• 1
    o prensip içinde, sakatım diyerek maça çıkmayan çıt kırıldımlara yer yoktur. takım içinde dışarıya haber uçuranlara yer yoktur.

    bakın baba gündüz bundan taaa yıllar önce ne demiş;

    --- alıntı ---

    galatasaray bir his takımıdır. renklerine aşık birbirlerine seven futbolcuların takımıdır. galatasaray feragat ve fedakârlıklarla çalışacak futbolcuların takımıdır. galatasaray şımarıkları, kendini beğenmişleri, yalnız kendini düşünenleri sevmez. kısacası galatasaray, bir halatı hep birlikte çekenlerin, hep birlikte üzülüp, hep beraber sevinmesini bilenlerin takımıdır.

    --- alıntı ---
  • 3
    sinan gümüş mesela bu prensiplere feghouli’den daha çok uymaktadır. öte yandan fatih terim’in çalışma prensibi selçuk inan ile de oldukça uyuşur; selçuk gibi önü açık genç(!) yeteneklere maçlarda çok verimsiz oynamasına rağmen tahammül eder, kazanmaya çalışır. söylenti o ki kendisiyle yeni sözleşme bile yapmayı düşünür

    bugün kulüpsüz kalmış eray işcan’ı sözleşme yapmadan sezon başı antrenmanların alır, taraftar sosyal medyada tepki gösterince onunla sözleşme yapmaktan korkar/vazgeçer. aydın yılmaz, engin baytar ve sabri sarıoğlu gibi futbolun terk ettiği adamlara sözleşme yapıp onları oynatmamasıyla da bilinir.

    teknik kadro seçiminde çalışma prensibi çok daha nettir. hasan şaş gibi sadece galatasaray’da antrenörlük kariyeriyle kendini kanıtlamış bilge yardımcıları vardır. kendi dengi olmamasına rağmen hasan şaş gibi bir antrenörün rakip futbolcularla dövüşmesi fatih terim’in çalışma prensibi için bir sorun teşkil etmez.

    kısacası fatih terim’in çalışma prensibi/kültürunde ahbap-çavuş ilişkisinin ayrı bir önemi vardır. mesela kondisyoner arkadaş, galatasaray’ı şampiyonlar liginin en az koşan , ligin son sıralardaki takımlarına 2-0’dan maç vermiş takımı yapmıştır ama önemi yok; kondisyoner arkadaş iyi biat ediyorsa hem de fatih terim’e sempatiklikler, şakalar da yapmışsa o zaman çalışmaya devam edebilir. hem dere geçerken at mı değiştirilmiş.
  • 5
    fatih terim'in çalışma prensibi kendisini;

    -türkiyeye gelmiş en büyük kupanın şampiyonluğunu;
    -7 ile en çok lig şampiyonluğu;
    -2 türkiye kupasını;
    -4 türkiye süper kupasını*;

    kazanan hoca yapmıştır.

    bitti mi?
    hayır tabii ki.

    - kendisi ac milan ve fioretina'da kariyer yapmıştır.*

    ayrıca oradaki kariyerine laf edenler olacaksa şu videoya bir göz atsın tekrardan.
    https://www.youtube.com/watch?v=9v2kIoiW22I

    neyse, milli takımdan da biraz bahsedelim mi?

    milli takımın gittiği büyük turnuvanın, 5.inde direkt imzası vardır. zaten imzası olmayan tek turnuvada 1 yaşındaydı henüz.
    1954 dünya kupası.

    euro 96'da takımın başındaydı ve 5.torbadan katıldığımız eleme grubunu 2.sırada bitirip direkt olarak turnuvaya ilk kez katılma hakkı kazanmamızı sağladı. 5.torba diyorum.5.

    euro 2000'e ise 1 ay öncenin uefa şampiyonu olan kadro gitti. tıpkı 2002 dünya kupasına olduğu gibi.
    hee bu arada, isterseniz o başarıları mustafa denizli, tayfur havutçu, tayfun korkut; şenol güneş, muzzy izzet ve alpay'a bağlayabilirsiniz hocayı yermek isterseniz :) ama unutmayın o kadroda galatasaraylı olmayan oyuncuların bir çoğu hocanın 90-91 yıllarındaki genç, 93-96 yılınlarındaki milli takım tedrisatından geçti.

    euro 2008 için ise fazla söze gerek yok. belkide bir türk futbolseverin hayatında görüp görebileceği en keyifli milli takım turnuvasında takımın patronuydu.

