• 22976
    acilen dinamo zagreb, eintracht frankfurt, atalanta, leipzig, salzburg gibi takımları etüd etmesi gereken teknik direktörümüz. bu yıl inanılmaz şekilde reel futboldan ve güncel oyundan kopuk. belki artık yoruldu, yaşlandı, yıprandı ve bıktı. olabilir. ama yukarıdaki takımların ortak özellikleri var. bunu çözdüğünde sorunları aşmak için ilk hamleyi yapmış olacaktır. ikinci hamle ise ocak’ta doğru tarz oyuncu bulmak. iki bek, bir oyun kurucu (10numara), iki hızlı kanat maalesef ihtiyaç listemizin üst sıralarında yer alıyor.
  • 22977
    son zamanlarda oynananan oyun ve yaşanan hezimetlerden dolayı rahatsızlığını dile getirip çözüm olarak teknik ekibin değişimini isteyenlere "sizin yüzünüzden terim bir 'wenger' bir 'sir alex ferguson' olamadı deliniyor.

    fatih terim'in galatasaray için bir arsene wenger, bir sir alex ferguson olamamasının nedeni kendisine sabır göstermeyen taraftar ya da yönetim değil bizzat fatih terimin kendisidir.

    1. terim döneminde genç yaşına rağmen takımın başına getirilen ve henüz ilk senesinde her iki fenerbahçe derbisini de kaybetmesi ve hatta kendi evimizde 4-0 gibi bir skorla yenilmemize rağmen yönetim ve taraftar hep terimin arkasında oldu. terim 4 yıl üst üste şampiyonluğu uefa kupası ile taçlandırmış ve galatasaray'a gerçekten de altın çağını yaşatmıştı. "imparator" lakabını da tüm yaşattıkları ile hak etmişti. ancak belki 40 milyonu aşan galatasaray taraftarının kulübe bağlılığının ve içerisinde galatasaray adı geçmeyen başarıların anlamsızlığının aksine terim'in içerisine galatasaray'ın bulunmadığı başarı planları vardı kendi hayalleri gerçekten de "dünyalardan büyüktü". günümüzde sıkça kullandığı "avrupa kulüpleri arasındaki makas"ın o kadar da açık olmadığı, avrupanın bir numaralı kupasında takım olabilen ve doğru futbol oynayabilen her takımın başarılı olabileceği, dönemin en pahalı ve sansasyonel transferi olan luis figo'nun bile günümüzde premier ligde orta sınıf bir oyuncuya verilen bir bonservis ile real madrid'e transfer olduğu dönemde takımda kendi isteği ile ayrılmış, ligde dönemin olimpik lyon'u gibi ambargo koyup, bayern münih'i gibi tek hakimi olunabilecek iken takımı bir anda bir bilinmez ile karşı karşıya bırakmıştı. belki de kendisinin takımda kalması durumunda muhtemelen hakan şükür, emre belözoğlu, okan buruk gibi isimlerde aidiyet duygusu ile kadroda tutulabilecek, sonraki sezon şampiyonlar liginde çeyrek final oynamış takım şampiyonlar liginde çok daha ilerisini de görebilecekti. ancak terim belki de hayali olan bir numaralı kupanın galatasaray ile mümkün olmayacağını düşündü ve avrupada baş üstü takım ile başarı hayalleri ile kendi isteği taraftarın adeta yalvarırcasına kalmasını istemesine rağmen galatasaraydan ayrıldı. kovulmadı ya da yönetim krizi ile gönderilmedi. kendisi ayrıldı.

