• bu oyunu potansiyel transfer belirlemede araç olarak kullananlarla dalga geçilmesi cidden çok acayip. sanki adamlar mario bros oynayıp transfer yapıyorlar. sadece fm'de potansiyeli çok yüksek görünüyor diye oyuncu transfer edilmez. ancak oyun, bir araç olarak ciddi veriler sağlayabiliyor. bunun kullanılması da son derece doğal. adamların elinde 25 yıllık bir veritabanı var. sen buralardan belli bir sayıda oyuncu belirleyip ondan sonra kaynaklarını yönlendirerek gerçek hayatta takip edip kararını verebilirsin. "hehe oyunla takım mı yönetilir" denilecek bir durum değil. dünyanın bir çok yerinde de scoutlar tarafından kullanılıyordur. zaten oyuna veri sağlayanlar arasında da gerçek mesleği scout olan kişiler de var. her şeye bu kadar ön yargılı yaklaşmaktan vazgeçelim.
  • şimdi yazacaklarımı 1998-1999 ve sonrasında doğan kardeşlerim kesinlikle ciddiye almasınlar. zaten ciddiye alınacak bir nesil mi amk, 1999'da doğan adam mı olur lan ashdajdajdasj :(

    1980 ve sonrasında doğan nesil artık 30'lu yaşlarını geçiyor. teknolojinin fırlama yaptığı 2000'li yıllarla beraber bu teknolojiyle tanışan ve ona ayak uyduran bu nesil, bir anlamda memleketin ilk 'nerd'lerini de yetiştirdi. he ondan öncekilerin hiç mi arası iyi değil, elbette vardı, ancak esas fırlatma rampası bu nesilden sonra oldu. 20'li yaşlarına geldiklerinde teknolojinin hayatlarına yavaş yavaş sirayet etmesine ve kendi gençliklerinin, kendilerinden önceki nesillerle bir anlamda kuşak çatışmasına şahit olan ilk insanlar diyebilirim rahatlıkla. ve bu insanlar, bir anlamda kendilerini sürekli olarak dış kapının dış mandalı sandıkları bazı hobilerinin, sanal ortamda da olsa içine girebilmelerine de tanıklık ediyorlardı. mesela futbol ve basketbol gibi, şehir, ordu ve savaş konuları gibi, her ne kadar hanımlara hitap etse de güzellik, makyaj, kuaförlük gibi gerçek hayatlarında başrolünü oynayamadıkları bu sevdalarını, sanal bir platformda da olsa gerçekleştirmeye çalışıyorlardı. elbette yine sanal bir ortamda ve gerçek olmayan karakterlerle..

    yine bu hobilerin en sağlamından, futboldan; ancak bu sefer işin yeşil sahalardaki topa vuran kahramanları dışında, onları yönlendiren gerçek birer liderin aktörlüğünü yapabilecekleri bir ortam keşfettiler. izledikleri takımlarının galip gelemediği maçlarda 'ulan hoca x'i değil de y'yi sağ açıkta başlatsa, kaleci z'nin sene başındaki satışına izin vermese bu maçı alırdık' gibi bazen içi boş, bazen de anlık bile olsa tutarlı yorumlarını gerçekleştirebilecekleri bir platform keşfedildi. aslında bu hikaye 1992 yılına kadar dayanıyor, ancak hem ülkemizde o dönemlerde konsol cihazlarının yaygın olmaması, hem de bu geçiş döneminin daha sancılı geçmesi münasebeti ile onun hikayesi çok daha hafif, ya da az.

    memleketimizin bu 'hastalık' ile tanışması 1999-2000 sezonunu ihtiva eden championship manager 3 isimli oyunla gerçekleşmişti. önceki serilere göre çok daha zengin içeriği, taktiklerin şablon halinde varlığı ve oyuncuların gerçekteki gibi menajerlerine tepkiler içerebilmesi sebebiyle oldukça beğenilmiş,fazlaca sayıda hayran kitlesine ulaşmıştı.

