resim
Gheorghe Hagi
Görev:Hissedar
Takım:FCV Farul
Yaş:61
Uyruk:Romanya
  • 5654
    futbol kariyeri boyunca "en iyi rumen futbolcu" ödülünü 7 kere kazanan büyük efsanemiz.

    bir diğer efsanemiz aynı zamanda hagi'nin bacanağı olan popescu ise 6 kere kazanmış.

    1984 - 2001 arası * en iyi rumen oyuncu ödülleri sıralaması, oyuncular ve takımları

    1984
    1. silviu lung - universitatea craiova
    2. gheorghe hagi - sportul studentesc
    3. costica stefanescu - universitatea craiova
    4. mircea rednic - dinamo bükreş
    5. dumitru moraru - dinamo bükreş

    1985
    1. gheorghe hagi - sportul studentesc bükreş
    2. costica stefanescu - universitatea craiova
    3. ladislau bölöni - steaua bükreş
    4. silviu lung - universitatea craiova
    5. michael klein - corvinul hunedoara

    1986
    1. helmut duckadam - steaua bükreş
    2. ladislau bölöni - steaua bükreş
    3. miodrag belodedici - steaua bükreş
    4. rodion doru gorun camataru - universitatea craiova
    5. gheorghe hagi - sportul studentesc bükreş

    1987
    1. gheorghe hagi - steaua bükreş
    2. miodrag belodedici - steaua bükreş
    3. rodion doru gorun camataru - universitatea craiova
    4. ladislau bölöni - steaua bükreş
    5. marius mihai lacatus - steaua bükreş

    1988
    1. dorin mateut - dinamo bükreş
    2. gheorghe hagi - steaua bükreş
    3. miodrag belodedici - steaua bükreş
    4. marius mihai lacatus - steaua bükreş
    5. ovidiu ioan sabau - asa tîrgu mures / dinamo bükreş

    1989
    1. gheorghe popescu - universitatea craiova
    2. ovidiu ioan sabau - dinamo bükreş
    3. gheorghe hagi - steaua bükreş
    4. marius mihai lacatus - steaua bükreş
    5. stefan iovan - steaua bükreş

    1990
    1. gheorghe popescu - universitatea craiova / psv eindhoven
    2. iosif rotariu - steaua bükreş / galatasaray
    3. dan vasile petrescu - steaua bükreş
    4. angelo ioan lupescu - dinamo bükreş
    5. marius mihai lacatus - steaua bükreş

    1991
    1. gheorghe popescu - psv eindhoven
    2. gheorghe hagi - real madrid
    3. angelo ioan lupescu - bayer 04 leverkusen
    4. silviu lung - logrones cd / electroputere craiova
    5. dorinel ionel munteanu - dinamo bükreş

    1992
    1. gheorghe popescu - psv eindhoven
    2. gheorghe hagi - real madrid
    3. dorinel ionel munteanu - dinamo bükreş
    4. angelo ioan lupescu - bayer 04 leverkusen
    5. ilie dumitrescu - steaua bükreş

    1993
    1. gheorghe hagi - brescia
    2. ilie dumitrescu - steaua bükreş
    3. florin valeriu raducioiu - brescia / milan ac
    4. gheorghe popescu - psv eindhoven
    5. ovidiu ioan sabau - brescia

    1994
    1. gheorghe hagi - brescia / barcelona
    2. florin valeriu raducioiu - milan / espanyol
    3. angelo ioan lupescu - bayer 04 leverkusen
    4. gheorghe popescu - psv eindhoven
    5. ilie dumitrescu - steaua bükreş

    1995
    1. gheorghe popescu - tottenham hotspur / barcelona
    2. gheorghe hagi - barcelona
    3. daniel claudiu prodan - steaua bükreş
    4. dorinel ionel munteanu - fc köln
    5. florin valeriu raducioiu - rcd espanyol barcelona

    1996
    1. gheorghe popescu - fc barcelona
    2. gheorghe hagi - fc barcelona / galatasaray
    3. dinu viorel moldovan - neuchatel xamax / grasshoppers
    4. bucurel adrian ilie - steaua bükreş / galatasaray
    5. dorinel ionel munteanu - fc köln

    1997
    1. gheorghe hagi - galatasaray
    2. dan vasile petrescu - chelsea
    3. marius mihai lacatus - steaua bükreş
    4. gheorghe popescu - fc barcelona / galatasaray
    5. bucurel adrian ilie - galatasaray sk

    1998
    1. bucurel adrian ilie - valencia cf
    2. gheorghe popescu - galatasaray
    3. gheorghe hagi - galatasaray
    4. bogdan stelea - salamanca
    5. angelo ioan lupescu - borussia mönchengladbach / dinamo bükreş

    1999
    1. gheorghe hagi - galatasaray
    2. dan vasile petrescu - chelsea
    3. bucurel adrian ilie - valencia
    4. gheorghe popescu - galatasaray
    5. adrian mutu - dinamo bükreş

    2000
    1. gheorghe hagi - galatasaray
    2. cristian eugen chivu - ajax
    3. gheorghe popescu - galatasaray
    4. dorinel ionel munteanu - vfl wolfsburg
    5. marius constantin niculae - dinamo bükreş

    2001
    1. cosmin marius contra - alaves / milan
    2. marius constantin niculae - dinamo bükreş / sporting lizbon
    3. cristian eugen chivu - ajax
    4. gheorghe popescu - galatasaray
    5. dumitru adrian mihalcea - dinamo bükreş
  • 4570
    cok macini canli izledim. kendisini tribune cagirdik her mac. golleri ve klas hareketlerini ciplak gozle izlemek efsaneydi. erol ersoy'a ayari verdiginde de tribundeydim, ac milan kalecisi dida'nin ustunden asirtmayi birakirken de, samsun kalecisi goksel'e "gelip atiyorum simdi" dedikten 5 dk sonra girip golu yazdiginda da. ve trabzonspor'a 2 gol atip 1 asist yaptigi son macinda yine kapalidaydim. takim tarafindan omuzlara alinip onumuze kadar tasinmisti ki kendisini son kez selamlamistik. bursaspor'un basindayken bursa deplasmanina biraz da onu gormek icin gitmistim. galatasaray'daki hocalik doneminde de antreman cikisi arabasini yanimizda durdurup 10 kisilik grubumuzu selamlamisti.

    iste cv dedigin boyle olur :)
  • 5887
    hiç unutmam sene 1998, küçük bir beldeden yine küçük ancak başka bir şehrin merkezine taşınmışız. bendeniz 7 yaşındayım. ee tabi galatasarayla yatıp hagi ile kalkıyorum.

