• 10
    yaklaşık 2 gün bekledim bu entry yi girmek için. kamuoyu bu konuda ne tepki verecek bu rezilliğe kendi içinden birileri tepki verecek mi. bir özür ya da "münferit gerçekleşmiş bizimde onaylamadığımız bir konu" diye açıklama yapılacak mı diye. evet konu; 13 eylül tarihinde oynanan galatasaray kocaelispor maçının gündüz saatlerinde deplasmana gitme hazırlığında bulunan ve üzerinde kocaelispor forması bulunan birkaç densiz herifin açmış olduğu rezil pankart.

    özellikle bekledim. çünkü insan böyle bir şey gördüğünde en azından o camianın içinden birilerinin çıkıp "bu bizim rekabet anlayışımız değil" demesini bekliyor. kulübün çıkıp bu insanları kınamasını, taraftar gruplarının "bizi temsil etmiyorlar" demesini bekliyor. çünkü bazı şeylerin hangi takıma karşı yapıldığının hiçbir önemi olmaması gerekiyor.

    stadyuma her daim arabayla giderim. levent sapağından girer stadyumun etrafında bir yarın daire çizer, vadi istanbulun karşısındaki ofisime arabamı park eder, varsa bir organizasyona katılır yoksa o zorlu merdivenleri tırmanıp maça girerim. galatasaray taraftarı kolay kolay kin beslemez. gelen misafir takım seyircisine saldırmaz. misafir takım seyirciside maça girer maçtan sonra biraz bekleyip evinin yolunu tutar. bu rezil pankartı açanlar stadyuma gelmişmidir, geldiyse otobüslemi yoksa bireysel arabasıylamı gelmiştir bilmiyorum. ama dünya kadar üzerinde kocaelispor formalı 41 plakalı arabayı bizzat arabamla geçerken vadi istanbulun karşısında gördüm. ellerini sallaya sallaya stada girdiler.

    yani ortada iki tarafın birbirini gördüğü anda saldırdığı, deplasman taraftarının stada gelemediği, insanların formasını saklayarak yürüdüğü bir ortam yok. insanlar formalarıyla geliyor, arabalarını park ediyor, stadyuma giriyor ve maçını izliyor.

    konuyu tekrar başa alalım. konu maçtan önce açılan iğrenç bir pankart. ama bu parkartın aşağılık ve tarihte görülmemiş rezil bir ayrıntısı var. bir kız çocuğuna kısa bir şort giydirilmiş ve şapkalı bir adamın bu kız çocuğunu kaldırıp götürdüğü gözüküyor. bu şapkalı adam ise ev baskını yapan tecavüzle anılan bir karakter. bu mizah değil, bu sokak kavgasıda değil, küfürlü bir bestede değil.

    burada benim için çizginin aşıldığı yer tam olarak burası. yetişkin insanların birbirine ettiği küfürü, tribünde söylenen ağır bir besteyi, rakip takım üzerinden yapılan seviyesiz bir göndermeyi tartışabiliriz. bunların hepsi futbolun ve tribün kültürünün içerisinde ayrıca tartışılır. ama bir kız çocuğunu böyle bir göndermenin malzemesi yaptığın anda başka bir yere geçiyorsun.

    bu aşağılık pankart galatasaray a karşı açıldığı için tabii ki basın sessiz. ağdalı suratlı şerefsiz haberciler sessiz. sponsorlukla futbol yorumcuğu yapan aşağılık adamlar sessiz. manken eskileri sessiz. marjinaller bile sessiz.

    normalde futbolcuların el hareketinden, teknik direktörün maç sonu söylediği iki kelimeden, tribünde açılan sıradan bir pankarttan günlerce program yapanların bu konuda söyleyecek tek kelimesinin olmaması da ayrıca kayda geçsin. çünkü mesele burada kimin şampiyon olacağı, hakemin kimi kolladığı ya da hangi futbolcunun ne söylediği değil. ortada futbolun çok ötesinde, çocuk üzerinden kurulmuş iğrenç bir gönderme var.

    bunu yapanlar ya da bunu yaptıranlar, destek verenler şunu çok iyi biliyor, gönderme sapıkça bir detay içersede yaptıkları yanına kar kalacak çünkü ceza almayacaklar. çünkü bu ülkede galatasaray a karşı işlenen suçlar cezasız kalır. birgün mahkemeye düşersen hiç duymadığın ismini saklayan birinden destek bile alabilirsin.

