• 41326
    osimhenli ve osimhensiz olarak ikiye ayrılmalı. osimhen yaptığı baskı ve presle rakibi yorup top bizdeyken de iki stoperi üstüne çekip arkadaşlarına alan açıyordu. o olmadığı zaman rakibin baskısı diğer oyuncuların üzerine dağılıyor ve oyuncularımız osimhen varken buldukları alanları bulamıyorlar.

    dün maçta barış’ı ileride koşturmak yerine orta sahayı kalabalık tutup skoru korumaya çalışsaydık rakibi daha fazla öne çekip alan bulabilirdik.

    takımın, osimhensiz oyununu mutlaka geliştirmesi gerekiyor. geçen sene icardi oynadığında yerden yere vuruluyordu ama sorunun tam olarak icardi’de olmadığı anlaşılmıştır artık. aynısı muslera için de söyleniyordu: “ilk pozisyon/şut gol oluyor.” sorunun sadece muslera’da olmadığını anlamışızdır umarım. takım savunmamızda problem var.

    bu iki konuda gelişim göstermeden avrupa’da işimiz zor.

    (bkz: 9 eylül 2026 sporting lizbon galatasaray maçı)
  • 41327
    bu takımın en büyük sorunu hücumda keskinlik. bu yıllardır da böyle. mesela dünkü maçta * catamo'nun attığı ilk golden çok çok daha net pozisyonları gabriel sara, leroy sane veya barış alper yılmaz değerlendiremediler. sara'nın sağ ayağıyla kaleciye yuvarladığı top lizbon orta sahası doumbia'ya gelseydi sol köşeye net bir vuruşla golü yapmıştı. sane'nin rakibini de ekarte edip üstten auta yolladığı top catamo'ya gelseydi uğurcan'ın sağından yerden golü yapmıştı. barış alper'in yine saçma bir kafa şata denemesiyle dışarı gönderdiği top luis suarez'e gelseydi yarım voleyle golü bulmuştu.

    hayır olmazdı diyebilir musunuz? yaklaşır 4 sezondur, yani okan buruk dönemi başladığından beri izlediğimiz bütün avrupa maçlarında rakipler bitiricilikte bizden çok daha net ve keskinler. bu da, oyun olarak çok üstün olduğumuz maçları bile kaybetmemize yol açıyor. halbuki en az rakip kadar bitiriciliğimiz iyi olsa zaten maçlar ilk yarıdan kopacak.

    burada okan buruk'a suç bulmak mümkün değil, çünkü çoğu maçta rakibi ekarte edecek taktiği veriyor ama artık fazla efordan mıdır, stresten mi taraftar baskısından mıdır bilinmez, oyuncularımız çok basit pozisyonları gol yapmayı beceremiyor.
  • 41328
    (bkz: 9 eylül 2026 sporting lizbon galatasaray maçı)

    osimhen, lemina ve singo. bu üç oyuncu avrupa maçları için çok önemli. en büyük nedeni de sert oyunda sinmiyorlar.

    öyle bir şans ki dünkü maçta üçü de yoktu. lucas çok koşturdu. davinson diri kalmaya çalıştı. savunmanın sol tarafı ve ileri üçlü çok oyuna giremedi.

    ocak transfer döneminde özellikle sane ve jakobs üzerinde bir değişim yaşandığı takdirde ileriye bir adım atılacaktır.
  • 41329
    nazik ponçiklerden oluşturulan takım. ya adam batrakov'un erkekliğine kast ediyor 1 kişi de yangın yapmıyor sahada. o hakemi var'a zorla götürtmen lazım. darbeyi aldın ya abartacaksın, sağa sola kendini atacaksın, bağır bağır bağıracaksın. darbenin şiddetinin önemi yok orada. taban ile çüke basma var. net kırmızı kart. ancak bizim ponçikler hakeme itiraz etmek yerine kulübeye dönüp kart işareti yapıyor. hakeme şiddetli itiraz her nerede olursa olsun işe yarar. 1 yaramaz, 2 yaramaz, ama üçüncü de ne oluyor derler. uzun yıllardır kaptanlık sıkıntısı da yaşadığımızı düşünüyorum. kaleciden kaptan olmaz, ufak küçümen sessiz adamdan kaptan olmaz. lider özellikli çığırtkan adama kaptanlık vermek zorundasın.
    biz kaptanlığı gönlü hoş olsun diye veriyoruz.
    (bkz: 9 eylül 2026 sporting lizbon galatasaray maçı)
  • 41330
    çok karamsar olmaya gerek yok.