    2. terim dönemi uefa zaferi sonrası lucescu ile ilk dönem jardel'li kadro ile şampiyonlar liginde çeyrek final oynamış, süper kupayı 1. dönem los galacticos'un elinden almayı başarmış olan takım okan buruk, emre belözoğlu gibi isimlerin sabote ettiği ankaragücü maçı ile şampiyonluğu kaçırmıştı. ancak lucescu galatasaray tarihinin en iyi şampiyonlar ligi performansını sergilemişti. sonraki sezon fleurquin, perez gibi kiralık oyuncular ile şampiyonlar liginde ikinci tura kalmış, radu niculescu gibi bir isimden bile liverpool maçında gol katkısı alarak roma, liverpool ve barcelona'dan oluşan belki de tüm zamanların en zorlu gruplarından birinde son maça kadar nağmalup gelerek çeyrek final şansını barca maçı ile kaçırmıştı. ligde ise sezonu şampiyon olarak bitirerek yine bir yıldız muhabbetinde fenerbahçeyi geride bırakarak fenerbahçeye son maçta her tarafı yıldızlarla kaplı forma ile çıkma kepazeliğini yaşatmıştı. her şey mükemmel gider iken 2000'lerin başı sonrası yaşanan karanlık dönemi başlatacak başkalık seçimi sürecine girilmişti. "hayalleri dünyalardan büyük" olan imparator işlerin yolunda gitmesine rağmen fiorentina'dan ayrılmış dönemin dominant kulüplerinden olan milan ile anlaşmış ancak başarısız olmamasına rağmen italya basınında oyuncuların da başını çekitiği itibarsızlaşma ile takımdan gönderilmişti. tüm bunlar yaşanır iken galatasaray lucescu ile şampiyonlar ligi performansı iffhs sıralamasında ilk sırada bulunduğu dönem olmuştu. mehmet cansun sonrası başkan adayı olan özhan canaydın lucescu'ya rağmen gönüllerin teknik direktörü "fatih terim" vaadi ile girdiği seçimi kazanmış, şampiyon kulüpler kupasında yarı final sonrası 1 numaralı kupadaki en başarılı, şampiyon teknik direktörü göndererek terimi takımın başına getirmişti. fatih terim yine "aslolan galatasaraydır" sözü ile çelişerek kendisinin mimarı olduğu altın çağ sonrası ılımlı yaşanan geçiş ile gayet yolunda giden lucescu dönemini sonlandırarak galatasaray için rüya dönemini bitirmiştir.

    ikinci terim dönemi ise lucescu dönemi kadrosu sanki yetersiz ve başarısızmış gibi ilk 11 de yalnızca 5 yabancı oynatılabilmesine rağmen almaguer, felipe, batista, christian, pinto, revivo, xavier, lukunku, sarr, baliç, bartu , petre, prates gibi hemen hemen hiçbirinden verim alınamayan isimler ile sözleşmeler yapılmış ilk sezonunda takımdan gönderdiğimiz lucescunun 85 puan toplayarak şampiyon tamamladığı ligi 77 puan ile ikinci bitirmiş ayrıca fenerbahçe derbisinde rakibin en büyük silahı olan ariel ortega'nın 57. dakikada kırmızı kart gördüğü ve 30 dakika 10 kişiye arşı oynanan maçtan 6-0 gibi bir hezimet ile ayrılmıştı. şampiyonlar liginde de işler yolunda gitmiyordu. galatasaray kulüp tarihinde ilk defa şampiyonlar ligi ön elemesi oynanmadan katıldığı şampiyonlar liginde bir önceki sezon barca, roma, liverpool grubunudan gruptan çıkma şansını son maça kadar sürdüren takım barca, lokomotiv moskova, brugge gibi takıların olduğu grupta sonuncu olmuştu. sonraki sezon yine olympiakos- sodiedad- juve'nin olduğu nispeten önceki sezona göre zor bir gruptan çıkamayarak belkide uefa dönemi ile kendisinin yarattığı "avrupa kupalarında saygı duyulan ekip" olan galatasaray'ı artık her sezon avrupa kupalarında boy gösteren ancak eski saygınlığı olmayan bir kulübe doğru evirip rize deplasmanı sonrası

    "şu anki vedam döneceğimi gösteren bir veda değil. galatasaray'da öğrendiklerim, her şeyi ulu orta kamuoyunun önünde tartışmak değildi. 20.45 itibariyle galatasaray'da teknik direktörlük ceketini tamamen astım. bir daha asla galatasaray'da teknik direktör olarak çalışmayacağım. türkiye'de de çalışmayacağım. vedam biraz geniş kapsamlı veda. siz fatih terim olun bir takım şeylere maruz kalın. benim ihtiyacım yok kendimi savunmaya. yurtdışında biz yine kendi insanlarımızı temsil etmeye devam ederiz" iddialı demeci ile istifa etmişti. sonraki dönem yurt dışında herhangi bir takımla anlaşmayan terim milli takım ile yoluna devam etmişti. hani diyorlar ya terim başımızda daha uzun süre kalsaydı acaba nasıl bir galatasaray filmi izleyecektik diye asıl soru "eğer ikinci terim dönemi yaşanmasaydı ve sonraki dönemlerinde "sahtar doneks" ten her yıl şampiyonlar ligine katılan saygın bir ekip yaratan lucescu ile galatasaray yoluna devam etseydi acaba nasıl bir film izleyecektik? lucescu ile şampiyonlar liginin saygın ekiplerinden iken sadece 2 yıl sonra yapılan statü değişikliği ile ikinci turda grup eleme sisteminin kalktığı ve biraz da kura şansının yardımı ile her takımın yarı final-final yolunun açıldığı şampiyonlar liginde ilk sezonda izlenenen porto-monaco finalistlerinden biri belki de biz olacaktık kim bilir.