    bu hastalık her geçen seri ile beraber artarak devam etti, zirve noktasını ise cm 03/04 ile yaptı.

    http://fs5.directupload.net/.../160214/bx2gciyk.jpg

    http://fs5.directupload.net/.../160214/9ol33qi5.jpg

    http://fs5.directupload.net/.../160214/lh35idvw.jpg

    http://fs5.directupload.net/.../160214/upiuwhmn.jpg

    http://www.macitynet.it/...cudetto03-04_004.jpg

    tsigalko diye bir psikopat vardır bu oyunda, gerçek olamayacak derecede bir performans sergiler. ki zaten gerçekte de olmamıştır bu arkadaş. aynı isimle yapılmış, model olarak alınan gerçek maxim tsigalko ise bulgar alt liglerinde takılıyor :(

    http://fs5.directupload.net/.../160214/fc8bk3rd.png

    cm 01/02'den beri ama iyi ama kötü bu menajerlik oyunlarını oynarım. özellikle football manager adını aldığı 2004 yılından sonra bu işi fazlaca ciddiye almış, gerek evimdeki bilgisayardan, gerekse internet cafelerde bu oyun için çokça zaman ve para harcamışımdır. ara ara düşünürüm, bu oyun için harcadıklarımın beşte birini kendim veya eğitim hayatım için harcasaydım ne durumda olurdum diye. neyse boşverin şimdi bunları. nasıl olsa ilk kurbanı ben değildim, asla da son kurbanı olmayacağım. züğürt tesellisi işte. hem kaldı ki arsene wenger, sir alex ferguson ve david moyes'in teknik ekibinin de sürekli olarak takip ettiği bir oyundu bu. çünkü bu oyunun, her ne kadar adı ve kendisi de oyun olsa da, içinde barındırdığı futbolcu portföyü ciddi scout raporlarına dayanarak oyuncuların gerçekçi hallerini sunmayı da amaçlıyordu.

    eidos ile sega'nın ayrılığı sonrası iki ayrı platforma dönen bu menajerlik oyunlarının şahı, ismi eidos'ta, database'i ise sega'da kalmak üzere 2004 yılında büyük bir değişime uğradı. mevzunun nereden çıktığını bilmemekle beraber, ortaklar arasındaki bir anlaşmazlıktan olduğunu söylemek pek mümkündür tabiki. 2000'li yılların 20'li yaşlardaki gençleri için championship manager bir tutkuydu. o yaşlara o zamanlarda uzak olmakla beraber bu tutkunun ucundan da olsa tutmuştum. maxim tsigalko'lar, anatoli todorov'lar, de la cuesta'lar, temur altunhan'lar benim de aşina olup, sıkça dünya yıldızları seviyesine ulaştırdığım kader ortaklarımdılar.* football manager ile birlikte ise artık çocukluktan ergenliğe geçişteki bilinçlenmenin de etkisiyle daha da fazla hakim oldum oyuna. bu seferki arkadaşlarım ise vagner love, daniel carvalho, igor akinfeev, klaas-jan huntelaar, alexandre pato, mark gonzalez idi. bu sefer taktik varyasyonlarının arka plandaki kısmını, topun rakipteyken takımın hangi formasyona dönüşeceği gibi teknik detaylara da hakim olmaya başlamıştık. golün öncesindeki asisti, defans oyuncularının maç başına kaç top kestiği ve hücuma yönelik orta sahaların kaç kilit pasla forveti golle burun buruna soktuğu gibi kavramlarla haşır neşir olmaya başlamıştık.