    ve en kötüsü de bu rahatlık zaten. insanları bu seviyeye getiren şey sadece içlerindeki nefret değil, yaptıklarının bir karşılığı olmayacağına olan inançlarıdır. bugün bunu galatasaray'a karşı yapanın karşısında durmazsan yarın başka bir takımın taraftarı aynı rezilliği başka bir çocuğun, başka bir ailenin, başka bir camianın üzerinden yapar. gerçi o zaman işin rengi değişir. çünkü bizim camia kadar sessiz kalmazlar.

    futbol rekabeti sert olabilir. küfür olur, kavga olur, birbirimizi kızdırırız, yıllarca unutulmayan pankartlar açılır. bunların hepsini futbolun kendi içerisinde tartışırız.

    ama çocukların üzerinden böyle bir gönderme yapıldığı anda orada futbol biter.

    geriye sadece rezillik kalır.

    edit: entry'yi girdikten sonra tribün liderlerinden konuyla ilgili bir açıklama geldi. yapılan pankartı tasvip etmediklerini, yapan kişilerin tespit edilmesi halinde bir daha stada giremeyeceklerini söylediler. en azından tribün içinden birilerinin çıkıp bu rezilliğe küçük de olsa tepki göstermesi ve sahiplenmemesi önemliydi. yukarıda da zaten tam olarak bunu beklediğimi yazmıştım. o yüzden gelen açıklamayı da buraya not düşmek isterim.
  • 1
    bu metin bir mağduriyet edebiyatı değil.
    bir kulübün ya da bir taraftar grubunun “çok canı yandı” anlatısı da değil.
    bu metin, uzun yıllardır galatasaray’a ve galatasaraylılara karşı işlenen suçların sistematik biçimde cezasız bırakılmasının kaydıdır.

    bugün sosyal medyada bazı görüntüler dolaşıma giriyor diye bu mesele yeni sanılıyor. değil. ben kendimi bildim bileli galatasaraylılara karşı işlenen suçlar ya görmezden gelindi ya da hukukun içinde boğularak etkisizleştirildi. aleni biçimde işlenen, görüntüsü olan, tanığı olan ve mahkemeye taşınan olaylar; güçlü avukat hamleleri, idari kararlar ve “orantılılık” masallarıyla ertelendi, sulandırıldı, unutuldu.

    sahada galatasaray aleyhine işlenen suçlardan ceza beklemek zaten mümkün değil. ama mesele saha da değil.
    galatasaraylılar sokakta, sosyal medyada, otoyolda, mutlu gününde, mutsuz gününde, sahilde yürürken; kısacası her yerde saldırıya uğruyor.

    2002’de babamdan ayrı ilk kez kadıköy deplasmanına gitmiştim. önce stada alındık, ardından stadyumun içinde saldırıya uğradık. tepemizden fenerbahçe stadı’nın inşaatından kalan demir, beton, taş, tuğla ne varsa üzerimize atıldı. maç başlamadan kısa süre önce anons yapıldı ve çevik kuvvet bizi zorla stadyum dışına çıkardı.

    o dönemi bilen bilir; körüklü kırmızı otobüsler vardı. kapasitesi 350, içine 1000 kişi doldurulurdu. otobüslere doğru yürürken taş yağmuru tekrar başladı. arkadan biri “eğilin” diye bağırdı. sarı kar maskeli biri, yaklaşık 5 metre mesafeden kafama tuğla fırlattı. tuğla kafama çarptığında yere yığıldım. biri beni otobüsün kırık camından içeri çekti. camları kırık, balık istifi dolu otobüsün içinde kanlar içinde yatıyordum.

    “bunun hesabı sorulacak” diyenler vardı.
    ertesi sabah kafam bantlı ve fileli halde o “abi”leri aradım.
    tek bir tanesi bile ortada yoktu.

    o an içimden şu geçti:
    galatasaraylıysan suç işleme. sana karşı işlenen bir suç varsa da sessiz kal. bu galatasaraylı olduğum için uğradığım ilk saldırıydı. hiçkimsede arkamda durmadı. bunu yaşadığımda 14 yaşındaydım.

    bu ülkede linç en sevilen reflekslerden biridir. sokakta ağlayan bir çocuk varsa sosyal medyada herkes linç eder. sokakta bir delikanlı varsa hesabı orada sorulur. ama konu galatasaraylıysa, bu refleksler çalışmaz.

