• 5051
    namussuz, lig tv açtiracak bana yine!!!

    gomis, belhanda derken, yarin öbürgün maicon da açiklanacak gibi duruyor. orta sahaya da ayagi düzgün box to box oynayan bir ön libero aldik mi sanrim bu yil maçlari periscope'dan degil, evdeki dev ekran perde'den izlerim.

    lg pf1000u marka bir projektörüm var. çocuklar negatif etkilenmesin diye evimizde televizyon yok ve haftada 1 dev ekrandan çocuklarin ya$ina uygun film, çizgi filmler izleriz.

    ancak sanirim yakin zamanda hep beraber dev ekrandan sari kirmiziyi izliycez. hadi hayirlisi..
  • 5053
    geleceği çok parlak olan spor kulübüdür.

    ümitsiz olmak için sebepler var ancak tersi için daha fazla neden var.

    öncelikle, ciddi eleştiriler de olsa önemli projeler başlattı ve bunlar yürüyor. bunların sonucunda ortaya çıkacak rantı paylaşımda türkiye'ye özgü sorunlar mutlaka çıkacak ya da çıkmıştır. nepotizme, eş dost kayırmacılığına girmeden bu işleri yürütmek imkansız memlekette. bizim de hak ettiğimizden daha azı payımıza düşecek. yine de bu bile türkiye'nin bayern münih'i olmamıza yetecek.

    aslında hem biz hem de rakiplerimiz bunun içten içe farkındayız ama farklı nedenlerden de olsa ikimiz de bunu dillendirmekten çekiniyoruz.

    önümüzdeki birkaç yıl içinde tüm banka borçlarımızdan ve faizlerinden kurtulacağız. gelirler üzerindeki temlikler kalkacak. yanlış hatılamıyorsam kulübün 150 m dolar senelik geliri var. buna ilave 2020'den sonra stadın isim hakkı tekrar satılacak, turizimdeki sıkıntı geçtikten sonra otel bitirilecek vs. istanbul'un ortasındaki bir otel değerini yitirmez.

    aslında bunun emarelerini şimdiden görmeye başladık. yeni bir futbol takımı kuruluyor ve bunu yapabilecek gücümüz var. yayın ihalesi daha yeni yapıldı ve kulüplerin kasasına ciddi paralar girdiği söyleniyor. ligde galibiyet primi 2 milyon liranın üzerine çıktı. buna ilave sattığımız oyuncular var ve riva'nın ilk gelirleriyle 20 m lira senelik faizden kurtulduğumuz söyleniyor.

    bizim yapmamız gereken yeni bir takımı daha fazla teşvik etmek. çünkü eskisi uzun zamandır futbola benzer bir şey oynamıyor ve futbolcular miâdını doldurdu. yeni takım kurulurken her zaman en büyük sıkıntı eski yıldızlar olur. şimdi bizim sıkıntımız da bu. eski yıldız durduğu sürece hiçbir şey yeni olmaz. ismi önemli değil, sneijder de olsa, alex de olasa ahmet de mehmet de... bu iş epey sancılı oluyor.

    kendimi ''sana eskiyle yeninin farkını anlatayım kardeş'' diyen ramiz dayı gibi hissetim ama durum bu arkadaşlar. camianın yeni futbol takımıyla beraber ayağa kalkması lazım. bir futbol takımında yıldız futbolcu ve kaptan arkadaşları güneşin alnında antrenman yaparken ibiza'da dansöz oynatıyorsa kökten değişimin zamanı gelmiştir. sebebi ne olursa olsun böyle bir durumun içindeyse ayrılık vakti gelmiştir.

    eski yıldız oyuncumuzun başlığında okuduğum bir yazı nedeniyle yazdım bunları. çünkü arkadaşımız kendisini göndermek isteyen yönetim ve bir kısım taraftar nedeniyle galatasaray'dan bir şey olmayacağını yazıyordu. galatasaray'dan çok şey olacak arkadaşlar. sadece futbol şubesinde değil salonun yapılmasıyla basketbol ve diğer branşlarda da tırmanışa geçeceğiz. yeter ki değişimi daha fazla ve doğru yöne teşvik edelim. üç tane doğru oyuncu aldık ama dört tane daha almalıyız. bizim yapmamız gereken yönetime bu konuda baskı yapmak eski yıldız konusunda değil.

