• 457
    bu sezon transfer harcamamiz 7.4 milyon euro. (luyindama: 5 milyon euro, jean michael seri: 1.5 milyon euro, emre mor: 600 bin euro, valentine ozornwafor: 300bin euro)

    transfer gelirimiz ise 5.7 milyon euro (fernando reges: 4.5 milyon euro, konstantinos mitroglou: 1.2 milyon euro)

    burada bazi kaynaklar armindo bruma psv'ye transferinden 337 bin euro'luk bir gelirimiz oldugunu soyluyor fakat bunu resmi siteden teyit edemedim.

    su anda gozuken durum; bruma transferindeki gelir ffp'ye etki etmiyorsa 1.65 milyon euro, ediyorsa 1.32 milyon euro eksideyiz.

    falcao bonservissiz bir sekilde transfer edilebilirse 1.5 milyon euroluk bir satis ile birlikte dengeyi bulmus olacagiz. tabii en ideali diagne'nin 8-9 milyon euro'ya satilmasi ve bonservissiz falcao ile birlikte 6-7 milyon euroluk genc ve gelecek vaadeden yabanci bir forvet alinmasi olur. boylelikle yabanci sinirinda da 14 oyuncu ile sinirin icinde kalmis oluruz.

    gel gelelim oyle gozukuyor ki falcao'nun alinmasi ve 2-3 milyon euro bandinda bir oyuncu satisiyla yaz donemini kapatacagiz. bu deli diagne'nin guzelim istanbul'u ve 2 milyon kusur maasi birakip bir yere gidecegini zannetmiyorum.
  • 560
    bu yaptırımların uygulandığı ne ilk ne de son kulübüz. bu yaptırımlara maruz kalan her takım bir menajerin kucağına oturarak bu süreci minimum zararla atlattı. en olmadık oyuncularını bile satıp bütçe yaradılar. bizim kucağına oturduğumuz menajer ise suudi arabistan'da yönetim değiştiğinden beri hiç bir oyuncuya dişe dokunur bir teklif getiremiyor. asıl sıkıntı bu işte. adamlar tosic'i, atınc'ı, jailson'u falan sattılar. cenk gibi bir balon rekor bonservisle gitti. açık söyleyeyim cenk ayarında bir topçuma 25 milyon euro teklif getirsin ben o menajere 5 milyon euro bile komisyon veririm, sakınmam. adamın ederi o değil zaten. 19 yaşındaki haaland'ı değil, tank gibi ağır, hava hakimiyeti de olmayan cenk'i satıyorsun. menajer ittirmesi olmadan o paraya satabilmenin imkanı yok. bedelsiz kiralık oyuncu bile bulamadık ve çok ciddi bir miktarda rakamı kiralama ücreti olarak dağıttık. kiraladığımız hiç bir oyuncudan ise kiralama bedeli elde edemedik, ettiklerimizin de maaşını cepten ödedik. şu süreçte bunları yaşayan tek kulüp olabiliriz. sebep menajerlerin kucağına oturmamak mı? hayır biz de oturduk. ama yanlış menajerin kucağına oturduk.
  • 360
    başımızı çok ağrıtacağa benzeyen hadisedir.
    uefa boşuna girmez bu topa.
    sadece fenerbahçe ve beşiktaş taraftarları değil bence bu konuda uefa'ya şikayet dilekçesi gönderen. bizim dediğimiz adamlardan da var bence bu dilekçeyi gönderen. gözünü hırs bürümüş, başkanlık hırsı bürümüş veya küçük olsun bizim kalsın diyen liseci tayfa da var bence bu isin içinde. bazen diyorum ki bırak lise kulüpleri kendilerinin olsun. taraftarsız mal gibi bir kulüpleri olsun.
  • 580
    son dönemlerde başımıza gelen en iyi şey olduğunu düşünüyorum. hem daha büyük bir cezadan kurtulmamız, hem de bu kadar kötü bir ekonomide, bundan başka bir yaklaşımla hayatta kalamayacağımız için. bizdeki yangıncı transferci sosyal medya taraftarı olduğu sürece, böyle bir politikayı uygulayamazdık. anlatamazsınız, anlamazlar çünkü, en fazla şöyle bir cevap verirler: "yönetimin işi ne, bulacak parayı, bulacak sponsoru". hmm okay. sanki hepsi kulüp yönetimi ve ekonomi alanında uzmanmış gibi konuşur, ancak bir tane mantıklı yaklaşım, çözüm, öneri sunamazlar. varsa yoksa sağdan soldan duydukları klişeleri sıralarlar. bu ffp denen allah'ın lütfu sayesinde çeneleri bir nebze kapandı da kulübün az da olsa beli doğruldu.