    2019’da bağdat caddesi’nde galatasaraylılara toplu saldırı yapıldı. görüntüler ortada. yüzler açık. saldırı münferit değil, organizeydi. sosyal medyada “bağdat caddesi fener’in kalesi” diye paylaşıldı. beş yaşında ağlayan galatasaraylı çocuk ülke gündemine düştü. kimse ceza almadı. girip youtube dan izleyebilirsiniz.

    2014’te fenerbahçe bağdat caddesi’nde şampiyonluk kutladı. cadde trafiğe kapatıldı, kadıköy belediyesi tüm bölgeyi belediye bütçesiyle sarı-lacivert bayraklarla süsledi. yetmedi. binlerce kişi galatasaray store’u taşladı, kepenklerini kırdı, içeri girdi, yağmaladı ve mağazayı ateşe verdi. ertesi sabah mağaza tamamen kül olmuştu. ürünler mağaza önünde toplanıp yakılmıştı. bunu yapanlar ve bunu paylaşanlar hiçbir ceza almadı. hepsinin yüzleri açık ama hiçbiri mahkeme yüzü görmedi.

    2013’te galatasaray şampiyon olup kadıköy’e gitti. tribünle hiçbir diyaloğu olmayan iki afrikalı futbolcuya muz sallandı. dünyanın her yerinde aşağılık bir ırkçılık olarak kabul edilen bu eylem için de ceza verilmedi. aksine, yapanlar canlı yayında kravat takıp “midem ağrıyordu, o yüzden elimde muz vardı” diyerek hem adalet sistemiyle hem kamuoyuyla alay etti. aldıkları tek ceza, göstermelik bir maç yasağıydı.

    2024’te galatasaray’ın beraberlikle şampiyon olacağı, faul ile atılan bir gol sonrası şampiyonluğu 1 hafta ertelenen maç sonrası, fenerbahçe başkanı saldırgan ve silahlı kişilerin bulunduğu bir konvoyla, devletin polisini dahi hiçe sayarak misafir olduğu stada baskın yaptı. galatasaray’ın maaşlı çalışanı öldüresiye dövüldü. omurilik zedelenmesi, kaburga kırıkları, kafa travması… hastane raporlarında açıkça “adam öldürmeye teşebbüs” niteliğinde yazan suçlar, halk arasında “kahve yasağı” denilen denetimli serbestlikle geçiştirildi. kimse hapis yatmadı.

    2025 yılında caddebostan sahilinde, kendi halinde galatasaray tişörtüyle yürüyen bir galatasaray taraftarına silahla ateş edildi. silah havaya değil, doğrudan kişiye doğrultularak sıkıldı. saldırganın yüzü açık olmasına rağmen kimliği gizlendi. cezalandırıldığına dair kamuoyuna yansıyan hiçbir bilgi yok. büyük ihtimalle bu dosya da diğerleri gibi sessizce kapatıldı.

    2026’da süper kupa finalinde galatasaraylılar yine toplu ve münferit saldırılara uğradı. sosyal medyada dolaşan görüntülerde 20 kişinin tek bir galatasaraylıyı dövdüğü açıkça görülüyor. o taraftar da biliyor: adalet ararsa yalnız kalacak. ve büyük ihtimalle karşılığını alamayacak.

    burada yazılanlar istisna değil.
    bunlar aynı zincirin yıllara yayılan halkalarıdır.
    yaz yaz bitmez.

    ama yazdıklarımızda ortak bir gerçek var:
    galatasaray’a karşı işlenen suçlar bu ülkede ya cezasız kalıyor ya da sembolik cezalarla geçiştiriliyor.
    bu cezasızlık saldırganı cesaretlendiriyor, mağduru susturuyor.

    adalet, kulübe göre eğilip bükülüyorsa,
    onun adı adalet değildir.
  • 11
    galatasaray'ın başkanı olacak şahsın zevkine ya da kişisel ikbal uğruna önüne gelene yanak okşatıp önüne gelenin ofisinde fotoğraf çektirmesi sebebiyle "devletin takımı" diye yaftalandığı dönemde güle oynaya yaşanan olaylar bütünü.