    tabi artık düşük bütçeli ve düşük tanınırlıktaki takımları başarıya ulaştırmanın da ötesinde, alt liglerdeki maceraya da merak sardığım football manager 2009 oyununun çıktığı ve galatasaray'ın da yokları oynadığı döneme tekabül eden, o meşhur karanlık dönemler.. kendi tuttuğu takımın başarısızlığını sanal alemde tolere edebilme adına verdiğim savaşı da saygıyla anarım. bu dönemlerde aynı anda birden çok takımla challange yapmışlığım vardır. oyunun içerisinde 4 ayrı save game'in olduğu dönemleri bilirim ki, her biri en az 3'er 4'er sezonluk uğraşılardı. kafama sıçayım, gidip de yedeğini de almadım ya o oyunların, sizlere burada şov yapayım, football manager nasıl oynanır diye. hoş, o döneme ait ne kaldı ki, bunu saklayabilelim, o da işin başka bir boyutu.

    ingiltere coca-cola league 2'yi, gamma ethniki group'ları, forum sitelerinden bulduğum yamalarla açtığım azerbaycan premyer liga'sını ve buraların bütün boku püsürüğünü, neleri çektiğimi ben bilirim. aralarında en büyük başarım da qabala'yı 5. sezonumda şampiyonlar ligi gruplarına sokabilmemdir. gruplara katılmamla kazandığım ve takımın bütçesinin 4 katına tekabül eden 8.1 milyon euro'yu tek seferde kazanmamla oyuncularıma 3'er gün tatil sürprizi yapmam da bir olmuştu elbette. hoş, grubu yenilen 22, atılan 1 gol ile 0 puanla sonuncu bitirmiştik, ama olsun; azerbaycan'a şampiyonlar ligi'ni getirdik boru mu! elalemin cesc fabregas'ı, robin van persie'si 40'ar 50'şer milyon euro'luk bedelleri ile caka satarken, bizim en değerli oyuncumuz, forvetimiz julius wobay'ın değeri 150 bin euro'ydu. o kariyeri oynadığım dönemden yaklaşık 1 veya 2 sene sonra da wobay'ın yollarının gerçekten azerbaycan'a düşmesiyle de yüzümde ufak bir tebessüm oluşmamış değildi elbette.

    üniversiteye yıllarım.. 2010 ve sonrası. işte fm'de artık transfer güncellemeleri ile uğraştığım ve artık neredeyse data'nın bile içine girdiğim o dönemler.. yazın beklenen transfer bombalarını, football manager'e ilk bizler atıyorduk. aranızda var mıdır bilmiyorum, transfer güncellemesini indirip, galatasaray'ın yeni transferlerini fm'de ilk oynatmak isteyen oldu mu? işte o güncellemeleri yapanlar arasındaydım ben de. oyuncuların bir önceki sezonda gösterdiği performansları aktif bir şekilde güncelleyip, yeni sezona o form durumu ile başlamalarını da keza değiştiriyorduk. ne günlerdi be.. hayatımın en uzun kariyerini de bu oyunda, 2012'de, bu sefer kuzeyde yapmıştım. finali de 11. sezonun sonunda şampiyonlar ligi kupası'nı gece'nin ve gündüz'ün sırayla 12'şer saatle yaşandığı, öğlen, ikindi gibi vakitlerin olmadığı memlekete getirmekle yapmıştım. takımın as kadrosunda gerçek oyuncu kalmamıştı herhalde. portekiz'den, arjantin'den, israil'den sabi sübyanları getirip, 24-25 yaşları dolmadan çift haneli milyon euro'lara premier lig'e, bundesliga'ya satmanın da hazzını burada yaşadım. burada wonderkid listesi, kısalisteler falan da geçmiyordu. regen denilen oyuncularla uğraşıyordum artık kariyerin son senelerinde iyice. regen, oyun motorunun her sene kendiliğinden çıkardığı, bir nevi oyunun sanal dünyasındaki altyapı mezunlarıydı. işte ben onları geliştirip gönderdim.

