• 11
    askların en büyügüdür. karsılıksız sevgidir karsılıklı sevgidir aslında biz karsılık bekleyerek severiz ama o bizi hic karsılıksız sever. biz kupalar isteriz, galibiyet isteriz, basarı isteriz, transfer isteriz, yeni stad isteriz, yagmurda ıslanmamak isterizi bilet fiyatları ucuz olsun isterizi her macı kazanalım isterizi kaybedince kızarız, üstüne yürürüz askımızın, bazen siddet uygularız ona kötü davranırız. ama o öyle midir? her zeman anne sefkatinde oradadır. neredeydin sen bakayım? demez, yanındaki kim bakayım? demez, beni aldatıyor musun yoksa? demez, beni eskisi kadar sevmiyorsun? demez, hep oradadır hic sual sormaz ne zaman gidersen git seni kucaklar ve bagrına basar. sana hesap sormaz neden aramaz sadece sever. bizim sevgimiz karsılıklıdır ya onun?
  • 15
    tarif edilemez lakin şu yazıyla ucundan yakalanabilir;

    ulan galatasaray!
    biz öööle kendi hayatımızı efendi gibi yaşamaya çalışırken
    ne biliyim...
    sağa sola salça olmadan...

    belki en büyük keyfimiz...
    günesin allahına kadar vurdugu
    altın sarısı biramızı yudumlarken...
    birbirimize ask acılarımızı,
    ''pardon! gözüme toz kaçtı!'' hissiyatı içinde fısıldarken...

    bacağımıza sürünüp duran bir kediyi okşarken,
    ''ooluum bu kedi hayvanı var ya,
    tekamül zincirinin en son halkasi lan"
    "buda'dan bile daha bilge lan bu hayvan!''
    seklinde naif muhabbetlerimizi yaparken...

    kanımızı dökerek kurduğumuz ayyaş cumhuriyetin
    en aşşağılık başkentleri aksaray meyhanelerinde
    ileri karakolları olan parklarda...
    gökte sadece sahici bi dolunay...
    elimizde güsel marmara...
    şehrin götünde pireler uçusurken
    ve biz terkedilen bir sevgili nasil üşürse...
    işte öyle üşürken...
    ve daha onyedi...
    onyedi...
    on yedi iken aşk konuşulur di mi...
    hayir
    biz senin adını fısıldıyorduk galatasaray
    bunu hiç bilmeyeceksin!

    gecenin çükünde her türk babası gibi
    ayyaş bi babanın sızmasını bekledikten sonra
    yine boynumuzda sarı-kırmızı kaşkollar
    yine aynı dolunayın altında buluşup
    bağrında gecelemek için sana koşarken
    içtigimiz o güsel marmaranın bile
    adın kadar içimizi ısıtamadığını
    hiç bilmeyeceksin galatasaray!

    1980'ler...
    sokağa çıkma yasakları...
    daha on yedi... on yedi... on yedi... bile degilken
    geceleri boynumuzda sarı kırmızı kaşkollar...
    elimizde sarı kırmızı pankartlar...
    bir militan gibi toplum polislerinden kaçarken...
    ve bütün yaşıtlarımız...
    geceleri... gayrimeşru bu şehrin
    gayrimeşru duvarlarına
    kahrolsun faşizm yazarken
    biz geceleri aynı duvarlara...
    en büyük cimbom yazdık
    ve bütün yaşıtlarımız
    gündüzleri mütemadiyen fenerli iken
    biz aleme inat seni sevdik
    komik olan şuydu
    tarihinin en zavallı dönemiymis meğer
    hiç şampiyon olamazdın o zamanlar
    biz de zaten farkında degildik...
    hep güsel marmaraydık çünkü
    daha on yedi.. on yedi.. on yedi bile diildik...
    neden gaassaray? diyenlere...
    because, güsel marmarayla güsel gidiyor! derdik...
    ki bunu hiç bilmezsin...

    daha onyedi onyedi onyedi bile diildim diyom...
    alooooooo?

    ulan gaassaray!
    söyleyecek o kadar çok şeyim var ki sana!
    ulan!
    anlatacak o kadar çok hikayem var ki gaassaray!
    anam avradım olsun hiç bilemeyeceksin!
    bu kediler var ya... çok enteresan hayvanlar abi.....
  • 17
    üç ya da dört civarı yaşlardaydım. her pazar sabahı olduğu gibi babamın elini sım sıkı tutmuş evden dışarı adım atıyordum. yaşadığım en güzel duygulardan biriydi her hafta sonu pazar sabahı kahvaltısından sonraki saatler...