    3. terim dönemi ise adnan polat sonrası her anlamda dibi görmüş bir galatasaray sonrası ünal aysal ile farklı bir vizyona bürünecek ve 2000 lere en yakın galatasarayını bize izletecek bir dönemdi. bir öncesi sezonda galatasaray dışındaki süper ligdeki hemen her akımın şike skandalına bulaştığı ve temmuz ayında yapılan baskınlar ile iki ezeli rakibin birinin başkanının diğerinin ise eski teknik direktörünün tutuklandığı ve süper kupa finalinin oynanmadığı bir kaos ortamında iç piyasada bir önceki sezon fenerbahçe ile son maça kadar çekişip şike ile şampiyonluğu kaptıran trabzonsporun kilit isimlerinin de transferi, arda turan gibi "yeniçeri" zihniyetli ismin takımdan ayrılışı ve yerli yabancı tüm trasnferlerden alınan verim galatasaray adeta yeniden doğuyordu. üst üste gelen iki şampiyonluk, şampiyonlar liginde çeyrek final başarısı ile 2000 sonrası galatasaray'ın hem türkiye de hem de dünyada en çok konuşulduğu dönem olmuştu. ancak fatih terim için galarasay ile kazanılacak başarılar belli ki yine yeterli gelmemişti ki kafasında hem galatasaray hem de milli takım yönetme gibi grandiyöz planları vardı. ünal aysal'ın

    "fatih hoca çok faydalı bir elemanım. ben maaşlı çalışan lafını tüm profesyonel çalışanlar için söyledim. fatih hocamızla da ben hep temas halindeyim ve inanılmaz bir diyalog içerisindeyim. kulübümüze büyük bir katkı sağlıyor. onun arkasından konuşmak gibi bir şey olmaz. olursa ayağıma kurşun sıkmış olurum. kendisiyle yüz yüze konuşmasak da sürekli telefonlaşıyoruz"
    demeci sonrası "eleman" benzetmesine yıllık "2,5 m eu" alan fatih terim çok içerlemiş sonraları ünal aysal çok defa laflarının çarpıtıldığını söylese de aslında tıpkı ilk döneminde de faruk süren ile de zaman zaman gündeme gelen başarıyı paylaşamama hastalığı ortaya çıkmıştı.

    2013-2014 sezonunda basının da sürekli üzerine oynadığı kriz sonrası ile drogba, wesley sneijder, felipe melo gibi üst düzey oyunculardan kurulu şampiyon kadro en rahat şampiyonluklardan birine ulaşacak iken hiç olmuş ve belki üst üste 4. şampiyonluk şansımız ortadan kalkmıştı. o dönem önce "eleman" dedi tartışması, ardından 2 sezon boyunca demeçleri ile mücadele ettiği tüpçü ve ekibinin milli takım teklifi sonrası; yönetimin tartışmaları sonlandırmak adına kendisine sunduğu kontratı ısrarla kabul etmemesi 3. dönemini de aslında kendisi sonlandırmış oldu. 2000 li yıllarda güzellik yarışması jüri üyeliğinden, azılı fenerbahçeli acun'un surivor programı birleşme partisine kadar tüm kesim tarafından takdir görmek terimin önceliği olmuştur. aynı dönemde ismi iktidar tarafından stadlara verilen, demirören ile kader ortaklığı yapan galatasaray dışında her kesim tarafından yine tam istediği gibi sevilen bir "değer" olmuştu. o sezon ayrılıktan hemen sonra play off, yabancı kısıtlaması, kazanılan başarıların seremonilerindeki yüz ifadeleri ile tarihteki galatasaray'a karşı en art niyetli federasyon başkanı olan demirören ile sırıtarak verdiği o poz da unutulmazlar arasında yerini aldı. kaderin cilvesi ki aynı demirören bu defa terim'in istifasını kabul etmeyip 1 hafta sonra milli takımdan kovarcasına sözleşmesini fes etmişti. üstelik kepapçı baskını, kepapçının sonradan yaptığı açıklamalar ve haklı olarak "ahımız var hocam" sitemi ile küskün galatasaray taraftarı ile itibarı ülke içinde hiç olmadığı kadar düşmüştü.