    şehre de taşındığımıza göre sıra gelmiş ilk galatasaray formasını almaya, 10’un formasını almaya.
    annem haftalarca mağaza mağaza gezip(gerçi çok da spor mağazası yoktu) 10’un formasını bulmaya çalıştı. 9 var 11 var 10 yok. bulamıyor.

    ee doğum günüm illallah dedirtmişim anneme hagi forması istiyorum diye diye. en sonunda çare bulunuyor. komşu şehirden hagi forması sipariş ediliyor ve ben 10’un formasına kavuşuyorum. çocuk aklı işte her gece bakıyorum formaya, 10 yazısına, hagi’nin bende bıraktığı izlere.

    çok büyüksün be ciga. ben çocukken hiçbir süper kahramana ihtiyaç duymadım. benim hagi’m vardı. bana yeterdi. bendr hiçbir futbolcu senin bıraktığın izi bırakamadı. iyi ki gelmişsin bizim parçalı formamızı giymişsin benim gibi insanları etkilemişsin. çok büyüksün be hagi.

    doğum günün kutlu olsun comandante!
  • 531
    (bkz: ustanın hayatı)

    --- alıntı ---
    makedon asıllı romen futbolcu gheorghe hagi’nin başdöndürücü yükselişi
    iki kere göç etmek zorunda kalan bir makedon ailesinin çocuğuydu. çok yoksuldu. köyde doğmuş, çamurların içinde, yalınayak, at kılından bir topun peşinde koşarak futbola başlamıştı. çavuşesku döneminde yıldız oldu. ancak o devrildikten sonra yurtdışına çıkabildi. işte grigore cartianu'nun kaleminden hagi efsanesi.
    1932 yılının sonbaharı. yunanistan'ın kuzeyinde kavala kasabasının tozlu bir sokağında yirmi at arabası sıralanmış. avlularda kabalık, sağa sola koşturuyor. bu insanlar makedon ya da aromen. doğdukları toprağı ilelebet terketmeye hazırlanıyorlar. yani sıradan bir balkan manzarası.
    kafiledeki iki araba hagi ailesine ait. elbiseler, kalın battaniyeler, sac tavalar, toprak kaplar, iyi bilenmiş baltalar ve peynir fıçıları... yola çıkmadan önce gheorghe ve sultana hagi geride bıraktıkları atalarının evine son defa bakıyor. yumruğunu göklere kaldırıyor. onu atalarının yurdundan kovanları tanrı'ya havale ediyor.

    hıristiyan hacı torunu

    geçmiş asırlarda, makedonlarda, hagi ismini sadece kutsal dağı ziyaret edenler taşıyordu. kudüs'e giden yol çok tehlikeli olduğundan, kutsal dağa gidip de sağsalim dönenler, büyük törenle karşılanırdı. taşıdıkları ada hagi sıfatı da eklenirdi. haci, ama hıristiyan hacisi. kelimeyi ise osmanlılar’dan almışlardı.

    makedonlar için ‘‘hagi’’ veya ‘‘hagiu’’ sayılması, övülmesi gereken kişi anlamına gelirdi. hagi'nin de atalarından biri kutsal dağı ziyaret etmişti. zamanla, ailenin esas adı kaybolmuş, hagi diye anılır olmuşlardı.

    mubadele göçmenleri

    hagi ailesi nihayet romanya krallığı'na ulaştı ve bulgaristan sınırına yakın olan büyük kaynarcı köyüne yerleşti. altı ay sonra, sultana hagi, oğlu ıancu'yu dünyaya getirdi. yani, bizim futbolcunun babasını.

    hagi'ler niye yurtlarından olmuştu? lozan anlaşması gereği, türkiye ile yunanistan arasında nüfus mubadelesi yapılmış ve türkiye'den gelen yaklaşık 1.5 milyon yunanı toprak sahibi edebilmek için atina hükümeti, kuzeydeki makedonların topraklarına el koymaya başlamıştı. işte hagi ailesi de bu yüzden göç etmek zorunda kalmıştı romanya'ya.

    tam yeni köye kök salmaya başlamışlardı ki, 1940'da romanya, bu bölgeyi bulgaristan'a vermek zorunda kaldı. haydi, yine göç! makedonlar kuzeye doğru bir kere daha yola çıktılar. hagi ailesi, köstence'nin kuzeyinde sacele köyüne yerleşti.

    ‘‘geveze’’ lakabıyla anılan ıancu, yine kavala'lı bir göçmen kızı olan chirata ile evlendi. ünlü futbolcu, 4-5 şubat 1965 gecesi, bu ailenin dördüncü çocuğu olarak dünyaya geldi. ismi gheorghe'ydi. büyükbabasının ve 9 aylıkken ölen ağabeyinin ismini vermişlerdi ona. ama kısaca gica dediler.
    ‘‘geveze’’nin oğlu zayıf ve kısa boyluydu. ama karların eridiği andan sonbaharın ilk kırağısına kadar hep yalınayak dolaşırdı.

    domuzun idrar torbası

    gica hagi ilk defa ayağını topa ne zaman dokundurdu? kimse bilmiyor. ama 1966'da, iki yasını doldurmak üzereyken, garip bir hediye aldı. dede gheorghe kestiği domuzun idrar torbasını yıkayıp temizledikten sonra şişirip kuruttu. işte gica topla böyle tanıştı!

    dört yaşında, artık ninesi sultana'nın yaptığı kumaşlardan yapılma bir topun peşinden koşuyordu. bir yıl sonra dedesi bu kez de, at kıllarından yeni bir top yaptı. kale yoktu, saha yokuştaydı, gica hep yalınayaktı, ama olsun, z evk büyüktü.

    gica hayatındaki ilk gerçek topa 6 yaşındayken sahip oldu. annesi şehirden alıp getirmişti.

    köyden kente göç

    köydeki hayat şartları ağırlaşıyordu. hagi'ler tarla işlerinde kızlarını bile çalıştırıyorlardı. kaçınılmaz karar alındı. 1973 ilkbaharıydı. gica ikinci sınıfı yeni bitirmişti. hagi ailesi eşyalarını bir kamyona doldurarak köstence'ye doğru yola çıktı. yine göçüyorlardı, bu defa köyden kente.

    köstence'de, makedonların mahallesi olan coiciu'ya (koycu) yerleştiler. bir evleri, hayvan besleyebilecekleri küçük bir bahçeleri vardı. yanlarındaki arsada koyunlar otluyordu.