    dışarıdaki güneş, gürültü, semtimizin ağabeyleri, bakkal aziz amca, komsumuz serpil teyze yine olabildiğince sıcak kanlı, neşeli.
    bunu hissedebiliyor işte küçücük çocuklar.

    evimizin önünden geçen kocaman bir yol boyunca bizi görenler ayaküstü babamla konuşuyor, beni kucaklarına alıp yanaklarımı sıkıveriyor, bazen de ıslak ıslak öpüyordu. sonra yine devam ediyorduk baba oğul el ele.
    ben kendi adımlarımı kocaman baba'ma uydurmaya çalışırken sendeliyordum arada bir. düşsem, diz kapaklarım kanasa umurumda değil. zaten günlerdir bu günü bekliyorum dışarı çıkmak için. içim kıpır kıpır.

    yine aynı gündü ve ben ilk defa bilinçli bir şekilde galatasaray dedim. ilk dediğim gün o gündü.
    hep zorlarım kendimi geçmişe en uzağa gitmeye çalısırım. ve bunu yaparken sorgularım ne oldu, ne yaptım? ne yaşadım? diyerek...

    gidebildiğim en eski gündü işte. o gün galatasaraylıyım dedim.
    bir abi gelmişti babamın yanına. sonra da benimle konusurken ''hangi takımlısın?'' diye sormustu.
    hiçbir baskı, zorlama, babamın araya girip müdahale etmesi söz konusu değildi... ki zaten beni bu konuda hiç sınırlamamıştı.

    ''galatasaray zikredildiği zaman benim hatırlayabildiğim en eski anım bu idi.
    pazar sabahı ve daha evin ilk çocuğuyum, annem ve babam birlikteliklerinin daha çok başlarında.''

    hiçbir zaman babam tarafından; oğlum galatasaraylı olduğunu söyle sana forma alacağım, sana oyuncaklar, çikolatalar getiririm gibi cümleler işitmedim.

    sadece anlatırdı. ben merakla takip eder, bilmesem de sorardım. o da anlatırdı.

    metin oktay'dan(rahmetle anıyoruz) bahseder, sonra daha fazla günümüze gelir johan cruijff'dan konu açar, döner çingene engin'i anlatır, yamuk ayak tuncay'dan anılar aktarır, baba gündüz'ü hatırlatırdı...

    1974 dünya kupasını onun sayesinde yaşadım, ezberledim.
    1 numarası ile sepp maier, 2 numara berti vogts, 3 numaralı paul breitner.
    gerd müller, uli hoeneß, günter netzer ve birçok yıldız o sene kendi evlerinde kaldırmış o kupa'yı.

    galatasaray zikredildiğinde hep böyle güzel anılar gelir aklıma. elde edilmiş başarılardan çok
    ailem, futbol adına yapılan güzel söyleşiler, muhabbetlerimiz, sevdiklerim...
    daha sonra görüp göreceğim şampiyonluklar, kupalar ve başarılar geldiği zaman hep geçmiştekilerle yine ve yeniden yaşarım.

    şimdi sorsalar mesela galatasaray ne ifade edebilir senin için ?
    belki geçmişim, belki de pazar sabahı babamla çıktığımız minik yürüyüş derim.
    annem, kardeşim, birlikte izlediğimiz maçlar diye de eklerim.

    peki diğerleri ne derler?

    elimden geldiğince biçimli ve düzenli bir şekilde toplamaya çalıştım. yazar arkadaslarımıza sordum ve güzel cevaplar aldım.
    onların da söyledikleri ve düşündüklerini katarak güzel bir harmanlama ortaya çıksın istedim.

    -buyrun soralım teker teker.

    evet sevgili lari, galatasaray denildiği zaman neler hissediyorsun ?

    lari:

    -'' son zamanlarda sevdiğimi sandığım bir sürü şeyi aslında o kadar da fazla
    sevmediğimi anlamamı sağladı galatasaray. insan koşulsuz, karşılık beklemeden
    bir ailesini, bir de vatanını sever heralde. ben bunların üstüne bir de galatasarayı
    böyle severim. kendimi galatasaray'a bağlı hissediyorum ve bu duyguyu her şey
    için kolay kolay yaşamam. ama hala bu kuvvetli duyguların nasıl doğduğunu
    anlayamıyorum. sanırım o derin ve felsefik bir mesele.''