    3. terim dönemi öncesi hatalarla dolu adnan polat dönemi mevcut. ibra edilmeyene ve baştan sona skandallarla dolu galatasaray döneminin en karanlık yönetimi de olsa takım dipte iken "acaba" umudu ile terim'e teklif yaptıklarını adnan polat bizzat açıklamış biraz da sitemli şekilde terimin teklifi kabul etmediğini belirtmişti. o dönem adnan polat ve ekibi haksız, terim ise haklı bulunmuştu ancak sonrasında 4. döneminde galatasaray tarihinin belki de en kötü niyetli, en karaktersiz başkanı olan dursun aydın özbek'e can suyu olacak 4. terim dönemini başlatacak teklifi kabul etmiş ve üstelik canlı yayında dursun özbek'in gövde gösterisi olacak şekilde sözleşmeyi deklare etmişlerdi. terim her dönem kariyer planlamasında galatasaray ismi mantıklı ise galatasaray'ı seçmiştir. teknik direktörlüğü yetersiz olsa da george hagi'nin "galatasaray iyi ben yok,galatasaray kötü ben var." fedakarlığı hiçbir zaman terim'de olmamıştır. 4. terim döneminde eğer ki terim basın ve toplum tarafından bu kadar itibarsızlaştırılmamış olsaydı ve demirören ve ekibi tarafından belki de kariyerinde ilk defa "kovulmamış" olsaydı 4. terim dönemi belki de hiç başlamayacaktı.

    8 lig, 3 tsyd kupası, 3 türkiye kupası, 2 cumhurbaşkanlığı kupası ve 3 kez tff süper kupa, 1 uefa kupası galatasarayı galatatasaray yapan başarılardandır. fatih terim de türk futboılunun gördüğü muhtemeelen de göreceği en başarılı spor adamıdır. kesin olan bir şey varsa terim'n galatasaray sevgisi, terim semptatizanı olan galatasaraylılar ya da galatasaray'a gönül vermiş herhangi bir taraftardan fazla değildir. 3. terim sonrası tüm terim ailesinin sosyal medya hesaplarında 4. terim dönemi başlayana kadar galatasaray ile ilgili tüm paylaşımları silmesi de bunun kanıtıdır. ne derseniz deyin terim sizin kadar galatasarayı sevmiyor. ilahlaştırmanın anlamı yok.
  • 22978
    sorunun varlığını kabul etmek, çözüm üretmenin yüzde yetmiş beşidir derdi bir saygıdeğer hocam. zira çözüm üretmek için önce sorun olduğu kabul edilmelidir. sezon başından bu yana hocayı en çok eleştirenlerden biri olarak yine en çok değindiğim ve dert yandığım nokta da buydu. galatasaray taraftarının büyük bir kısmı hocadan çözüm bekliyordu ancak fatih hoca bırakın çözğm üretmeyi, uzunca süre sorun olduğunu bile kabul etmemişti, bırakın çözüm üretmeyi. hatta ve hatta şu an bile mevcut sorunların çoğu kabul görmemiş durumda hoca tarafında. hal böyle olunca takımın gelişimine dair herhangi bir potansiyel de söz konusu olmuyor. galatasaray açıldı açılacak deniyor, hayır galatasaray mevcut sorunlarının bütününü derinlemesine teşhis edip çözüm bulma amacına girmedikçe açılamayacak ve düzelemeyecek. baş sıkıntı bu.

    geçmiş başarılar konusu. profesyonel dünyada geçmiş geleceğe teminat olamaz. fatih hoca daha önce yaptı, yine yapar deniyor. ya yapabilir ayrı konu ama yapamaya da bilir. bunu kabul etmek gerek. mustafa denizli geçmişte neler neler yaptı, o budayamadığı çalıların zamanında ormanını budadı. ee galatasaray’daki son döneminde oldurabildi mi? başarılı olabildi mi? geçmişte yapmıştı, yine yapabildi mi? bir defa hepsini geçsek, insanlar yaşlanır. böyle bir gerçek vardır. daha önce köpeğimle ilgili bir örnek vermiştim. ölümünden önceki son üç dört senede hep aynı dönemde hastalanır, bir süre tökezler sonra günden güne iyileşir ve düzelirdi. son senesinde de hasta oldu, yine düzelir diye düşünürken baktım ki iyileşme süresi gecikiyor. bir süre sonra gerileme başladı. diyordum ki geçtiğimiz yıllarda toparladı yine toparlar. toparlayamadı işte hayvancağız. bu sefer yaşlanmanın da sonucu toparlayamadı. fatih hoca da, tamam geçmişte toparladı da şimdi toparlayamayabilir. hayatın gerçeği bu. ha yine söylüyorum toparlaya da bilir ama mesele o değil. geçmişte yaptığı için yine yapacak kafasını eleştiriyorum burada. yapamayabilir!

