resim
Gheorghe Hagi
Görev:Hissedar
Takım:FCV Farul
Yaş:60
Uyruk:Romanya
  • 3489
    yarın su takıma messi gelse kendisinin galatasaray taraftarının gonlundeki yeri değişmeyektir. messi ile sampiyonlar ligini alsak yine değişmeyecektir. çunku kendisi biz galatasaray'lılar için bir ''ilk''tir hatta oyle bir ilktir ki en derinde oldugundan ''son''dur. ilker asla unutulmaz. kendisine benden gelsin:

    (bkz: bugun hiç tanımadıgım wesley sineijder'e sırf sana benziyor diyo usulca sokulup merhaba dedim )

    (bkz: anladım ki hiç kimse sen değil)

    http://www.youtube.com/watch?v=MRFPpm-E8Qk

    dun gece hic tanimadigim sneijder'e
    sirf sana benziyor diye usulca sokulup merhaba dedik
    dun gece hic tanimadigim sneijder'e
    sirf sana benziyor diye usulca sokulup merhaba dedik

    tanidik bir huzur aradik saskin bakislarinda dun
    bildik bir soz bekledik eskiden kalma oylesine
    konustu bir seyler soyledi bekledigimiz sozler bunlar degil
    yuzumuze bakti gozlerimize ama senin gibi degil

    anladik ki hic kimse hic kimse sen degil
    hic kimse senin gibi canimizdan ote can degil
    anladik ki hic kimse hic kimse sen degil
    hic kimse senin kadar fikrimize huzur degil

    anladik ki hic kimse hic kimse sen degil
    hic kimse senin kadar umudumuza yol degil
  • 3492
    çocukluk anıları, güçlü, berrak olurmuş. bende kesin bir sorun var, çünkü çocukluk anılarımın çoğu bulanık. uyanıklıkla uyku arasında kalınan zamanlarda duyulan konuşmalar gibi. rüya gibi, birden başlayıp birden kesilen görüntüler, eksikliklerle dolu anılar.

    televizyona bakıyorum. nasıl, ne zaman, nerede bilmiyorum, hatırlamıyorum. sadece televizyona bakıyorum; alabildiğine güzel gülen bir adam ve ona sarılan adamlar. hayranlıkla şaşkınlık karışımı bir şey hissediyorum.
    televizyona bakıyorum, onun yüzüne. baktıkça bakası geliyor insanın. bir takıma deli gibi bağlanmanın; ondan gelecek her mutsuzluğa kendini savunmasız bırakmanın bu kadar güzel olabileceğini kim bilebilirdi ki? sevinçten kalbim patlayacak gibi çarpıyor. o anı, sarı kırmızıyı, gülüşünü hiç unutmamacasına, bir nefeste içime çekiyorum sanki.

    böyle tanışıyorum onunla. fotoğraflardan başka, radyoda adını söyleyen sesten başka; muhtemelen ilk defa, böyle görüyorum. ilk anımızı, zamandan mekandan, herkesten kopararak, böyle kazıyorum beynime.

    sonra,
    karanlık, soğuk bir odaya uzatıyorum kafamı. ailemizin geri kalanı diğer odada, televizyon izliyor.
    radyo açık, kısık sesiyle. oda buz gibi, kapkaranlık. halam radyonun başında ayakta duruyor. önce uzatıyorum kafamı odaya, sonra yanına sokulup ben de bekliyorum onun gibi. babam yanımıza gelip gidiyor, sanki duramıyor yerinde. mutfağa gidiyor bir sigara yakıyor. içiyor, geliyor. gidip bir sigara daha yakıyor. ama öyle bir an geliyor ki; o ışığını kimsenin açmaya gerek duymadığı odada, buz kesmiş eller ve ayaklarla, babam halam ve ben, içini görmek ister gibi sessizce radyoya bakıyoruz. heyecanla maçı anlatan adamın ağzından çıkacak tek bir kelimeyi bekliyoruz. zaman geçiyor...
    galatasaray çaresiz kaldıkça daha çok üşüyorum sanki. galatasaray üzüldükçe oda daha çok kararıyor. ama o an geliyor, spiker adını bağırmaya başlıyor. bağrışmalarla, kahkahalarla sarılıyoruz üçümüz birden. ne üşüyen el ayak kalıyor, ne karanlık.
    onun adı hem aydınlığı getiriyor, hem de sıcaklığı. zamanla daha iyi öğreniyorum bunu.