    biraz becerikli olsak bize en şans verilmeyen ve en eksik olduğumuz maç sonrasında, belki de tunuvada final oynayacaktık.
    https://goo.gl/images/YqQ3jU

    euro 2016'da ise yine elemelerdeki son maçlardaki arap atı performans ile takımı turnuvaya götürmeyi başardı. yeniçeri tayfanın da büyük etkisiyle turnuvada başarısız oldu.
    unutmadan; o zamanlar bu platformda hem de turnuva boyunca adamlar-hoca zıtlaşmasında, hocanın karşısında olanlar vardı.
    ah ah ah.

    ayrıca kendisi en çok şampiyonlar ligi oynayan da hocadır.

    vurmak için yazılan;
    laf çarpan;
    yapıcı değil, yerme amaçlı;
    sadece nefret kusmak için yazılan entrylerde;

    ahbap çavuş, sabri sarıoğlu, ahmet çalık yazarken bir yandan da;

    bu adam taşaklarını masaya koyarak her seferinde başarılı olmuştur yazın.
    kötü huylarının yanında muhakkak ki iyi yaptıklarını da yazın.
    ilkleri başarmıştır yazın.
    ben sevmem ama; o olmasaydı, belki de beşiktaş bizden önde olacaktı yazın.

    yok çekemiyorsanız, gomis ve rodrigues'in yanına, yallah arabistana.

    yapıcı olun yapıcı.
  • 7
    2016-dan bu yana çok radikal bir şekilde değişilmiş prensip. tabi bunda fatih terimin de birey be hoca olarak evrim yaşaması rol oynadı. daha önce fatih terim burak yılmaz, arda, caner, snejder, drogba, hakan şükür, volkan demirel gibi alfa-erkeği karakterlere liderlik, komutanlık yapan bir figürdü. 2016 milli takım olayları başlangıcı ve sonrası fatih terim komutandan baba figürüne evrildi. yaşlandığı için alfalığı bıraktı ve oturaklı, büyük, bilge bir figür oldu. donald trump gibiydi robert mueller gibi oldu. alfa gomisle yolları ayırdı, burak, arda, caner gibi isimlerle ciddi şekilde sorunlar yaşadı. otoritesini kabul etmeyen serdar azizi sattı. yine bu dönemde baba figürüne evrilmiş fatih terimin en sevdiği isimler lafından çıkmayan uslu karakterler-linnes, ozan kabak, nagatomo gibi isimler oldu.
  • 8
    alfa-beta gibi redpill denen saçmalığın popüler olmasından sonra ortaya çıkan kavramlara pek bağlı olduğunu düşünmediğim olgu. karısını döven, babası yaşında otobüs şöförüne önce dayılanan dayak yiyeceğini anlayınca da kaçan adam alfa ilan edilmiş bir de. penaltı kaçırınca ağlayan adamdan alfa mı olur birader ? *

    eğer bir hayvan grubunu çalıştırsaydı alfa-omega değerlendirmeleri doğru olurdu ama şempanzelerle değil insanlarla çalışmaktadır.
  • 9
    serdar azizi otoritesini kabul etmediği için sattığı iddia edilen teknik direktörün çalışma prensibi.

    fatih terimin özellikle son dönemde saha içinde tercihleri gayet tartışmaya açık ve eleştirilebilir lâkin otoritesini kabul ettiremediği için futbolcu sattığını iddia ettiğinizde de komik duruma düşersiniz.

    melo, sneijder, drogba gibi adamlarla sorunsuz çalışıp hatta çalışmakla kalmayıp bu adamlar takımdan ayrıldıktan sonra bile kendisine olan saygı ve sevgilerinin azalmadığı bir adamdır terim. melo brezilyadan hala terime baba der. drogba gibi bir adam son ziyaretinde tribünleri selamlarken birden bire terimin elini alıp havaya kaldırdı. bu tip adamların bunu yapmasının sevgi ve saygı dışında bir yolu yoktur.

    hee üstünde otorite kurulamadığı için satılan serdar aziz mi ?

    fenerbahçe'ye transfer olduğundan beri 6 maça çıkabilmiş. ve nükseden sakatlığından dolayı muhtemelen sezonu kapattı.
  • 11
    yaşım gereği 4 sene üst üste şampiyon olunan 96-00 arasını hatırlamıyorum. ancak 99-00 sezonu için şöyle bir görsel var, ki muhakkak görmüşsünüzdür.

    https://pbs.twimg.com/...dUW4AAcsW1.jpg:large

    2002-03 sezonu. imparator ikinci kez dönüyor yuvasına. 77 puan toplanan sezonda, 100. yılında 85 puan toplayan bjk'nin ardından ikinci sırada tamamlıyor. ilk 10 haftada 8 galibiyet, 2 beraberlik var. 11. haftada zaten malum 6-0'lık mağlubiyet :( hatırladığım en iyi sezon başlangıcı olabilir fatih terim'in.