    bir başka konu eleştiri konusu. sadece basit toplumlar ve basit insanlar eleştiriden korkar. anasına sövsen gık demez de iki laf eleştirdin mi cinnet geçirir. anlamak mümkün değil. eleştiri şu hayatta en güzel şeylerden biridir. bir yayında söyledim, parasıyla yaptıramayacağın nadir şeylerdendir bu dünyada. her eleştiri aynı zamanda insanın kendini geliştirebilmesi adına bir araçtır. evet belki çok alakasız ve hakarete varan sözler de oluyor bu eleştirilerin içinde ancak bunlar bir çöplükse, tek tek ayıklayıp bir tane bile olsa o mantıklı eleştiriyi alacaksın kafana. yani bir bakıma eleştiri iyiliktir eleştirilene. ne var ki bizim toplumumuz eleştirileri küfür, eleştirenleri hain kabul etmekte. fatih hoca eleştirilemez mi? eleştirilir, eleştirilecek de. bırakın insanlar eleştirsinler. bunun kime ne zararı olabilir? adam takımın eksiklerini dile getiriyor, yapılan yanlışları söylüyor ki düzelsin, düzeltilsin. takımın düzelmesini istemeyen insan niçin gördüğü ve belli ki teknik ekibin göremediği yanlışları söylesin? niçin eşeğin aklına karpuz kabuğu getirsin? susar ki, hiçbir şeyin farkına varılmasın.

    vay efendim hocayı eleştirenler galatasaray düşmanı. yahu herkes aynı fikirde olmak zorunda mı? sen beğeniyorsundur hocanın taktiksel yönünü, başka biri beğenmiyordur. yahut öyle galatasaraylılar vardır ki fatih hocadan ezelden beri nefret ediyordur. niye olmasın? herkesin sınırları farklı. öyle insanlar tanıdım ki sırf fatih hocanın zamanında söylediği “ders almam ders veririm” sözü için bir daha yüzüne bile bakmaz insanın. bazısı elitisttir bazısı etik hassası. insanın sevdiği sevmediği yüzlerce karakter tiplemesi vardır. adam sevmiyordur ya hocayı, kanı almıyordur, bir şeylerine kızmıştır, yeterli bulmuyordur falan. galatasaraylı olmaya karar veren herkese fatih terim’i seveceksin, beğeneceksin diye sözleşme mi imzalatıyorlar? hayır. bırakalım insanlara saldırmayı artık. o galatasaray düşmanı, şu troll, bu koç’un elemanı. ve ortada sürekli sorgulanan bir kavram: galatasaraylılık...

    ne mesela galatasaraylılık kıstasları? bir yerde yazıyor mu bu kıstaslar? ne yapınca daha galatasaraylı olunuyor, ne yapmayınca daha az galatasaraylı oluyorsun? ya da neyle ölçülüyor bu galatasaraylılık denen şey? kendimden örnek vereyim, ben hocayı çok çok seven bir “galatasaraylı”yım. odamın duvarında senelerdir “hayat, neden olmasın” yazısı yazılıdır, ve hatta aynı sözün birkaç gün sonra dövmesini de yaptıracağım. hocanın vizyonunu, asiliğini, dik duruşunu yol haritası bilmiş biriyim. amaaa! başka bir galatasaraylı fatih hocayı sevmeyebilir. bir insan fatih hocayı sevmeden ya da beğenmeden de gayet galatasaraylı olabilir. ne var bunda? ben seviyorum diye herkes sevmek zorunda mı? veya adam sevmiyor diye onu galatasaray düşmanı ilan etme hakkını kendimde nasıl bulabilirim? mesela çok galatasaraylı tanıdım fatih hocayı zerre sevmeyen. batıyor ya adamlara, şampiyon da yapsa sevemiyor beğenemiyor hocayı. adamın yapısı uyuşmuyor. ne yapacaksın? ama galatasarayla yatıp galatasarayla kalkıyor. deli fanatik. şimdi bu adam galatasaraylı değil mi yani? böyle bir şey olamaz. hiç kimsenin galatasaraylılığı tek bir insana olan düşünceleri üzerinden değerlendirilemez. bu fatih terim olur, didier drogba olur, sneijder olur, hagi olur, hakan şükür olur, ünal aysal olur, faruk süren olur, olur yahu...