    yönetim demişken bu konuda da ahlayıp vahlamaya gerek yok. galatasaray'ın kongre yapısı ne kadar eleştirilirse eleştirilsin, kulüp, türkiye'nin en demokratik kurumlarının başında gelir. hiçbir başkan ve yönetim kurulu gelip 20 yıl kulübün başında kalamaz diğer kulüpler gibi. başarı yoksa bir bilemedin iki dönem sonra çekip gider.

    yani demem o ki galatasaray'ın geleceği hakikaten parlak.
  • 5054
    gelecegi zaten parlakti. 1980'lerin sonundan beri parlakti.

    almanya'daki iscilerin neredeyse tamami galatasaray'li olmus, yurticindeki taraftar sayisi ise daha 90'larin basinda fenerbahceye yetismisti.

    2000'de alinan kupa ile avrupa'daki turk olmayan muslumanlarin hatta 3. dunya ulkelerindeki futbolseverlerinin sempatisini/taraftarligini kazanmisti. halen de turkiye'deki en genis taraftar kitlesine sahiptir.

    peki kulubumuz gercekten vites buyutmek istiyor mu? ben de diyorum ki isteseydi zaten biz bugune kadar alip basimizi gitmistik. galatasaray'in sahipleri bunu istemiyor. galatasaray bir lisenin spor kolundan ote olsun istenmiyor.

    istense de turkiye'deki siyasi/sportif sistem bir takim kopsun gitsin istemiyor. fbjk basarisiz oldugunda taraftarlari tuketmiyor ve futbol endustrisi buyuk bir tuketici grubunu kaybetmis oluyor.

    2000'den sonra faruk suren'in borc kapatmaya yonelik yapmis oldugu kredi anlasmalari divan kurulu eliyle iptal edildi. buyuk borctan korkuluyordu. sonra o sirketle benim bildigim man utd anlasti. aig.

    daha sonra ne oldu? yonetim bu is adaminin elinden alindi ve canaydin doneminde yapilan borclanmalarin ceremesi riva'nin satisina kadar cekildi. dusunsenize lise eliyle kulup elden gidiyor denilerek gelinen bir surec ve bu surecin sonunda satilan tasinmazlar...

    o donemde yasadigimiz net olarak uefa kupasinin yukarida bahsettigim kitleler uzerinden ekonomik gelire dondurulememesi hatta bunun dusunulmemesi ve vitesin buyutulememesiydi. 2000-01 sezonundaki sikeli sezon da yurticindeki siyasi/sportif iradenin tezahurudur. yani hem iceriden hem disaridan...

    burada bir parantez acarak fatih terim'in arif erdem'e lucescu uzerinden laf cakmasini hatirlatmak isterim. burada yeni bir fraksiyonun isaret fisegini goruyoruz. "ben sana kiyak yaptim, sen artik bana borclusun ona gore yasa" desturu. bunu ileride 2008 sonrasi milli takim secimlerinde gorecegiz ve "minnet uzerinden motivasyon" yuzunden secilen sacma sapan kadronun basarisiz olmasi sebebiyle levent kizil federasyonu ile yollarini ayirmak zorunda kaldigini gorecegiz. kendisinin futbolcularla iliskilerini selcuk-mancini-prandelli-hamza donemine deginmek uzere burada birakarak ana konuya donuyorum.

    kulup parasal anlamda cikmaza girince hem taraftarin sevdigi hem de parasal anlamda eli kuvvetli adnan polat'a yoneldi kulubun sahipleri. inanin icleri kan agliyordu. etnik kokeni olsun, liseli olmayisi olsun kendisinden hazedilmiyordu. zaten. zencilerdendi. galatasaray genel kurulunun kendisini ibra etmeyip, darbeyle yollamasi ancak dursun ozbek'e dis gecirememesi tamamen arkasindaki divan destegiyle alakalidir. dursun ozbek kulubun sahiplerinin adamidir. adnan polat da dursun'la ayni ozellillere sahip olsaydi ibra edilirdi. iktidarmis, taraftari satmismis hikaye. simdi buradan ibra edilirdi edilmezdi tartismasi ciksin istemiyorum onemli olan divan kurulunun olaylara bakis acisidir. dursun ozbek yonetimi de basta cengiz ozyalcin olmak uzere taraftara saygisizlik etmis, takimi devamli saray'a goturmus bir yonetim en nihayetinde.

    gelelim aysal'a. galatasaray'in bu sene riva projesine girmesi ve sermaye arttirimi yapabilmesi. hatirlanacaktir unal aysal'a hem kulupten hem de spk eliyle siyaset tarafindan verilmeyen izinler bunlar.

