• 26
    24 mayıs 2009 beşiktaş galatasaray maçının ertesi günü, bir takım kuşbeyinlilerin * laf atacaklarını bile bile takım elbisemin altına taktım sarı-kırmızı "lucescu kravatımı" ve işe öyle geldim.

    elbette soranlar oldu, elbette alay edenler, küçük düşürmeye, laf sokmaya çalışanlar oldu. sordular;

    -hala mı galatasaray? dayanamıyoruz seni böyle hüzünlü görmeye, yazık sana, neyiniz kaldı ki hala mı galatasaraylısın?

    -asıl şimdi galatasaraylıyım!

    (bkz: sevinmek için sevmedik)

    tanım: gece mavisinden daha koyu zemin üzerine asimetrik sarı ve kırmızı şerit kombinasyonu ile şanlı galatasaray armasının da üzerinde çok şık yer aldığı asil kravat.
  • 30
    buradan gelmektedir.

    --- alinti ---

    galatasaray fenerbahçe maçındayız. maçın başlarında ergun oyundan atılınca, galatasaray sahada 10 kişi kalmıştı. bu arada kafaya çıktığı bir ikili mücadelede mustafa'nın kaşı gözü yarılıyor; burnundan kan gelmekte. saha kenarına geliyor ahlar, oflar; içinde yere yığılıyor: o dönemde oyuncu değişimi diye bir şey yok. gündüz yanına geliyor.
    -nasılsın evladım?
    mustafa: galiba oynayamayacağım, bitkinim, çok kan kaybettim; diyor.
    gündüz, vücudunda biraz daha kan var mı? diye soruyor.
    mustafa, evet deyince, gündüz, öyleyse çık sahaya, onu da akıt öyle gel diyor.

    bu laf mustafa'da doping etkisi gösteriyor; dönüyor sahaya ve o gün maç bitene kadar da hayatının oyununu oynuyor! sonuca gelince; 10 kişilik galatasaray, metin'in 4 gol attığı maçta fener'i adeta sahadan silerek 5-0 galip geliyor.

    --- alinti ---

    ayrıca;

    (bkz: mustafa yürür)
  • 32
    nüfus cüzdanlarımızda “türk” yazmasından büyük bir mutluluk ve gurur duyuyoruz değil mi? bize bu gururu yaşatan; asil tarihimiz, cesaretimiz ve şehitlerimizin kanıyla sulanmış, verimini direkt “candan” almış üstünde yaşadığımız, “şahadet fışkıran” bu topraklar.

    yeryüzünde iki büyük hanedana nasip olmuştur “topraklarında güneş batmayan devlet” sıfatı. bir tanesi sömürge düzenine dayalı; kanlarında emperyalizm, torunlarının genlerinde kapitalizm dolaşan büyük britanya krallığı; diğeri de tüm cihana adalet timsali olmuş, hak dağıtan, hakkı bilen, gerektiğinde hakkı ve inandığı doğruları savunmak adına barbarlaşabilen, kültür ve sanata olduğu kadar zevk ve sefaya da düşkün devlet-i osmaniye.

    galatasaray ruhu’nu anlayamayan kitlelere, tanıdıklarıma aynı örneği veririm. biz bugün dünya üzerindeki en eski uygarlıkların kültürüyle yoğrulmuş, “sentez” kelimesinin sözlük anlamına en uygun bir toplumun –şimdilik- son nesilleriyiz. bu sene; yeryüzünün en eski hükümranlığının torunları olarak 710. sene-i devriyesini kutluyoruz. başka bir deyişle tarihimizle, geçmişimizle, acısı ve tatlısıyla, lale devri ve karlofça’yla ama aynı zamanda malazgirt ve kurtuluş savaşı’yla, savaşlardaki cesaret ve azmimiz, barışlardaki adalet ve gösterdiğimiz sağduyuyla gurur duyuyoruz. bu bağlamda kanuni, fatih, iv.murat, deli ibrahim, osman gazi, yavuz, mustafa kemal, ismet paşa gibi çoğu ülkenin tarihinde bunlardan biri kadar bile rolü olmayan, bir sürü değere sahip olmamızın da gururunu yaşıyoruz.