    günden güne, elleriyle yapıyor yerini. çok küçük olmamama rağmen hafızamın çoğu şeyi sileceğinden şüphelenir gibi; emek emek, an be an kazıyor adını anılarıma.
    futbol nedir bilmeden, galatasaraylı olan ben, galatasaraylılığın "iyi olanın yanında olmak" dışında ne olduğunu tam çözemeden, onu tanıyorum. galatasaray'ı nasıl saf, nasıl çocukça seviyorsam, onu da öyle seviyorum. galatasaray'a nasıl inanıyorsam, ona da öyle inanıyorum.

    sonra yıllar geçiyor, çocukluk geçiyor. büyüyorum. galatasaraylı olmak ne demek, az çok öğreniyorum. bu arada bir çocukluk rüyasının kahramanlarının kimisi bırakıp kaçıyor, kimisi televizyonlara çıkıp ileri geri konuşuyor, bazısı "zaten başka takımlıydım." diyor. ama artık büyüdüm ya, üstünde durmuyorum. umurumda değil diyorum. "zaten ben pek sevmezdim onu."

    ama çocukluk kaldırmıyor böyle şeyleri. bir yerlerde, hayranlıkla onlara bakan, galatasaray deyince kalbi patlayacakmış gibi çarpan çocuk paramparça oluyor. anılarda bir yerlerde belki, galatasarayın renklerine aşık, birbirini seven futbolcuların takımı olduğunu sayıklayarak ağlıyor. korkuyor her şeyden çok inandığı yıkılır diye.
    her ağladığında, her korktuğunda da ona koşuyor. onun o güvenli, sıcak, şimdi ezelden beri tanıdıkmış gibi gelen yüzüne... o da her defasında kendi çocukluğuna sarılır gibi sarılıyor, hiç bırakmadan. ben ne zaman ağlayarak koşsam, o da kollarını kocaman açıyor.

    tanımadığı, hayatında görmediği bir çocuğu, bir kere bile yüz üstü bırakmaz mı insan, istemeden de olsa? hagi bırakmıyor.

    ben de her ağladığımda ona sığınmaya devam ediyorum. ağlatan, o olduğunda bile.
    gitmek zorunda olduğunu bile bile, gitme diyerek ağlıyorum. kızmak istiyorum, küsmek istiyorum gidiyor diye, yapamıyorum. nasıl küsersin ki? bir kere bile kırmamış kalbini, bir kere bile örselememiş. hem o da ağlıyor seninle, nasıl kızarsın?
    zaten öğreniyorum zamanla, o gitse de, bırakmıyor kollarını açmayı.
    "ama galatasaray ne zaman birinci, ben o zaman mutlu…"
    bırakmıyor bugün bile çocukluğumu kurtarmayı.

    gözleri dolu dolu gidişinden sonra, bir gün, elime bir kurşun kalem alıyorum. bomboş bir sayfaya boydan boya tribünü çiziyorum. sonra arkası dönük, elinde bayrakla o'nu, tribünlere koşarken. böyle bir an kalmış aklımda, bir fotoğraf karesi gibi. gözümde öyle net canlanıyor ki, çiziyorum hepsini. sonunda her yeri kurşun kalemle yapılmış o resimde, sadece elindeki bayrağı sarı kırmızıya boyuyorum.
    o'nun ellerinde sarı-kırmızıyı tuttuğu, gri bir dünya; benim dünyam.

    o günler; onun tribünlere koştuğu, sarı kırmızıyı giyip sahaya çıktığı, yüreğini eline alıp oynadığı günler geri gelmeyecek.
    üzülüyorum çok, insan mutluyken ne kadar mutlu olduğunu anlayamıyor. hele çocukluk, fark edemeden geçip gidiyor. çok zaman sonra "ne kadar mutluydum o gün" diyorsun. öyle isterdim ki geri dönebilmeyi. dönüp çocukluğun, huzurun, dünyanın en güzel sevgisinin tadını doya doya çıkarmayı. onunla tekrar, en başından tanışmayı. yine yüzüne baktıkça bakmayı. gördüğüm adamın, hayatımın en unutulmaz şeylerinden biri olduğunun her an farkında olmayı. karanlık bir odada spiker adını haykırırken, orada durup ailemle aslında neyi paylaştığımı bilmeyi.