    unal aysal, tipki polat gibi parasal sebeplerle baskan olsun istenmis senelerce suren boykotu kalkmis ve baskan olmustu. galatasaray'in buyumesinin onundeki engelleri gormus ve kurumsallasma calismalarina baslamisti. divanla arasi tam da bu yuzden aciktir. kurumsal yonetim demek birkac dedenin 30 milyonluk lulubu kafasina gore yonetememesi demek. yonetimin 30 milyonluk taraftara hesap vermesi demek. 10 tane dedeye degil. bir is adami olarak unal aysal kendi tabiriyle futbol takimina yatirimlar yapmis, yatirimlarin karsiligini alinca vites buyutme yoluna gitmek istemisti. sneijder, drogba ve genc gelecek vadeden oyunculari almisti. bugun hajrovic transferi elestirilir ama mesela gelmeden once kendisi takiminin en iyi oyuncusuydu ve gelecek vadediyordu. ontivero da ayni sekilde. tutan oyunculari ise hep karli satilabilen oyunculardi.

    fatih terim meselesini dogru idare edememesi, onun basta selcuk olmak uzere yerli oyuncular uzerindeki arif/lucescuvari iliskisini bilememesi, getirdigi prandelli'nin gercekten uluslararasi bir overrated balon olusu gibi etkenler basarinin gelmesine engeldi.

    burada az sayida kisiyiz herkes birbirinin ne dusundugunu 3 asagi 5 yukari biliyor. samimi olalim. selcuk inan sneijder'dan daha uzun suredir top falan oynamiyor. ne hikmetse de kendisinin top oynamayisi mancini'nin ilk macina rastlar. bakin ben gozumle gordum. gercekten o maclarda top oynamadi. istemedi oynamak. kendisi de hocanin verdigi gorevle ilgili oldugunu acikladi. ben ikna olmadim. yani oynamadigini kendisi de biliyor. sebebi hoca diyor ben de terim ile olan iliskisi diyorum.

    fatih terim'in o donem oynattigi futbol ve kadro yapisina bakacak olursak 4 4 2'yi oynatabilmesinin yegane sebebi elmander'di. 4 tane mucadeleci oyuncu aciklarin kanat oyunculari olmamalari pahasina oynatiliyor, elmander'in presi ise adeta 5'li ortasaha yapiyordu. bin senedir oldugu gibi top ona sisiriliyor o indiriyor tutuyor bekliyor dagitiyordu. elmander'in gisidiyle terim iyi futbol oynatamamaya basladi. burak'i prese zorladi, sneijder'i hemen forvetin yaninda dusunemedi.

    teknik olarak sneijder'i istememesi tamamen egosaldi. pekala ikinci forvet gibi oynatilabilirdi. sen yine ortasahani dinamik tutarsin, pres yapan forvetini bulursun yanina sneijder'i koyarsin.

    konuyu dagitmayalim, unal aysal'in yeniden yapilanmasi iceriden disaridan saldiriya ugradi ve tam 3 sene galatasaray geri planda tutuldu. divan da bu gidisata canak tuttu. 3 sene diyorum cunku hamza senesindeki sampiyonluk bile geriye dogru atilmis bir adimdi.

    galatasaray'in ileriye dogru atacagi adimlar profesyonel yonetimle olabilir diye dusunmekteyim. 100 yasi askin insanin laf gecirdigi 5000 kisilik genel kurulla, direkt bagimli taraftar grubu seklindeki bir orgutlenmeyle de yerel, maksimum 3 senelik basarilar elde edilebilir gorusundeyim. bu da taraftarin vizyonuyla bire bir alakalidir. eger taraftarlar 10 sene icinde 4 sampiyonluga 2 ceyrek finale fitse yapacak birsey yoktur. ne yazik ki benim gordugum taraftarin genelinin sampiyonluga endeksli olusudur. fbjk ustunlugu onlar icin yeterli. kendimi bu acidan sanssiz hissediyorum. galatasarayli olusum 87 sonrasina tekabul eder ve hayallerim her zaman avrupa sampiyonlugu uzerineydi. real galibiyetleri elendigimiz icin sadece huzundur bana. fbjk yapamiyor diye sevinmelerim hep buruktur.

