• ne kadar doğru bilemem ama rijkaard transferini de haldun üstünel'in bağladığı söyleniyor. büyük adamsın haldun abi. tranfer bütçesini beğenmeyen ramos'a, eşşek yüküyle para isteyen schuster'e selamlarımı yolluyorum. yardımcısı neeskens bile başa gelse büyük olaydı bana göre. ikisi birden getirdi haldun üstünel. messi ve c. ronaldo'yla haldun üstünel'i 15 gün aynı odaya kapatalım. çıkarken messi sarı, ronaldo'da kırmızı diye bağıra bağıra türkiye'ye gelmezse adam değilim.
  • galatasaray tarihinde bireysel pr’ını en iyi yapmış yönetici. aynı transfer döneminde sevilen oyuncuları (keita, elano) kendi getirip, sevilmeyen (leo franco) adamın günahını adnan sezgin’e yıkabilmeyi başarmış imaj dehası (bu cümleden adnan sezgin’i beğendiğim çıkarımını yapmıyorsunuz umarım). bu arada kendisinin futbol şubesi sorumlusu olduğu 2 senenin birini 5., diğerini 3. bitirmiştik. dünya durdukça dursun ama kulübe uzak dursun.
  • kendisini severim. öyle abartıldıgı kadar büyük bir sihirbaz değildir ama, kesinlikle eleştirildiği kadar kötü bir transfer karnesi de yoktur. eleştirildiği transferle bakalım..

    tobias linderoth bize gelirken avrupanın en iyi 2-3 ön liberosundan biriydi. hayatında mr makinesi görmemis adamın kariyerinin bitmesi onun suçu değil sonuçta.

    shabani nonda fenerliler hala ürperiyor kendisini düşününce. 1.3m euroya alınmıştı. hakkını fazlasıyla verdi.

    cassio lincoln 5 milyon euroya alındı 2.1e satıldı. türkiyeye gelmiş en yetenekli adamlardan biriydi. oynadığı dönemde 42 maçta 13 gol 20 asist yaptı ligde.

    fernando meira 4.5 milyon euroya alındı. kısa zamanda 6 milyona satıldı. galatasaraya gelmiş ender kaliteli stoperlerden biriydi. takımda kalsaydı avrupa macerası daha değişik olabilirdi.

    milan baros 5.5m euroya alındı. performansı hakkında çok konuşmaya gerek yok. hepimizin sevgilisi oldu. ah bir de o direkten dönen topu olmasa, kulübün efsaneleri arasında yerini büyük ihtimal alacaktı.

    harry kewell bedavaya geldiği galatasarayda kalitesi ve profesyonelliği ile adını hepimizin kalbine kazıdı. 3 sezon boyunca bizde oynaması bile mutluluk veren bir adamdı.

    de sanctis 500k usd'ye kiralamıştık. vasat bir performans göstermişti. ama kötü bir kaleci değildi. zaten bizden sonra kariyerini sevilla napoli roma gibi takımlarda oynayarak bitirdi.

    rijkaard bu ülkede olmayacağı belliydi. ah servet ah rijkard dedikçe aklıma geliyorsun.

    elano 7milyon usdye alıp 3 e satmıştık elanoyu. man. cityden gelmişti. aslında şu an fernandonun verdiği efekti verebilirdi (oyun tarzı anlamında değil takımı seviye atlatması olarak) hep merak etmişimdir ilk maçındaki enfes performansından sonra ne oldu da bu adam tutmadı diye.

    keita eleştirilen oyuncular başlığı olduğu için yazasım yok sana kara oğlan. senin yerin çok ayrı bizde.

    leo franco bedavaya geldi. traş olduğu zaman iyi maçlar çıkarıyordu. enterasan bir adamdı vesselam. vasat bir kaleciydi.

    neill750k euro civarı bir paraya almıştık. fiyat performans olarak gayet yeterli bir adamdı. yanılmıyorsam 1.5 sezon oynadı bizde.

    jo fiyasko diyebileceğim tek transfer bu ibne. alemlere akmaktan top oynamadı. yattı parasını aldı gitti. kötü bir oyuncu değildi jo ama burada 6 ay kiralık olarak yatmaya gelmişti.