    gerçekten savunduğu şeyin altını doldurabilenleri ve çözüm üretenleri tenzih ederim, iyi ki varlar. ama ne savunursa savunsun bu içi boş fikirler ve aptal cesaretiyle yüklü insanları gördükçe midem bulanıyor. bunlara kalsa 2 ayda bir başkan, td, oyuncu değişir, kulüp geneleve döner.

    not: bu sözlükte de buna benzer çok yazar var, ve hiçbirinin fikrine saygı falan duymuyorum, çünkü hiçbir şeye saygıları yok. elimdeki engelli yazar listesini isteyenle paylaşırım.

    moderasyona not: umrunuzda mı bilmiyorum, sözlük kantitatif olarak ileri giderken kalitatif olarak geriye gidiyor. formata kafayı takmak yerine, yazı kalitesiyle uğraşılsa çok daha yerinde olur. ekşisözlük gibi bir örnek var önünüzde ve asıl marifet başkalarının hatalarından ders çıkarmak.
  • 362
    uefa ile galatasaray arasında yapılmış bir anlaşma var ve bu anlaşma silah zoruyla yapılmamıştır. uefa’nın bir tüzel kişilik olduğunu düşünürsek, kişiler arası sözleşmelerin tek taraflı bozulması, tek taraflı değiştirilmesi mümkün değildir.

    yeniden inceleme bile usule aykırıdır ama uefa üst birlik olmasının psikolojik etkilerinden yararlanarak bu hukuksuz incelemeyi yapıyor, incelemeye devam ediyor. sonuçta sözleşmeye aykırı bir karar verebileceklerini zannetmiyorum, verseler bile cas’dan döneceğini biliyorlardır.

    uefa ile davalı olmak hiçbir kulübün isteyeceği bir şey değildir ve bu nedenle galatasaray yönetimi sonuna kadar sabretmeyi tercih etmiştir. fakat bu hukuksuzluk devam ederse cas’a gitmekte tereddüt edilmemeli. sonuçta yapılan karşılıklı, tam iki taraflı bir anlaşma var ve bu anlaşmaya uyulup uyulmadığının kontrolü ancak sezon sonunda yapılabilir. kaldı ki galatasaray anlaşmanın bütün hükümlerine uymuş, ffp kurallarını bir euro dahi delmemek için santraforunu satmak zorunda kalmıştır. buna rağmen hala başının üstünde demoklesin kılıcını sallamak bizzat fair play ruhuna aykırıdır.
  • 322
    önce başkan mustafa cengiz'in açıklamaları ile avrupa'dan men cezası almayacağımızın bildirilmesi,
    sonra lig bitiminde uefa ile aramızda 4 yıllık anlaşma imzalanması,
    tam bu duruma adapte olup nasıl yapalım diye düşünürken bir anda yeniden yargı sürecine girilmesi,
    derken bugün gelinen nokta temmuz'un başı, yarın takım kampa gidecek, ama biz daha hala ceza çıkar mı çıkmaz mı diye burada görüş bildiriyoruz.
    bu sürecin bu denli uzaması, elini sallaya sallaya transfer arayışında olan kulüplerin yanında bizim aleyhimize haksız rekabete neden oluyor.
    biran önce ne olacaksa olsun ki biz de önümüzü görelim.
    ha, işin içinde kimlerin olduğunu tahmin etmek çok zor olmaz belki ama sayın başkanın da kimlerin bu işi kaşıdığını açıklaması gerekir ki galatasaray taraftarı kime karşı gardını sertleştireceğini bilsin.
  • 176
    daha önceleri bu uygulamaya acayip kızarken yöneticilerimizin hala sağa sola saçma sapan para dağıtmalarını görünce iyi ki var diyorum. gerekirse 4-5 sene avrupaya gitmeyelim belki aklımız başımıza gelir. borç gelmiş 1.5 milyar tl'yi bulmuş; hala biz saçma sapan adamlara saçma sapan paralar veriyoruz. ibretlik amk. bunu yapan adamlar da boş beleş adamlar değil haa. okumuş tahsilli adamlar.