    bahsettigim divan yonetim sekliyle gelecek 3 senelik basarinin sonunda alinacak dunya yildizi ve diger yatirimlar da 3 senelik ic/dis baskisiyla yasatilan duraklama doneminde heder olacak ve borc hanesine yazilacaktir kanaatindeyim.

    ivan'a mesaj atmak istedim umarim sen hakli cikarsin diye sanirim vaktiyle bana kizmis mesaj atamaz olmusum. buradan sesleniyorum umarim kendisi hakli cikar ve bu kapital girdisi bir sekilde uzun vadeli gelisimi yakalar.

    eger bir 5. buyuk avrupa takimi olacaksa en buyuk potansiyel galatasaray'dir. bu kuru kuruya bir vizyon degil. bu avrupa'nin sosyolojik ve ekonomik yapisinin bir gercegidir. 1989'dan beri bu firsata sahiptik. 3 defa teptik. umarim yine tepilmez ama benim cok umidim yok. sneijder evet eski yildiz olarak gonderiliyor ama selcuk bu takimda ustelik melo'nun ve sneijder'in gonderilmesinden sonra kaliyor ve yerine oyuncu bakilmayacak kadar ovuluyorsa daha once de dedigim gibi. cacik olmaz.
  • 5055
    hey gidiii koca kulübüm, ülkenin en güçlü takımı, yurtdışınında "mamma mia galatasaray" nidalarını attırmış takımım, hey gidi heeeey. kendi oyununu diğer takımlara kabul ettirebilen yegane türk takımı, şampiyonlar liginde uefa'da rakiplere (rakipler dediğim de milan real madrid manchester filan ha) kendisine göre taktik hazırlattıran tek türk takımı, afrika'ya kadar formasını sattıran takımım.

    ne günlere geldin be, bir kıçıkırık hollandalı için yemediğin laf, görmediğin rezillik kalmadı, gördük ki, bazıları için o kıçıkırık hollandalı senden daha büyükmüş, o isterse kampına gelmezmiş, senin koyduğun kurallara uymazmış, ama yine de havaalanlarında karşılanırmış. hey gidi heeeey.

    not: peşin söyleyeyim, galatasaray adının yanında değil o hollandalı, hagi, metin oktay ve hatta ali sami yen bile kıçıkırık bir topçudur.
  • 5057
    her yanı dökülen sevgili kulübümüz.

    kulüp başkanı dursun diye bir adam. kardeşiyle takılıyordu bir ara.
    nazifoğlu, cengiz özyalçın, cenk ergün gibi adamlar kulüpten ekmek yiyor.
    ana branşının teknik direktörü tudor diye bir adam. galatasaray'da gördüğüm en kötü hoca olmaya aday.
    ana branşının kaptanı selçuk.
    arda'nın gelip gelmeyeceği konuşuluyor.
    ali naci küçük ve nevzat dindar kulüp içinden haber verme konusunda en yetkin isimler.
    işe yarama potansiyeli olan tüm adamlar teker teker gönderiliyor.
    yapılan transferlerden komisyon yendiği gerçekten çok belli.
    basketbolda can topsakal diye bir adam var. ciddi ciddi kendini fotoşop yardımıyla kupa fotoğrafına ekleyecek kadar sorunlu bir tip.
    ultraslan diye bir şey var. tribünde başka bir oluşum yok, başkası çıksa ultraslancı reisler döver.
    basket takımının kaptanı fener'e gidiyor. biz iki sene önceki eurocup'a sevinirken fener euroleague kazanıyor.
    e spor takımı bile dayıcılıkla yönetiliyor. sonra küme düşüyor. e spor lan. ormancı falan almaları lazımmış, e alın aq. alamıyorsanız da kurmayın takım.
    diğer amatör branşların kapatılması ya da küçültülmesi gündemde.

    dursun bey, yediniz işte yiyeceğiniz kadar. cidden yetmedi mi ya?
  • 5067
    http://www.milliyet.com.tr/...2484377-skorerhaber/

    olcan adın davasında şu açıklamayı yapacak insanlar tarafından yönetilmekte işte. sonra uefa'dan ceza aldık ama o ceza aysal'ın yüzünden. bunlar uefa'ya da gidip "bileklik var" dediler, uefa'da "o bilekliğe geçirelim o zaman" diyerek verdi cezayı işte.

