• 80
    şimdi yazacaklarımı 1998-1999 ve sonrasında doğan kardeşlerim kesinlikle ciddiye almasınlar. zaten ciddiye alınacak bir nesil mi amk, 1999'da doğan adam mı olur lan ashdajdajdasj :(

    1980 ve sonrasında doğan nesil artık 30'lu yaşlarını geçiyor. teknolojinin fırlama yaptığı 2000'li yıllarla beraber bu teknolojiyle tanışan ve ona ayak uyduran bu nesil, bir anlamda memleketin ilk 'nerd'lerini de yetiştirdi. he ondan öncekilerin hiç mi arası iyi değil, elbette vardı, ancak esas fırlatma rampası bu nesilden sonra oldu. 20'li yaşlarına geldiklerinde teknolojinin hayatlarına yavaş yavaş sirayet etmesine ve kendi gençliklerinin, kendilerinden önceki nesillerle bir anlamda kuşak çatışmasına şahit olan ilk insanlar diyebilirim rahatlıkla. ve bu insanlar, bir anlamda kendilerini sürekli olarak dış kapının dış mandalı sandıkları bazı hobilerinin, sanal ortamda da olsa içine girebilmelerine de tanıklık ediyorlardı. mesela futbol ve basketbol gibi, şehir, ordu ve savaş konuları gibi, her ne kadar hanımlara hitap etse de güzellik, makyaj, kuaförlük gibi gerçek hayatlarında başrolünü oynayamadıkları bu sevdalarını, sanal bir platformda da olsa gerçekleştirmeye çalışıyorlardı. elbette yine sanal bir ortamda ve gerçek olmayan karakterlerle..

    yine bu hobilerin en sağlamından, futboldan; ancak bu sefer işin yeşil sahalardaki topa vuran kahramanları dışında, onları yönlendiren gerçek birer liderin aktörlüğünü yapabilecekleri bir ortam keşfettiler. izledikleri takımlarının galip gelemediği maçlarda 'ulan hoca x'i değil de y'yi sağ açıkta başlatsa, kaleci z'nin sene başındaki satışına izin vermese bu maçı alırdık' gibi bazen içi boş, bazen de anlık bile olsa tutarlı yorumlarını gerçekleştirebilecekleri bir platform keşfedildi. aslında bu hikaye 1992 yılına kadar dayanıyor, ancak hem ülkemizde o dönemlerde konsol cihazlarının yaygın olmaması, hem de bu geçiş döneminin daha sancılı geçmesi münasebeti ile onun hikayesi çok daha hafif, ya da az.

    memleketimizin bu 'hastalık' ile tanışması 1999-2000 sezonunu ihtiva eden championship manager 3 isimli oyunla gerçekleşmişti. önceki serilere göre çok daha zengin içeriği, taktiklerin şablon halinde varlığı ve oyuncuların gerçekteki gibi menajerlerine tepkiler içerebilmesi sebebiyle oldukça beğenilmiş,fazlaca sayıda hayran kitlesine ulaşmıştı.

    bu hastalık her geçen seri ile beraber artarak devam etti, zirve noktasını ise cm 03/04 ile yaptı.

    http://fs5.directupload.net/.../160214/bx2gciyk.jpg

    http://fs5.directupload.net/.../160214/9ol33qi5.jpg

    http://fs5.directupload.net/.../160214/lh35idvw.jpg

    http://fs5.directupload.net/.../160214/upiuwhmn.jpg

    http://www.macitynet.it/...cudetto03-04_004.jpg

    tsigalko diye bir psikopat vardır bu oyunda, gerçek olamayacak derecede bir performans sergiler. ki zaten gerçekte de olmamıştır bu arkadaş. aynı isimle yapılmış, model olarak alınan gerçek maxim tsigalko ise bulgar alt liglerinde takılıyor :(