    dün ilk yarı güzel top oynadık. ikinci yarı yorulunca oyundan düştük ki lemina ve osi olsa kenardan gelen oyuncular daha nitelikli olabilir ve fiziksel düşüşü oyuncu değişiklikleriyle karşılayabilirdik. ayrıca hakem o yalandan penaltıyı vermese, kırmızı kartı atlamasa yine ne olacağı belli değildi puan veya puanlar alabilirdik.

    takıma dair umudum var benim. yönetim iyi bir sol stoper ve 6 numara almalıydı ama şu halimizle bile ligde kafaya oynar ve inşallah şampiyon olabiliriz.

    şampiyonlar ligi bambaşka seviye, hem güçlü olucaksın hem kısmetli. sol stoper ve 6 numara eksiğinden dolayı o seviye için yeterince güçlü değiliz. kısmet tarafında ise malum zor kura çektik. dolayısıyla ben kendi adıma bu sene lig şampiyonluğuna elzem, şampiyonlar ligi son 16’ya ise bonus diye bakıyorum.
  • 41333
    takımın yaş ortalaması 27 civarıydı. bu yaş ortalamasıyla maç ortasında yaşadığı kırılganlık ve kontak kapatma muhabbetini ben anlamlandıramıyorum. 4 senelik omurga ve takımdaşlıktan bahsediyoruz ama ortada sandığımız gibi bir takım yok sanırım. herkes kendi telinden çalıp oynuyor. batrakov pozisyonuna tepkisizlik ve sert oyunda geri adım atmamız bunu destekler nitelikte.
  • 41334
    platon'un devlet isimli eseri üzerinden okunması gereken takım.

    platon'un devlet isimli eserinde diyaloglar halinde çok güzel bir şekilde ütopik ve ideal devlet nasıl olmalı tartışılır. bazı fikirler çok güzeldir, bazıları korkunç gelir çünkü ne kadar dönem özelinde değerlendirmeye çalışsak da bu konuda tam anlamıyla becerikli olamayız. ölçülülükten, liyakatten, beceriklinin becerikli olduğu alanda olması gerektiğinden bahsedilir ancak bunlar başka bir şeyin konusu.

    bizler de burada aslında galatasaray futbol takımı şöyle olmalı, böyle olmalıyı tartışıyoruz. ideal bir "devlet"te ön hatta bekleneni veremediği düşünülen sane gönderilebilirdi. barış-yunus-leao üçlüsüne sallai'nin de katılabileceği düşünülüyorsa bir jadon sancho kumarı oynanabilirdi. yine ideal bir devlette, komşu ve rakip devletlerin durumları ve dünya düzeni analiz edilip, orta sahanın gücü öncelenebilirdi. ideal devletin orta sahasında torreira, sara, yves bissouma, arthur avom olabilir, devletin atıl hale gelen parçaları gönderilebilirdi. isimlere çok takılmaya gerek yok, bissouma'nın riskini almak yerine benzer profile gidilebilirdi.

    açın galatasaray futbol takımı başlığını geçtiğimiz haziran ayından itibaren okuyun. devlet'teki gibi diyaloglarla tartışıyoruz.

    açın devlet'i okuyun. ideal devlet üzerine gerçekten hoş bir diyalog silsilesi.

