• 12
    victoria: "lucescu babam gibiydi" 01.02.2007

    kolombiya'dan türkiye'ye ayak bastığında 21 yaşındaydı. galatasaray'da "baba" diye nitelendirdiği lucescu döneminde futbol hayatının en güzel günlerini yaşadı. fatih terim'in göreve gelişiyle yıldızı söndü ve ekmeğini sırasıyla gaziantepspor'da ve rizespor'da kazandı. geleceğini sağlama alabilmek için, ülkesine dönmeyi değil, uzun süre avrupa'da kalmayı planlıyor, "amacım daima iyi bir takımda, hedefleri olan bir takımda oynayabilmek. iyi işler başarmak ve her zaman yukarıları hedeflemek" diyor.

    kolombiya ve futbol denilince akla 1994 dünya kupası sonrası escobar'ın ölümüyle ortaya çıkan bir manzara geliyor. kolombiya'da futbolcu olmak zor mu?

    o zamanlarda escobar'ın sadece futboldan dolayı öldürüldüğünü söyleyemem, kolombiya açısından zor bir dönemdi o devir. o tarihte birçok mafya oluşumu vardı, şu an ise her şey sakin ve normal düzeninde.

    kolombiya'da oynayan futbolcuların aylık ortalama 5 bin dolar gibi gelirleri olduğu biliniyor, bu yüzden de başka ülkeleri tercih ettikleri görülüyor. bir de avrupa'daki kulüpler kolombiyalı oyuncuların disiplinsizliğinden şikayet edip, tercih etmiyor. bu konuda neler söylersiniz?

    kolombiyalı futbolcuların disiplinsiz olduğunu düşünmüyorum. avrupa'da oynayan birçok kolombiyalı futbolcu var. söylediğiniz gibi ülkemde olanaklar çok fazla değil. kolombiya'da çok iyi oyuncular olmasına karşın çoğunlukla brezilyalı ve arjantinli oyuncular tercih ediliyor. kolombiya'daki problem, kulüplerin oyunculara çok düşük ücretler ödemesi. bunun sebepleri de açık. tv gelirleri yok denecek kadar az, sponsor yok. bunlar da yeni futbol düzeninde büyük sıkıntıyı yaratıyor. bana bakınca beş-altı sezonumu türkiye'de geçirdim, oynadığım her takımda üst seviyede bir disiplin içinde oldum ve hiçbir şekilde bir sorun yaşamadım, yaşatmadım. kolombiyalıların futbol oynama açısından bir sorunu yok ama zihinsel olarak biraz kapalılar. bu yüzden de avrupa'da problem yaşayanlar oluyor.

    doksanlı yılların başında kolombiya futbolu bambaşka bir yerdeydi. hepimize ezberlettikleri rincon, valderrama, higuita, asprilla gibi isimlere sahiptiler. şu anda ise böyle bir kadro ve oyundan eser yok. kolombiya futboluna ne oldu da o jenerasyondan bugüne geçişi sağlayamadılar?

    şu anda çok yetenekli kolombiyalı futbolcular olduğu kesin, tek sorun kolombiya'nın son iki dünya kupası finallerine katılamamış olması. bu yüzden de kolombiyalı futbolcular hakkında bilgi edinemiyorsunuz. daha önce üç kez üst üste dünya kupası'na katıldığımızda tüm dünya onları izleyebiliyordu. bu da kolombiya futbolunu ve oyuncusunu görünür kılıyordu. bu yüzden kolombiya'nın muhakkak dünya kupası finallerine katılabilmesi gerekiyor.

    teknik adamda istikrar şart

    bunu yapabilmek için ne gerekiyor? ya da şöyle soralım, son iki elemede kötü giden neydi ki kolombiya finallere katılamadı?

    dünya kupası'na katılabilmek için çok ciddi çalışmak gerekiyor. tek bir teknik adamla, bir takım oyun sistemlerinde ısrar ederek, sabrederek istikrar oluşturmak gerekiyor. teknik adamlar sürekli değişirse başarı beklemek hayal olur.

    türkiye kolombiyalı kalecileri çok sevdi. mondragon ve cordoba'dan sonra şimdi de martinez konuşuluyor. sen nasıl buluyorsun kolombiyalı kalecileri ve martinez'i?

