• 1
    2018-2019 sezonu itibarıyla bizim 20, trabzonspor'un 22, beşiktaş'ın ise 15 yıldır beceremediği bir doğa olayı.
    nasıl becerilemediğini anlatmaya gerek yok, cücüler, palalar, çulcular, aydunuslar, gezerler.....vs hangi birini sayalım ki...
    yalnız ne yalan söyleyeyim, bizim adımıza başlarda içimi burkan bu olay fenerbahçe camiasının konuya yaklaşımını gördükçe son 1-2 yıldır bana keyif vermeye başladı.
    kupayı, avrupa'yı, ligi-migi herşeyi boşverip sırf bu olay için yaşayan fenerliler var. adam küme düşecek umrunda değil, yenemedinizki, yenemedinizki diye göbek atacak duruma gelmiş. ve emin oldum ki bu işin uzaması her yıl bizi değil onları daha çok baskı altına alıyor, dedim ya adamların hiçbirşey umurlarında değil, yeter ki yenilmesinler, misyonu bu olan camiaya da vizyonu bu olan başkan yakışırdı zaten (bkz: ali koç).
    bu durumu evde 4 yaşındaki oğlumla oynamaya benzetiyorum, gönlü olsun diye ona kazandırıyorum oyunların sonunda, garibim de seviniyor gerçekten kazandığını zannederek.
    valla biz şampiyon olalım da varsın beyler kadıköyde yenilmemeye, bir başka deyişle uyumaya devam etsin, ben razıyım...
  • 2
    bu olay 2000li yillarda, 2010 oncesinde fenerbahce icin buyuk bir avantajdi. bugun ise sirf bu seriyi devam ettirmek icin beraberlige razi bir oyun oynamak gibi garip bir yan etkiye sebep olmus durumda. 27 nisan 2019 fenerbahçe trabzonspor maçından bagimsiz olarak konusuyorum, o macta beraberligi zaten son dakikada kurtardilar, ama su anda fenerbahce camiasindaki psikoloji ic saha derbisinde mac baslamadan beraberligi kabul edecek noktada. deplasmana gelen takim da mac baslamadan zaten beraberligi kabul edecek durumda oldugundan cogu mac berabere bitmeye basladi.
  • 3
    elbette hakemlerle, şanslarıyla kaybetmedikleri maçlar çoktur ancak bütün bu seri bunlarla açıklanacak cinsten de değildir.

    3 takıma * karşı aynı anda 15-20 küsür senedir devam eden bir seriden bahsediyoruz. bu 3 takımdan birisi bir maçta 2-3 tane atıp işi nasıl bitiremiyor ben bunu anlamıyorum mesela? 40 yılda bir denk gelse 3 gol atsa da bu sefer 3-4 gol yiyor. bu çok enteresan bir olay ve bunun başka bir örneği olduğunu düşünmüyorum. tamam şansın yanında olur tamam hakem de kollar ama 15-20 sene be abi, en azından birini kaybeder insan. ki fener'in şansının da yanında olduğu, hakemin de dahil olduğu birçok maçı anadolu takımları'na karşı kaybetti evinde bu zaman zarfı içinde. sorun bu değil sorun başka bir şey bu konu hakkında.
  • 4
    %70-80 oranında, yani büyük ölçüde, hakemlere bağlı olduğunu düşünüyorum. kesinlikle, hiçbir statta kadıköy'de gibi dayak attırmazlar adama. örneğin 27 nisan 2019 fenerbahçe trabzonspor maçı için jailson'ın daha ilk yarı sarıyı alması lazımdı. keza topal. bir sarı demeyin, 1 sarının ,kırmızı korkusuyla,müdahale etme konusunda oyuncuyu nasıl tedirgin ettiğini, söz konusu oyuncular için orta alanı nasıl yumuşattığını bilmek lazım. örneğin 14 nisan'daki fb-gs maçında belhanda sarıyı gördüğü an maçtaki etkisi bitti-ki oyundan çıkmak zorunda kaldı bu yüzden.

    yine 27 nisan 2019 fenerbahçe trabzonspor maçı ile devam edersek soldado ikinci sarıyı görmeliydi. atlandı. fb 10 kişi kaldıktan sonra ise cüneyt çakır ve arkadaşları korkudan-evet bildiğiniz korkudan-trabzon'un lehine düdük çalamadı. beden dilleri o kadar açığa vurdu ki bu durumu çakır sarı kart göstermesi gereken valbuena'yı sakin ol diye teselli ederken, yan hakem topu kendi oyuna soktu.

    ha fenerbahçe'nin baskısını, trabzon'un yanlış oyununu göz ardı etmemek lazım. ama en az bunlar kadar hatta yukarıda bahsettiğim gibi daha fazla maça etki eden hakemler tarafından yaratılan ortamdır. kadıköydeki maçlarda futbolun bu duruma gelmesinde hakem etkisinin önemli payı olduk hep. o nedenle hakem yönetimleri bence bu serinin devam etmesindeki başlıca faktördür.

    edit: ayrıca önceki yıllarda var sisteminin olmadığını da hatırlatalım.o maçlarda kim bilir ne haklar yendi. düşünün var uygulanmasa bizim 14 nisandaki maçta hasan sarı kartla yırtacak, trabzon maçında sadık muhtemelen atılmayacaktı.
  • 7
    son yıllarda bu istatistik yüzünden kaybetmedikleri gibi kaybetmeme psikolojisi yüzünden maçların sürekli beraberlikle bitmesiyle sonuçlanan durumdur. bence 2000'li yıllarda fenerbahçe lehine oluşan bu tabloda durum 2010'lu yıllarda tamamen aleyhine devam etmektedir. zira kaybetmedikleri gibi kazanamıyorlar da.