    http://fs5.directupload.net/.../160214/fc8bk3rd.png

    cm 01/02'den beri ama iyi ama kötü bu menajerlik oyunlarını oynarım. özellikle football manager adını aldığı 2004 yılından sonra bu işi fazlaca ciddiye almış, gerek evimdeki bilgisayardan, gerekse internet cafelerde bu oyun için çokça zaman ve para harcamışımdır. ara ara düşünürüm, bu oyun için harcadıklarımın beşte birini kendim veya eğitim hayatım için harcasaydım ne durumda olurdum diye. neyse boşverin şimdi bunları. nasıl olsa ilk kurbanı ben değildim, asla da son kurbanı olmayacağım. züğürt tesellisi işte. hem kaldı ki arsene wenger, sir alex ferguson ve david moyes'in teknik ekibinin de sürekli olarak takip ettiği bir oyundu bu. çünkü bu oyunun, her ne kadar adı ve kendisi de oyun olsa da, içinde barındırdığı futbolcu portföyü ciddi scout raporlarına dayanarak oyuncuların gerçekçi hallerini sunmayı da amaçlıyordu.

    eidos ile sega'nın ayrılığı sonrası iki ayrı platforma dönen bu menajerlik oyunlarının şahı, ismi eidos'ta, database'i ise sega'da kalmak üzere 2004 yılında büyük bir değişime uğradı. mevzunun nereden çıktığını bilmemekle beraber, ortaklar arasındaki bir anlaşmazlıktan olduğunu söylemek pek mümkündür tabiki. 2000'li yılların 20'li yaşlardaki gençleri için championship manager bir tutkuydu. o yaşlara o zamanlarda uzak olmakla beraber bu tutkunun ucundan da olsa tutmuştum. maxim tsigalko'lar, anatoli todorov'lar, de la cuesta'lar, temur altunhan'lar benim de aşina olup, sıkça dünya yıldızları seviyesine ulaştırdığım kader ortaklarımdılar.* football manager ile birlikte ise artık çocukluktan ergenliğe geçişteki bilinçlenmenin de etkisiyle daha da fazla hakim oldum oyuna. bu seferki arkadaşlarım ise vagner love, daniel carvalho, igor akinfeev, klaas-jan huntelaar, alexandre pato, mark gonzalez idi. bu sefer taktik varyasyonlarının arka plandaki kısmını, topun rakipteyken takımın hangi formasyona dönüşeceği gibi teknik detaylara da hakim olmaya başlamıştık. golün öncesindeki asisti, defans oyuncularının maç başına kaç top kestiği ve hücuma yönelik orta sahaların kaç kilit pasla forveti golle burun buruna soktuğu gibi kavramlarla haşır neşir olmaya başlamıştık.

    tabi artık düşük bütçeli ve düşük tanınırlıktaki takımları başarıya ulaştırmanın da ötesinde, alt liglerdeki maceraya da merak sardığım football manager 2009 oyununun çıktığı ve galatasaray'ın da yokları oynadığı döneme tekabül eden, o meşhur karanlık dönemler.. kendi tuttuğu takımın başarısızlığını sanal alemde tolere edebilme adına verdiğim savaşı da saygıyla anarım. bu dönemlerde aynı anda birden çok takımla challange yapmışlığım vardır. oyunun içerisinde 4 ayrı save game'in olduğu dönemleri bilirim ki, her biri en az 3'er 4'er sezonluk uğraşılardı. kafama sıçayım, gidip de yedeğini de almadım ya o oyunların, sizlere burada şov yapayım, football manager nasıl oynanır diye. hoş, o döneme ait ne kaldı ki, bunu saklayabilelim, o da işin başka bir boyutu.

    ingiltere coca-cola league 2'yi, gamma ethniki group'ları, forum sitelerinden bulduğum yamalarla açtığım azerbaycan premyer liga'sını ve buraların bütün boku püsürüğünü, neleri çektiğimi ben bilirim. aralarında en büyük başarım da qabala'yı 5. sezonumda şampiyonlar ligi gruplarına sokabilmemdir. gruplara katılmamla kazandığım ve takımın bütçesinin 4 katına tekabül eden 8.1 milyon euro'yu tek seferde kazanmamla oyuncularıma 3'er gün tatil sürprizi yapmam da bir olmuştu elbette. hoş, grubu yenilen 22, atılan 1 gol ile 0 puanla sonuncu bitirmiştik, ama olsun; azerbaycan'a şampiyonlar ligi'ni getirdik boru mu! elalemin cesc fabregas'ı, robin van persie'si 40'ar 50'şer milyon euro'luk bedelleri ile caka satarken, bizim en değerli oyuncumuz, forvetimiz julius wobay'ın değeri 150 bin euro'ydu. o kariyeri oynadığım dönemden yaklaşık 1 veya 2 sene sonra da wobay'ın yollarının gerçekten azerbaycan'a düşmesiyle de yüzümde ufak bir tebessüm oluşmamış değildi elbette.