    gica, makedonlardan oluşan bir futbol grubuna yanaştı. maçları, ıssız geniş bir caddede yapıyorlardı. gica 9 yaşında, grubun en küçüğüydü. üstelik ufak tefekti. büyükler, onu kaleci yaptılar.

    bazen acıyarak öne çıkmasına izin verirlerdi ve gica topu aldığı gibi golü atardı. atınca da tüm gücüyle ‘‘goool ıordanescu!’’ veya ‘‘goool dumitru!’’ (televizyonda seyrettiği steaua bukres kahramanlarıydı bu futbolcular; gica da o gün bugündür bu takımın taraftarıydı.)

    keşfediliyor

    nisan 1975. bir salı günü, f. c. köstence gençlik takımında oynayan bir oyuncu, antrenörü ıosif bukossi'ye, ‘‘ıoji amca, 23'ünçü okulda bir oğlan var, herkesi dağıtıyor’’ dedi.

    bukossi hagi'yle böyle tanıştı: ‘‘o kadar ufak tefekti ki, bana övdüğün çocuk bu mu, diye sordum. hadi, yine de bir deneyeyim dedim. çocuğu kalenin arkasına gönderdim. kalecinin kaçırdığı topların peşinden zıplıyor, topu geri gönderirken de, önce birkaç defa ayak üzerinde oynatıp öyle yolluyordu. topa vuruş sekli birkaç yıl idman görmüş futbolcularınkinden farklı değildi.’’

    böylece, 4 nisan 1975'te, ıancu'nun oğlu, 10 yaşında bukossi'nin himayesine girdi.

    çavuşesku ailesinin göz bebeği

    romanya'da çavuşesku ailesinin hüküm sürdüğü diktatörlük döneminde yetişti hagi. üniversite takımı olan ‘‘universitatea craiova’’ ile sözleşme imzaladı ve craiova üniversitesi'nin ıktisadi bilimler fakültesi'ne kaydını yaptırdı. ama, çavuşesku'nun küçük oğlu nicu, gençlik bakanı ve sportul studentesc takımının fahri başkanıydı. nicu, hagi'yi istiyordu. o isteyince de akan sular dururdu. hagi yatay geçişle bükreş iktisadi bilimler akademisi'ne geçti. herkes onun peşindeydi. bir romen atasözü gereği eğer portakal tatlıysa, gücün yettiği kadar sık, yoksa başkası gelip sıkar! hagi de, romen futbolunun bahçesinde nadir bulunan bir portakaldı. bu defa steaua bukres takımı hagi'yi almak için atağa geçti. çavuşesku'nun kardeşi general ılie araya girdi ve hagi'yi sivil personel olarak orduya, yani steaua bukres takımına transfer ettiler.

    sınavda futbol sordular

    20 mayıs 1992'de bükreş'te, romanya-galler maçı 5-1 sona erdi. hagi muhteşemdi. maç sonrası özel uçak o sırada ispanya'da oynayan hagi'yi madrid'e götürmek üzere bekliyordu. fakat hagi ertesi gün üniversite bitirme sınavına girecekti. bütün ısrarlara rağmen kararlıydı. üniversiteyi bitirmek zorundaydı. akademi'ye gidip sınava girdi. komisyon üyeleri ünlü iktisat profesörlerinden oluşuyordu. gica, kárdan, isletmeden söz etmeye başlayınca, hocalar ‘‘tamam yeter’’ dediler. ‘‘bunları çok duyduk. boş ver. sen dünkü golü 30 metreden nasıl attın, onu anlat bakalım! eleme grubunu geçecek miyiz? madrid'de keyfin yerinde mi?!’’ hepsini çok güzel cevapladı. böylece gica, fakülteyi de bitirdi.

    agnelli'den romanya'ya rüşvet

    hagi, italya'ya yapılan bir turnuvada fiat'ın ve juventus'un sahibi olan giovanni agnelli'nin dikkatini çekti. agnelli bükreş'e kadar geldi. ‘‘hagi'yi juventus'a verin, karşılığında bükreş'te fiat fabrikası açayım’’ dedi. ama hükümet reddetti.

    1989'da bu kez milan'ın sahibi berlusconi atağa geçti. aracı olarak romanya'dan kaçmış bir mülteciyi, giovanni becali'yi görevlendirdi. becali'den dinleyelim: ‘‘hagi'yi taksiyle sürekli takip ediyordum, belçika, hollanda, batı almanya, her yerde. bir defa para verdim. ınanamadı çünkü o dönem için iki bin mark büyük paraydı. yavaş yavaş diyaloğu kabul etmeye başladı. ülkeden çavuşesku yüzünden kaçtığımı öğrenmişti. konuşmalarımız batı'ya iltica etme konusunda yoğunlaştı.

    fakat ben böyle bir işin risklerini anlattım: 11 ay futbol oynayamayacaktı. işin en kötüsü aile hasretiydi. sonunda ısrar etmemin anlamsız olacağını fark ettim. çünkü hagi'nin ailesine karşı duyguları kuvvetliydi.’’

    1975 yılında antrenör bukossi'nin himayesine giren gica, 76 senesine kadar, yaşı tutmadığı için herhangi bir resmi yarışmaya katılmadı. temmuz 1976'da, izciler kulüpleri arasında köstence'de bir çocuk turnuvası düzenlenmesi kararı alınmıştı. bu gica için bir şanstı. gerekli görüşmeler yapıldıktan sonra, köstence'yi temsil eden takımında 11 yasında olan gica'nin da yer alması kararlaştırıldı. ilk maçtan itibaren hagi'nin golleri birbirini takip etti. buna rağmen takım maçı kazanamadı.

    antrenmanlar devam etti. 24 mart 1978'de f.c. köstence kulübü'nün 97.515 no'lu kimliğine sahip oldu hagi. artik resmi bir futbolcu olmuştu. 13 yaşında bir futbolcu. bukossi hoca'nın bu ‘‘afacanı’’, millî takım antrenörünün de dikkatini çekti.

    gica antrenmanlardan sonra da sahada kalırdı. çünkü böylece aşık olduğu topu hiç kimseyle paylaşmak zorunda kalmıyordu. artık iş ciddileşmiş ve disiplin zamanı gelmişti. gica solaktı ve sağ ayağının probleminin çözülmesi gerekiyordu. hocası, ‘‘eğer sağ ayağını sırf otobüse binmek için kullanacaksan, futbolda sınıfta kalırsın’’ diye sataşıyordu ona.