    kolombiya'nın dışında bir ülkede bir kolombiyalı oynadığı zaman daima mutlu olurum. özellikle martinez'in kolombiya'dan çıktıktan sonra türkiye'ye çabucak adapte olabilmesi beni memnun etti. saydığınız tüm isimler dünya kupası elemelerinde kolombiya için oynamış, gerçekten önemli kalecilerdir. onlarla dünyanın bir diğer köşesinde, aynı ligde top koşturmaktan büyük bir keyif alıyorum.

    lucescu babam gibiydi

    türkiye'ye ilk gelişiniz nasıl oldu? bambaşka bir coğrafya, bambaşka bir kültür. adaptasyon süreciniz nasıl geçti?

    buraya gelmeden önce türkiye'yle ilgili hiçbir şey bilmiyordum. ilk geldiğimde çok zor olmuştu. 21 yaşındaydım, kolombiya'dan ilk yurtdışına çıkışımdı, konuşulan farklı bir dil ve değişik bir kültür vardı. yemekler farklıydı ve ailemden uzaktaydım. en önemlisi de değişik bir futbol vardı. tanrıya şükür ki, hızlı bir adaptasyon yaşadım. takım arkadaşlarımın ve özellikle mondragon'un bunda katkısı tartışılmaz. keza teknik direktörümüz lucescu benim babam gibiydi ve aynen bir baba gibi davrandı bana. ayrıca eşim bu adaptasyon sürecini aşmamda çok önemli bir rol oynadı. ve oynadığım ilk sezonda şampiyonluk yaşamam bu süreçle beraber beni çok memnun etti.

    galatasaray'da yaşadığınız en unutulmaz olay neydi?

    çok fazla. şampiyonlar ligi'nde oynadığımız maçlar bunlardan biri. iyi bir kolombiyalı futbolcu için şampiyonlar ligi'nde oynamak çok önemli. ayrıca türkiye ligi'nde şampiyon olmamız da benim için çok önemli.

    galatasaray'dan ayrılışın nasıl oldu?

    galatasaray'la bir yıllık kontrat yapmıştım. ama dönemin başkanı mehmet cansun'un isteğiyle üç yıllık daha imza attım. şampiyon olduktan sonra başkan değişti, ardından lucescu gitti, fatih terim geldi. fatih terim geldiğinde bana ihtiyaç duymamış olmalı ki, başka oyuncuları tercih etti. ben de konuştum ve bana ihtiyaç duyulmuyorsa problem çıkartmayacağımı söyledim. sonradan gaziantepspor olanağı ortaya çıktı ve ben de orayı tercih ettim.

    büyük takım futbolcusu olmak çok farklı

    türkiye'de hem büyük diye adlandırılan takımlardan birinde hem de anadolu takımlarında forma giyen bir yabancı oyuncu olarak, büyük takım oyuncusu olmakla anadolu'da bir takım oyuncusu olmak arasındaki fark nedir?

    çok büyük farklılıklar var. büyük bir takımda oynadığınızda diğer ekipler size büyük bir saygı gösteriyor ve sahada o oranda temkinli davranıyor. yani büyük takımın atak oynayacağını düşünerek önce o atak gücüne karşı koymayı düşünüyorlar. orta düzey bir takımda ise her şey değişebiliyor, aldığınız her puan çok değerli hale geliyor. her şeyi riske atamıyorsunuz, önce rakibi karşılayıp ardından kontratağı düşünüyorsunuz. temel olarak biraz daha defansif bir oyunu benimsiyorsunuz. büyük takımda ise atağa bile daha rahat çıkıyorsunuz, çünkü rakibin üzerinizde çok büyük bir baskısı olmuyor.

    peki, olanaklar anlamında nasıl değerlendirirsiniz?

    olanaklar elbette ki büyük takımdan yana farklı. gaziantepspor, çaykur rizespor ve galatasaray'da oynadım. en basitinden taraftar olarak bile mukayese edilemez. galatasaray taraftarının takımına verdiği destek arkanızdaki itici bir güç olarak saha içinde bambaşka bir ivme kazandırıyor size. galatasaraylı olduğum sürece taraftarla hiçbir sorun yaşamadım.

    türkiye'de içinde yer aldığınız en unutulmaz olay bir fenerbahçe-çaykur rize maçıydı. o anda niçin hakemi uyarmadınız?

    benim bir futbolcu olarak hakeme gidip de "beni niye atmıyorsun?" demem çok anlamsız bir şey. onu yapmam için deli olmam lazım.