    allah galatasarayımızı okumuşların şerrinden korusun. amin :)
  • 6
    uygulamaya geçilmesiyle birlikte, yıllardır dillendirilen kurumsal yapıların çok büyük önem kazanacağı uygulamadır.
    bu uygulamanın getireceği birkaç önemli avantaj var ve bence bunlar da futbol ruhuna uygun gelişmeler olacaktır.
    zaten türkçe meali de ayağını yorganına göre uzattır.
    zira her kulüp bir sezonda önce 45 milyon, daha sonra en fazla 30 milyon euro zarar edebilecek.

    kulüplerin gelir kapılarına bakıldığında, 3 temel kalem mevcut diyebiliriz: yayınlar, biletler, ve ürün pazarlama(sponsorluklar, isim hakları vs. dahil)

    yayın gelirleri, üst seviyede mücadele eden kulüpler için neredeyse aynı miktar, ancak ingilizler ve ispanyollar bu konuda biraz daha avantajlı.
    ingilterede yıllık 1,25 milyar euro'yu bulan ücretler kulüplere dağıtılırken, üst sıradaki takımlar daha fazla pay alıyor, ancak arada büyük uçurum yok.
    ispanya'da barca ve real pastanın %60'ına sahipken kalan diğer tüm takımlar %40'ı paylaşmak durumunda.
    şampiyonlar ligi'nin gelir dağıtımı ise herkese başarı oranıyla dağıtılyor.

    biletlerde de avrupa'da bir ortalama tutturulduğunu söyleyebiliriz. tabii ki chelsea ve hamburg arasında fark var, ancak rekabeti önleyecek kadar değil.

    kulüplerin gelir kapısında fark yaratabileceği en önemli kalem ise pazarlama, bu konuya biraz daha aşağıda değineceğim.

    şimdi resme geri dönüp bakınca, real, barca, united gibi kulüplerin gelirlerinin dağılımı bu üç kalemde de aşağı yukarı eşit.
    örneğin real 450 m euro'luk gelirinin 140'ını yayınlardan, 180'ini pazarlamadan, 130'unu ise biletlerden kazanmış.
    ancak aşağı doğru inince, bu gelirlerin, örneğin juve'de %60 yayın, %25 pazarlama, %15 bilet şekline geldiğini ve pastanın büyük kısmını yayınların oluşturduğunu görüyoruz.

    ve asıl mesele olan, gelir-gider dengesini oturtmakta ise en büyük sorunu yaşayan ve yaşayacak kulüpler ise bu para pompalanmış sermayeli kısımlar.
    bir kulübün giderlerinin ortalama olarak %70'ini futbolcu ve futbol operasyonu maaşları ve bonservisleri oluşturuyor.
    geçen yıl milan takımı 235 milyon gelirinin, 195 milyonunu futbolculara vermiş.
    juve 155 milyon gelire karşın, 140 milyon futbolcu maaşı ödemiş.
    juve'nin şampiyonluk sayesinde kazandığı ücretler zararını neredeyse karşılarken, milan 70 milyon euro zarar göstermiş durumda.
    bundan dolayı bu sene ibra, gattuso, nesta gibi yüksek maliyetli oyunculardan ciddi anlamda tasarruf etmeye başladılar.
    city ise 170 milyon geliri varken 200 milyon sadece futbolcuya ücret vermiş.