    işte galatasaray ruhu tam olarak da bunun izdüşümü oluyor. biz de neredeyse kanımız kadar eski mekteb-i sultaniyemizle, ali sami bey ve arkadaşları ile, hasnun galip ile, çanakkale’de verdiğimiz onlarca galatasaraylı şehidimizle, brian birch, “imparator” fatih terim, gündüz ağabey, “taçsız kral” metin “ağabey”, “berlin panteri” turgay ağabey ile, avrupa gol kralı futbolcularımız, bileklerinin bir kere bile büküldüğüne henüz şahit olmadığım“engelsiz” aslanlarımız, türkiye’me ilkleri yaşatan bayan basketbolcularımız ve efsane hocalarımızla; aynen bir osmanlı torunu, genç türkiye cumhuriyetinin şerefli bir evladı olarak gurur duyuyoruz.

    bugün öcal uluç’un harika yazısını okurken bunları düşündüm. zamanında kulübün anahtarını kapıya gelen “kasaplara” bile haciz yüzünden teslim etmek üzere olan, skandal “dream card” projesi ile ekmeğinden kesip kulübüne katkı yapmak isteyen, taraftarlarının duygularının sömürülmesine izin veren yönetim anlayışına sahip olan, “sahip som” gibi ne olduğu hala belli olmayanları kulübe musallat eden, karton stadyum maketlerine milyonlarca döviz harcayan yönetimlerimiz oldu bizim. bu süreç içerisinde dahi, yapılan doğru ve/veya yanlışlarda kulübü ve tarihiyle gurur duyan, kimliğinde “galatasaraylı” yazan hiç kimse “liseli-lisesiz” ayrımı yapmadı. tüm sarı-kırmızı aşıkları hesapsız sevdi, gönlünü verdi liseli olsun veya olmasın. başkanlarını; “liderleri” bildi gazi mustafa kemal gibi, yavuz gibi, her denilene hiç ses çıkartmadı, ne zaman “gururlarına”, “tarihlerine” halel geldi, dil uzatan şarlatanlar oldu, o zaman gürledi bu taraftar.

    bugün kulübümüz tarihi bir sınavdan geçecek. bazı “liselilerin” araya nifak karıştıracakları, hiç hakkı olmayanların, “nerede soyundularsa orada giyinmeleri gerekenlerin” çatlak seslerinin beyoğlu’ndan çıkarak, yüzlerce yıllık tarih sayfalarımızın sonsuzluğuna uzanacağını işitiyoruz.

    biz galatasaray’ımızla gurur duyuyoruz, gurur duymak istiyoruz, bugün olağanüstü divan’da her ne konuşulacaksa, artık doktrinimiz olan “kol kırılır, yen içinde kalır” şiarıyla, hiç hesapsız sevmeye devam etmek istiyoruz. haydi bizi onurlandırın “ağabeylerimiz”, bugün her şeyin yeniden başlayacağı, “sevrlerin” sona ereceği, ellerini ovuşturarak topraklarımızda, başarılarımızda gözü olanların gözlerine parmağınızı sokacağınız, yepyeni bir gün olsun. sadece galatasaray’lı olduğunuzu hatırlayın, arkanızda hesapsız, kitapsız sadece tarihiyle bile gurur duymasını bilen, günlük başarıların değil, istikrarın ve “duruşunun bilincine sahip”, sizlerin de bizlerle gurur duyduğu “sessiz ama koskoca bir halk” bulunuyor.

    sarayın bahçesi bugün; “bizans entrikalarının” hesaplandığı yer değil, tarihe başarılarını yazdıracak o köklü temellerin atıldığı, bize “takım ruhunu”, “takım olmayı” öğreten, ali sami bey ve arkadaşlarını şahadete ulaştıracak tarihe dönsün. gurur duyduğumuz lisemizden çıksın o ışık ve aydınlatsın yine karanlık yüzleri, tokat gibi patlasın sırtlanların suratında aslanlarımızın pençesi.

    biz galatasaray’ız, bize yakışan budur. lisemizle ve tarihimizle övünüyoruz, hiçbirimiz o kapıdan mezun olmanın “şerefine” nail olamasak, hep içimizde o tatlı “burukluğu” hissediyor olsak bile.