    dos santos bu adamın bonservisini almamız için çok dua ettim ama olmadı. çok iyi oyuncuydu. hatta bayadır amerikada takılıyor ve 28 29 yaşında şu an. kolundan tutup getirsek ya :(

    gördüğünüz üzere, sayın üstünelin transfer karnesini başarısız bulmak oldukça zor. umarım bu listeye yeni keitalar, yeni baroslar ekler de bizi gururlandırmaya devam eder.
  • oyuncunun ve kulubünün transfer için talebi ne ise onu verip alan eski yöneticimiz. yöneticilerin çoğu aynı şeyi söyler : istenen parayı verirsen transfer dünyanın en kolay şeyi.

    asla bir sihirbaz değildir. elano, baros, kewell vb gayet yüksek meblağlarla alınmıştır. tek başarılı yönü transferler basına sızmıyordu.

    kendisinin bir başka örneği için

    (bkz: cenk ergün)

    ki en azından cenk ergün'ün kurduğu takım öyle ya da böyle şampiyon oldu.
  • şu anda yönetimde kendisi ya da bu tarz bir adamımız olmalıdır. yabancı dili kuvvetli, ikna kabiliyeti yüksek, prezentabl bir abiye ihtiyacımız vardır. kendisinin zamanında yaptığı transferler isim olarak hem çok başarılı hem de çok zor transferlerdir. aynı zamanda o isimleri hiçbir şekilde kanka gazetecilerine, medya tiplerine söylemediğinden transferi ancak bitince öğrenirdiniz. aldığı adamları çok yüksek fiyata aldı eleştirisi var. kesinlikle katılmıyorum. zaten adam elinde galatasaray'ın kasası ile gitmiyor. ona bir bütçe verirsin, bu limitler dahilinde hallet dersin. o da o fiyatlara ikna edebilirse eder. kafasına göre para saçmadı ya da saçamaz zaten. diğer eleştiri de "aldığı oyuncular bir işe yaramadı, başarı gelmedi." bu da o adamın değil teknik direktörün sorunudur. kadro mühendisliğini yapanın sorunudur. bizim takıma birilerini al yeaa demezsin. scout ekibin var, teknik ekibin var. bu görevdeki adam sadece gider görüşür, kontrat detaylarını konuşur, adamı ikna eder ve alır ya da alamaz. o yüzden haldun üstünel gayet başarılı olduğu gibi onu başarısız olduğu için eleştirirken yaptığınız argümanlar sadece sıfır. çünkü adamın görevi o oyuncuları iyi oynatmak değil, alıp getirmek. kendisi zamanında imkansıza yakın transferler sessizce halledilmiş ve ülkeye getirilmiştir. şu anda da kendisi olmasa da o profilden bir profesyonele ihtiyaç çok yüksektir.
  • biraz "şeyh uçmaz müridleri uçurur" mentalitesinin katkılarıyla, biraz da bazı mesafelerin zaman geçtikçe uzaması ekolünden gelen bir yanılsamayla hala daha gündem olabilen bir abimiz.

    hakkında derli toplu bir bilgi eksikliği var gibi, çok değil 10 sene önce yöneticilik yapmış olmasına rağmen...

    galatasaray lisesi değil saint benoit ve suadiye lisesinde tamamlamıştır orta öğretimini. doksanların ikinci yarısında, sami yen numaralısında "die for you" olarak yer alan grubun bir üyesidir. pek hatırlanmasa da 2006-2008 yılları arasında görev yapan 3. özhan canaydın yönetiminde görev almıştır ilk olarak.

    her ne kadar kendisine mal edilen ilk transfer cassio de souza suares lincoln olsa da, 2006-2007 sezonunda yapılan transferler de bu abimizin yaptığı transferlerdir.

    estudiantes'ten "kumaşı iyi" marcelo carrusca, çanakkale dardanelspor'dan son gün bir telefonla transfer edilen mehmet topal, galatasaray tarihinden şöyle bir gelip geçmiş olan tolga seyhan ve "ronaldinho'nun reklam filmlerinden arkadaşı" junichi inamoto 2006 yazının bonservis ödenen transferleriydi. ek olarak beşiktaş ile sözleşmesi sona eren okan buruk da bedelsiz olarak galatasaray'a geri dönmüştü.

    transfermarkt'ta yer alan miktarlara göre o sezon transfere harcanan para 3.8 milyon eurodur. şampiyon kadro korunurken takımdan ayrılan genç oyuncular için alınan 200 bin euro dışında bir gelir olmamıştır. ilk sezonda yapılan zarar 3.6 milyon euro olmuştur.