    devlet'e bakın nereye gelmiş, devlet'e bakın hangi mevkiler eksik.

    bir yerden sonra da bazı şeyleri kabullenmek gerek. bazı şeyler olmayacak. olmuyor. olmadı.
  • 41335
    45-60 arası takımın kontak kapatmasının bir nedeni var. çok yüksek eforlu pres yapıyoruz. ve bu presi de orta sahada torreira, sara ve batrakov gibi fiziksel gücü ve dayanıklılığı düşük 3 orta saha ile yapıyoruz. eğer 45-60'a yakın skor üstünlüğünü hatta en az 2 farkla alamazsak orta saha düşüyor. orta saha düşünce takım çöküyor. bu tam saha presi biraz daha azaltmamız, 2.bölgede rakibi karşılamaya başlamamız lazım.
  • 41336
    rakip oyuncu yere yatıyor hakem faul verecek mi diye duraksıyorlar.

    batrakov karnına tekme yiyor, net kırmızı kart izliyorlar.

    şu işe bi çözüm bulunsun artık. hakem ne derse diye ağzının içine bakmak yerine aksiyon alın. batrakov'un yanına koş, altimira'nın üstüne yürü, bi gerginlik yarat ki var hakemini de baskı altına al. altimira kırmızı gelecek diye bekliyor gidin bi iteleyin bari.

    o kadar emek veriyorlar saha içinde haklarını savunmuyorlar.

    (bkz: 9 eylül 2026 sporting lizbon galatasaray maçı)
  • 41337
    başarının en büyük ortağı, yalnızlıktır. ve maalesef takımımız da 4. senenin sonunda bu yalnızlık ile mücadele etmek zorunda kalmıştır.

    şimdi bunu da yanlış anlayıp salıncaktan inmeyenlere, anadolu takımlarının saçma sapan bize bilenmesine falan bağlayanlar olacak mutlaka, olmasın. bahsettiğim yalnızlık o değil, aksine ben o tarz bir yalnızlıktan bu takım adına ancak memnun olabilirim. takım türkiye liginde yalnız olmalı ki bizim vizyon olarak takibimizi bu topraklarda aramaya çalışmasın kimse.

    benim bahsettiğim yalnızlık başka. öncelikle yönetiminden, sonra üyesinden, daha sonra taraftarından, en sonunda zaten az olup başarı yüzünden rating kaybeden medyasından gelen yalnızlığı konuşacağız. ve konuşmak zorundayız.

    bu yazı er meydanı. iğne de çuvaldız da şiş de hepimize girecek, şimdiden hazırlıklı olun. hazır hissetmeyen okumasın, boşluğa doğru devam etsin.

    1 - yönetimin oluşturduğu yalnızlık

    galatasaray futbol takımının bir kabuğu var. zaman zaman bu kabuğu esnetiyoruz, kırmanın ucuna kadar geliyoruz, tam "kırdık" diyoruz ama bir türlü kırılmıyor.

    96-2000 arası döneminde de kırmaya çok yaklaştık, kırılmadı. o dönem hadi buna "ekonomik sıkıntılar" dedik, sineye çektik ve hayalleri başka bahara bıraktık hepimiz.

    23-26 arası dönemde ise "kırdık" dedik, daha kırmamıştık. eksiklerimiz vardı, değişmesi gerekenler vardı, yapılması gerekenler vardı. yapılmadı. işte bunların yapılmamasının nedeni bence "yönetimsel yalnızlık" kategorisinde.

    yani takımı yalnız, eksik bırakan yönetimde. hakkını savunamayan, sesini çıkaramayan, gerekeni yapamayan ama sıra poz vermeye geldiğinde en önde olan yöneticilerde. bunun içerisine kimi sokarsanız sokun, zaten biliyoruz işte. dursun aydın özbek, abdullah kavukçu, geçmiş dönemde ibrahim hatipoğlu , eray yazgan vs. kim varsa hepsini yazabilirsiniz içerisine.

    bu 4 yıllık dönemin sonunda bu takımın yapılması gerekenlerini yapmayıp, takımı yalnız bırakanlar elbette birinci sırayı alacak. doğru hamleleri yapmayanlar, taraftarı ve hatta teknik ekibi kandıranlar, transferi bitiremeyenler... en büyük yalnızlığı yaşatanlar bunlar.