    1979 yılı. gica, fransa'ya gitti ve ilk maçında yunanistan'a karsı oynadı. hayatında ilk kez romanya'nın kırmızı, sarı ve mavi renklerini giyiyordu. ve yunanistan yenildi.

    ilk kazandığı para 50 dolar

    turnuvayı uçuncu olarak tamamlayıp, çocuklar belli miktar para kazandılar. hagi'ye düşen pay ise 60 frank, yani yaklaşık 50 dolardı. bu onun kazandığı ilk para oldu.

    gica hagi artık yükselişteydi. hem kendi takımında, hem de çocuk millilerde mucizeler yaratıyordu. ancak çocuk millî takımında yer alan tüm oyuncular liseyi bükreş'te okumak zorunda oldukları için, hagi'ye de gurbet kapısı açıldı. lisenin yanı sıra futbola devam etti. lise son sınıfa geldiğinde ı. lig takımları onun peşine düşmüşlerdi bile. ama en büyük mucize 1983'un basında gerçekleşti: millî takımının antrenörü mircea lucescu, onu kampa çağırdı.

    29 ocak'ta dostluk maçı için ilk defa istanbul'a geldi. fakat maçta yedekte kaldı. bir ay sonra iki maç daha yapmak üzere tekrar türkiye'ye döndü. birinci maçtan sonra, hava şartlarından ötürü romanya'ya gitmek zorunda kaldı takım.

    artık üniversite meselesi gündeme gelmişti ve bunun için üniversite takımı olan ‘‘universitatea craiova’’ ile sözleşme imzalandı ve gica, 'craiova üniversitesi iktisadi bilimler fakültesi'ne kaydını yaptırdı. cavuşesku'nun küçük oğlu nicu, gençlik bakanı ve 'sportul studentesc' takımının fahri başkanı olarak hagi'yi istiyordu. gerekli baskıları yapıp isteğini gerçekleştirdi. hatta, hagi'yi bükreş iktisadi bilimler akademisi'ne yatay geçişle aldırdı. böylece hagi için yeni bir dönem başlıyordu.

    80 bin km., 13 ülke, 100 maç

    zaman geçtikçe hagi daha da olgunlaşmaya başladı. artık toplam 80.000 km yol kat etmiş, yurtiçinde 100 maç oynamış, 13 yabancı ülkede maç yapmış ve dört ayrı kampa katılmış bir futbolcuydu o. derken steaua bukres hagi'yi almak için atağa geçti.

    sonunda hagi, sivil personel olarak orduya, yani steaua bukres takımına geçti.

    1990 yılı şaşırtıcı şekilde başladı. artık demokrasi vardı ve hagi'nin eski takımları onu geri istemeye başladılar. ama o yakında yurt dışından teklifler almaya başlayacağından emindi. gerçekten de 15 şubat'ta, avrupa'nın dev takımlarından besi, hagi için yarışmaya başladılar. sonucta hagi real madird’li oldu.
    94 sonrası hagi'ye bu kez barcelona talip oldu. johan cruyff, becali'yi seferber etti ve uzun pazarlıklar neticesinde anlaşma yapıldı. hagi'nin işi hiç de kolay değildi çünkü yabancı olarak stoickov, romario ve ronald koeman'la yarışması gerekecekti.

    15 mayıs 1996. hagi'nin barcelona'daki son maçıydı. artık iyi bir tatile çıkması gerekiyordu ancak bundan sonra hangi takımda oynayacağı daha belli değildi. teklif çoktu ama ortada kesin bir şey yoktu. temmuz ortalarında, becali, hagi'ye telefon ederek ‘‘meksika'da oynamak ister misin?’’ diye sordu. önce hayal kırıklılığına uğradı hagi. avrupa'nın önemli kulüplerinde oynamak istiyordu. ancak ortaya konan mali portre onu ikna etmeye başladı. 31 buçuk yaşındaydı, futbolu bırakma zamanı yaklaşıyordu.

    hagi'ye karşılık bükreş'te fiat fabrikası

    hagi iyice avrupa'nın gözüne girmişti. hatta italya'ya yapılan bir turnuva sonrası fıat fabrikalarının ve juventus'un sahibi olan giovanni agnelli bükreş'e gelip hagi'yi istedi. karşılığında da bükreş'te fıat fabrikası açmayı teklif etti. fakat komünist hükümeti bu teklife 'hayır' dedi. böylece hem hagi juventus gibi bir takımda oynama sansını, hem de romanya koca bir fabrikayı kaybetti.

    toshack için ‘iblis’ dedi

    real'de baştan itibaren hocası toshack'la anlaşamadı. hatta toshack görevden alındığında şunu söyleyebildi: ‘‘üzulmek mi? niye üzüleyim? babam değil ki!’’ toshack'tan sonra gelen di stefano da, hagi için ‘‘ıblis gitti, kardeşi geldi’’ atasözünden ibaretti. ancak o bir profesyoneldi ve sabırlı olmalıydı.

    hagi, ayakkabısını onarınca emre ağladı

    türkler, hagi'yi sadece futboldaki başarısından değil, yaptığı her işi canı gönülden yaptığı için de seviyorlardı. örneğin, türk futbolunun büyük ümidi olan emre'nin yetiştirilmesiyle de yakından ilgilendi. emre anlatıyor: ‘‘maçların birinde, ayakkabılarımda bir problem çıkmıştı. hagi, özel bir anahtarı derhal alıp problemi bizzat kendisi çözdü. ağlamaya başladım çünkü büyük hagi'nin benim gibi ünlü olmayan bir futbolcuya ilgi göstermesi beni çok heyecanlandırmıştı.’’

    ve galatasaray...

    kendini meksika yerine istanbul'da buldu

    meksika'ya gitme zamanı gelmişti. her şey hazırdı, uçak biletleri bile. derken inanılmaz bir şey oldu: bunu becali'den dinleyelim: ‘‘tam o sırada türkiye'den birileri telefon açıp hagi'nin durumunu öğrenmek istediler. saat öğlen ikiyi gösteriyordu ve akşam sekiz buçukta galatasaray'ın başkan yardımcısı ve yönetim kurulu'ndan iki üye bükreş'e geldiler. sabah dörde kadar görüşmeler sürdü ve sonra hagi'yi de arayarak üç yıllık sözleşme kararı aldık . türkler hagi'yi alıp hemen istanbul'a götürmek istediler. ben ilk önce kendim gidip evrakları hazırlayacağımı, hagi'yi sonra getireceğimi söyledim. ertesi gün sabah, türkler'in özel uçağına binip istanbul'a doğru havalandık. havaalanına inince gözlerime inanamadım. yaklaşık 200-300 gazeteci, yüzlerce kamera, her şey hazır bekliyorlardı.’’