    fakat maç tekrar edildi ve lehinize sonuçlanacak bir maç aleyhinize dönüştü. eğer orada bir fedakârlıkta bulunsaydınız belki de her şey hem takımınızın hem de sizin lehinize olacaktı?

    o maçın tekrarı bence normal değildi. rakibimiz fenerbahçe değil de başka bir takım olsaydı o maç tekrar edilmezdi. bundan yüzde yüz eminim.

    ama kural hatası neticesinde böyle bir sonuç çıkabiliyor?

    o zaten hakemin problemidir. maçın son beş-altı dakikasında yapılan bir hatanın neticesinde niçin 90 dakika tekrar ediliyor, bunu anlamam mümkün değil. madem tekrarlanacak, oyunun kalan süresinin tekrarı gerekir bence.

    anadolu takımları sonunu getiremiyor

    türkiye'de hem büyüklerde hem de anadolu'da oynayan bir yabancı olarak herhangi bir anadolu takımının şampiyon olma ihtimali olduğunu düşünüyor musunuz?

    burada beş-altı yıl kaldım, bu süre içinde hiçbir şekilde şampiyonluğa yakın bir anadolu takımı görmedim. daha doğrusu o isteği ve tutkuyu devam ettiremiyorlar. bunun son örneği vestel manisaspor. bir çıkış yakalıyorlar, ilerliyorlar, ilerliyorlar ama sonu gelmiyor.

    bunun sebebi ne sizce?

    ilk önce zihinsel. o çıkışı yakaladıktan sonra fazla hafife alıyorlar ve rahatlıyorlar. oysa şampiyon olmak için önünüzde 34 maç var, bunu unutmamak lazım. üstüne üstlük diğer takımlar çok iyi. niye derseniz, takımlara baktığımda aralarında çok büyük bir fark yok ama istek ve arzuları daha fazla oluyor, bu da fark yaratıyor.

    1 numaram gökhan ünal

    türkiye ligi'nden beğendiğiniz oyuncular kimler?

    kayserisporlu gökhan'ı ilk sıraya koyarım, çok iyi bir futbolcu. ayrıca büyük bir takımda oynaması gerektiğini düşünüyorum gökhan'ın. ardından alex. çok değişik bir oyuncu, çok fazla özelliğe sahip, bir dakikada her şeyi değiştirebilecek bir yetenek.

    gökhan'ın büyük bir takıma gitmesi gerektiğini söylediniz. peki temel sorun burada değil mi, niçin başka bir takıma gidiyor da hem kendi büyürken hem de kayserispor'u büyüklerin arasına katmayı denemiyor?

    bir futbolcu bir takımı büyük yapmaz. kayserispor bundan iki sezon önce bir 2. lig ekibiydi, büyük bir başarı yakaladılar. bu sezon da neredeyse uefa kupası gruplarına katılmaya hak kazanıyorlardı. elbette bir çıkış aşamasındalar. ama tekrar ediyorum, bir kişiyle büyük bir takım olunamaz. bunun için bir ekip olmanız lazım.

    geleceğin bedelini ödüyorum

    türkiye'de ailenizden uzak olduğunuzu söylemiştiniz, o özlem sizi ne kadar etkiliyor?

    eşim ve çocuklarım burada. ailemin geri kalanı uzakta olduğu için özlem oluyor, ama ileride daha rahat bir hayat yaşamak için bedel ödediğimizi bildiklerinden bu özleme daha serinkanlı yaklaşıyorlar.

    doğal güzellik denilince türkiye'nin sayılı şehirlerden birinde yaşıyorsunuz, rize'de günlerinizi nasıl geçiriyorsunuz?

    rize çok güzel fakat ufak bir şehir. günlerim genelde evde geçiyor. antrenman ve ev arasında gidip geliyorum. bunun yanısıra evde eşimle ve çocuklarımla olmak bana huzur veriyor.

    türkiye'de de tartışılan bir sol bek problemi var. iyi bir sol bek sizce nasıl olur ya da olunur?

    ergün buna bir örnek. galatasaray'da onunla oynamıştım. çok iyi bir futbolcuydu, hem teknik olarak hem de sezgisel yetenekleriyle. bu mevkide iyi olabilmek için öncelikle defansı çok iyi şekilde yapmak gerekiyor. burada teknik direktörün vereceği taktik de çok önemli. eğer üçlü defans oynarsanız farklı, dörtlü defans oynarsanız her şey daha farklı olacaktır. defanstan sonra atağa da katılmanız gerekir ve bunu yaparken de sadece atağa katılmış olmak için gitmemek gerekiyor. örneğin iyi bir orta yapabilmek için gitmeniz gerekir. eğer verimliyse, bir defans oyuncusunun bir maç içinde altı-yedi kez hücuma çıkması yetebilir.

    avrupa'da kalacağım

    futbol yaşamınızdaki bundan sonraki hedefleriniz nelerdir?