    işte bu noktada, aşırıya kaçan futbolcu maaşlarının ödenmesini karşılayabilecek tek ekstra ve fark yaratılabilecek kalem pazarlama olarak duruyor.
    herkesin bildiği gibi, barca, real, united dünyanın dört bir yanından bu şekilde para kazanabiliyor ve yüksek maaşlı oyuncuları oynatabiliyor.
    ancak ne city, ne liverpool, ne juve, ne milan ne de inter bu kulüplerle başa çıkabilecek seviyede değil ve o noktaya ulaşana kadar, diğerleri arayı daha da fazla açıyor.

    global ölçekte bakınca, 5 sene sonrasında dominant kulüplerin sayısının azalacağını, ayakta kalanların ise özellikle pazarlama konusunda öne çıkan takımların olacağını kestirmek mümkün.

    kendi ligimize geldiğimizde ise, yıllardır oturtulmaya çalışılan ama altı halen boş olan kurumsallık kelimesinin önemi, özellikle büyük takımlar için, ortaya çıkacak.
    burada da galatasaray ve fenerbahçe'nin kombine, yayın ve mağaza konusunda aşağı yukarı aynı gelirlere ve potansiyellere sahip olduklarını söylemek lazım.
    iki takımın taraftarı da benzer oranda maça gidip, alışverişleriyle benzer para kazandırıyorlar takımlarına.
    şampiyon olan takım, hem şampiyonluk hem de popülaritenin getirdiği ivmeyle gelirini bir kademe daha yukarı çekebiliyor.

    ancak finansal fair play uygulaması yürürlüğe girdikten sonra, pahalı kadrolarıyla iki kulübün de zor duruma düşeceği bir gerçek.
    bu konuda, bu yıl transferde melo ile yapılan pazarlıklar da yönetimin gerekli özenli çalışmanın içinde olduğunun bir göstergesi bana göre.
    avrupa'da yakalanacak başarı ile beraber takımın yurt içi ve yurt dışında tanınması, pazarlaman gelirlerinin direkt olarak artışına neden olacaktır.
    yine bu kalemde, nasıl avrupa'nın büyük kulüpleri asya ve amerika pazarına girmişlerse, bizim büyük kulüplerimizin de orta asya'daki zenginleşen türki cumhuriyetlere ve avrupa'daki türk vatandaşlarına el atması gerekiyor.
    kısa vadede bu pek mümkün değil, sonuç olarak izmir'e ürün sağlayamayan bir operasyondan bahsediyoruz.
    ancak mümkün olacaksa, bu mağazalardan ziyade internet ortamının kullanılması yoluyla gerçekleşecektir.

    küçük kulüplerin bu finansal fair play uygulamasından nasıl etkileneceğini düşününce aslında ortaya pek bir fark çıkacağını sanmıyorum.
    belki eskişehir ve bursa gibi, az ama sadık taraftar kitlesi bulunan takımlar bir adım öne çıkabilir.
    fakat gençlerbirliği, kayseri, ibb gibi takımların tek gelir kalemi yine yayın ve iddaa gelirleri olacaktır.
    her ne kadar biz sevmesek de hurma, cavcav gibi yöneticiler, futbolcu alıp satarak, pahalı transfer yapmayarak kendi dengelerini koruyacaklardır.
    büyük kulüplerin maaş ortalamasının düşmesine paralel olarak olası kadro kalitesi düşmesi de bu takımların rekabet gücünü artırabilir.
    ancak buca gibi,elazığ gibi, süper lig'e çıktıktan sonra 10 futbolcu al, 20 futbolcu gönder gibi saçma revizyonlar yaparsan, dengeyi bulamaz ve tepe takla düşersin.