    mezuniyetin etkisiyle artık iyice elimi eteğimi çektim bu işlerden. tabi bunda esas sebep mezuniyet diyerek suçu başkalarına atmayayım, belki de en büyüğü de football manager'ın ta kendisi. miles jacobson denen pezevenk, oyunun grafikleri ve maç motoru ile bu kadar oynamasa, bu oyunun gerçek havasının maç motorunda ya da grafiklerinde olmadığını kavrasa hala daha oynuyor olabilirdim. bu oyunun püf noktası, bizi içine çeken şeyi 3 boyutlu maç motoru değildi ki. ya da oyuncuların maç içerisindeki hareketlerinin ne kadar gerçekçi olduğu asla olmamıştı ki! bizi içine çeken oyunun menajerlik hissiyatını vermesi. belki de yazılarda, oyuncuların gelişimlerinde, taktik tahtasında, ya da oyunun gerçekten su gibi akıp gitmesine vesile olan, futbolun ta kendisi olmasındaydı. öyle olmasa, grafiklere önem verseydik gider fifa manager oynardık zaten. biz düşünememiştik bunu amk!

    yabancı dili iyi seviyedeki arkadaşlar zaten oyunu hiç bilmeseler bile 1-2 gün takılarak birçok şeyi kapabilirler. ve her şeyden evvel de buraları ziyaret edin.

    passion4fm.com

    guidetofootballmanager.com

    sortitoutsi.net

    fmscout.com

    onun dışında eskiden turksportal, cmfmfan, fmgraphics gibi yerli siteler vardı da kimisi kapandı, kimisi de artık forum tarzı sitelerin tutmamasından mütevellit düşüşe geçtiler. artık fm için bu yukarıda saydığım gibi dinamik platformlu siteler revaçta. ufak tefek oluşumlar var elbette, ancak çok da uzun soluklu olamazlar hiçbiri.
  • (bkz: z kuşağı)

    beğenmeme, tüketme kültürünün nedeni esasen budur. oyun değil.

    sadece teknik adamlar mı begenilmiyor?

    yaşadığı hayatı, çalıştığı yeri, arkadaşlarını hatta anne ve babasını beğenmeyen daha doğrusu kendisine layık görmeyen bir nesil var.

    üstelik 15-20 sene öncesine göre daha interaktif bir hal almış dünya. en basitinden 20 sene önce diger ligleri bu kada rahatr izleyebiliyor muyduk?

    insanlar diğer liglerde oynanan oyunu, gelişmeleri görüp kendi takımındaki basiretsizligi görünce biraz da haklı olarak tepki gosteriyor.

    sırf yugoslav diye hoca, afrikalı diye topçu getirildi bu ülkeye yeteneğine vs'ye bakılmadan.

    oyuncu, oyun planı, hoca yorum ve eleştirilerine getirilen "ya fm oynayıp gelmiş,ahkam kesiyor" muhabbetine de ayrı tav oluyorum.

    ne yapacak? eleştiri, yorum yapabilmek için gidip futbolcu, antrenör lisansı mı alacak adam.
  • 27 yaşındayım. cm serilerinden beri her oyununu 1000 saatten fazla oynadım. forumlarını da takip ederim. yıllardır yaptığım gözleme dayanarak fm konusu açılınca uzaklaşmanız gereken tipler:

    1)çemişgezeksporla örnek verenler. bu takımın orjinal oyunların hiçbirinde lisansı alınan liglerde oynayabilen yok. en tehlikelisi bunlar. biraz konustuğunuzda aslında oyunu yarım yamalak oynadığını serilerden bi haber olduğunu görürsünüz.

    2) cm 01/02 ya cm 03/04 ya en iyileri bunlardı. bunlar gibisi olmuyor abi diyenler. sadece yazı tabanlı verdiğin taktiğin görsel sonucu olmayan gerçeklik dışı birçok oyuncuya ve buga sahip oyunlardı. kolay ve herkesin kısa sürede başarıya ulaştığı oyunlar olduğu için abartılıyor sanırım.