    2007-2008 sezonunda ise 13 milyon euroluk bir transfer harcaması görüyoruz. lincoln için 5 milyon euro, müzmin sakat tobias linderoth için 3.5 milyon euro, üçüncü köprü shabani nonda için 1 milyon euro, hakan balta ve volkan yaman için 1'er milyon euro bonservis ödenmiş. emre güngör 700 bin euro, orkun usak 600 bin euro, servet çetin 500 bin euro, ahmet barusso da 400 bin euro'ya mal olmuştur.

    gidenlere bakıldığı zaman hasan kabze, sasa ilic, mondragon ve stjepan tomas dörtlüsünden 3 milyon euroluk bir bonservis geliri elde edildiği görülüyor. yani ikinci transfer sezonunda da 10 milyon euro eksi yazılmış.

    2008-2009 sezonunda ise bonservise 12 milyon euro harcama yapılmış. milan baros için olimpik lyon'a 5.5 milyon euro, fernando meira için stuttgart'a 4.5 milyon euro, serkan kurtuluş için bursaspor'a 1 milyon euro, morgan de sanctis için sevilla'ya 500 bin euro, alparslan erdem için werder bremen 2'ye 500 bin euro ödenmiş. harry kewell ise bonservis ücreti ödenmeden kadroya katılmış.

    fernando meria'nın mart başında tartışmalı şekilde zenit'e geçmesiyle kasaya gelen 6 milyon euro ve necati ateş için real sociedad'dan gelen 150 bin euro dışında bir transfer geliri olmamış. bu sezonu da 5 milyon 750 bin euro ekside geçmişiz.

    2009-2010 sezonu ise son derece şaşalı geçti. takımın başına frank rijkaard'ın gelişiyle başlayan transfer sezonunda tıpkı baros gibi olimpik lyon'dan abdel kader keita ve manchester city'den elano blumer'in gelişiyle iyiden iyiye namı yürümüştü bu abimizin. bu iki oyuncu için verilen 14.5 milyon euro'nun yanı sıra rijkaard'a da ödenen 4 milyon euro var tabi ama maaşlar bu entrynin kapsamı dışında kaldığı için hesaplamada yer almayacak.

    ek olarak devre arasında everton'dan lucas neill'e 840 bin euro, kiralanan giovanni dos santos'a da 700 bin euro ödenmiş. yine devre arasında manchester city'den joao alves de assis silva bedelsiz kiralanmıştı. caner erkin için cska moskova'ya ödenen 400 bin euro'yu da ekleyince 2009-2010 sezonunun bonservis harcaması 16.44 milyon euro olmuş. her gün "satıldı mı" diye papatya falı bakılan lincoln için palmeiras'dan gelen 2.1 milyon ve alpaslan erdem için gençlerbirliği'nin ödediği 500 bin euro'yu düşünce o sezonu da 13.84 milyon euro ekside düştüğümüz sonucu çıkıyor.

    2010 yazında yönetim ile arasında pürüzler çıkmaya başlayınca, bir de adnan sezgin ipleri ele alınca istifasını verip görevden ayrılmıştır.

    bu abimizin görev yaptığı süredeki 8 transfer döneminde, sadece bonservis olarak bakarsak kulübe 33.2 milyon euro eksi yazılmış. finansal fair play kıskacında olup şimdilerde 100 bin euro'nun bile peşine düşerken çok korkunç bir miktar.

    peki bu adamın ne diye transfer sihirbazı diye bir lakabı var?

    açıkçası bu sorunun cevabı biraz da 2003-2006 arası dönemde gizli. doksanlı yıllarda türkiye'ye gelen en büyük transfer gheorghe hagi'ydi. yaptığı katkının yanında kariyer olarak da türkiye'ye gelmesi süpriz sayılacak bir isimdi. fenerbahçe'de ise aziz yıldırım'ın deyimiyle "benhurlar" oynuyordu.