    2 - üyelerin oluşturduğu yalnızlık

    koskoca galatasaray değil 4 yıl üst üste şampiyon olmak 44 yıl üst üste şampiyon da olsa (inşallah bir gün) başkanlık seçimine tek başına sokulamaz. imkansız yani.

    döndük, bugün bu üye arkadaşların neredeyse tamamı bu 4 yıllık vizyonu en başta oluşturan, geliştiren, kurduğu hayalin peşinden koşan en önemli ismi * her divanda "seçilmiş değil atanmış" diye diye küstüren, uzaklaştıran ve sonunda galatasaray'ı daha vasat, daha yetersiz, daha beceriksiz insanların eline bırakmışlardır. buna ses çıkarmayan, bu vizyonu ortaya koyarak galatasaray'ın kabuğunu kırmasına bir kez daha olanak sağlayan yöneticiyi yalnız bırakan herkes aslında onun nezdinde galatasaray'ı yalnız bırakmıştır.

    bugün divan kurullarına katılmayan divan üyeleri, genel kurullara katılmayan üyeler, aidatını ödemeyi seçim dönemlerine bırakıp da "sana oy veririz ama benim şu aidat borçlarını öde" diyerek oyunu galatasaray uğruna değil adadaki çay uğruna satan üyeler, şu anda içinde bulunduğumuz yalınızlığın en büyük 2. öznesi olmuşlardır.

    3 - taraftarın oluşturduğu yalnızlık

    aslında burası çok büyük, ama burayı bir sonraki başlıksız değerlendirmek eksik kalacak. çünkü üzgünüm sevgili taraftar kardeşim; ama sizler, bizler, hepimiz, tamamımız öyle saçma sapan insanlara öyle saçma sapan okunmalar, izletmeler kazandırdık ki bunca zamandır...

    ve onların sözüne inanıp takımını, hocasını yalnız bırakan sen. yaa, dedim işte iğne de çuvaldız da şiş de burada. hepimize girecek.

    4 sene üst üste şampiyon olmuş, şampiyonlar liginde geçen sezon son 16'yı görmüş, rakiplerini 4 yıldır ağlatmaktan ne yapacaklarını şaşırır hale getirmiş hocanı yalnız bırakıyorsun.

    bak eksik başkadır, bu eksiği görüp eleştirmek başkadır ama yalnız bırakmak bambaşkadır. özellikle bekledim 1 tam gün geçsin üzerinden diye bu yazıyı yazmadan, kim ne diyor hangi taraftar ne düşünüyor diye...

    ama sen kardeşim, o fenomen yaptığın futboldan herhangi bir çay tabağı kadar anlayıp anlamadığı belli olmayan adama güvenip, inanıp hocanı yalnız bıraktın. yine. hem de fahiş hakem hataları ile elinden alınmış bir maç sonrası. maç elimizden alınmasa da değişecek bir şey yok ya, neyse... kazandığımız maç sonrası girdiğin ilk başlığın yine "okan buruk" olduğunu, o başlığa girip istifa yazdığını da biliyorum ben.

    gazeteciler, yorumcular, youtuber'lar, fenomenler...

    bunlar mı bir takıma yön verecek, hedef çizecek? yapmayın allah aşkına. lavuğun birisi (yaşına da hürmetim yok artık, bir kere bile izlemediğim bir lavuk sadece) kampanya başlatıyormuş okan buruk gitsin diye, bak ya. vay anasını, nerelere geldik...