    3) tsigalko temur altunhan nikiforenko todorov diyen tipler.

    gelelim asıl konuya. gerçek fm oyuncusu yaptğı taktiğin gerçek dünyada en iyisi olduğunu iddia etmez. taktik deha olduğunu da iddia etmez. iddia edeceği savunacağı konular gelecekte yıldız olacak futbolcuları önceden biliyor oluşu ve performans verebilecek bonservisi uygun futbolcuları biliyor oluşudur. oyunu alıp ya da korsan indirip galatasarayı seçip 5 10 sene kariyer yapıp kenara atan gerçek fm oyuncusu değildir arkadaşlar. insanların taktik konusunda ahkam kesmelerinin göze batması sosyal medyanın yaygınlaşmasından ötürüdür. bu oyunla ilgisi yok.

    https://imgur.com/a/HK3fh5z
    https://i.hizliresim.com/6NoAdW.png

    fm 15 ve 16 abimle ortak hesaptan oynadığım için kütüphanemde yok.
  • bir oyundan ötesidir.

    şimdi şöyle düşünelim: fm bir oyun değil ve dunya çapında, neredeyse her ligden bir ağınız var ve ekiplerinizden gelen* verileri toplayarak bir database hazırlayıp kulüplere sunuyorsunuz. "bu verilere göre transfer yap" demiyorsunuz ancak size bir ön bilgi veriyor.

    sonra uygun oyuncuları kendi scoutlariniz vasıtasıyla tekrar inceleyip alıyorsunuz veya almıyorsunuz.

    sadece "oyun" olduğu için bok atılmaktadır. kurumsal bir şirket böyle bir organizasyona kalkışsa, bok atanların çoğu yere göğe sığdıramaz "vay efendim adamlarda ne network var" diye.
  • yıllardır oynadığım oyun. ilk başladığım zamanlarda football manager değildi adı, championship manager idi. oynamaya başladığım seri 99/00 idi. bayern münih yada manchester utd ile başlıyordum sürekli. 13 yaşında bir çocuk olarak çok da mantıklı oynamıyordum ama şunu hatırlıyorum. türkiye liginde oynayan yerli futbolcuların konuşabildiği dillerin içerisinde arapça yazıyordu.*