    terim: hagi'yi galatasaray'a istiyorum, o kadar!

    becali, fatih terim'le ilk karşılaşmasını söyle aktarıyor: ‘‘ertesi gün faruk süren'i görmeye gittik, ancak bir mutabakata varılamadı. hiçbir şey çözemeden, havaalanına doğru yola çıktım. arabada, başkan yardımcısı ergün gürsoy, 'florya yolumuzun üzerinde. oraya uğrayalım mı?' diye sordu. 'fatih terim hoca ile görüşelim.' 'peki, gidelim öyleyse.' dedim. florya, tam manasıyla bir merkez üssüydü. fatih terim bana, 'sayın becali, ben hagi'yi istiyorum. nazlı olduğunu bilirim fakat ben onu, galatasaray'da istiyorum!' dedi. her şeyi halletme sözü verdi. o bir kulüp başkanı değil, antrenördü. dolayısıyla hiç ikna olmadım. 'bu akşam sözleşme, imzalanmış şekilde elinize geçecek,' dedi. akşam yönetim kurulu toplandı ve 31 temmuz'da sözleşmeyle birlikte bükreş'e dönüyordum.

    gica'yı evinden alıp istanbul'a götürdüğümüzde ise türk futbol tarihinin en muhteşem karşılama törenine şahit oldum.’’

    evime dönmek için sabırsızlanıyorum

    bugün romanya'nın en zengin adamı olan hagi, köyünde satın aldığı evi müzeye dönüştürecek

    kitabı yazıldı

    futbolun en büyük mabetlerinde, ‘‘wembley’’, ‘‘san siro’’, ‘‘nou camp’’, ‘‘santiago bernabeu’’de oynadı. blohin ve batistuta, stielike ve chovanec, shearer ve butragueno, chilavert ve valderrama, scifo ve rush gibi futbolculara diz çöktürdü. pele ve maradona'yı kendine örnek aldı. yoksul bir ailenin çocuğu olarak başladığı futbol yaşamını, claudia schiffer'le yemek yiyen bir futbol starı olarak sürdürdü. ama köklerini hiç unutmadı. 1998 yılında sacele köyündeki eski evi satın aldı. devlet liderleri ona övgüler yağdırdılar. bugün serveti yaklaşık 20 milyon dolara ulaştı. kazandığı her dolar için ter döken hagi, büyük bir olasılıkla en zengin romen.

    büyük futbolcu ağlayabilen futbolcudur

    ‘‘son sözü hagi'ye bırakalım. çünkü o yalnızca tüm zamanların en iyi romen futbolcusu değil, aynı zamanda da en çok röportaj yapılan futbolcusu.’’ ‘‘hagi’’ adlı kitap işte ­bu sözlerle bitiyor ve hagi'nin yapmış olduğu röportajlardan bir derleme veriyor:

    babam çok zekiydi! bu kadar çok aklı nereden bulduğunu bilemiyorum çünkü köyden gelmişti. ondan hırs ve şahsiyeti aldım. kabiliyetimi ise anamdan.

    at en sevdiğim hayvandır. ata çocukluğumda aşık oldum. o dönemin köylerini bilirsiniz. her şey atlara bağlıydı.

    gençliğimde, önemli maçlarda benim ayaklarım da heyecan yüzünden tutulurdu.

    kayınbiraderlerimden biri dinamo bükreş taraftarıdır ve ayakkabılarını steaua bükreş'te giydiğim forma ile siler.

    real'da, ilk kelime yalnızlık oldu. bazen buyo ve chendo gezmeye çıkarıyorlardı beni. orada, gerçek futbolcunun ne olduğunu öğrendim. yani profesyonel futbolcunun. cavuşesku zamanında yalnızca zevk için oynardım.

    her yerde candan iş yaptım. maçlardan sonra ağladığım da oldu. takımı yenildiğinde ağlamayan, hiçbir zaman büyük futbolcu olamaz.'

    türkler hep kazanmak ister

    galatasaray'da, taraftarlar bana çok düşkünler. 1998'de, beşiktaş maçında bir penaltıyı kaçırınca, biri başıma pet şişe attı. fakat kızamazsınız, çünkü orada öyledir. onlar her gün kazanmak istiyorlar.

    istanbul'da rahat gezemiyorum, çünkü sokağa çıkınca onlarca taraftar hücum ediyor ve beni öperek imza istiyor.

    insan, 11 ay dışarılarda çalıştıktan sonra, evine dönmek için sabırsızlanıyor. benim için ebeveynlerin evi kutsaldır.

    idmanlardan sonra eve dönüp çocuklarımla oynama ihtiyacı duyuyorum.

    ailenin futboldan daha önemli olduğu dönemler var. çocuklarımı rahat bir şekilde yetiştirmek istiyorum.

    futbola başladığımdan, yani 1975'ten bu yana 25 yıl geçti. bu yüzden, bin yılın sonunda futbolla gümüş düğünümü yaptığımı diyebilirim.

    yukarıdaki biri beni seviyor

    eğer 35 yaşımda hala futbol oynayabiliyorsam, orada, yukarılarda birilerinin beni çok sevdiğini söyleyebilirim.

    akordeon çalmayı çok isterdim ama olmadı.

    bazen, olanların gerçek olup olmadığını düşünüyorum.

    world cup '94 anıları eşsizdir. kolombia'ya veya arjantin'e attığım goller, kariyerimin en önemlileri sayılır.

    siyasete girmeyi kesinlikle düşünmem. ben futbolu seçtim ve futbolda kalacağım.

    eğer romanya'da pislik devam ederse, hileli bir lige dönmem. sinirden ve kalpten ölmek istemiyorum. ben bunca yıl çimler üzerinde çabalayarak kendime bir isim yarattım ve bunu başkalarının gelip lekelemelerine izin veremem. domuzların yemek yediği kaplara girersen, domuzlar seni de yer, diye bir atasözü var.

    hagi'yi kopyalamalıyız

    16 mayıs 1999. bükreş ‘‘antena 1’’ televizyonunda bir açık oturum vardı. özel konuk ise gica hagi'ydi. herkes milli formayı tekrar giydirmeye çalışıyordu hagi'ye fakat o direniyordu. kanalın telefonları kitlenmişti. derken bir sürpriz oldu: ioji bükössi canlı yayındaydı. hagi'ye yalvarıyor ‘‘ne olur, millilerin arasındaki yerine dön,’’ diyordu. hagi zor durumda kaldı ve heyecanlandı. dışarıda tetikte bekleyen tüm taksiciler televizyonun kapısına dayandılar. gece yarısı binanın önünde korna çaldılar. ve beklenen oldu. hagi sokağa çıkarak, şöyle dedi: ‘‘macaristan maçında varım! hepinizi stada bekliyorum ve zaferi birlikte kutlayacağımızı ümit ediyorum.’’