    ****

    lari'den gelen bu güzel cevap sonrası hemen tonyukuk'a döndüm ve şunu sordum;
    peki ya güzel arkadasım tonyukuk, sen galatasaray denildiği zaman neler geçirirsin içinden?

    tonyukuk:

    -''benim için ona duyduğum aşkı kimsenin anlayamayacağı olgu.
    her şey onda gizli.
    onunla güzel.
    hüznü de kederi de sevinci de sevgisi de...
    bir sevgili kadar güzel...
    bir aşk kadar cazibeli.
    bir tutku gibi vazgeçilmez.
    çünkü adı galatasaray...''

    evet böyle cevaplar sonrası insanın gözleri doluyor ve sadece düşüncelere dalıyor.

    ****

    nurky kardeşimi hemen karşıma alıyor ve bana tek cümle ile özetle diyorum.

    kendisi hemen; ''yaşama sebebim'' diyor. ve ardından ''aşk sevgi ihtiras gülmek eğlenmek her şey.'' diye de ekliyor.

    aslan kardeşim benim.

    ****

    gözlerimi hemen redsonja'ya çeviriyorum.

    ve redsonja, sen nasıl açıklayabilirsin galatasaray sevgisini ?

    redsonja:

    - ''mutluluktan ağlatan tek sevdamdır.''

    çok kısa fakat bunun yanında çok anlamlı bir cevap geliveriyor arkadasımızdan.
    daha söylencek bir şey bulamıyoruz zaten.

    ****

    daniel tozser'e hiç vakit kaybetmeden sordum. ve vakit kaybetmeden en kısa fakat en çok anlamı da içinde barındıran bir cevap aldım.

    daniel tozser;

    - '' hayat. ''

    ****

    güzel kardesimiz jose'ye de hemen sordum.

    peki ya jose, sen galatasaray'ı kendine nasıl betimleyebilirsin?

    jose:

    -'' ben sana mecburum...'' diyor. şahanesin jose.

    ****

    zaman çok önemli şuan. ve benim daha vangobbel ile konusmam lazım diyerek ona da yöneltiyorum sorumu.

    vangobbel, galatasaray'ı bana tek kelime ile özetler misin ?

    vangobbel:

    - '' cümle falan kuramam da tek kelime ile aşk diyebilirim. sonuçta aşk içerisinde tutku, asalet, heyecan, ne varsa barındırır. tek kelime yeter diye düşünüyorum.''

    muhteşem bir cevap daha geldi. yazarlarımız harika gerçekten.

    ****

    bu uzun soluklu söyleşimizde şimdiki durağımız gs.
    ona sordum. galatasaray'ı kısaca özetleyebilir misin ?

    gs:

    -''aaa çok zor bi soru. hayatımın anlamı gibi bir klişe de söylemek istemem ama
    ne desem yetmez kesinlikle .'' diyor.

    çok haklısın gs. gerçekten ne desek yetmez galatasarayımız için.

    ****

    sevimli ve nazik arkadasımız tutunulkeyf'e bütün samimiyetimle sordum.

    tutunulkeyf sen bana kısaca özetleyebilir misin bu onbir harfi ?

    tutunulkeyf:

    -''kalifiyem jurnalim, o terkedilemeyecek yegane sevgilidir.'' dedi.

    hem gülüştük hem de gerçekten öyle dedik.

    ****

    diğer bir yazar arkadasımız hagi10'a yönelttim sorumu. ''o '' aşk'ı kısaca cümlelere dökebilir misin? diye sordum.

    hagi10'un verdiği cevap çok yakışıyordu bizlere.

    hagi10:

    -''iliğime kemiğime işlemiş, anlamlandıramadığım bir sevgi, bağlılık, aşk, din, inanç, heyecan... baktım da kelimelere, yine içi boş ve yetersiz kaldılar... benim asla özetleyemeyeceğim bir "şey" bu... yaşam tarzı... ölmeden önce gözümün önüne gelecek olan film şeridinin sarı kırmızı fonda olması...''

    harikasın hagi10.
    bu cümleleri durup durup okumak lazım diye düşünüyorum. gerçekten müthiş cevaplar alıyorum arkadaslarımızdan.