    2000 yazında mario jardel'in helikopterle florya'ya inişi, 2000 yazındaki uefa şampiyonluğu sonrası o kadar da süpriz değildi. fenerbahçe'nin 2000 yazında yaptığı transferlerin çoğu da bir dönem avrupa futbolunda popüler olabilmiş futbolculardı. ancak 2002 yazında ariel ortega'nın gelişi ise fenerbahçe'nin "galacticos" döneminin başlangıcıydı. özhan canaydın bu transferin üzerine "her sene 3 dünya yıldızı" sözü vermiş, ancak gelip de taraftara saç baş yolduran frank de boer'den sonra herhangi bir dünya yıldızına galatasaray forması giydirememişti.

    aynı periyodda fenerbahçe, gelen ve katkı veren yabancılar dışında alex de souza, stephan appiah, nicolas anelka, mateja kezman gibi dünya yıldızlarını 2-3 yıllık sürede saraçoğlu stadı'na çıkarmayı başarmıştır. beşiktaş'ın da ailton ve john carew ile kendince dahil olduğu bu yarışta galatasaray 2003-2006 arası tamamen suskun kalmıştır.

    o dönem yeni yeni başlayan transfer nöbetleri, fenerbahçe'nin hem transfer şampiyonu hem de lig şampiyonu olması galatasaray taraftarını yıpratmıştı epey. mükemmel geçen 1992-2002 arası sonrası çok kötü giden 2002-2006 dönemi ve yetmezmiş gibi saha içi saha dışı çok güçlü bir fenerbahçe vardı.

    2005-2006 sezonu şampiyonluğunun etkisiyle 2006-2007 yazı taraftar açısından rahat geçmişti. 2007 yazı girerken ortaya çıkan lincoln söylentileri tüm bu sürecin etkisiyle olması gerekenden fazla büyümüş, olması gerekenden fazla anlam yüklenmişti. yıllar yıllar sonra bu ayarda bir isimli transferin gelmesi kamuoyunu coşturmuştu.

    bu ayarda dediğim de işte adı açıklanınca "kim ulan bu" denilmeyen bir oyuncu olması. şimdilerde radamel falcao gelse faydalı olur mu tartışması yapılıyor. kalsın mı gitsin mi diye ikileme düşüebiliyor. o dönemleri yaşamayan ya da hatırlamayanların idrak etmesi çok zor. kaldı ki o yaz galatasaray taraftarı adeta tüm biriktirdiğini lincoln üzerinen abartı şekilde kusarken dahi fenerbahçe real madrid'den roberto carlos'u transfer etmişti.

    işte bu galatasaray'a bir anda milan baros, harry kewell, frank rijkaard, abdel kader keita, elano blumer gibi isimler ardı ardına gelmeye başlayınca haldun üstünel ismi tribünlerde tezahürat olarak dillendirilmeye başlamıştı. buna bir de transferlerin ana akım medyada neredeyse duyulmadan bitirilmesi, medya haldun üstünel'i avrupa'nın bir köşesinde bilirken bambaşka bir köşesinden bambaşka bir transferle gelmesi falan eklenince transfer sihirbazı lakabının takılması kaçınılmazdı. ayrıca tribün geçmişi olan bir kişi olması, galatasaray'ın o yıllardaki avuntusu olan "fenerbahçe parasıyla alır, galatasaray his meselesidir" konseptine de uyunca altyapıdan çıkıp dünya yıldızı olmuş futbolcu muamelesi de eklenmiştir tüm bunların üzerine.

    aradan 10 yıl gibi bir zaman geçince, ne yazık ki bazı şeyler birbirine girebiliyor. nasıl ki 20 küsur yıldır 1996 ruhu fetişizmi bitmediyse, transfer işleri sıkıntıya girdiğinde haldun üstünel adının anılması da kabul edilebilirdir. tüm bu laf kalabalığının sonunda ne çok büyük bir yönetici ne de "tüh allah belanı versin" denilecek bir adam olduğunu söyleyebilirim.