    buz gibi ellerim. yıldızlardan daha parlak, daha aydınlık gözleri. deliler gibi sevinişlerimiz. insanı sarıp sarmalayan gülüşü. mutluluk gözyaşlarım. parken'de, elinde türk bayrağıyla tribünlere koşuşu...
    çocukluğumu kurtaran adam. her şeyi unutsam, kendimi unutsam; yine de unutmayacağım adam.

    süper kahramanım,

    http://s14.directupload.net/.../120611/8uomvymv.swf

    iyi ki doğdun.
  • 3493
    selam olsun günlerin en güzeline, selam olsun seni doğuran ana'ya, selam olsun galatasaray ile buluşuğun o güzel yıllara.

    kalbimin en güzel yerinin sahibi, en güzel günlerimizin baş öznesi... iyi ki doğdun ciga'm, iyi ki doğdun commandante, iyi ki doğdun galatasaray'ın ruhu.

    bu gece içen olursa, bir kadeh de hagi için kaldırsın.

    https://www.youtube.com/...&feature=related
  • 3506
    ali sami yen'de i love you hagi diye bağırırken iliklerime kadar titremiştim. sen sahada oldun mu kafası rahattı galatasaraylıların "hagi bir pas atar gol olur,hagi vurur gol olur,hagi bir şekilde maçı kurtarır" derdik. iyi ki doğdun hagi,kalbimizdeki yerin hep büyüdü hiç azalmadı.
    bir swf de benden gelsin http://s14.directupload.net/.../121223/tfmqrrqx.swf
    edit: swf
  • 3532
    iyi ki doğmuşsun güzel insan, büyük efsane ! sneijder, drogba falan geldi ya, hiç birisi sikimde değil sen yoksan buralarda... özledik i love you hagi diye inletmeyi tribünleri, al gel ianis hagi' yi, inletelim tekrardan i love you hagi tezahüratıyla tribünleri...

    https://fbcdn-sphotos-c-a.akamaihd.net/...8967_456921804_n.jpg

    not: galatasaray.org' dan da kutlansaydı keşke commandantenin doğum günü..

    edit: ver ofsaytı güzel kardeşim, buna da ver. ayıptır ya.
  • 3537
    koku, tad, sıcak... sende her aradığım vardı:
    seni soğuk bulanlar, ısıtamayanlardı.

    hagi için yazılmış en güzel mısralardan, evet arif nihat'ın sen şiiri belki hagi için yazılmamış en azından arif nihat hagi'yi hiç tanıyamadığından ona atfetmemiş ancak hagi'ye yazılmış onu anlatan en güzel mısralardır benim için.

    koku, tad, sıcak... sende her aradığım vardı:

    bilindiği gibi hagi fakir bir çocukluk geçirir sacele diye bir köyde doğar bu büyük adam. hagi'nin futbol hayatı dönemin siyasi rejiminden dolayı baskı ve yasaklarla başlar. belki dönemin o baskıcı rejiminden dolayı belki hagi'nin genlerinden gelen bildiğimiz karakterinden dolayı savaşmayı seven hagi tüm dünyanın göreceği savaşına 6 yaşında annesinin doğum günü hediyesiyle çamurlar içinde 350-400 gramlık bir topa vurarak yer çekimine karşı başlar.. onun her çamura düşüşü bizler için tarihin en güzel hikayelerini yazar. profesyonel kariyeri ise ona çok şey kattığını söyleyen hayatında önemli bir yeri olan hocası bukossi ile köstencede başlar. gider ardından sportul studenstec'e buradaki performansı her iyi romen futbolcu gibi ona ordunun takımı steua bükreş'in kapılarını açar hiç soruldumu söyler mi bilmiyorum ama hagi hiç gitmek istememiştir bence ordunun takımına. burada aslında çavuşesku etkisiyle tek maçlık sadece avrupanın en büyük kupası süper kupa'yı kazandırmak için oynayacaktır. ancak golünü atıp mükemmel oyunuyla tüm dünyayı kendine hayran bırakınca bir daha dönüşü olmaz studenstec'e. buradaki efsanevi performansı ona zaten klasik lig şampiyonluklarını ve kariyerinde hiç ulaşamadığı şampiyon kulüpler kupası finalini getirir orada kendisini her dönem istediği söylenen hiç kavuşamadıkları milan'la final oynamasını gerçekleştirir, efsanevi milan kadrosu bozguna uğratır steua'yı ulaşamaz şampiyon kulüpler kupasına. ardından çavuşesku'nun devrilmesiyle bence zamanında hiç gitmek istemediği steuadan kaçışını hazırlar. hagi öyle bir adamdır ki tarifi yoktur onun içinde her şey vardır.bazen 40 metreden koyar, bazen orta sahadan aldığı topla 15 metreden, bazen arkadaşının yerine arkadaşının hakkını savunan çocuktur, bazen mahallede top oynarken rakibini geçtikten sonra boş kaleye giderken onun yere düştüğünü gördüğünde arkadaşının yanına giden adamdır, farklıdır işte hagi vermek istemiyorum daha fazla örnek. ben yaşım sebebiyle son 2 yılını hatırlıyorum ancak buradan okuduklarımla büyüklerimden dinlediklerimle hatırlıyorum aklımda yaşıyorum hagi'yi. onun için popescu italyan veya ispanyol vatandaşı olsa dünyanın en büyük futbolcusu olurdu demiş haksız sayılmaz bence arif nihat'ın dediği gerçekten her şey vardı hagi'de tek vücutta toplanmıştı yetenek, zeka, hırs...