    vasıfsız, amaçsız, hedefsiz, çapsız, biçimsiz, şekilsiz, yüzsüz, dinsiz ve imansız bir grup tarafından yönetilmekte. işin en kötü yanı ne biliyor musunuz? biz bunların yüzünden işimize gücümüze konsantre olamazken, hayatlarımızdan çalıp galatasaray'ı yaşarken bu yüzsüzler ordusu halen utanmadan, sıkılmadan, arsızca o koltukları işgal edip sonra da "bu makam ali sami bey'in makamı, hakaret etmeyin" diyorlar.

    var bende size edecek bir kaç hakaret ama, isterseniz...
  • 5068
    taraftarin sevdigi sey bir hayal, bir ruyadan ibaret. gercekte galatasaray spor kulubu dernegi, bon pour l'orient diplomalariyla kendini elit sanan sark kafali monserlerin dursun'dan daha iyi baskan bile cikaramadiklari, bu niteliksiz insanlarin yoneticilikleri sonucunda olanca potansiyeline ragmen sporun her bransinda samar oglani olmus zavalli bir camiadir. ve elbette taraftar bu zavalli camianin bir parcasi degildir, zaten oyle olsaydi rezaletten, zilletten soz etmezdik.

    taraftar devrim yapip kulubu bu parazitlerden kurtarmadigi surece galatasaray buyuk olma potansiyeli tasisa dahi buyuk degildir. buyukluk potansiyeli kitlesellikten kaynaklanir, bu dernek ise kitleye kapilarini kapamak uzere tasarlanmistir. bu dernegin kaderi azalarak bitmek, yok olmaktir. iclerinden 1500 cesur imzaci bile cikaramayan bu zavallilar surusu(ki elbette imza atan bir avuc idealist insani tenzih ederim) her turlu rezillige layiktir. bizler ise ya sevdigimiz ama aslinda hic var olmayan o buyuk galatasaray'i yaratmak icin kulubu bunlardan kurtaracagiz, ya da sigarayi birakir gibi birakmak zorunda kalacagiz bu zararli aliskanligi.