    (bkz: galatasaray türkiye dir)
    (bkz: yürüyedur)
  • 37
    ey ruh,

    en çok biz istiyoruz, en çok biz inanıyoruz bu şampiyonluğa ama gel, sensiz olmuyor. gel mayıs'a kadar misafirimiz ol. gel ki tepelerine çökelim hepsinin, rüyalarını kabusa çevirelim. gel ki eski günleri yad edelim, 2006'ya dönelim, 2000'e dönelim, 87'ye dönelim. sensiz olmuyor "ruhum" , gel ki bu haftasonu temelli, mutluluktan kendimizden geçelim bir bahar akşamı...
  • 40
    bu ruh aktardan alınmamıştır. kurucumuz ali sami yen beyfendi'nin tarihimize kazıdığı ve temelleri o zaman atılarak bu günlere gelmiştir.

    galatasaraylı'lık başarı ve asalet'tir. galatasaray'ın temel amacı milli lig'de şampiyonluk değildir. bu sezon hariç hiç bir sezon da olmamıştır.

    captano'nun bir entryisinde dediği gibi "takım tutmak, bir dünya görüşü belirtmez türkiye’de". doğru ama eksik kalmış, tamamlayalım. galatasaray yukarıda yazdığımız kurucuları sayesinde bu ülkenin insanına "onur ve gurur" kazandırmaya, onu en sıkıntılı dönemlerinde bile hayata mukim kılmaya and içmiş insanların birleşerek ortaya çıkardığı, ülke gençlerine henüz kendileri için herşeyin bitmediğini hatırlatan ve onlara renkli rüyalar sunan bir ruhtur.

    galatasaray bugüne kadar ulaştığı başarılar esnasında, yenilenmek ve çağa ayak uydurmak için arasına eser miktarda yabancı kattıysa bile, bu başarıları çoğunluğunu bu ülke çocuklarının oluşturduğu takımlara işte bu ruhu aşılayarak kazanmıştır.

    sınırlı başarılar için, ne pahasına olursa olsun diye yola çıkıp, profesyonellik adı altında öyle götü başı ayrı oynayan, ne idüğü belirsiz yabancı çoğunluğu ile ulaşmayı istemek bu ülkede bizim işimiz değil fenerbahçe'nin işidir. o sınırlı başarı elde edilse bile bizlerin damağında kekre bir tad bırakır.

    2000 uefa kupası ile aramıza katılan ve bugün taraftar çoğunluğumuz haline gelmiş play station futbolseveri kardeşlerimizi uyarmak isterim, taraftarlık ta bu felsefe üzerine inşa edilmiş ve o ruh algılanmış ise "galatasaray taraftarlığı"dır. fenerbahçe'ye benzetilmiş bir takımla fenerbahçe taraftarı'nın ruh haline bürünerek taraftar olmaya çalışmak en başta kurucumuz ali sami yen bey'in ve arkadaşlarının ebedi varlığına ihanettir.