    2003-04 sezonu, ilk 6 haftada 3 galibiyet, 2 beraberlik 1 mağlubiyet var. yine sezona pek iyi başlanmamış belli ki. sonrasında 4 haftalık bir peşi sıra galibiyet serisi gelse de, ne tesadüf yine bir denizli mağlubiyeti ile başlayan bir 6 haftalık galibiyet hasreti geliyor. zaten rezalet bir sezon olduğu için pek irdelemeye gerek yok. imparator da 2-1'lik rize mağlubiyeti sonrası görevi bırakıyor.

    2011-12 sezonunun ilk maçı. imparator yine yuvaya dönmüş, takım yeniden kurulmuş, yeni stadı, yeni hocası, başkanı ile bambaşka bir kimliğe bürünen galatasaray, lige yine iyi denilemeyecek bir başlangıç yapıyordu. 8 maçta 4 galibiyet, 2 beraberlik, 2 mağlubiyet. hatırlarsınız, kimin nerede oynadığının pek belli olmadığı bir kadro vardı, eboue sol açık, ujfalusi sağ bek, çağlar sol bek, kazım ofansif orta saha gibi garip bir kadro dizilişi kullanıyorduk. o sezon sivas maçı ile beraber doğru kadroyu da, dizilişi de, galibiyet serisini de yakalıyorduk. sezonun sonu malum, hala o kadroyu ve oyunu özlüyoruz.

    2012-13 sezonu, yine ilk 8 haftada 4 galibiyet, 3 beraberlik, 1 mağlubiyet var. kazanma rasyosu %50. hatta hatırlıyorum, ligin ilk haftasında içerde kasımpaşa'yı umut'un 90. dakikada attığı golle 2-1 yenmiştik. 3-3'lük beşiktaş maçı, burak'ın alametifarikası bu maçta bize bir puanı getirmişti. yine rezalet oynuyor, felipe melo'nun mu yoksa yekta'nın mı oynaması gerektiğini tartışıyorduk. sakatlanan ve sezonu kapayan ujfalusi yerine cris'in ne verebileceği muammaydı. yine sonrasında arap atı gibi sonradan açılan takım, şampiyonlar ligi'nde çeyrek final gördü, real madrid'i götünden soluttu, lig bitimine 2 hafta kala şampiyonluğunu 71 puan ile ilan etmişti.

    2013-14 sezonu, emirates kupası'nı kazanarak fiyakalı bir giriş yapmış olsak da, yine de soru işaretlerinin sürdüğü, takımın sol bek sorununun, 6+0+4'e ne kadar hazırlık yapabildiğinin sorgulandığı, fatih hoca'nın milli takım ve galatasaray'ı birlikte nasıl götürebileceğinin spor programlarında tartışıldığının döndüğü çok garip ve kaos dolu bir dönemdi. aurelien chedjou, bruma, bonservisi nihayet alınmış felipe melo ve umut takımın transferleriydiler. sonrasında fatih terim'in 24 eylül 2013 günü takımdan ayrılışı, mancini'nin gelişi ve hemen akabindeki juventus maçı vs. derken devamını biliyorsunuz. o sezonun başlangıcını da söyleyeyim, 7 maçta 2 galibiyet, 4 beraberlik ve 1 mağlubiyet.

    buraya kadar güzel bir prequel yaptım. arkadaşlar bu adamın takımları zaten genel olarak sezon başlarını iyi oynamıyor. sezon başı kampları ağır, dayanıklılık ve aerobik yoğunluklu geçiyor. takımın 3 kulvarda birden yarışacağını düşünüp ona göre uzun vadeli bir hazırlık programı yapılıyor. görüldüğü gibi, en başarılı sezonları bile başlarında hiç iyi değil.

    ben kadro kalitesi olarak ligin bir hayli üzerinde olduğumuzu düşünüyorum. yine belli başlı birtakım sorunlarımız olacaktır muhakkak, ancak bugün olduğumuz noktanın da ötesinde olacağımızı iddia ediyorum. siz de böyle olduğunu göreceksiniz, takım ilk şampiyonlar ligi maçına (yani en geç eylül'ün ikinci haftası) kadar bir şeyleri rayına oturturuz.

    bu kadar karamsar olmaya gerek yok, bu adam 8 kere lig şampiyonu olmuş, kariyerinde 20 kupa kazanmış bir adam. buradaki herkesten, hepimizden daha iyi biliyor bu işi.

    bu yazıyı nereye yazacağımı bilemedim, daha doğrusu uygun bir başlık bile yoktu, sanıyorum bu başlık bu yazıya uygun bir yer.