    saatler, gece 3:34 gösteriyordu. bir ay sonra, bükreş'te romanya futbol milli takımı, 63 sene boyunca macaristan'a karşı ilk zaferi alıyordu ve herkes bir konuda hemfikirdi: ‘‘hagi'yi kopyalamamız lazım!’’

    aralık 1999'da romanya futbol federasyonu hagi'yi, tüm dönemlerin en iyi romen futbolcusu olarak ilan etti. köstence'de, en büyük stadının ismi ‘‘gheorghe hagi’’ olarak değiştirildi.

    fakat en büyük sevinci u.e.f.a. kupası'nı kazanınca yaşadı. avrupa'nın büyük takımlarında tatmadığı zaferi galatasaray'da tatmıştı.

    iki acı haber

    28 eylül 1997. yıldırım gibi düşen bir haber, hagi'yi sarstı. iancu'nun, yani babasının ölüm haberini almıştı. birden tüm çocukluğunu hatırladı. ve her zaman ağzındaki lokmayı koparıp çocuklarına veren babasını: ‘‘ye oğlum, ye. büyük olmalısın! senin yediğini görünce ben de doyuyorum.’’ karpatlar'ın maradonası hüngür hüngür ağlıyordu. üç gün sonra 1.000 kişiden fazla insan iancu hagi'yi yolcu etti. 25 şubat 1999 tarihinde bir başka acı haber, annesinin ölüm haberi geldi. hagi o sıra erzurum'daydı. yakınında olanlar, haberi telefonda duyduğunda, yüzünün morardığını, çenesi kilitlendiğini söylüyorlar. hemen uçağa atlayarak köstence'ye doğru gitti hagi.

    taraftar diz çöküyor

    on gün sonra lig maçlarının başlamasıyla birlikte bir hagi resitali yaşanmaya başlandı türkiye'de. o artık türklerin yeni idolü olmuştu. ilk maçın sonrasında hagi gözlerine inanamadı. birkaç taraftar önünde diz çöküp ayaklarını öpüyorlardı. böyle bir şey başına ilk defa geliyordu. maç günlerinde hayal edemediği sahnelere şahit oluyordu hagi. trafik kitleniyor, kornalar çalınıyor, marşlar söyleniyordu.
    --- alıntı ---
  • 6224
    galatasaray'ın gelmiş geçmiş en büyük futbolcusudur.

    drogba gördük, sneijder gördük, icardi gördük. hani az da yıldızla karşılaşmadık.

    ama hagi kendi döneminde lionel messi, cristiano ronaldo muadili bir futbolcuydu. real madrid ve barcelona kariyeri zaten ne demek istediğimi ortaya koyuyor.

    işte kadronda hagi varsa avrupa kupalarında aşırı şekilde başarısız olan türk futbolundan bir takım uefa şampiyonu olabiliyor, şampiyonlar şampiyonunu yenip uefa süper kupasını alabiliyor, şampiyonlar ligi yarı finalinin eşiğinden dönebiliyorsun.

    drogba-sneijder'in bir tık üstü işte. drogba ve sneijder ikilisi nasıl ki bizi iki sene üst üste gruplardan çıkardı bu da öyle işte. yaşımız hagi'ye yetmedi ama aysal sayesinde drogba ve sneijder'i aynı zamanda izleyebildik. hem de melo ve muslera ile birlikte.

    yıldız futbolcu bambaşka bir şey. icardi'nin kıymetini bilin.
  • 5936
    sadece galatasaray'a değil; türkiye'ye gelmiş en iyi yabancı sporcudur. efsanemizdir. ne mutlu bizlere ki; onu galatasaray formasıyla sahada mucizeler yaratırken, galatasaray'ı bir dünya markası haline getirirken izleyebildik.

    hiç unutamıyorum üniversite yıllarımda ankara'da bir gençlerbirliği maçında onu stadyumda izleme şansım olmuştu. tam bulunduğum tribün önünde bir de frikik golü atmıştı.

    10'un gibisi bir daha gelmez. sanmıyorum. 10'un yeri bambaşkaydı.
  • 6162
    yine çor çocukla şampiyonluk olmuş efsanemiz. bir önceki şampiyonluğunda da benzer işler yapmıştı.
    hagi'nin transfer taktiklerinden önce altyapıya ne kadar önem verdiğine bakalım.

    ülkenin dört bir yanından 10lu yaşlarda yetenekli çocukları toparla.
    otelinde ağırlat, eğitimini sağla.
    özellikle maddi imkanı olmayanlara burs ver.
    üst takım antrenmanlarında performans gösteren, öğrettiklerinden faydalananları a takıma çıkar.

    yurtdışından bir takımdan teklif gelirse pazarlık yapmadan gönder.
    birden fazla takım varsa, abartmadan pazarlık yapılabilir.

    transfer taktiği:
    transfermarket'tan free agentları listele.
    kariyerini devam ettirmek isteyenleri cüzi maaşa kısa kontratlarla bağla.

    altyapıdan çıkıp, 25 yaşını geçenleri, eğer romanyada başka takım bulabiliyorsa gönder.

    geçen şampiyonluğundan bugüne 2 oyuncusunu farkedebildim. biri kaleci buzbuchi, diğeri de stoper kevin boli. aslında ikisini de okutmuş hagi, şimdi takımsız kalınca geri almış.

    neyse, demem o ki, galatasaray altyapısının başına 'yetiştirici' hagi'yi koyabilseydi, bugün altyapımız avrupa'nın en iyi eğitimini veren altyapılardan biri olabilirdi. ama biz 'yarıştırıcı' pozisyona, taraftarı 'yatıştırıcı' misyonla hagi'yi getirdiğimiz için boşuna para ve zaman kaybettik.