    bu reziller surusunun soz sahibi oldugu bir camiada, camianin kaderini degistirmeyi basaramadan taraftar kalmayi zul sayarim. ya bu kulup degisecek, ya da ortada taraftar falan kalmayacak.
  • 5074
    17 ocak 1997 yılında ali sami yen'de oynanan bir vanspor maçıyla tanımıştım seni. 7 yaşındaydım ama hala anımsıyorum, yeni açık'a girdiğim o an bir elimde babam, bir elimde annemin evde yaptığı sandviç, hava soğuk ve fakat yemyeşil çimleri gördüğüm an yüzüme vuran sıcak,yaşamaktan yapılma o çoşku. o çoşku hiç yakamı bırakmadı, berbat sezonlar gördüm, türkiye'de hiçbir taraftara nasip olmayacak harika sezonlar gördüm. sonra lise, üniversite, biraz anarşizm, biraz sistem karşıtlığı, uzun süre ara verdim için için hala severek, geceleri maçlarını hala takip ettim. denizli'de ki maçı bekleyişimiz mesela, salondaki koltuğa annemin elini tutarak kilitlendiğim o 16 dakika. yüce, tertemiz, kalpten o, 16 dakika.
    sonra 23 temmuz 2009, bir daha senden uzaklaşmayacağım diyerek sana koşmam. tobol maçı, riijkard, yeni umutlar, bu sefer yeni açık'a sol elimde sevgilimin eliyle girdim. babam yoktu, tribünlere gelmeyecek kadar yaşlandım diyordu, şekerim var, orada yığılır kalırım. 2009'da başladım, seni yalnızca ekranlardan değil, kanlı canlı takip etmeye. gitmediğim deplasmanlardan bile suçluluk duydum, sanki bir sorumluluğu savsaklıyor gibi sevdim seni. kötü sezonlar, iyi sezonlar, yeni transferler yeni umutlar. hiçbir gruba dahil olmadan bir kaç arkadaş uzun uzun sevdim seni. öyle sevdim ki, hep galatasaray lisesi'ni kazanmak istedim, bir kaç puanla kaçırdığım o lisenin güya intikamını galatasaray üniversitesi'ne girerek almıştım.
    uzun uzun izledim seni, uzaktan, hayran olduğun dağların ormanlarına bakar gibi, şike sezonu, şikenin ardından gelen, hala hayatımda her anını canlı canlı hatırladığım o efsane sezonu. elmander'i izledim, melo'yu, samsun maçında ilk attığı resmi. yanımdaki arkadaşa sarılmıştım, artık yeni bir bayrak adamımız var. artık daha da varız, bizden korkacaklar.
    sezonlar boyu izledim seni, hayatım sarpa sardı ama sen bana karşılıksız sevgiyi, karşılıksız mutluluğu veren tek şeydin, tek bir günü seni anmadan kapatmadım, tek bir gün sana dair video izlemeden, haber okumadan, düşünmeden kapatmadım.
    hayatımda izlediğim en kocaman maç, 9 nisan 2013, real madrid'le oynuyorduk. güney tribününde üç sıra aşağı düştüm, drogba'ydı, şiirdi, hayat vardı, galatasaray vardı. sarı kırmızı, kocaman, kalplerimize serinlik sunan. elenmenin onurunu da yaşatmıştın bana. yenilginin onurunu. türkiye'de büyük takımları tutma konforunun dışında, gerçekten onuruyla kaybetmenin hazzını. seni aldım, yerden kaldırdım, tozlarını sildim, başucuma koydum.
    aradan yıllar geçti, kadromuz, yönetimimiz sıradanlaşsa da, kalbimde anlamın eksilmiyordu. dirençliydin, en garip anlardan, en umulmadık mutlulukları çıkarıyordun. hikayenin sonu mutlu bitmese de, insana başını yastığını koyduğunda bir rahatlık bahşediyor , iyi ki galatasaray'lıyım dedirtiyordun.
    sıradışıydın, dünyanın anlamına bir katkıydın, alelade bir kulüp değildin. bir amacın vardı kurulduğun günden itibaren; türk olmayan takımları yenmek. daha kuruluşundan itibaren türk olmanın anlamını, yabancıya karşı alınan zafer olarak nitelemiştin, seni başucumda tuttum hep, vanspor maçından, fark yediğimiz, geceleri uyuyamadığımız maçlara dek.
    şimdi seni kıskaca aldılar gözümün nuru, anlamına saldırdılar, kalbine, seni sen yapan en cevher, en öz değere. belki bazıları için bu bir vesvese ama anlamını değiştirdiler. senden vazgeçebilmek elimden gelen bir şey değil. bir takımı bırakmak yetisine sahip değilim, çünkü insan ancak tuttuğu bir şeyi bırakabilir. oysa ki ben seni tutmuyordum, beni 7 yaşımdan itibaren tutan sendin. beni sevindiren, varoluşuma bir anlam ekleyen.
    şimdi sanki biri kalbimi acıtıyor, çünkü seni acıtıyor. anlamını değiştiriyor, kadronu sıradanlaştırmıyor yalnızca, seni ekonomiye, seni bankalara, seni siyasete, seni şarlatanlara kurban ediyor. keşke elimden florya'ya gitmekten başka bir şey gelse. keşke şövalyeleşebilsek . keşke atıma atlayıp, yerden tekrar alsam seni, tozlarını tekrar silsem, alsam kalbime bastırsam. ama yok, her şeyin rakama indiği bu çağda, benim acımı feghouli transferiyle bile örtebilecekler. seni efsane yapan anlamın, duygunun üstüne beton dökecek, dört duvar arasına hapsolmuş kafatasçı zihniyetin sahipleri. seni bırakmayacağım, ama kalbim kaldırmıyor artık, çok uzaktan bir köyün yanan ışıkları gibi takip edeceğim seni. üzülme gözümün içi, canım takımım, başındaki başkana, şarlatan teknik direktörüne rağmen; seyir bile edemezler içimizdeki şenliği
  • 5075
    adeta bir kanser gibi vücuda yayılıp kolay kolay sökülmeyen bir tutku.

    bizlere yaşattığı sayısız mutluluklar bir yana, akıttığı göz yaşları, yaşattığı ızdıraplar bir yana.

    aileden biri gibi adeta.
    hangi hatayı yaparsa yapsın farketmiyor; ne kızabiliyorsun, ne atabiliyorsun.
    bütünleşmişiz adeta, ister seve seve, ister söve söve takip ediyoruz.

    elimizden bir şey de gelmiyor, yapılan yanlışları değiştiremiyoruz.
    ölü taklidi de yapıp görmezden gelemiyoruz.

    bu illetle yaşamayı öğrenin arkadaşlar yoksa akıl sağlığınızı yitirirsiniz.

    (bkz: galatasaray'ın bir türlü düzelemeyecek olması/@doktor bastian)
App Store'dan indirin Google Play'den alın