    yaptığı işler, özellikle taraftarın psikolojisi açısından o dönem için bu derece önemliydi. o yıllar bugünkü finansal fair play tarzı düzenlemelerin doğum sancılarının yaşandığı ama türk takımlarının çok da umursamadığı günlerdi. fenerbahçe de beşiktaş da diğer kulüpler de aynı kafada gidiyordu. beşiktaş zaten tüm borcunu yıldırım demirören'e bağlayıp neredeyse kulübün tapusunu verdi. fenerbahçe 20 yıllık aziz yıldırım dönemi sonrası takke düşüp kel görününe acı gerçekle yüzleşiyor 2 yıldır. galatasaray birkaç yıl önce bu gerçekle yüzleşip, var olan gayrımenkulleri ve sıkı politikaları sayesinde görece daha rahat durumda.

    ama dediğim gibi, o yıllar işte taraftarın kaygısının bütçeden ziyade kadroya daha fazla olduğu yıllardı. ek olarak 2002-2008 arasındaki çok güçlü fenerbahçe'ye karşı yaşanan psikolojinin kırılması açısından önemliydi. üstelik türkiye ekonomisi 2001 krizi sonrası 5 yıllık politikalarıyla düzlüğe çıkmayı başarmıştı. amerika'nın da içine girdiği krizden dolar basarak kurtulmaya karar vermesi sonrası tüm "gelişmekte olan ülkeler" gibi türkiye'ye de sıcak para girişi oluyordu. bu para da alım gücünde bir artışa sebep olmuştu.

    ek olarak döviz kurların bugünün 5'te 1'i seviyesindeydi. yani o dönemin 33 milyon euro'suna denk gelen türk parasıyla bugün 8 milyon euro bile alınamıyor. avrupa'da sadece 2 tromso maçına çıktığımız 2004-2006 arası dönemden sonra 2006-2007'de şampiyonlar ligi, 2007-2008 ve 2008-2009'da avrupa ligi gruplarında oynamamız hatta birkaç tur geçmemiz sayesinde kulüp olarak euro bazında gelirlerimizde de ciddi bir artış vardı aslında o yıllarda.

    o artan gelirlerin cesaretiyle tüm bu transfer hamleleri yapılabilmişti haldun üstünel döneminde. taraftarın gözünde edindiği yer, medyanın da güzellemeleriyle işte biraz da bu noktada yanlış anlaşılmıştır hep. uzun saçlarıyla, şık ama sportif kıyafetleriyle, genel aurasıyla falan türk tipi futbol yöneticisi profilinin dışındaydı. yıllarca ezilmiş taraftarı coşturan transferlerdeki imza fotoğraflarında yer alması, bunu yapabilen yönetici olarak lanse edilmesi onu olması gerekenden daha üst bir yere taşımıştır gönüllerde.

    bu isimleri getirmenin bir maliyeti vardı, takımda tutmanın bir maliyeti vardı. gerek kamuoyu gerek basın hep bu isimlerin ikna edilmesi kısmına yoğunlaştı ama kimse iknanın nasıl olduğu kısmını çok sorgulamadı o günlerde. kamuoyu aydınlatma platformu olayları henüz yoktu, internet de bu seviyede hayatımıza müdahil olmuş değildi. bazı şeyler hiçbir zaman gün yüzüne çıkmadı.

    hafızalarda hep sözleşme imzalanan masada sakin ama kendinden emin şekilde oturan, imzalar atıldıktan sonra kalkıp sporcuyla klasik tokalaşma yerine "çak" yaparak sarılıp kucaklaşırken birşeyler söyleyen, oyuncu menajer hatta bonservis ödenen kulüp başkanının övdüğü bir adam olarak kaldı.

    tüm o bilgi yığını arasında bu görüntüsüyle "herkesi ikna edip kulübe getirebilecek bir sihirbaz" olarak şekillendirildi. oysa adamın yaptığı oyuncu ne istiyorsa onu vermekti. ikna kabiliyeti sadece manevi konularla ilgiliydi. bu tarz oyuncular için her şey para değildi ama parasız da yapmazlardı. işte basının, kamuoyunun ıskaladığı nokta buralardaydı. "ikna" edilen futbolcunun indirim ya da kolaylık yaptığı gibi bir yanılgı oldu.