    ya da bir başka seçeneği ele alalım, fatih hocayı seven biri kendisini eleştiremez mi? bal gibi eleştirir. kıyamet kopuyor hoca eleştirilince, eleştiri ya bu eleştiri. neyi var bunun? kendimden biliyorum birkaç kişi sezonun ilk haftaları geride kaldığında hocanın oyun planının yanlış olduğunu ve felakete doğru gittiğimizi yazdık. harra hurra ortalık yıkıldı. o gün hocayı üç beş kişi eleştiriyordu ve bu insanların tümü galatasaray düşmanı ilan edildi. hepimiz en büyük aşkımızken bu takım, hain kabul edildik. çok değil aradan bir ay geçti şimdi taraftarın çoğu hocayı eleştiriyor. gerekçe olarak da ilk başta söylediklerimiz gösteriliyor. ya biz galatasaray düşmanıydık, ne oldu? bunu insanları ayrıştırma, haklı haksız etiketi yapıştırma amacıyla değil bilakis farklı fikirlere saldırmanın ve insanları ayrıştırmanın ne denli yanlış olduğunu göstermek adına söylüyorum. hocayı eleştirenler haindi ya? hepiniz oradaydınız deyim yerindeyse. ne oldu? şimdi galatasaray taraftarının yüzde sekseni hain. ne güzel... ha takım şahlanıp çok iyi futbol oynamaya da başlayabilirdi o da ayrı bir konu. ama böyle bir durum da o gün eleştirenlerin galatasaray düşmanı ilan edilmesini gerektirmezdi. bugün hocayı ilk başta eleştirmeyip sonradan eleştiren veya hala hiç eleştirmeyen insanların galatasaray düşmanı ilan edilemeyeceği gibi.

    ki zaten koca fatih terim’in eleştirildi diye dibe çakılacağını düşünmek de doğru bir düşünce olmayacaktır. hoca aaaaa eleştirildim aman allah’ım bana bir şeyler oluyor falan mı diyecek? tansiyonu mu fırlayacak, şekeri mi düşecek? eleştirildi diye yaptığı tüm doğruları sapıtıp takımın iplerini elinden mi kaçıracak? ne olacak yani fatih hoca eleştirilince de, eleştirmek galatasaray düşmanlığı sayılacak?

    bu arada, bu satıra kadar okuyan dostlarıma bir spoiler vereyim. o kadar eleştirdim sezon boyunca, yine bu yazıda da aynı şekilde. ama yazının sonunda hoca görevine devam etmeli diyeceğim. nedenini sonda bağlarız.

    başa dönelim. hocayı istifaya davet edebilir mi galatasaray taraftarları? yahu niye edemesin. her bir taraftarın hocayı istifaya davet etmek gibi bir seçeneği ve tercihi olabilir. taktiksel açıdan yeterli bulmuyordur, enerji düşüklüğü görmüştür, şahsi meselesi vardır, kişiliğini sevmiyordur, bir gelecek bulamıyordur, geçmişte yaptığı bir şeye takılmıştır... her şey olabilir, istifaya da davet edebilir. bu hiç kimseyi durduk yere galatasaray düşmanı yapmaz, yapmamalıdır. ve tüm samimiyetimle söylüyorum ki mevcut tabloda, yapılan taktiksel hatalar da göz önüne alındığında oldukça normal bir davet olacaktır bu. aynı şekilde bir insan hocayı istifaya davet etmiyor da olabilir, olabilir yahu. bunda da bir şey yok. kenetlenin başka galatasaray yok sözü altında hocayı beğenmeyen herkes ötekileştiriliyor. hem kenetlenin diyorlar hem de ötekileştiriyorlar. kenetlenelim kenetlenelim de sen taraftarı böyle ayrıştırırsan nasıl kenetleneceğiz? bunu böyle yapmayalım, herkes düşüncesini hakarete varmadan söylesin, tek amacımız galatasaray’ın iyiliği olsun, kimse de kimseyi etiketleyip ötekileştirmesin. bak o zaman kenetlenir işte bu camia. eleştirerek de kenetlenebilirsin böyle ama öyle eleştiren tüm taraftarı sustursan da kenetlenemezsin. şampiyonluk yolunda arena’ya gidecek 50 bin kişi içinde hocayı seven sevmeyen her kesimden bireyler olacak. herkese ihtiyaç var.