    ****

    gezinirken gözüm s3th' ye takılıyor. ve hemen yanına sokulup ona da soruyorum.

    bana kısaca galatasaray aşkını özetleyebilir misin ?

    s3th:

    - ''olmadık anda bile olsa, sarı kırmızı belirdiği zaman en iyisini yapmaya çalısmaktır.'' diyor.

    kısa ve öz cevap hünerlerini sergilemede üzerlerine yok yazarlarımızın. müthişssiniz.

    ****

    insanları işlerinden alıkoymadan bilgi almak istiyorum ve yeni durağımız kendine iyi bak.

    o ise bize şöyle özetliyor;

    kendine iyi bak:

    - ''hayatın kotu doneminden cıkıs kapısıdır, geleceginin umudu, hayallerin toplamıdır. ''

    harikasın kendine iyi bak. çok güzel söyledin gerçekten.

    ****

    buradan çıkıp uadiablo'nun yanına gidiyorum ve soruyorum.
    peki ya sen nasıl özetlersin ?

    uadiablo:

    -'' bir baba, oğlunun çok zeki olduğunu bilmesine rağmen dersleri kötü olduğunda ne hissediyorsa 2008-2009 sezonunda bizlere o duyguları hissettirmiş sevdamızdır. ama neticede baba, oğlunu sevmekten bir ömür bıkıp usanır mı, asla. bizdeki sevgi de öyle birşeydir işte.''

    minnetarım size arkadaslar. hepiniz birbirinden anlamlı cevaplar veriyorsunuz.

    ****

    bugün çok şanslıyım. aynı anda lamore del calcio ve yearn karşıma çıktı.

    hemen onlara da sordum.

    sizler de bana kısaca cümleler kurarak neler hissetiğinizi anlatabilir misiniz ?

    önce yearn cevap verdi;

    yearn:

    - '' dünüm, bugünüm ve yarınım.'' dedi

    ve ardından;

    lamore del calcio;

    - ''tıpkı aşk gibi tarif edilemeyecek bir duygu. renkler mi, forma mı, arma mı, sadece ruh mu hala çözemediğim bir olgu. '' diyerek sonlandırdı.

    ****

    bu güzel arkadaşlarımızın verdikleri güzel cevapları harmanlarken, bir anda vurursa gol olur ile
    söyleşiverdik.

    ona da aynı soruyu sordum.

    vurursa gol olur derin bir nefes aldı ve tok bir ses ile ;

    - '' galatasaray umuttur, galatasaray sevinçtir, galatasaray sevdadır, galatasaray metin oktay'dır, galatasaraylılık ayrıcalıktır. '' dedi.

    harikulade.

    ****

    praisee'a da aynı soruyu soruyorum. ama tutamıyor kendisini ve bir hayli anlatıyor;

    ''galatasaray; hiçbir zaman bitmeyecek olan sevda; ne zaman, ne şekilde, nasıl oluştu böylesine bir bağ? küçük bir çocukken zordu anlam vermek, büyüdükçe çözülürdü nasıl olsa. hem belli ki babadan, anneden, abiden geçen belki de kalıtsal bir şeydi bana da.
    her şey sarı kırmızıydı etrafı algılamayı ilk başladığım zamanlarda. ama beklenen olmadı açıklanamadı, hiçbir türlü hem de.
    gittikçe derinleşti ve hissettirmeye başladı kendini iyiden iyiye. renklerin uyum adına yakalamış olduğu o müthiş başarıyı yakaladı futbolcularımız da.
    ardı ardına gelen tüm başarılar katladı kendini her anlamda...
    dört yıl üst üste şampiyonluklar, uefa kupası bir de üstüne süper kupa, bir de tam da bu yıllarda florya yollarını aşındırmak her hafta abinin idmanlarını izlemek uğruna...
    bölmek tatlı çocukluk uykularını her hafta iki defa. bölmek derken sabırsızlanmak tam anlamıyla...
    görmek o büyük takımın büyük oyuncularını dolaşırken oralarda.
    derken her şey gibi hıphızlı geçer zaman da. artık daha bilgilisindir sımsıkı tuttuğun, hayran olduğun renkler hakkında.
    vazgeçilmezler vardır, alışılmışlıklar...
    saate baktığında, en basit bir yerde bile yan yana gördüğün sarı kırmızı parçaya bakakaldığında ya da üzerinde sarı kırmızılı bir şey taşıyan hiç tanımadığın bir insan gördüğünde bile gülümsüyorsan kendinde tuhaflık arama, normal tepkilerdir onlar aynı ruhu paylaştığın tüm renkdaşlarla
    her şey bilinçsizce başladı belki de, sarı kırmızı bir hayata açıldı gözler ama bilinen tek bir gerçek var ki aynı şekilde bitecek her şey.
    daha fazla başarı, daha fazla heyecan, çok daha fazla sarı kırmızı, daha yoğun bir sevda... geçen yılların sadece büyütebildiği. ''