    örneğin trabzonspor'la kadıköy'de oynadıkları son 7 maçtan 6 beraberlik alıp sadece 1 kez kazanabilmişler. yani 7 yılda kazanabilecek 21 puanın sadece 9'unu alabilmişler. yüzde 50'den bile daha az bir kazanma yüzdesi.
  • 8
    bi yerlerde bi mantık hatası olan olay.
    bu seri “kazanma serisi” iken bir anlamı vardı; ama ne zamanki kazanma serisi olmaktan çıkıp kaybetmeme serisi oldu manası kalmadı. kendi sahanda oynadığın derbide senin isteyeceğin sonuç galibiyettir, beraberlik ekseriyetle rakibinin işine gelir, hal böyle iken işine gelmeyen bir sonucun çetelesini tutmak ne menem iştir anlayan beri gelsin.
  • 10
    akılcı olarak bakılırsa fb'nin stadyumunu erken bitirmesi ve ekonomik açıdan güçlü olması bunda önemlidir. şampiyon olduğumuzda bile bizden kadroları iyiydi. örnek olarak denizli faciasında anelka yedek kulübesindeydi.

    yalnız 4 büyükler değil anadolu'dan gelen yerli ağırlıklı kadrolar bu atmosferden çok etkilendi. hakemler hala bu atmosferden çok etkileniyor.

    beşiktaş'ın son galibiyeti olan 3-4'lük maçta fenerbahçe daha iyi olan taraftı. maçı fb'li arkadaşlarımla beraber izlemiştim. beşiktaş 5 kez geldi 4'ü gol oldu. çoğunluğu da kontra ataktı.

    gs'nin son galibiyeti tarihimizin en iyi kadrolarından biri tarafından elde edilmişti. goygoycu fenerliler ve basın yüzünden psikolojik bir saçmalık olmasa alacağımız en az 2 maç var. geçen sene tolga ciğerci 6 pastan atamadı ve baros'un 2-2'yken direkten dönen topu en net örnekler.
  • 11
    türk futbolunun en köklü şaibelerinden biri. bunu sadece fenerbahçe-federasyon işbirliğine ihale edip her sene o stada mal gibi çıkıp aynı şekilde mal gibi geri dönen diğer üç takımı pas geçmek meselenin özünü de ıskalamak anlamına gelir. türk futbolcusunun, antrenörünün, kulübünün hatta federasyonunun çürümüşlüğünün, karaktersizliğinin, iş ahlaksızlığının anıtsal bir anlatımıdır aslında.

    sadece her sene bunun adı değişir. bir sene taraftar desteği olur, bir sene tartışmalı bir pozisyon olur, bir sene utanmadan çıkıp işte taktik yanlış falan derler. biz dört kulüp aramızda işi götürüyoruz, biz futbolcuların meslek ahlakı yok maç seçiyoruz demeye hem kimsenin götü yemez hem de yeterince reyting almaz.

    her sene bu masallar afiyetle yenir mi, yenir...

    6 ay önce bein sports üyeliklerini iptal ediyoruz kampanyası diye ortalığı inletirken şimdi şampiyonluk için geri sayım yapan adamlardan çok da birşey beklememek lazım...
  • 14
    bu sene olayın büyü ya da atmosferle alakası olmadığı tamamen hakem eyyamları ile yakalanmış bir seri olduğu iyice ayyuka çıkmıştır. fenerbahçeli iki futbolcu birbirinin ayağına basıp düşüyor ve top bizim önümüzde kalıyor hakem alehimize faul veriyor. en iyi oyuncunuz ilk yarı haksız sarı kart görüyor ve ikinci yarı atılacağından kendisi dahil herkes o kadar emin ki oyuncuyu daha ikinci yarının başında değiştirmek zorunda kalıyorsunuz. öyle bir ortamda galibiyet bulmak zaten olanaksız. en son ne zaman kupa aldığını hatırlamadığım fenerbahçe camiasına mütiş serileri ile mutluluklar diliyor ve kendilerinin derbi başarılarına zerre imrenmiyor aksine nasıl kazanıldığını gördükçe iğreniyorum.
  • 15
    ilk 10 yılki sebebi tribünlerin sahaya sıfır olması (ve a.y.nin hakemler üstündeki baskısı tabii) diğer stadlarda maraton pisti vardı ve seyirci baskısı sıfırdı. kadıköye gelen futbolcunun feleği şaşıyordu. sonrasında 10–15 senelik bir seri oluşunca da öğrenilmiş çaresizlik sendromu yaşanmaya başladı. son 2-3 senedir dikkatimi çekense bu durum artık rakiplerden daha çok onlarda stres yaratmaya başladı , misal dün akşamki gol sevinci (bkz: 27 nisan 2019 fenerbahçe trabzonspor maçı)