    tabi bir de şu konu var, öyle bir topluma evrildik ki artık baskı insanı bir fikri benimseyip o fikirden de ne olursa olsun vazgeçmemeye itiyor. bir köşe seçeceksin kendine ve yumulacaksın. bu kadar. asla fikrini değiştiremezsin! ya niye değiştiremesin arkadaşlar? bugün yapılan bir yanlış yarın doğruya yönelebilir. atıyorum bir oyuncunun performansı bu sene yüksektir översin, ertesi sene düşer yerden yere vurursun. bir teknik direktörü geçen sene övmüşsündür, bu sene istifaya bile davet edersin. zaman değişir, şartlar değişir, performanslar değişir. tüm bunların sonunda insanın fikri, beğenisi ve ortadaki gerçeklik de değişebilir. yine kendimden bir örnek vereyim: jan olde riekerink’i başlarda çok destekledim çok övdüm. hatta başlığını da ben açmıştım adamın. teknik direktörlüğe getirildiği dönem aldığı kararlar, hayat felsefesi ve sistemiyle bir şeyler vadetmişti bana. dedim ki hah, şöyle dört beş sene başımızda kalacak, genç oyuncular yetiştirip transfer külfetini indirecek bir teknik direktör bulduk sonunda. övdüm de övdüm. bir şey vadediyordu çünkü ortadaki tablo. farklı galibiyetler alındı vesaire. sonra? haydaaaa o idealleri olan adam emir eri olmuştu üç dört ay ardından. genç oyuncu yetiştirecek diye beklerken sabrileri oynatıyordu hala. üstelik takımın sistemi de iyiye iyiye sığlaşmaya başladı bu süreçte. ee eleştirmeye başladım bu kez. olmuyordu çünkü, yürümüyordu, bir sene önceki beklentilerim karşılanmıyordu. bu sefer en sert eleştirileri getirdim. çok doğal bir şey. belki gerçekten iki sezon arasında riekerink özelinde bir değişim vardı belki de yanılmıştım. ama sonuç olarak sahip olduğum fikrim değişmişti. olabilir. belhanda’yı en çok desteklemiş kişilerden biriyim, ee bu sezon çok kötü adam. ne yapayım geçtiğimiz iki sezon adamı övdüm diye şimdi eleştirmeyecek miyim? niye eleştirmeyeyim? tabi eleştireceğim. insanların fikri değişebilir, ortadaki performanslar da değişebilir. buradan bile galatasaray taraftarını ayrıştıranlar var. aaa sen tudorcuydun, aa sen belhanda övmüştün. ee dün tudorcu bugün terimci, yarın bilmem kimci. dün belhanda övdü bugün belhanda yerdi. bunun nesi etik dışı? buradan yola çıkarak neden insanlar ötekileştiriliyor? ya bırakın herkes konuşsun yahu.

    biraz da taktiksel konulara girmek istiyorum. en çok üzüldüğüm nokta geçen sene yazdığım eksiklerin hala çözülmemiş şekliyle önümüzde duruyor oluşu. geçmiş yazılarımdan bazı noktaları birleştirerek alıntılayacağım:

    --- alıntı ---

    1) fernando ve mariano'nun düşük performansı

    herhalde kimse bu ikiliyi bu halde görmek istemezdi. hepimizin gözleri önünde, çok da kısa bir süre içinde azalarak bittiler. sezon başıydı, sakatlıktan çıkmıştı, form tutacaktı, şöyleydi böyleydi diye diye ikilinin performansına bir şekilde bahane bulundu ama kendi adıma ikisinin de galatasaray kariyerleri noktalanmıştır. bundan sonra katkı vermeyecekler mi? vereceklerdir ama götürdükleri verdiklerinden çok daha fazla olacaktır. onun için yukarıda da söylediğim gibi, yeterli süreyi tanıdıktan sonra fernando ve mariano defterini kapattım. üstelik hem performans hem ahlak bakımından. zira sezon başından beri takındıkları vurdumduymaz tavır, takım kaybederken yapılan gevşekçe hareketler, özellikle mariano'nun ''si.imden aşağı kasımpaşa'' dercesine ifadesi bardağı çoktan taşırdı. bazı şeyleri kabullenmek zor ama ister şimdi kabul edin ister sezon sonu... bu ikili bitmiş.

    ayrıca fobi mi hobi mi, bilmem neyin bilmem nesi denilen deplasman sorununu uzaklarda aramamak gerekiyor. kafayı hafif kaldırıp önümüze baktığımızda sorunun temelini görebiliriz. az sonra, ilk devrede ''iyi'' oynadığımız maçlardan olan (bkz: 6 ekim 2018 antalyaspor galatasaray maçı) maçında fernando ve mariano'nun yaptığı hataları saydığımda, kötü oynadıklarımızda neler yapmış olabileceklerini düşünürseniz, bazı şeyler daha iyi anlaşılacaktır diye de düşünüyorum.

    https://resmim.net/f/xF9y1G.png
    https://resmim.net/f/cc9hIt.png : dakika 1 - mariano adamını kaçırıyor, pozisyon yiyoruz.

    https://resmim.net/f/MCEbVI.png
    https://resmim.net/f/VZDIGH.png : dakika 13 - mariano, atmış olmak için bir pas atıyor ve topu kaybediyoruz.

    https://resmim.net/f/pudblS.png
    kapan

    https://resmim.net/f/xwDlWQ.png : dakika 16 - fernando kritik yerde top kaybediyor.