    bu kadar uzun yıllar sonra ilk kez yeni bir deneyime başlamayı düşündüm. işsiz başladım ve emekli amatör futbolcu seçtim kendimi. üstüne üstlük türk vatandaşıyım. ilk olarak ingiltere'nin underground liglerinde birisine gittim ve sezonun ortasından başladım maçlara. ilk sezon herşey iyi gidiyordu taa ki antrenör kursuna gidene kadar. antrenör kursu sırasında takımın performansı düştü. sezon ortasında kulüp başkanı sözleşmemi uzatmak istemesine rağmen, sezon sonu istifa ettim. bir kaç ay sonra da üst ligden lincoln diye birtakımla anlaştım. çok parlak bir başlangıç yapamasam da playofflara kalabilirim diye düşünüyorum.
  • genelde küçük kulüpleri üst klasmana çıkarmaya çalışan bir fm oyuncusu olduğumdan galatasaray'ı çalıştırmayı tercih etmiyorum. ancak her sene mütemadiyen galatasaray'ın durumunu kontrol ederim. takımın ligdeki sıralaması ne zaman kötüye gitse, takımımdaki iyi oyunculardan 2-3 oyuncuyu ücretsiz galatasaray'a satarım. evet ücretsiz. yani 0 tl'ye satarım. zaten benim kulübüm düşük bir kulüp olduğundan futbolcum gitmemekte ısrarcı olmaz. büyük bir kulübe gideceği için. genelde defansa, orta sahaya, santrfor birer oyuncu olur bu. zaten o verdiğim oyuncularla şampiyonluğa ulaşır galatasaray %90. :)
  • türkiye’de herkes futbolu çok iyi biliyor. yıllardır hemen hemen her teknik direktörün en büyük serzenişi bu oldu demeçlerinde.
    artık görüyorum ki bence de teknik direktörlerin bu görüşünde haklılık payı var.
    bu oyun serisi maalesef bu çok bilen sade vatandaşa bir de takım kurup yönetme yetkisi verdi sanal ortamda dahi olsa. üstüne üstlük öyle bir oyun ki bu uzun süreli oynandığında başarısız olma şansın da yok. 3. ligden aldığın bilmemnespor ile 10 sezon sonra şampiyonlar ligini falan alıyorsun. tek tuşa basarak stadın gelişiyor, tek tuşa basarak marketing gelirlerin artıyor , maç içinde bir anda 4-4-2 den 1-8-2 ye falan dönüp maçı döndürüyorsun. e bunca başarı sonunda diyorsun ki kendi kendine kolay yahu bunlar. gönderiyorsun scoutları okyanusya oradan bir eskimo getirip 5 sene forma verince adam topçu oluyor. kolay tabii böyle bakarsan.
    sonra geçiyorsun evde hasretle beklediğin takımının maçını izlemek için ekran karşısına. istiyorsun tabii takımın iyi olsun. biliyorsun bu işler kolay aslında. evde atletinle oturup klimanın altından bir yandan terlerken bir yandan şu neden şöyle oynamıyor, bu neden kademeye girmiyor, altyapıdan neden kimse yok falan sallıyorsun da sallıyorsun. o kadar çok kendi söylediklerine kendini inandırıyorsun ki yan faktörler falan hiç umrunda değil. sen olsan takımın başında o çok sevdiğin takımın galip gelecek çünkü öyle inandırıyorsun kendini. aslında işte seni bu lanet oyun serisi inandırıyor buna.
    farkında mıyız bilmiyorum ama türkiye’de 3 büyüklerin başında olan hiçbir teknik direktörden taraftarları memnun değil. beşiktaşlılar şenol güneş gitsin diye neler yaptılar, fenerbahçe aykut kocaman gitsin dedi, sonra cocu gitsin dedi, sonra ersun gelsin dedi şimdi gitsin diyenler var, bizim sözlükte fatih terim gitsin diyen pek yok ama gitse sevinecek bir dünya yazar var. neden acaba?
    çünkü herkes kendini gerçekten biliyor zannediyor. inandırmış buna. tek doğru kendi söylediği. bunun altyapısında da sanki bu lanet oyun var gibi.
  • maçlardan önce karşı takımın teknik direktörü "x not a fan of absurdman" diye basına konuşunca deli oluyorum.

    sanki ben sana bayılıyorum amk!

    ya her şeyden önce sen kimsin? kimsin amına koduğumun vasıfsızı? havan kime? dünyaları kazandırmışım lan ben takımıma, tüm dünya bana hasta. sen beni sevmesen ne olur. niye belirtiyorsun ki bunu amına koduğumun kıskanç 6. sınıf antrenörü seni. biraz beni izle de feyz al diyecem de bu maç 7 tane koyunca kapıyı gösterecekler sana hıyar herif.

    sinirlendiriyorlar adamı yahu. aaaaaa. *
  • uzun zamandır oynarım bu seriyi. her oyunda "ulan gerçekçi diyoruz eyvallah da niye hiç menajerin doğum gününü kutlamıyorlar. üvey evlat mıyım lan ben sabahtan beri tost yiyorum bir iskender ısmarlayın bari :(." dedim. dün maçtan önceki basın toplantısında baktım "yarın doğum gününüz oyunculardan hediye olarak galibiyet ister misiniz ?" tarzında bir soru geldi. "galibiyetten ziyade koyun yününden ceket tercih ederim." cevabını verdim*. insan bi sevindirik oluyo oyun beni umursuyo lan diye. maç ne oldu tabiki de berabere bitti 90 dakika sonuna 3 dakika uzatma verildi 2-1 öndeyken 90+5te golü yedim. "hay sizin allah belanızı versin ulan doğum günümde kazanın bari milyonluk eşekler." diye kalayladım tabi soyunma odasında.