    kendimce edit: bu ruh hali önce takımın başına getirilecek teknik direktöre aşılanmaya çalışılmalı ve beyni yıkanmalıdır. önüne demetle parayı atıp (kimsenin kazandığı parada gözüm yok. bizi bu ruh halinden uzaklaştırmadan şampiyon yapsın, isterse yüz milyon euro alsın. umrumda bile değil) "takımı yıldız futbolcularla donatalım, hadi bizi şampiyon yap" demekle olmaz bu işler. olsa da bize yakışan bir lezzeti olmaz.
  • 41
    galatasaray ruhu kaybolmuşsa eğer, ne messiler ne ronaldolar şu takımda oynasa bile bir şeyi değiştiremezler. galatasarayda başarılar iyi transefler yaparak olmamıştı ki. eskiden inanılmaz bir ruh vardı, farklı bir heyecan vardı, kendimizi kandırmazdık kazanırız diye, çünkü biliyorduk, galatasaray avrupanın en iyisiydi, yine kazanacaktı. kim sağ çıkabilmişti ki ali sami yenden.

    ne yazık ki şu sıralar aynı ruhu yakalamak gerekirken ne taraftarda ne futbolcularda bunu göremiyorum. avrupa olmadı, türkiye kupası olmadı, şampiyonluk zora sokuldu. eğer galatasaray ruhu yoksa bir farkımız da yoktur. farkı yaratan galatasaray ruhudur. ne olur armaya yakışanı yapalım artık. galatasaray ruhunu galatasaray yaşatır.
  • 47
    galatasaray ruhunun arandığı doğrudur, ama bazılarının aradığı yer yanlıştır.* sen bu ruhu, 1-2 bilemedin 3 senedir bu takımda oynayan bir futbolcuda, hele hele yabancı bir futbolcuda arayamazsın, arasan bile bulamazsın. istediğin kadar ruh seansı yaptır, bir faydası olmaz. takım çok iyi oynadığı zaman o ruhu yakalamış değildir, sadece takım iyi futbol oynamıştır, iyi arkadaşlık vardır, dostluk varıdr. ama galatasaray ruhu bambaşka bir şey..

    bu ruhu, alt yapıdan gelen veya bu kulübe çok büyük emek harcamış futbolcularda arayacaksın. arda'da arayacaksın bu ruhu, ayhan'da, sabri'de... bizim kadroya bakıyorum da; servet mesela. dolaylı olarak fenerbahçe'den gelmiş ve sadece 2-3 senedir galatasaray'da top koşturuyor. ne kadar ruh olabilir ki? savaşçıdır, aslan gibi mücadele eder ama ruh... ruh bambaşka bir şey... aynı şekilde hakan balta, caner vs... galatasaray için hepsi terinin son damlasına kadar savaşabilir*, ama ruh dediğimiz başka bir şey.. ruh nasıl bir şeydir biliyor musunuz? bülent korkmaz'da, hakan şükür'de, hagi'de, hasan şaş'da* olandır ruh. öyle her gelen geçen sahip olamaz bu ruha. lincoln'e bile o ruh layık görülmüştü zamanında, gördük o ruhlu futbolcuyu! şimdi neill'e bakıyorum da, gelecekte o ruhu kapabilecek potansiyel var. ama henüz çok çok erkendir o ruha sahip olması için. takıma o ruhu kazandıracak oyuncu değildir neill. takıma o ruhu kazandıracak oyuncular, sabri, arda, emre aşık gibi oyunculardır. ama sanırım onlar da aşılayamıyorlar bu ruhu. bundan sonra geri gelir mi o ruh, pek sanmıyorum. umarım ben yanılırım. hakan şükür, hasan şaş gibi mücadele eden, savaşan futbolcular gelirse, işte o zaman gelir özlenen ruh..
  • 48
    takımda 2 3 yabancı dışında, hadi onlar yabancı deyip geçebiliriz, bir tane bile türk futbolcumuzun yürekten oynamaması "nerede bu galatasaray ruhu" sorusunu akıllara getirir. savaşmayan bir ortasaha, neill hariç, yine bir yabancı, kendine güwenmeyen bir defans we ilerde zaten keita santos jo baros jo yine yabancı. bana oynayan bir türk gösterin şu takımda allah aşkına!

    2007-2008 de ilk 11imiz türklerden oluşuyordu ruh vardı, "galatasaray ruhu"

    peki şuan içinde bulunduğumuz ruh hali nedir ha??