
    adam statlardaki küfürü eleştiriyor, biraz sonra küfürün yarısını ağzından kaçırıyor canlı yayında. nasıl olacak bu işler.

    elbette düzgün adamlarla bu işler olur da, o kadar kalabalık değil düzgün yorumcu sayısı be abicim. ama statlar kalabalık işte.

    meşhur “cenk dönemi”nde neler oldu. açık söyleyeyim bu dönem galatasaraylılar yüzünden başladı. o zamanlar kimin bileği kuvvetliyse kapalının ortasını o alırdı. sadece inönü stadı’nda oynanırdı maçlar. galatasaray taraftarı stat önünde sabahlamazdı maçlardan önce. öğlen vakti taksim’de buluşulur, polis eşliğinde kapalıda bize ayrılan yere giderdik. çok zevksizdi be.
    ben de sabahlamak istediğim için fenerli ya da beşiktaşlı arkadaşlarımla birlikte stadın önüne giderdim sabah 5’te. çünkü 5’e kadar sokağa çıkma yasağı vardı, 12 eylül dönemiydi. kafada farklı renkli bir şapka, kaşkol ile sadece gözlerim görülürdü. diğerlerinin kafa adamları tanımasınlar diye. şimdi soruyorum, ben holigan mıyım? belki de. ama ben sadece sabahlamanın, kovalamacının heyecanı için stat önüne giderdim.

    orada gördüğüm bir olayı hiç unutmam. bir beşiktaş maçından önce, beşiktaşlılarla sabahlıyoruz acayip bir sis var. göz gözü görmüyor. ama kapalının önü ana baba günü. köfteci, kokoreççi, ayran-limoncu, simitçi, meyva satan adamlarla dolu. bayrak-atkı-kaşkolcular da orada, çekirdekçiler de, sandviççiler de. hatta tatlıcılar da. aç kalma ihtimalin yok.
    neyse, beşiktaşlı ufaklıklar her yerde erkete bekliyor, kabataş tarafından haber geldi galatasaraylılar geliyor diye. ortalık bir inlemeye başladı cimbombom diye, aklınız durur. bizimkiler de yazık galatasaraylılar var diye koşa koşa gelmeye başladılar, çok sis de var, göremediler kimdir, nedir, ne renktir bunlar diye. beşiktaşlılar tuzağa düşürmüşlerdi. işte o sırada gördüklerim kanımı dondurmuştu. satıcıların el arabalarındaki zulalardan döner bıçakları, ekmek bıçakları, çeşit çeşit bıçaklar çıktı. bunları alıp kovaladılar bizimkileri. hatta bir köftecinin kullandığı bıçağı bile alan olmuştu. çok korkutucu bir şeydi.
    sonraları galatasaraylılar da sabahlamaya, stadın önüne gelmeye başlayınca ben de bizimkilerle devam etmiştim. hatta, bir fener maçında şimdiki swissotel’in oradan bacağımı bir parke taş yaraladıktan sonra, başka takımlarla sabahlamayı bıraktım. yara izi hala durur.
    galatasaray taraftarı da ortaya bir güç olarak çıkınca cenk dönemi başladı. artık kapalının ortasını kolayca teslim etmek istemeyen bir güç daha vardı. green street hooligans, football factory gibi filmlerde izlediğiniz şeyler o zamanlar yaşandı.

    ne isim verecek ne de cenk hikayeleri anlatacak değilim, ama bu ülkedeki holiganizmin tarihidir bunlar, eksikleriyle.

    şimdilerde her şehirde kavgalar çıkıyor. eskiden çıkmazdı. ne gecekondu vardı ne teksas ne de diğerleri. hiç biri organize taraftar grupları değildi. ne zaman ki futbol, türkiye’nin ilk sırasına yerleşti, ne zaman ki futbol endüstri oldu, holiganizm yayıldı. neymiş, beşiktaş bursaspor’un düşmesine sebep olmuş. aralarındaki husumet buradan geliyormuş. efendim? büyükler her sene bir çok takımın canını yakardı be abicim, kendilerinin iddiası kalmayınca gerekene puanları dağıtırlardı. hiç de böyle tepki çekmezdi, çünkü gündemin bu kadar önlerinde değildi futbol. çok büyük bir başarı olmadıkça gazetelerin ilk sayfasında futbol yer almazdı ki.
    holiganizm nasıl önlenir? en önce polisiye önlemlerle. alacaksın adamların resimlerini, vereceksin stada 3 sene girmeme cezası bak bakalım oluyor mu? ama kim yaptıysa ona keseceksin cezayı.