    futbolun kendisini değil de bu tarz şeyleri sevdiğimiz için türkiye ligini takip ediyoruz ama insanın kanına dokunan asıl konu saha içinde olsun saha dışında olsun bunları yaşayıp bir de sürekli aşağılık imalara maruz kalmak.
  • 8
    aynı şeyleri deneyip farklı sonuç beklemenin bir yansıması adeta bu başlığın konusu.

    karşımızdaki güruh ısrarla buradan kaşımaya çalışıyor türkiye’nin en büyük camiasi, en başarılı kulübü ve en değerli taraftarını.

    bu tür saçmalıklara ceza verip bizim camia ve taraftarın gazını azıcık alsalar normal durmuyor, bu işte bir iş var derdim ama verdikleri kararlarla hiç şaşırtmıyorlar. birazcık kafaları bassa bizi sakinleştirip sinsiden ve yıpranmadan yollarına bakabilecekken bizi hırslandırarak kendi klasik sonlarını hazırlıyorlar.

    biz idmanlıyız beyler, siz devam edin terbiyesizliklerinize, yine aynı son kaçınılmaz olarak sizi bekliyor.
  • 9
    tam olarak doğru olmayan açıklama.

    kısa vadede belki evet, ama orta/uzun vadede hesap muhakkak kesilir.
    galatasaray'ın şunu vurgulaması lazım: galatasaray'ın, 5 asırdır,
    kurum hafızası ve tarihi kaydetme
    kültürü vardır. zamanı gelince bir yerde hesabı karşına çıkartır.

    ayrıca yeni jenerasyonların %50'sinden fazlasının galatasaraylı olduğu ortamda
    sosyal medyada/sandıkta/toplum içinde kendi dinamikleri harekete geçer.

    belki hemen tutuklanmıyor veya medyada yer almıyor fakat
    adli mekanizmalar cezasını eninde sonunda kesiyor.
    bazısının zaten şirazesi kaydığı için, üstüne bir şey yapmaya ihtiyaç olmadan,
    hayat bizzat cezalandırıyor. dikkat edin, galatasaray'a karşı çizgiyi aşanların çoğunun
    bir zayıf karnı vardır: uyuşturucu/kumar bağımlılığı,
    psikiyatrik bozukluk, kriminal aktivite, siyasi/cemaat sicili,
    ekonomik iflas vs...

    yeni tesislerin girişine şu ibare asılmalı:
    'galatasaray eninde sonunda hesabı keser.''
  • 2
    olman gereken yerlerde olamadığın ve basiretsiz olduğun sürece olması hiç de şaşırtmayan bir durum. bu durumdan rahatsızlığını dile getiren en ufak bir unsurumuz yok. galatasaraylı hukukçular ve avukatlar derneği'nin sadece adı var sanırım, sağda solda bir yerlerde galatasaray'ın herhangi bir hakkını savunuyorlar mı, pek öyle bir durum yok gibi. gerçi onlara gelmeden mevcut yöneticilerimizden kaçı sırf yarın yöneticilikleri bittiğinde birileri onları not etmemiş olsun diye gelene ağam, gidene paşam çekip, olanlara göz yummuyor ki... (hele erden timur'un alınması olayından sonra korkarım aklı başında bir yönetici de bulamayız uzun süre)
  • 15
    bir suça ceza verilmemesi, o suçun işlenmesi için teşvik edildiği anlamına gelir çünkü suç cezasız kalıyorsa, cezai yaptırımı yoksa başkalarının da o suçu işlemesi kaçınılmazdır.

    işte bunun en büyük sebebi galatasaray başkanlığı koltuğunu işgal eden dursun özbek denen şahıstır.

    galatasaray taraftarı olarak, elimizdeki telefonlardan toksik futbol yorumcularını izlemek yerine kısa bir mola verip, iğrenç kocaelispor taraftarını cimer'e şikayet edelim diyorum. 10-20 kişiyle olacak iş değil. en az 1000 kişiyle şikayet edebilsek keşke.
App Store'dan indirin Google Play'den alın