    üstüne üstlük, 30'larına dayanmış, orhan ak ve cihan haspolatlı'ya 60 metre ters top atmayı öğretmeye çalışırken, adamların kof özgüveninin de içine ettik.

    tebrikler regele din carpați.
  • 4552
    bir kez daha istifa seslerini duymasını istemediğim dünyanın gelmiş geçmiş en iyi futbolcusu. futbolcuyken bide ozamanlar yaşımız tek haneli, bu adam futbolu bıraktığında 9. yaşındaydım, bu adam bana süperkahraman gibi gelirdi. spiderman gibi, x-menler gibi. o zaman fox kids'te bu çizgi filmler var. babamlar bu adama süperkahraman muamelesi yapıyolardı. bende ne zaman sahada kötü durumda olsak hagi çıkar bizi kötülerden kurtarır diye düşünüyordum.

    hagi'ye bir kere kötü söz söylemedim antrenörlüğünde, söyleyemem de zaten. kredisi sonsuz benim gözümde. belki hep kötü zamanlarda geldi ama başarı da gelmedi sonuç olarak kendisiyle. ben bir kere daha statta hagi istifa seslerini duyamam. bu sloganı bağıranlara da kolay gelsin, bir insan hagi istifa dememeli.
  • 1992
    5 transferle takim kurulacagini sanan kisilerce anlamsiz yere elestirilen efsanemiz. defalarca soyluyoruz ama anlayamiyorlar. belki kapasiteleri yok belki de anlamak istemiyorlar. galatasaray futbol takimi gheorghe teknik direktorluge geldiginde cok kotu durumdaydi, can cekisiyordu. bu takimin bu duruma gelmesinin suclusu ne frank rijkaard'dir ne de gheorghe hagi'dir. eger sorumlu ariyorsaniz o sorumlu adnan polat'tir. futbolcuya dayali sistemi kuran adnan polat'tir. kalitesiz bir kadroya sahip olmamizin sebebi adnan polat'tir. adnan polat yonetiminde kac teknik direktor geldi gecti. hepsi mi hataliydi? her teknik direktoru yollarken ayni yorumlar yapiliyor; x hoca gitsin yerine kim gelirse gelsin daha kotu olmayiz. bunu surekli soylediler. ama daha kotu olduk. hagi kotu teknik direktordu de rijkaard da mi kotuydu? gerets de mi kotuydu? feldkamp da mi kotuydu? skibbe de mi kotuydu? bunlarin hepsi kendisini kanitlamis teknik direktorler. bunlara bile bok atildi. fatih terim gelmesin denildi. abdullah avci gelmesin denildi. ulan o gitsin, bu gitsin, su gelmesin. kim gelecek? jose mourinho mu gelecek? ha tabi o da kibirli, gotu kalkmis. guardiola adamsa bizi sampiyon yapsin barcelona'yi ebem de sampiyon yapar.

    gheorghe hagi, galatasaray futbol takiminin basina geceli yaklasik 4 ay oldu. kadroda koklu degisiklikler olmadi, 5 oyuncu geldi. zaten devre arasinda koklu degisikliklerin olmasini kimse bekleyemez. 5 oyuncuyla ve 11 milyon euro'yla bir takimdaki butun problemler cozulebilir mi? aziz yildirim ve yildirim demiroren ne paralar harcadilar kac oyuncu getirdiler ama gunluk basarilar disinda bir sey elde edemediler. biz uefa ve super kupaya giden yolda surekli iyi mi oynadik? 96 yilinda fatih terim geldiginde surekli kazaniyor muyduk? eger faruk suren bu sacma zihniyette olsaydi simdiye fenerbahce sampiyonluk olarak acik ara onumuzde olurdu, uefa ve super kupa muzemizde olmazdi. faruk suren sabretti, fatih terim'e sure verdi, 4 sene ust uste sampiyonluk ve uefa kupasi geldi. iyi hatirliyorum ali sami yen'de fenerbahce'ye 4-0 yenildigimiz mac sonunda herkes fatih terim'in gonderilmesini istiyordu ama faruk suren o hataya dusmedi. adnan polat gibi cikip fatih terim'e x mac sabrettik daha ne yapalim demedi. teknik direktorunun arkasinda durdu, ona destek cikti.

    gheorghe hagi daha galatasaray futbol takimiyla sezon basi kampi gecirmedi, kadroyu yeniden yapilandirmadi. buna ragmen bu kadar kisa sure icinde yerin dibine sokuldu. her seyin sorumlusu o'ymus gibi davranildi. galatasaray taraftarlari arasinda bir arastirma yapilsa ve galatasaray futbol takiminin kadrosunu begeniyor musunuz diye sorulsa eminim ki herkes bu kadroyu begenmedigini soyleyecektir. begenmedigi gibi herkes bu kadrodan bi bok olmaz diyecektir. elinde boyle sacma sapan bir kadro varken hagi'den bu kadar kisa zaman icerisinde bu kadar buyuk seyler beklemek ne derecede dogrudur. hagi'yi elestirenler de kadronun kotu oldugunu soyluyorlar. peki daha hagi'ye neden salliyorsun? baska sorunumuz yokmus gibi insua varken hakan balta neden oynuyor diyor bazi arkadaslar. hagi insua'yi oynatip hakan balta'yi oynatmasa ne degisecek? takim bir anda sahlanacak mi? stancu solda degil de forvette oynasa her sorun cozulecek mi? bunu soyleyenler de stancu'yu galatasaray disinda hic izlemisler mi onu merak ediyorum. jose mourinho eto'o gibi bir adami sag kanatta, milito'yu sol kanatta oynatiyorken kimsenin sesi cikmiyor, arsene wenger arshavin'i sol kanatta oynatirken kimsenin sesi cikmiyor, vicente del bosque dunya kupasinda iniesta'yi sol kanatta oynatirken kimsenin sesi cikmiyor ancak hagi stancu'yu sol kanatta ya da lucas neill'i orta sahada oynatirken yer yerinden oynuyor. sen degil miydin baris, ayhan, mustafa oynamasin da kim oynarsa oynasin diyen. hagi onlari ilk 11'de oynatmiyor iste. goren de orta sahamizda dunya capinda yildizlar var sanacak. sabri'yi sag acik oynattiginda da herkes sabri sag acik oynar mi diyordu. bunu diyenler sabri'nin normalde hucum oyuncusu oldugunu bilmezler tabi. yillarca sabri'yi sag bek izledikleri icin sabri'nin asil mevkisini sag bek sanarlar.

    bugunlerde hagi'ye sallayanlar dun de rijkaard'a salliyorlardi. frank rijkaard'in, galatasaray'a gelisinden 3-4 ay sonra elestiriler baslamisti, bu mu la devrimci dedi cogu kisi. 3 ayda 4 ayda devrim beklediler rijkaard'dan. tabi devrim bu kadar kolaydi. senin takim kaptaninin 4-4-2'de nerede duracagini a takimda ogrendigi bir ulkede devrim bu kadar kisa surede yapilir mi? tabi ki yapilmaz. izin de verilmedi yapilmasina. rijkaard barcelona'yi sampiyon yapti dedigimizde barcelona'yi ebem de sampiyon yapar dediler hep. tabi xavi'yi, iniesta'yi, messi'yi a takima cikarip oynatan da ebenizdi. iste bu kokusmus zihniyet simdi de hagi'nin kellesini istiyor. rijkaard gitsin ucariz diyenler simdi de hagi gitsin ucariz diyorlar.