    meseleyi toparladığımızda, benim kişisel öngörüm, türkiye'de eğer galatasaray ve fenerbahçe pazarlama girdilerini artırabilirlerse, ki bu yurt içi ve yurt dışı potansiyeli verimli kullanmaktan geçer -mevcut vaziyet her iki takımın geride kaldığını gösteriyor-, diğer kulüplerle aralarındaki farkı açıp, aynı ispanya gibi iki takımlı bir lige dönüşebiliriz.
    eğer bu girdi kalemini artıramazlarsa, yani yayın geliri diğer iki kalemin halen önüne geçerse, elindeki imkanı verimli kullanan anadolu takımlarıyla aradaki fark kapanabilir.
    çünkü onlar zaten bizim alışmaya başladığımız ama yetersiz kalan ürün pazarlamasına hiç sahip olamadılar ve o olmadan nasıl mücadele edileceği konusunda bir hayli tecrübeliler.
  • 249
    uefa'nın çifte standardına konu olan uygulamadır. zengin kulüpler kafasına göre takılıyor, geri kalanlara ceza kesiliyor.

    bu çifte standarda rağmen ekonomik olarak kötü yönetildiğimiz için bize ceza verilmesi bence de iyi olabilir. maaş sınırlaması ve kazandığın kadar harca uygulaması ekonomik olarak düzelmemizde etkili olabilir. diğer yandan yönetimimizin ve teknik heyetin özellikle sözleşmesi biten oyuncuları kovalamasına da neden olacaktır. artık eksi sermayeler, sürekli zarar etmeler son bulmalı. kulüp istikrarlı bir yapıya kavuşmalı.
  • 484
    hocanın* son zamanlardaki bütün demeçlerinde ısrarla dile getirmesinden anlaşılıyor ki, halâ demoklesin kılıcı gibi tepemizde sallanmaktadır.

    tabii ki bu sezon yaşadığımız durağanlığın tek ve asıl sebebi olamaz ama sürekli gündeme geldiğine göre sıkıntı büyük ya da istenilen transferlerde elimizi ciddi anlamda kilitliyor.
  • 642
    şampiyonlar ligi geliri.
    rekor loca satışı.
    2 senedir şampiyonluk.
    sattığımız oyuncular. ( biri 35 milyon euro )

    bunların üstüne hala ffp bize belaysa bunun tek sorumlusu dursun özbektir. beşiktaş ve fener’de niye bu yok ? hadi onlar sallamıyor biz kuralına uygun yapıyoruz diyelim bu iki takım nasıl ceza almadı ?

    bankalar birliği anlaşması da böyle. tek etkileneni bizmişiz gibi geziyoruz ortalıkta. borcumuzu kapatıyorduk güya ama dursun özbek ona da negatif konuştu.

    illa elimizdeki araziyi satacağız yani tek çaremiz buna getiriyor konuyu. ben bu işe güvenmiyorum.
  • 385
    satılacak futbolcularımızın durumuna göre, 2018 - 2019 sezonu ara transfer dönemi'nin kalan son iki haftasında, 10-15 milyon euro arası bir tutarı çatır çatır harcamaya bizi "mecbur" eden uygulama.

    benim ciddi bir bilgi eksikliğim varmış, ara transfer döneminde futbolcu satışı sonucu oluşan (+) harcama bütçesi bu dönemde harcanmazsa yaz dönemine devretmiyormuş. belki birçoğunuz zaten biliyorsunuzdur bunu.

    şimdi beni mutlu eden şey temelde futbolcu transferlerinden ziyade güzel satışlar olsa da, bir önemli tespiti yapmak gerekiyor. o para bu 15 günde harcanacak arkadaş, harcanmak zorunda. ve kime harcanacağı da, belki hiçbir zaman olmadığı kadar önemli. o parayla, sonraki dönemlerde para edecek, genç (mümkünse 25-26'larını aşmamış, zira daha yaşlısı gelip 2 sene oynasa yaşı 29'una dayanıyor) adamlar almak mecburiyetindeyiz. kadromuzun ihtiyaçlarından bağımsız söylüyorum bunu, bazı mevkiler kiralık oyuncular ile kapatılabilir tabii ki, fakat mutlaka bonservis ödeyip, nispeten genç oyuncuları takıma kazandırmamız şart.