    öbür lavuk (x'te fenomen olan bi tane var her neyse adını bile bilmiyorum) o da ayrı kampanya başlatıyormuş yine hoca gitsin diye.

    gitsin dedikleri hoca da 4 senedir ligin içinden geçmemiş gibi ha. *

    utanma ya, şurada iki taraftar karşılıklı dertleşiyoruz güzel kardeşim. bu lavukları sen başımıza çıkarmadın mı? sen takip etmedin mi? sen videolarını izleyip, yorumlar yapmadın mı?

    kim bu lavuklar? ne kadar biliyorlar bu futbol dediğimiz oyunu? izlerken sen bunlar kadar bilmiyor musun da bunlara ihtiyacın var? ama bunlara kanıp hocanı, takımını yalnız bırakıyorsun ve bunda da yanlış görmüyorsun.

    hocanı eleştir. yanlış yaptığında yanlışını söyle. gerekirse bağır çağır isyan et. ama günün sonunda ortada bir başarı varsa, bu başarı bu hoca ile 4 senedir geliyorsa ve sen buna rağmen 4 senedir de bu lavuklara inanıp "istifa" diyorsan bi dön bak geçmişe, nerelerden geldik buralara.

    bu her hoca için geçerli. fatih terim'i de eleştirdik, roberto mancini'yi de eleştirdik, mircea lucescu'yu da eleştirdik, yahu efsanemiz hagi teknik direktör oldu biz onu da eleştirdik. ama başarılı olduğu sürece, bizi hedefe götürebildiği sürece, eleştiri doğru ama yalnız bırakmak yanlıştır.

    4 - medyanın oluşturduğu yalnızlık

    bu medya öyle bir şey ki (klasiği de sosyali de) en absürd şeyi söyleyen hep en çok rating'i alır biliyor musunuz? hatta bugünlerde çoğu kişinin galatasaray'lılığı yüzünden takip ettiği (filmlerinden falan olduğunu sanmıyorum) şahan gökbakar'ın eskilerde "dikkat şahan çıkabilir" programında bi skeç vardı öyle kenarda rating sayacı duran bi program, rating düştüğünde saçma sapan anlamsız bağırmaya başlayan bir sunucu vardı, bağırıp rating'i arttırır sonra devam ederdi. bir daha düşünce yine bağırırdı. hatırlayanlar olacaktır o skeci.

    ben medyayı (özellikle son dönemdeki sosyal medyanın etkisi ile oluşan bilgi kirliliği nedeniyle) bu kadar güzel tasvir eden bir program - skeç falan istesem bulamazdım başka.

    bu medyadaki lavuklar (biraz önce örnek verdiğim ikili de geçerli, hepsi de geçerli) öyle insanlar ki birisini takip etmeye başlamak adeta vücuduna bir sülüğün yapışması gibi. takip edip onun fikirlerini dinleyip, onun fikirlerini kendi fikrin zannederek hareket etmek emin olun medyanın en temel amacı.

    siz takip ettikçe o sülük büyür, emdikçe emer sizi. farkında olmazsınız. siz takip ettikçe, izledikçe, dinledikçe, rating verdikçe o sülük o kadar büyür ki ondan başka bir şey takip edemezsiniz.

    transfer haberciliğinden gideyim, anlamanız kolay olur. fabrizio romano kimdi abi "here we go" akımı başlamadan önce? 2-3 tutan haberi olmuş sıradan bir gazeteci. bugün o fabrizio dediğiniz adam dünyanın en büyük menajerleri ile birlikte çalışıp kulüpleri birbirine düşürüp o menajerin en yüksek parayı almasını sağlıyor. daily mail'de kendisi ile ilgili inanılmaz bir makale var mesela, norveç'teki kulüplere ve menajerlere oyuncularını pazarlamalarına yardımcı oluyor bu arkadaş aynı zamanda.