    seni soğuk bulanlar, ısıtamayanlardı;

    çavuşesku'nun düşmesiyle romanya'dan ayrıldıktan sonra bu kez kralın takımına ispanya'ya gider. orada belki şehrin muhteşem havasından belki aklı hala romanya'da olduğundan oynayamaz topunu, ilk senesinde gönderilmesi gündeme geldiğinde tamam tek bir şans verin der orada öyle bir top oynar ki ikinci senesinde her şeyi kazanmak üzerine olan ve hep kazanmış bir takım bile kaçan şampiyonluğa rağmen 10'a yeni sözleşme teklif eder. belki ona ilk senesinde yapılanları hatırlar sözleşmeyi reddeder dünyanın en büyük takımından italya'nın dibine gider. hagi'yi anlamak için çok güzel örnektir brescia, hagi bentley'e binerken ama o bentley'de pek mutlu değilken sadece bir dostu çağırdığı için gidip fiat palio'ya binen adamdır. umursamaz neyin içinde olduğunu çünkü o varsa bir arabanın direksiyon koltuğunda tüm arabalar bentley'dir. böyle lüks muhabbetlere giriyorum ama hagi tevazu sahibidir ama kendini bilir bunu özgüvenini yakın örnek olarak trtspor'da golleri gösterilirken gollerini anlattığı zamanda anlarsın, tevazusunu göt oturur kafa düşünür derken ki yüzünün kızarışında her yaptığı harekette güzel detaylar bırakır aslında neyse dönelim brescia'ya palio'da o olduğundan ilk senesinde serie a yaptırır takımına teklifler gelir büyük takımlar bize gel laflarının ardından hiç kimseyi yarı yolda bırakmayı sevmediğinden serie b falan umursamaz brescia'yı alır dipten zirveye götürür italya kupası alarak tarihinin en güzel başarısını yaşatır brescia'ya. araya tarihin en büyük dünya kupası denilen 1994 amerika'da tüm dünyaya tekrar ben geldim dediği an futbolu belki dünyada en iyi bilen en azından bildiklerini en iyi uygulayan adam ona bu senenin en iyi futbolcusu hagi'dir, der. belki bu sözden dolayı çizmesini çıkarır ayağından koşar tekrar ispanya'ya ama bu kez katalunya'ya kralın takımına karşı sorulacak hesabı vardır çünkü gider barcelona'ya, oradada yabancı sınırına barcelona kültürüne takılır* savaşmayı seven adam barcelona'da yedek kulübesinde para sayamayacağından savaşa dur demeyeceğinden büyük usta doğu avrupa'ya türkiye'ye gelir toprakları kutsamaya. bu forma altında yaptıklarına zaten sözlükte çok güzel değinildi girmeyeceğim o konuya burada 10'u ısıtamayanlara real ve barcelona'yı ısıttığından pek emin olamadığımız brescia'ya değindik şimdi gelelim asıl amaca sormak istediğim soruya.