    oysa adamın tek yaptığı klasik türk tipi yönetici anlayışının dışına çıkıp adamlarla anladıkları dilden konuşmaktı...
  • tarih: 20 eylül 2009
    yer: çeşme

    süpervizorlık yaptığım bir iş için çeşmede çalışmaktaydım.deli gibi koşuştururken bir anda karşımda uzun boylu bir adam çıkıverdi karşıma.karşımda ki haldun üstünel idi.bu zamana kadar bir çok ünlü şarkıcı,dizi oyuncusu,futbolcu vs insanla aynı ortamda bulundum ama hiç bir resim çekilebilirmiyiz demişliğim beğendiğimi dile getirmişliğim yoktur.lakin bu adamın yanına yaklaştım ve baya bildiğiniz ''abi hastayız sana hele bir resim çekilelim'' dedim.o kadar samimi yaklaştı ki hemen resim çekildik.hatta bir kaç kere ''abi kötü çıkmışım bir kere daha çekilsek olur mu? seni de rahatsız ettik ama'' dedim. karşılığı ''ayıp ediyorsun tabii ki'' oldu.resim faslından sonra kendisinden beni bir antrenmana sokup sokamayacağını formamı baros'a imzalatmak istediğimi söyledim.ve işte burada film koptu.aldığım cevap ''ne gerek var oraya kadar yorulmana ben yollarım sana imzalatıp'' dedi. bir de üstüne önünde durduğumuz dondurmacının önünde ''sana da ısmarlayayım mı bir tane?'' dedi. neyse hoş sohbetten sonra vedalaştık.ertesi gün kasımpaşa maçını izlemek için oturduğumda televizyonun karşısında ekranda onu gördüm ve sebepsiz yere güldüm.ne yalan söyleyeyim içimden ''beni geçiştirdi'' dedim. yanımdaki arkadaşlarım ise bunu düşünüyor olmamla bile dalga geçiyorlardı.1 hafta sonra aynı arkadaşlarımla izmir'de otururken telefonum çaldı arayan çeşmedeki dondurmacıydı.beni arayan adam ''erinç bey iyi günler haldun bey size bir kargo yollamış isterseniz gelip alabilirsiniz'' diyordu. ben havalara zıpladım ertesi günü bile beklemeden o anda bastım çeşme'ye.dükkana gittim paketi aldım.heyecanla açtım ve içinden parçalı arkasında 15 numara baros yazan ve göğsünde de kocaman bir baros imzasının olduğu formayı görünce belki de hayatımın en mutlu anlarından birini yaşadım.bu sene o güzel adamla karşılaşamadık hiç çeşme'de.

    şimdi bunu anlatmamın 2 sebebi var:

    1.bu büyük yürekli adama gerçekte edemediğim teşekkürü burdan etmek. çok sağol haldun abi forma odamın başucunda asılı.

    2.bir insan var taraftarına protestocu provakatör diyen, biri var böyle fedakarlıklarda bulunan ama garip değil mi hala görevde olan o '' birisi''.
  • geçtiğimiz günlerde parayı basıp transfer yapıyordu diye eleştiriliyordu buralarda. gelinen noktada parayı basmasına rağmen transfer yapamayan bir yönetim var. bu arada parayı basıp transfer yapma olayını eleştirmek de ayrı bir mevzu. ne yapsaydı üstünel mesela hisse senedi falan mı teklif etseydi? adamın aldığı keitaları, kewelları ağzınız açık izlediniz. hala daha özlemle anıyorsunuz. bu seviyede kaliteli adamlar da parayla geliyor ne yazık ki.
  • cenk ergün özellikle maaş anlamında tüm oyuncuları çok yüksek bedeller ödeyerek getirdi. standart olarak oyuncular ederinin 1.5 ile 2 katı arası bedele patladılar kulübe.
    aysal döneminde ise menajerlere yüksek paralar verildi ve öyle transfer oldu bir çok oyuncu.
    haldun üstünel çok başka idi. transfer edeceği adamın adı sabah saat beşte resmi siteden duyulurdu ilk. aldığı hiçbir oyuncuya dönemine göre fahiş fiyatlar verilmedi. sonra getirdiği oyuncuların tutmaması çok eleştirildi. ama üstünel scouting çıkışlı bir takım mühendisi değildi. ona al denilen oyuncuları ve kulüpleri ikna eden bu konuda çok yetenekli, ağzı sıkı bir arkadaştı. albayrak florya'dan çıkmasa, üstünel transfer işlerine geri dönse bu konularda inanılmaz bir ilerleme kaydetmiş olurduk.
  • galatasaray eski yöneticisi.