    öncelikli hedefim uzunca bir süre türkiye'de veya avrupa'da futbol oynayabilmek. çünkü kolombiya ekonomik olarak çok zor. bu yüzden geleceği sağlama almak için dışarıda futbol oynamak gerekiyor. diğer düşüncem ise daima iyi bir takımda, yani şampiyonluğa oynayan ve hedefleri olan bir takımda oynayabilmek. iyi işler başarmak ve her zaman yukarıları hedeflemek.

    bu hedefler net olarak neler, avrupa'da başka bir lig mi, yoksa belirli bir takım mı?

    şampiyonluğu hedefleyen büyük bir takım diyebilirim. çünkü büyük şeyler yaşamak istiyorum. türkiye'de veya dışarıda, fark etmez.

    futbolcu victoria'yı az çok tanıyoruz. saha dışındaki victoria kimdir, neler yapar?

    ailem, eşim ve çocuklarım beni mutlu eden önemli faktörlerden biri. rahat ve huzurlu olabilmem için ilk etken onlar. eğer ailem burada değil de kolombiya'da olsaydı orada olmayı tercih ederdim. diğer zamanlarımda sinemaya gitmeyi, internette dolaşmayı ve kitap okumayı severim.

    en son ne okudunuz?

    yılbaşında kardeşimin hediye ettiği "vitaminler" isimli kitabı okudum. şu anda ünlü kolombiyalı futbolcu victor ariztizabal'ın otobiyografisini okumaya başladım.

    galatasaray taraftarıyla olan gönül bağınız biliniyor, çaykur rizespor formasıyla ali sami yen'e çıktığınızda neler hissediyorsunuz?

    biraz üzüntülü çıkıyorum sahaya, galatasaray'da epeyce bir süre geçirdim. ekmeğini yediğim ve formasıyla sahaya çıktığım takımdı. şu andaki takımım da ekmek yediğim ve temsil ettiğimden dolayı gurur duyduğum takım. fakat florya'da geçirdiğim güzel günlerin neticesinde daima galatasaray'ın iyi yerlere gelmesini temenni ederim.

    röportaj: cem zamur

    http://www.tff.org/...6&ftxtID=485
  • 13
    romaya bir frikiği vardı böyle direğin azıcık yanından auta çıkmıştı top. ulan maçın kırılma anını falan siktir et, adamın hayatının kırılma noktasıydı allahıma. o top iki karış daha soldan gitse adamı mısıra vali yaparlardı. bir gole istinaden söylemiyorum bunu o sene zaten çılgın atıyordu bu abimiz -özellikle ofansif anlamda- o golde cilası olacaktı işte ama kısmeti yokmuş...

    tanım: sol bek oyuncusudur.
  • 20
    16 şubat 2002 fenerbahçe galatasaray maçında rapaiç'in şutunda kafasını eğerek gole izin verdiği pozisyondan 5 dakika sonra fenerbahçe aynı yerden bir frikik kazanmış, topun başına biraz da golün verdiği güvenle rapaiç geçmiş, bu victoria da yüzsüz yüzsüz tekrar aynı ön direğe geçmiştir. peki mondragon ne yapmıştır, bi hassiie len çekip ensesine vurduğu gibi victoria'yı oradan uzaklaştırmış, rapaiç'in tam da o direğe zımba gibi çektiği şutu müthiş bir refleksle doksandan almıştı. maraton bu şutu ve kurtarışı sanki farklı maçlarda olmuş gibi yıllarca jeneriğinde kullandı...
  • 22
    aklımda roma deplasmanında savunma arkasına atılan topu uzaklaştırmaya çalışırken ıskalamasıyla yer etmiş eski sol bekimiz. hatta kendisine dair hatırladığım bir diğer şeyse haber ve gazetelerde söylendiği üzere, o roma maçından sonraki hafta tüm antrenmanlarda aynı hareketi çalışmasıydı. ama olan olmuştu tabii.

    hatırlamayanlar için o ıska:
    https://youtu.be/0NF-ADTT4c4?t=4m23s