    biliyorsunuz bugün hagi'nin doğum günü 48 sene önce bugün bizi yatağımıza giderken geri çeviren en mutlu anlarımızın baş mimarının, hadi en yakın örneğe gidelim 2011'e hiç kimse üstlenmezken batan gemiyi pek te başarı yakalayamadığı teknik direktörlükte sadece sevdiği çağırdığı için gelen adamın doğum günü. e işte doğum dedik iyi güzel hoş ama birde döngünün tamamlanması için ölüm diye bir şey var biliyorsunuz. özellikle ocak ayı ve son 6 ay bildiğin ölüm kayıp zamanları oldu. sonbaharda erol günaydın üstadı kaybettik 15 gün kadar önce mehmet ali birandı erol günaydın'ı sevmeyen insan olmaz mehmet ali birandı sadece 100 yıllık sevda için sevmek gerekir. o gün aklıma düştü hagi dedim ki ulan hagi ölünce ne yapacağız nasıl ruh haline gireceğiz düşünsene o ölecek ve bir çoğumuz bunu görecek alışacakmıyız buna belki uzun zamandır görmüyoruz ama onun yaşadığını bilmek bile büyük keyif verirken o keyiften bizi alı koyan şeyi ne yapacağız. mesela şu boca dini var pek bir bilgi sahibi olmasamda maradona öldüğünde bu tarikata üye olanlar kendilerini öldürecek diye biliyorum yanlışım varza düzeltin ve tabi ki bununla dalga geçenler var komiklikler üreten maradona'yı öldürelim şu pisliklerden kurtuluruz diyen adamlar ama allah belamı versin anlıyorum o adamları maradona'yı çok sevmiyorum ama anlıyorum mesela 1-2 sene önce bu sözlükte okumuştum veya bu sözlükten bir adam tivitırına falan yazmıştı ''hagi'nin cenazeme geleceğini bilsem kafama sıkarım öldüğüme üzülmem'' gibisinden bir şeydi. ulan dünyada bundan samimi bundan mükemmel bir cümle var mı? bence yok olmamalı o kadar güzel ki o kadar mükemmel ki herhangi bir tarifi yok. bunu söyleyen adamı hatırlamıyorum ilk söyleyeni ancak atıyorum yönetici falan olsam bok gibi param olsa bunu söyleyen adam işsiz olsa direk aynı işte çalışmak için iş teklif ederim önünede boş sözleşme çünkü bundan daha güzel bir duygu tarifi yok olmadı olmayacak neyse ben bu romantikliğimi sevmiyorum zaten yazmıyorum da öyle bişi okurum daha çok buralarda ama hagi bir gün ölecek ya şimdi mesela eski yazar ykaraca geçen gün tivitırında yazmış ''hagi ölmesin 150 yıl yaşasın abi onu hatırlayan onsuzluğa katlanamaz diye'' he işte hagi'nin ölüm düşüncesi bile kötü her şeyden kötü. sözlük arkasından ettiği lafların falan bir önemi yok karşılıklı bir tanışıklığımda yok ama bu lafı söyleyen adamında kötü bir adam ihtimali yok. neyse üstad büyük adam doğum günün kutlu olsun, dünyanın en güzel futbolcusu iyi ki doğdun.

    bu entry'i yazarken arkada nathalie cardone versiyonuyla hasta siempre çalıyordu e madem sanatla başladık sanatla bitirelim izninizle allah aşkına dinleyin şuradan http://fizy.com/#s/18rlh9 hagi'ye çok yakışmıyor mu? mesela çok mükemmel bir detay bence carlos puebla bu şarkıyı 1965'te yani hagi'nin doğduğu yıl yazmış, che için değil aslında bildiğin hagi için yazmış en azından benim için öyle.

    hasta siempre commandante hagi

    eh be commandanta sana veda etmek en zor olanı bu entry'de olsa futbolculuğunda olsa teknik direktörlüğünde olsa. biliyorum hagi sende bizi bizim seni sevdiğimiz gibi seviyorsun o yüzden sami yen'in bir çok kez dediği gibi ı love you hagi veya kopenhag'ta pankartta yazan gibi te iubesc hagi; http://gss.gs/3Zd
App Store'dan indirin Google Play'den alın