    işte o sülük 2-3 transfer haberi ile, bi de söylemle (here we go) büyüdü, büyüdü, büyüdü bugün geldiğimiz noktada galatasaray'a rodrigo mora'yı çaktı çakıyordu.

    dön bize, bize dediğim ülkeye yani. bunun aynısını kim yapıyor mesela bi düşün bakalım? o sülüğü kim öyle büyüttü?

    yaaa...

    işte sizin büyüttüğünüz o sülükler bugün galatasaray aman kabuğunu kırmasın diye oyunu oynuyor, siz de kapılmışsınız onların sözlerini kendi sözleriniz gibi benimsemeniz bu yalnızlıkla o kabuğun kırılmasını engelliyor.

    bizim yapacağımız tek bir şey var: kabuğu tüm gücümüzle çekmeye devam etmek. ama bugün kırılır, ama yarın kırılır, ama 10 yıl sonra kırılır ama elbet o kabuk kırılır.

    kabuğu kıracağız diye körü körüne savunma, yine eleştirini yap. bak ben dün kadroyu görünce jakobs kararını eleştiren ilk entry'yi girdim ama sonucunda haksız çıktım. çıkabilirsin de.

    gir bak profilime, en ofsayt entry'lerde iki entry'm okan buruk hakkında ve gelmeden önce. ama adam geldi, başarıyı getirdi. başarı gelmişken yalnız bırakmak yanlış. eleştireceğiz. hatta eleştirmekten biz yorulana, onlar duymaktan sıkana bıkana kadar eleştireceğiz. ama kendi fikirlerimizle. sağdan soldan bu kabuk kırılmasın diye isteyen; bizi bu topraklara hapsetmeye, bu topraklarda bize rekabet üretmeye çalışan ve sadece kendi rating'ini ya da ajandasını düşünenler öyle istediği için değil.

    kendi fikrimizle, görüşümüzle, bilgimizle yapılan her eleştiri başımızın üstüne. ama bu eleştiri olmalıyken yalnız bırakmak olmaz.

    ama ben bu kadar yazdım, sen bunu okuduktan sonra gidip yine youtuber izleyeceksin. neyse, ben de yazmış olayım da belki aklının bi kenarında da ben kalırım ne diyeyim kardeşim...

    dolmuşum ya la. *
  • 41340
    4 eylül 2026 başakşehir galatasaray maçından sonra 9 eylül 2026 sporting lizbon galatasaray maçında oyunun nereye gidebileceğini gösterdi.
    batrakov'un gelişi, leao'nun da takıma katılmasından sonra hücumda çok kuvvetli bir takıma dönüşeceğiz.
    bu iki maçta batrakov'un oyuna kattığı akışkanlığın umarım herkes farkındadır.
    tabii diğer yandan oynadığımız iki maçta defolarımız da ortaya çıktı.
    özellikle sporting maçında devre bittiğinde oyuna müdahale etmek gerekiyordu.
    çünkü o tempo ile maçı sürdürmek imkansızdı ve bir yerden sonra patlayacaktık.
    şimdi oynadığımız iki maç bize gösterdi ki, bu maça başlayan orta saha kurgusuyla çok atar ama çok da yeriz.
    burada yapılması gereken eğer skor lehimizeyse, maça ve oynadığımız takıma göre sara&torreira'yı çıkarıp oyuna lesley&lemina ikilisini atmalıyız. özellikle lemina diri kalmalı ve maçların ikinci yarılarında taze güç olarak oyuna girmelidir.
    lesley'i kenara atma lüksümüz yok. opsiyon filan düşünülmeden yeterince şans vermeliyiz.
    yine aynı şekilde mesela yunus sağ kanatta oynuyorsa, yerini barış ile değiştirmeliyiz.
    ben takımın bu iki maçta göstermiş olduğu performanstan memnunum.
    eksiklerimizi de gösteren ders niteliğinde maçlar oynadık.
    ve artık transfer dönemini geride bırakmalıyız.
    evet daha iyisi olabilirdi belki ama mevcut kadromuz da gayet yeterlidir.
    sadece daha fazla oyuncuyu denklemin içine sokmalıyız.
    bu da cesaretle oynatarak olur.
  • 41341
    yedek oyuncularımızdan özellikle de lesley gibi gençlerden faydalanmazsa çok ciddi sıkıntı yaşayacak takımımız. haddinden çok daha fazla sakatlığa meyilli oyuncusu var. ve bunlar kilit noktalardalar: santrfor-def orta saha ve stoper - yedeksiz sağ bek.
    hadi sağ beke yapacak bir şey yok ama osi yokken asıl mevkisi santrfor olan deniz ve orta saha leminasız oynarken lesley ve nhaga rotasyonunu kullanmak şartoğlu şart.
  • 41344
    batrakov'un dahil olması ile birlikte artık ne oynadığını daha iyi bilen bir ekibe dönüşmüştür.