    çok önemli bir şey var. sadece stat içinde alırsan resimleri, asla sonuca ulaşamazsın ama asla. bu adamların, maçtan önce nereye takıldıkları belli, kimle oldukları belli. oralara gideceksin, orada takip edeceksin adamı. dışarıda canavar olup tribünde oturup çekirdek çitleyerek maçı seyreden bir sürü adam var, yanılırsın.
    üniversitede öğrencilerin arasına polis sokmayı biliyorsun, taraftarın arasında niye yoksun? bu işi çözmek isteyip istememeyle ilgili.
  • 16
    altına giremeyeceği s.ki kaldırmamalı tabi insanlar ama kalkacak s.kin de kalkması var kalkması var. (bkz: her şeyin fazlası zarar)

    holiganlık demek bence hayattan bir beklentisi kalmamış, yaptığı şeylerin sonuçlarını düşünmeyen insan demektir. hiç bir şey candan önemli değildir. gerekirse insan canını da verir; sevdiği, gönül verdiği renkler uğruna ama can almak holiganların işidir holigan da taraftar değil canidir. *
  • 17
    en asil duygunun insanıdır. dışarıda münferit halde gezerken gelip saldıran olursa onlara birlikte küfür edelim, ki onun adı holiganlık değil o... çocukluğu oluyor. ama tribün hakkında bir bok bilmiyorsanız gidin lig tv'de 21 falan izleyin amk kalkmış burda "hayatında bir bok olamamış insanlar" falan filan diye saçmalamayın.

    maç boyunca "dışarıda kaçanın anasını s..." diye bağıran topluluğu dışarıda sayıca ezilmesine rağmen bir güzel kovalamış, küfür bile etmeden karşı tarafın analarını yine karşı tarafa havale etmiş galatasaray taraftarlarını tebrik ediyorum. orada olsam ben de kovalardım, büyük şike yürüyüşünde liseye zarar verilmesini engellemek adına taksim'de kovaladığımız gibi.
  • 18
    bazılarının gördüğü 2 resim ve okuduğu 2 entryle insanları etiketlemek için kullandıkları sözcük. bu kişiler ya tribünde maç izlememişler ya da holiganizmin anlamını bilmiyorlar. ben ne olursa olsun maç boyu kendine sözlü ve fiili şekilde saldıran adama haddini bildirenlere, meydanı onlara bırakmayanlara saygı duyarım. olay sadece taraftarlıkla alakalı değil. böylelerine birileri ağzının payını vermezse yarın öbür gün aynı şey gelir bize de patlar.
  • 20
    okulda* bir sosyal organizatör var, ismi rob, ingiliz... çok kral bir adam, futbol bilgisi üst düzeyde, fanatik bir scunthorpe united taraftarı. her salı okul içerisinde maç düzenleniyor ve öncesinde sonrasında şikeden premier lige kadar futbolu enine boyuna tartışıyoruz, arada fenerbahçe'ye giydiriyoruz=)

    geçenlerde bana bir hikaye anlattı; bundan 5-6 sene önce brezilya'ya yapmış olduğu seyahatte bir futbol maçına gitmiş, rio ave ile recife arasında... tribünlerdeki coşkuyu ve heyecanı başka hiçbir yerde görmemiş, türkiye'ye büyük benzerlikler gösteriyormuş dinlediğim kadarıyla ama daha abartılısı tabii ki...

    maçın başlaması ile birlikte meşaleler yakılmış, tribündeki herkes ayağa kalkarak kaşkol şov yapmaya, marşlar söylemeye, dev bayraklar sallamaya başlamış, inanılmaz bir enerji ve coşku varmış. tribünün tam ortasında bir davulcular ekibi konuşlanmış tempo için falan aynı bizdeki gibi... toplu halde küfürler falan gırla...

    son kısımlara doğru maçta gerginlik yükselince saha eşyalar yağmaya başlamış; ucu sivriltilmiş taş, çakmak, ayakkabı, cep telefonu, şişe, vs. hakem maçı iptal etmek bir kenara oyunu dahi durdurmamış, polisler ile sadece kalkanlarını kaldırıp sükunetlerini korumaya devam etmişler. en sonunda işler iyice zıvanadan çıkmış ve sahaya fırlatılan bir havai fişeğe müteakip herkes sahaya girmiş olaylar büyümüş vs. rob bu arada tüymüş tabi...

    işler bu kadar boka sarmadan hemen önce tribündeyken sahaya henüz kocaman bir meşale fırlatmış olan 12-13 yaşlarındaki bir çocukla muhabbete tutuşmuş ve çocuk yabancı olduğunu anladığı için rob'a nereli olduğunu sormuş, cevabı alınca da gaza gelerek, "yeaaaaaaaaah!!! hooligaaaaaaans!!!" diye bağırmaya başlamış.

    maçtan canını zor kurtaran ve gördükleri karşısında şoke olan rob dumur olmuş tabi "hangimiz daha holigan?" diye...