    alkışlar, hem de kucak dolusu alkışlar gelsin sana praisee.

    ******************************************************************************

    herkes tarafından bir şeyler söylensin istedim ve bir şekilde ulaşmaya çalıştım.
    yakaladıklarıma sorularımı yönelttim. aldığım cevaplar çok anlamlı, nazik ve tek bir ortak payda üzerine idi.

    bu konu hakkında konusamadığım, arkadaslar da oldu tabii. denk gelemedik aynı anda.
    onlar lütfen yanlış anlamasın, zira 500 küsür yazarımız var.
    ama birkaç gündür bütün herkes adına topladıklarımdı bunlar.

    son olarak;

    muhakkak her şey aynı düşünülemez, ve muhakkak farklı fikirler için konusabiliriz.
    ama bizim kesiştiğimiz tek noktamız var.

    o da; ''galatasaray.''
  • 18
    sen eğer...
    bir su olsan...okyanus...
    bir tepe olsan...everest...
    bir şehir olsan...istanbul olurdun...
    eşi benzeri bulunmayan...
    bir diken olsan...gül...
    bir çiçek olsan...orkide...
    bir ağaç olsan...çınar olurdun...
    asırlık köklere dayanan...

    sen eğer...
    bir mevsim olsan...ilkbahar...
    bir içki olsan...şarap...
    bir bağlılık olsan...tutku olurdun...
    tarifi mümkün olmayan...
    bir kum olsan...çöl...
    bir taş olsan...elmas...
    bir kumaş olsan...ipek olurdun...
    en incesinden dokunan...

    sen eğer...
    bir savaşçı olsan...samuray...
    bir camia olsan...imparatorluk...
    bir zaman olsan...sonsuzluk olurdun...
    tarihe sığmayan...
    bir kitap olsan...gerçek...
    bir yazı olsan...destan...
    bir madalyon olsan...şeref olurdun...
    göğsümüze takılan...

    sen eğer...
    bir ses olsan...tribün...
    bir öfke olsan...volkan...
    bir yıldız olsan...güneş olurdun...
    içimizi ısıtan...
    bir zehir olsan...şifa...
    bir yapı olsan...mabet...
    bir kuş olsan...zümrüt ü anka olurdun...
    kendi küllerinden doğan...

    sen eğer...
    bir karakter olsan...asil...
    bir organ olsan...yürek...
    bir sembol olsan...aslan olurdun...
    krallığı daim kalan...
    bir kelime olsan...aşk...
    iki kelime olsan...seni seviyorum...
    bir sevgi olsan...anne olurdun...
    herşeyi karşılıksız yapan...

    bunların hepsi bir araya gelince...
    adın...galatasaray oldu...
    uğruna ölünce bile...
    asla...yalnız yürümeyecek olan...

    edip gürman
  • 24
    hiç bir aşka benzemez, unutulmaz, günlerce dert keder içersinde yoğrulsanda asla şikayet edilmez usulca ağlanır. tercih konusu yapılmaz. kimseden bu aşkı anlamaları beklenmez, çünkü herkes anlamaz. sarı-kırmızıyı görünce içi kıpır kıpır olan anlar, 14 sene şampiyon olmasa da, ''seni sevmeyen ölsün'' diye haykıran anlar. kopenhag'da türk bayrağını avrupa'nın göbeğine dikmiş olan, armanın formanın kıymetini bilen anlar. hülasa; metin oktay'ın mütevaziliğini hiç bir şeye değişmeyecek olan anlar.