    leao oynamak isterse durdurulması çok ama çok zor bir takım oluruz. sane denilen sefa bilmem neyinden bekledik, bekliyoruz ama olmuyor. bir de o katkı verirse avrupa'da da iyi yerlere geliriz.

    fizik olarak kuvvetliyiz, kondisyon iyi. barış sezona henüz başlamadı bir de o toparlanırsa kulubemiz de güçlenecek. singo azmanı zırt pırt sakatlanmazsa hücum gücümüz ve fizik şiddetimiz yükselecek.

    şu an için beğeniyorum, umutluyum. geçen sezondan daha iyiyiz.
  • 41345
    2025-2026 süper lig sezonunun 4. haftası sonunda sofascore verilerine göre maç başına 9.0 ile top çalma metriğinde 18. sırada olan, maç başına pas arası metriğinde ise 7.0 ile 18.liği 3 anadolu takımıyla paylaşan futbol takımı.

    eğer istatistikler doğruysa rakipler topu oyun alanı dışına atmadan ya da ağlarımıza göndermeden top kazanamıyoruz. topla oynama oranı en yüksek takım olmamız da top genelde bizde olduğu için veriyi negatif yönde etkilemiş olabilir.
  • 41349
    coşku eksikliği olan takım. oyuncular eskisi gibi birlikte oynamaktan keyif almıyor ve kazanmak için yeterince hırslı değiller. bundan dolayı da galatasaray’dan çok osimhensporuz ve maçları çok zor kazanıyoruz. tabii bence en büyük etken başarıya doymuş çok oyuncumuz var ve vakitlice kan değişikliğini yapamadık.
    takım coşkulu ve heyecan verici bir futbol seyrettiremediği için taraftar da maçın içine çok giremiyor. stadda rakiplere baskıdan çok endişe hakim.
    bana göre okan hocanın ilk yapması gereken şey doymuş ve mıymıntı topçuları yedeğe çekip, başarıya aç ve kendini göstermeye çalışan futbolculara daha çok süre vermek.
    4 senelik dominasyonun ilk 2 sezonundaki keyfi ve coşkuyu geri getirmek zorundayız.
  • 41350
    atağın yönünü değiştirirken ve özellikle ceza sahası civarında kapanan takımları açmak için hızlı olmalısınız. bizim takım hızı, topu ileri hızlı göndermek olarak algılıyor. hayır, kısa toplarla da çok hızlı olabilirsin. atağın yönünü değiştirirken daha top ayağına gelmeden akının ne yöne gideceğini kestirip aksiyon alabilirsin. ya da kapanan rakibi ceza yayı çevresinde hızlı toplarla açabilirsin. büyük takımlar bunu yapıyor. biz yapmıyoruz. tek hücum opsiyonumuz kanat akınları. kısa, hızlı ayağa paslar. bu işleri daha çok yapmalıyız. yapabilecek yetenekli oyuncumuz var.
App Store'dan indirin Google Play'den alın