    galatasaray'ın 2000 başarısının ekmeğini yedikten sonra artık elinde ekmek kalmadığı için transferlerde zorlanıyordu. kimse kusura bakmasın da 2000-2001, 2001-2002, 2003-2004, 2006-2007, 2008-2009 yıllarında katılmışız. sonra 2012-2013.

    kaldı ki 2003-2004 yılında ara vermeden önceki son katılışımızda şampiyonlar ligi tarihinin porto, manchester vs ile en çok katılan 4-5 takımından biriydik. hatta sanırım manchester bizden bir azdı.

    uzun bir süre katılamadık, sonra yine katılamadık ve derken ünal aysal dönemi.

    haldun üstünel çok acayip işler çıkarıyordu. o zaman lincoln şimdi herkesin ağzının suyu aktığı adamlardan biri gibiydi, elano keza öyle.

    birini schalke'den diğerini manchester city den alıyorsunuz kolay iş değil bunlar. cidden sihirbaz gibiydi. kimse adama demedi ki al kulübün paralarını çatır çatır harca. sanarsın bana tarık çamdal'ı getirmiş, dursun özbek gibi otellerinde adamlar yatırıp kulüpten parasını almış.

    verilen parayı en iyi şekilde kullanıyordu.

    meira'a 4.5milyona transfer olmuş o sene kadıköy'de uefa finali diye koşturuyorduk, adnan polat sağ olsun 6'ya devre arasında satmıştı.

    linderoth'a adam ne yapsın hayatında sakatlanmayan adam bizde top oynayamadı. ben ondan çok stada gitmiştim o sene. dursun özbek'in sigdorsun transferi gibi değil en azından.

    milan baros ? konuşmuyorum bile.

    keita ? ulan bugün çek 100 galatasaraylıyı. ver listeyi, en çok kimi bir sene daha izlemek isterdin diye sor. %75'i keita der. sağ olsun polat sattı hemen.

    elano ? yorum yok. çok iyiydi, büyük potansiyeldi olmadı. adam shakthar'dan city'e oradan bize geldi. kim reddedebilirdi ?

    harry kewell ? bi zahmet susuyorum.

    shabani nonda ? 30 santimlik yürek vardı hani ?

    lucas neill ? yıllar sonra topla çıkan defans görmüştük sağ olsun hala unutamam sonra ujfalusi gelmişti işte.

    jo ve dos santos ayrı. kiralıklardı. dos santos hala içimde kanayan yaradır ah 5 mio verip alamadık özel topçuydu.

    ve bitmedi.

    bugün barcelona'yı barcelona yapan rijkaard. bugün guardiola'yı getirmek gibiydi.

    yersen sihirbaz değil parasıyla falan tamam.

    verin bana barcelona'yı abiniz şampiyonluk yapacak, verin city'i. guardiola kim ya o kadroyu ben de yaparım abi.

    tmm.
  • abdurrahim albayrak'ın eksik parçasıdır. edirne ötesi transferde haldun üstünel, belirlenen isimleri alıp gelsin. onların florya'daki uyumları, rahatları ve ihtiyaçlarıyla da albayrak ilgilensin. bu uyumu mükemmel yakalayacaklarına eminim. taraftarda kredisi her daim olan birisi üstünel. eğer teklif giderse fatih hoca'yla beraber çalışmayı eminim o da çok ister.
  • başıma bir iş gelmeyecekse bu transfer bütçesi ile albayrak'tan fazlasını yapamayacak eski yöneticimizdir.

    10 sene evvel bolluk vardı, uefa tepemizde değildi, cezalar bu denli ağır değildi. adam elini kolunu sallaya sallaya paraları basıp futbolcuları getirdi. tıpkı cenk ergün gibi.