    üniversiteye yıllarım.. 2010 ve sonrası. işte fm'de artık transfer güncellemeleri ile uğraştığım ve artık neredeyse data'nın bile içine girdiğim o dönemler.. yazın beklenen transfer bombalarını, football manager'e ilk bizler atıyorduk. aranızda var mıdır bilmiyorum, transfer güncellemesini indirip, galatasaray'ın yeni transferlerini fm'de ilk oynatmak isteyen oldu mu? işte o güncellemeleri yapanlar arasındaydım ben de. oyuncuların bir önceki sezonda gösterdiği performansları aktif bir şekilde güncelleyip, yeni sezona o form durumu ile başlamalarını da keza değiştiriyorduk. ne günlerdi be.. hayatımın en uzun kariyerini de bu oyunda, 2012'de, bu sefer kuzeyde yapmıştım. finali de 11. sezonun sonunda şampiyonlar ligi kupası'nı gece'nin ve gündüz'ün sırayla 12'şer saatle yaşandığı, öğlen, ikindi gibi vakitlerin olmadığı memlekete getirmekle yapmıştım. takımın as kadrosunda gerçek oyuncu kalmamıştı herhalde. portekiz'den, arjantin'den, israil'den sabi sübyanları getirip, 24-25 yaşları dolmadan çift haneli milyon euro'lara premier lig'e, bundesliga'ya satmanın da hazzını burada yaşadım. burada wonderkid listesi, kısalisteler falan da geçmiyordu. regen denilen oyuncularla uğraşıyordum artık kariyerin son senelerinde iyice. regen, oyun motorunun her sene kendiliğinden çıkardığı, bir nevi oyunun sanal dünyasındaki altyapı mezunlarıydı. işte ben onları geliştirip gönderdim.

    mezuniyetin etkisiyle artık iyice elimi eteğimi çektim bu işlerden. tabi bunda esas sebep mezuniyet diyerek suçu başkalarına atmayayım, belki de en büyüğü de football manager'ın ta kendisi. miles jacobson denen pezevenk, oyunun grafikleri ve maç motoru ile bu kadar oynamasa, bu oyunun gerçek havasının maç motorunda ya da grafiklerinde olmadığını kavrasa hala daha oynuyor olabilirdim. bu oyunun püf noktası, bizi içine çeken şeyi 3 boyutlu maç motoru değildi ki. ya da oyuncuların maç içerisindeki hareketlerinin ne kadar gerçekçi olduğu asla olmamıştı ki! bizi içine çeken oyunun menajerlik hissiyatını vermesi. belki de yazılarda, oyuncuların gelişimlerinde, taktik tahtasında, ya da oyunun gerçekten su gibi akıp gitmesine vesile olan, futbolun ta kendisi olmasındaydı. öyle olmasa, grafiklere önem verseydik gider fifa manager oynardık zaten. biz düşünememiştik bunu amk!

    yabancı dili iyi seviyedeki arkadaşlar zaten oyunu hiç bilmeseler bile 1-2 gün takılarak birçok şeyi kapabilirler. ve her şeyden evvel de buraları ziyaret edin.

    passion4fm.com

    guidetofootballmanager.com

    sortitoutsi.net

    fmscout.com

    onun dışında eskiden turksportal, cmfmfan, fmgraphics gibi yerli siteler vardı da kimisi kapandı, kimisi de artık forum tarzı sitelerin tutmamasından mütevellit düşüşe geçtiler. artık fm için bu yukarıda saydığım gibi dinamik platformlu siteler revaçta. ufak tefek oluşumlar var elbette, ancak çok da uzun soluklu olamazlar hiçbiri.