    (u: eskidenmiş yani o hikayeler artık toplu halde pek olmuyormuş ve her şey çok sıkı kontrol altındaymış)*
  • 21
    70'lerin sonları ile 80'lerin başında britanya'da altın çağını yaşayan, ingiltere'nin sosyokültürel yapısını değiştiren, futbolu kavgalaştıran organize şiddetin neferleri. bomber jacket, doc martens bot, pilot gözlükler, skinhead yaşam tarzı, punk müzik, pub kültürü, trenle gidilen organize deplasmanlar, çeşit çeşit drug, sex ve futbol holiganların olmazsa olmaz parçalarıydı. demir leydi kanunlarıyla birlikte fişlenerek, kamusal alandan men edilen binlerce holigan, yurtdışına çıkış yasaklarına rağmen, değişen futbol dünyasının değişen endüstriyel şartlarına ve yeni stadyum yapılarına uyum sağlayarak fazla gündeme gelmeseler bile eski geleneklerini sürdürmeye devam ediyorlar. ingiltere holiganizmden kurtulmak için fişlenen grup liderlerine oy kullanmayı bile yasaklamış ancak tam anlamıyla organize kavgaları önleyememiştir. bugün; 70'lerin ölüm trenlerini oluşturarak, adanın savrulduğu ekonomik kaos ortamında yaşadıkları değersizlik bunalımına karşın bayraklaştırdıkları şiddet kültürüyle kimliklerini ifade edenler, deplasmana gittikleri şehri haritadan silen, filmlere, dizilere, kitaplara belgesellere konu olmuş underground holigan gruplar varlıklarını devam ettiriyorlar.
  • 22
    üzülerek son zamanlarda sayılarında artış olduğunu gördüğüm insan tipi.

    holigan yalnızca eğitim seviyesi düşük ya da işsiz kimseler için kullanılan bir tanım değil. üniversite okumuş yahut okumakta olan kişiler de davranışlarıyla bu tanımı hak edebiliyor. sayıları artan kesim de bunlar. aidiyet duygusu öylesine sarmış ki bu bedenleri öfkeleri, nefretleri kolayca yeşermekte. amaç bir şeyi savunmak, kutsallaştırmak, desteklemek, aşık olmak değildir; tam aksine saldırmak, küfretmek, sabote etmek, nefret etmektir. bir tür savaş psikolojisi yani, seninle aynı rengi giyenlerle bir olup giymeyenlere hücum etmek. nasıl bir boşluk hissidir ki nefretle doldurulur anlamak zor.

    holiganizmin taraftarlıkla karıştırılmaması çok önemlidir, sporla ilgilenmeyen insanlar tarafından bazen bu hataya düşülür. taraftarlık sevmek, benimsemek en önemlisi destek olmaktır. holiganlık desteği kabul etmez. onun için aslolan karşı tarafa verdiğin zarardır. üstelik bu bilinçli de yapılmaz. rakibin değerlerine, eski hatta hayatta olmayan oyuncularına, başkanlarına hakaret etmek de bunun bir parçası olabilir. zira orada da kendi takımına destekten söz edilemez. düpedüz bir saldırı şeklidir. sahayı su şişeleriyle doldurmak, rakip oyunculara fener tutmak, mızrak(u: (!)) atmak, teknik direktörlerinin kafalarını yarmak, tüm taraftarlarının annelerine küfür etmek gibi pek çok çeşidi mevcuttur. bu örnekler çoğaltılabilir. içinde spor başlığı altında salt saldırıyı barındıran hemen her hareket holiganizmin bir parçasıdır ve bundan beslenir.

    burada saldırı konusuna parantez açmak gerekli. örneğin derbide 4-0 yendiğin rakip takımın taraftarı arkadaşa çekilen alaycı mesaj bu konuyla ilgisizdir. bilakis sporun doğasını oluşturan, işe rengini ve zevkini veren şey tam olarak budur. tüm dünyada insanlar tek bir futbol takımını destekliyor olsalardı tüm bu heyecan, tutku ve keyif var olabilir miydi? zaten sporun tanımlarından biri de "ırkı, milliyeti, cinsiyeti olmayan belli kurallara göre uygulanan evrensel dolayısıyla birleştirici beden hareketlerinin tümü" şeklinde yapılır.

    holigan ise en başta bu bilince sahip olmayan kişidir. kendisini savaşta gibi hissetmesinin nedeni de budur. onun için spor sadece nefretini kusabileceği bir alandır. şahsen zaman zaman bu durumu biraz ırkçılığa da benzetirim. vatanını milletini sevmek vardır, bir de sınırın hemen ötesindeki ülkeden ve insanlarından nefret etmek.