    şimdi 100 bin euro yüzünden masadan kalkma aşamasına geliyoruz. hayal görmeye gerek yok. bize scout ekibi lazım, parayı basıp herkes futbolcu getirir. en başta şu emre utkucan denilen fm oyuncusunun kellesi alınmalı!
  • --- alıntı ---

    "g.saray aleyhinde açıklama yapan başkanlar kervanına antalya ve kayseri'den sonra f.bahçe kulübü başkanı'nın da katılması ve o'na eşlik eden medyadaki yandaşları hezeyanla yüklü yazı ve konuşmaları aslında g.saray'ın ne kadar doğru yolda olduğunun göstergesidir. g.saray olarak rakiplerimizin icraatlarına hep saygılı olduk... açıkcası biz bu duruşu sergilerken, rakiplerimizden de aynı saygıyı bekliyoruz. transferde kimin yanlış yapıp yapmadığı sezon sonunda belli olacak. biz şampiyonluk kupasını 18. kez havaya kaldıracağımıza inanıyoruz. kendisini dünya kulübü olarak görüp, transfer yapmadıklarını söyleyenler ara transferde 4 milyon euro harcadıklarını nasıl açıklayabilirler? gerçek bir dünya markası olan g.saray'ın ezeli rakibinin başkanı, marka değerini yükseltmek isteyen kulüpler birliğini temsil ederken, bizim icraatlarımızla ilgili yorum yapması hiç de şık durmamaktadır. kulüpler birliği başkanı sayın aziz yıldırım'dan bizim transferlerimizle ilgili yorum yapmasını değil, sahada iki sezondur kasti tekmelerle sakatlanan oyuncularımız için çözüm bulmasını bekliyoruz."

    --- alıntı ---
    haldun üstünel
    kaynak: dha
  • - eşimi istemeye kendisiyle gitmiştim, 2 yıldır mutlu bir evliliğimiz var, çocuğumun adını haldun koymayı düşünüyorum, büyüksün başgan...

    - arabamı haldun abiyle aldık, icra ihalesinden 32.000 tl'lik araba 24.500 tl'ye geldi, herkes arabasına cd, cevşen koyarken dikiz aynamın üstünde haldun başganın resmi var, teşekkürler başgan

    - ev alacağım kısmetse, haldun abinin müteahhit tanıdığı varmış ümraniye'de, dedi "oğlum manyak mısın eve o kadar para verilir mi?" hemen konuştu, peşinatsız girdik allaha şükür, aylık ödemelerim toki kadar, ama evim 135 metrekare net kullanım alanlı, metroya yürüme mesafesinde, güney cepheli, başgan sağolsun...

    - pazara çıktık geçen gün, hanımın canı alakasız biçimde avokado çekti, pazarcı diyor "abla yok olsa canın sağolsun kasayla verelim" yok bizim hanım dinlemiyor, haldun başgan bi telefon açtı, gambia tropik meyveler bölge müdürü rodombo bombadilla abiyle görüştü, avokado'yu e-postayla evimize kadar teslim ettiler, başgan kıyımsız adam, çok ince adam... büyük adam...

    - geçen halısaha yapıyoruz, başgan dışardan izliyor, gel oyna dedik "saçlar dağılıyor yiğen, yoksa biliyosun..." dedi üstelemedim, ana bi baktık kaleci yok, karşı takımın var, maç dengesiz olacak belli, yüzüm asıldı ama belli etmiyorum, haldun başgan anladı tabi, bi ıslık çaldı halısahanın sorumlusuna dedi "yok mu şurda antrenman yapan siyahilerden kalecilik bilen?"... adam bi eğildi büküldü, o maçı farklı kazandık, halısahanın sahibi kaleci bulamayınca şile'ye tatil için gelen bernard lama'yı getirmiş, bernard abi yaşlanmış ama hala aynı lama... 1-2 tane hatrına yedi, haldun başgan da göz kırpıyor bana oradan "iyi iyi ayıp olmasın rakibe" der gibi...

    bunlar da böyle anılarımdır...
  • zamanında fm'nin, barcelona'nın gazıyla transferlerini övdük ama gerçekte son derece dengesiz ve kırılgan bir kadro kurduğu sonradan ortaya çıktı. mesela arda, kewell ve keita'nın olduğu kadroya devre arasında inatla bir kanat daha almıştı. keza bekler sabri ve hakan'a emanet edildi. öbür taraftan orta saha çift yönlü oyuncu diye bas bas bağırıyordu. kötü kadro mühendisiydi anlayacağınız.

    bu arada sabri ve hakan geçen sene bile ilk 11 çıkıyordu. ama melo gibi adama 5. sezonunu bile çok gördüler. ne kadar aptalca yönetildiğimizi siz düşünün.