    massimo moratti, inter italya'da sampiyon olmasina ragmen manci'nin gorevine son verip jose mourinho'yi getirdi takimin basina. jose mourinho'lu inter ilk senesinde italya'da sampiyon oldu ancak sampiyonlar ligi'nde yine basarisiz oldu. rijkaard'in, hagi'nin kellesini isteyen zihniyete gore mourinho'nun hemen gonderilmesi gerekirdi. ama moratti mourinho'yu takimin basinda tuttu ve inter 45 yil sonra avrupa'nin zirvesine cikti. anlatmak istedigim yeni bir takim kuruyorsan ve yeni bir sistem oturtuyorsan basari hemen gelmez. tabi fm oynayip galatasaray'i sampiyonlar ligi sampiyonu yapanlara gore bu cok kolay geliyor.

    tum bunlari goze alirsak hagi'ye zaman verilmeli, sabredilmelidir. sirf hagi icin demiyorum herhangi bir teknik direktor bu kadar kolay harcanmamali. hagi kalirsa basarili olacaktir buna tum kalbimle inaniyorum.
  • 5431
    hagi galatasaray çatısı için bir kavramdır. bir durumdur. genel bir ifadedir. örnek üzerinden gidelim.

    "bugün yediğim elma çok güzeldi."
    buradaki elma "o" elmadır. tek bir elmadan söz etmektesinizdir.

    "elma çok güzeldir."
    işte buradaki elma hagi'dir. elmanın kendisidir bizim için hagi. popüler örnek olduğu için söylüyorum, sneijder bugünkü elmadır. evet güzeldir. keşke hep o elmadan yiyebilsek, doğrudur. belki de kimileri elmayı bugün yediği elmayı sevdiği için sevmektedir. hepsi olabilir.

    hagi'yi videolarla, paslarıyla, golleriyle falanıyla filanıyla tarif etmenin galatasaray taraftarı için hiçbir anlamı yoktur. hagi elli tane vurur, ama hasan vurunca auuv...
    e öyle ama.

    hagi'ye yetişememiş olmanın şöyle bir dezavantajı var. açıp videolarını izlersin, büyük oyuncuymuş dersin; veyahut sneijder daha iyi pas atardı dersin. yıl 97 olsa ve hagi senin videoda izlediğin pası atıyor olsa; o anda izleyenlerin hissiyatını kavraman mümkün olabilir mi? atılan pasın kalitesi değil ki mesele... oradaki o güven duygusunun, o konforun tadına bakmadan nasıl bilebilirsin ki hagi'nin ne olduğunu...
    sen hagi kavramını yalnızca okuyabilirsin. bir yere kadar sezebilirsin. zaman değişkenini devreye sokma şansın olmadığı için de hagi kavramıyla bir başka oyuncuyu kıyaslaman abesle iştigal olur.

    o halde,
    metin oktay mı iyi golcü, bafetimbi gomis mi?

    hadi ben kaçtım...
  • 6273
    1994 dünya kupasında hayran olduğumuz, 1996 yılında kutsal topraklara ayak basan efsanemiz. "on numara nedir, ne iş yapar?" sorusunun canlı kanlı örneği idi kendisi. maçın içinde hagi var ise "şimdi kesin birşey yapar bizi bu cendereden çıkarır" derdik. yenilmemeyi, yenilgiyi kabul etmemeyi öğretti bu adam o dönemin galatasaray takımına terim ile beraber. sahadaki varlığı psikolojik üstünlük idi. şimdi nasıl icardi sahada iken her an herşeyi yapabilir psikolojisi oluyorsa o zaman hagi bunun iki katı idi. adamın neredeyse galatasaray forması ile normal bir golü yok. o dönem forvette hakan değil de icardi oynasa mesela asist sayısı belki de iki üç kat fazla olacaktı.
    bu topraklara gelmiş ve oynamış en büyük futbolcudur.
  • 5770
    bu gözlerin gördüğü en iyi bir kaç oyuncudan biri. ama şut tekniği eşsizdi. hatta çok iddialı olabilir ama daha iyisi gelmedi.
    mesafe veya açı onun için önemsizdi.
    topa öyle bir vuruduki top sanki dışarı gidecek sanırdınız ama bir anda fizik kurallarına aykırı şekilde alçalır ve kaleye girerdi.
    çoğu uzaktan gol olan şutunu izleyin sanki kaleciler dışarı gidiyor diye bakarken topu içerden alırlardı.
    hareket dahi edemezlerdi.
    bu adamın bizde top oynaması şu anda benim için messi’nin top oynaması kadar mucizevi.
    düşününce hala inanamıyorum.
    kariyeri inanılmaz tek şansızlığı bence doğduğu ülke. ispanyol veya ingiliz olsa idi heykelleri dikiliyor olurdu.
  • 4066
    vazgeçtim ya gelmesin.
    vallahi gelmesin.
    daha şimdiden şu başlığa yazılanları okuduğumda yüreğim dayanmıyor.
    bir de yarın gelir, 25 puan fark atamaz falan.
    biri çıkar "futbol bilmiyor yeaaeaeaae", "iyi topçu ama hoca diil yeaeaeæeaææææ" falan der.
    adamcağız senede bir (bkz: #1497863) nl girisini yeniden yazmak zorunda kalır falan...

    yeterince şans bulamadı bu adam. kendi kadrosunu kurma imkânı olmadı.
    ama tabi terim kadar akıllı değil. "şartlar oluşmadan gelmem :(" yapmadı. "şu kadar bütçe olmazsa gelmem:(" yapmadı. geldi, elinden geleni yaptı. o kadar boktan kadrolara kötü futbol oynattı diyeni de allah çarpar.

    ben valla dayanamıyorum, yönetim sevabına kitlesin abi şu başlığı.
    yazıktır ayıptır.
    hiç kendine ait bir kadroyla görev almamış bir insanı -bırakın hagi'yi- "başarısız" diye addetmek, geçtim galatasaraylıya, objektifim diyen hiçbir insan evladına yakışmaz.

    gelme albay'ım gelme.
    vazgeçtim.
    cinayete gidecek bu iş yoksa.
    gelme.
    hatta oğlunu da gönderme buralara.
    onu da yerbizim futbol dehaları.
App Store'dan indirin Google Play'den alın