    bu paranın yatırımda kullanılmaması, ya da kötü yatırımlar yapılması, sonraki transfer dönemlerinde bizi içinden çıkılması zor bir döngüye sokabilir. düşük kadro kalitesini, satacak adam da olmayınca yükseltme imkanı kalmıyor çünkü. ve şu anki durumda, rodriguez ve belhanda'dan sonra ozan kabak haricinde satışından güzel para kazanabileceğimiz bir oyuncumuz aklıma gelmiyor (belki biraz da feghouli).

    bu süreç, yönetilmesi gerçekten zor bir süreç, çünkü kimse gerizekalı değil. bir adamın karşısına, bir oyuncusu için pazarlık yapmak için oturacaksın mesela. adam seni araştırmış olacak:

    - kadronda kapatmak gereken bir sürü gedik var, transfer zaruri
    - taraftar baskısı çılgın
    - ve elinde, transfer döneminin sonuna kadar harcamak zorunda olduğun bir para var. 2 hafta içinde harcanmazsa bir daha transferde kullanamıyorsun.

    bu şartlarda, tüm pazarlık gücü karşı tarafta. ve zaman geçtikçe daha da güçlenecek. düşünsenize, transferin son günündeyiz, bizim görevlilerimiz oturmuş pazarlık yapıyor bir oyuncu için, kalan 5 m bütçe var diyelim. o adamın değeri 2 m olsa bile o 5 m'u senden alırlar, hem de söke söke.

    yakın zamanda yaptığımız marcao ve emre taşdemir transferlerinin detaylarının bildirilmemesini de bu gerekçeye bağlıyorum açıkçası. bu bir poker oyunu, ve kartları mümkün mertebe kapalı tutabilmek gerekiyor. pazarlık yaptığın adam, seninle ilgili ne kadar az şey bilirse o kadar avantajlısın çünkü. bu detayların, transfer döneminin sonlanması ile birlikte paylaşılacağından hiç şüphem yok.

    özetle, çok kritik bir iki haftaya girmiş durumdayız, en kısa zamanda işlerin çözülmesini umuyorum. aksi takdirde fena köşeye sıkışacağız çünkü.
  • 544
    takımımızın uyması için tabi olduğu anlaşmanın konusu.

    ffp kriterleri ortada iken transfer yapılamıyor diye sürekli olumsuz şekilde konuşanları şuna benzetiyorum: evde para yok, sürekli yeni mobilya, yeni araba, yeni bilmem ne isteyen dırdırcı eş.

    transferin bokunu çıkaran suyun karşı tarafı da, borç içinde yüzmesine rağmen koy mabadına rahvan gitsin deyip senin eşinin istediklerini kendi geleceğinin bir tarafına koyarak alan komşu.
  • 407
    eğer medyada vedat için bahsi geçen rakamlar gerçekse fenerbahçe tarafından bırakın arkasından dolanmayı, göstere göstere ırzına geçilen uygulamadır. ve tepemizde cellat gibi dolaşan uefa bu adamlara dair bir yaptırımda hala bulunamamıştır.
    2 senedir şampiyon olmamıza rağmen biz hala kılı kırk yararken, hiçbir sportif başarısı olmadığı gibi bir de 3,5 milyar tl borcu olan adamların ortalıkta en çok sesi çıkanların olması çok normal değil.
    kap'a yapılan açıklamalarda biz neredeyse oyuncunun kullanacağı tuvalet kağıdına kadar kamuoyuna bilgilendirme yaparken, fener'in aldığı oyuncuların yıllık rakamları nedir mesela? max kruse babasının hayrına gelmemiştir herhalde ligin son 3 haftasında ligde kalan bir kulübe.
    bu vesile ile buradan tekrar etmekte fayda var; hasan dalkartal isimli şahsın başkanı olduğu kulübün kasasına ne vedat ne de başka bir oyuncu için galatasaray'ın tek kuruşu girmemelidir.
App Store'dan indirin Google Play'den alın