    https://resmim.net/f/kTO5oE.png
    kapan
    : dakika 30 - rakibin hücumu sırasında savunma arkamıza atılan topta, rakip oyuncunun ofsaytla alakası olmamasına rağmen mariano koşacak dermanı kalmadığından, koşmayı bırakıp yan hakeme el açıyor, ofsayt bekliyor. mariano koşmayı bıraktığı için ciddi bir tehlike yaşıyoruz. hani gevşek derler ya, tam bu pozisyonun üzerine mariano'nun suratına suratına söylenmelik...

    durun daha mariano resitali bitmedi.
    https://resmim.net/f/lAj2MA.png
    kapan

    bizim gariboğlan ne iş yapar? takımdaki herkes gayet düzgün konumlanmış ama mariano dalgın dalgın bakınıyor. durduğu yer facia. üstelik çokça seçeneği mevcut. öndeki adama markaj uygulayabilir, uygulamıyor. biraz daha sağ arkada durup çizgideki adamı kapatabilir, kapatmıyor. sağ öne gidip iki rakip oyuncunun pas bağlantısını tıkayabilir, tıkamıyor. öyle bir yerde duruyor ki toplu oyuncu kendisinin üzerinden arkadaşına pas verse net gol pozisyonu doğacak. hiç riske girmeyip kenardaki adama verse yine tehlike doğacak. ama mariano kardeşimiz bakmakla yetiniyor, yoksa kendisini hiç eleştirmeyip cümlenin sonuna da hülöğğ mü iliştirmeliydik...

    tüm bunların yanına örnek teşkil etmesi adına fernando'nun geçen sezon vs. bu sezon ortalama istatistiklerini ekleyeyim:
    https://resmim.net/f/yZK2Ev.png : 2017-2018 sezonu defansif istatistikleri
    https://resmim.net/f/Ex0f0v.png : 2018-2019 sezonu defansif istatistikleri
    https://resmim.net/f/QXHqmY.png : 2017-2018 sezonu pas istatistikleri
    https://resmim.net/f/wu0WVd.png : 2018-2019 sezonu pas istatistikleri

    2) pas hızı, hücum hızı, ağırlıklı pas alanı

    işte oynanan futbolun, göze hoş gelirliğini etkileyen en önemli unsurlardan birine geldik. takım pas trafiğini hızlı mı yapıyor yavaş mı? birim sürede rakip kaleye kaç metre yaklaşılabiliyor? ve, ağırlıklı pas alanı sahanın hangi aralığında? tüm bunlar iyi futbol, kötü futbol ayrımını sağlıyor. geçen seneye gidelim. top kendi sahamızda son yıllarda hiç olmadığı kadar az kalıyordu, nitekim daha hızlı hücuma çıkan, daha dikine giden, stoperler arası pas trafiğini asgariye çekmiş bir takım izliyorduk. temel felsefemiz de bunun üzerineydi. bir tutarlılık vardı. topu hızlı çevir, dikine git, mümkün olan en kısa sürede rakip kaleye ulaş, topu kaybettiğinde de şok baskıyla rakibini hataya zorla ve topu yeniden al. bu sezona baktığımızdaysa hem bu tutarlılığı hem de yukarıda bahsettiğim göze hoş gelirliği kaybettiğimizi görüyoruz.

    https://resmim.net/f/7mWa4i.jpg : geçtiğimiz sezon ilk yedi hafta ve iç sahada ağırlıklı pas alanımız
    https://resmim.net/f/bOS3Xv.jpg : fatih hoca döneminde ağırlıklı pas alanımız

    bu kadar geride bekleyince, yavaş top çevirince, geride gereksiz seviyede pas yapınca da rakipler üzerimize gelmekte hiçbir sakınca görmüyorlar. çünkü diyor ki rakip, bunlar o kadar yavaş ki o kadar kopuk ki, ben topu kaptırsam bile ciddi tehlike yaşamadan topu uzaklaştırabilirim. sonra da özellikle deplasman maçlarımızda, rakipler geldikçe geliyor. geldikçe geliyor. yani aslında biz gel diyoruz rakibe, püsküllü davetiye bastırıp adamlara yoluyoruz. elimizde de tepsi, gelin karşılar gibi karşılıyoruz.

    ve şimdi bir soru. geçen seneyle bu seneki özellikle iç saha maçlarımız olmak üzere genel olarak rakiplerimizi karşılaştıralım. geçen sene mi bize karşı daha çok kapanıyorlardı yoksa bu sene mi daha çok kapanıyorlar? cevap? geçen sene. neden? çünkü topu kaybettiğinde dothraki ordusu gibi saldıran, topu kazandığında da ok gibi hücuma fırlayan galatasaray'dan korkuyorlardı. biz bunlarla zaten zor baş ediyoruz bir de geride boş yakalanırsak bizi telef ederler diyorlardı. onun için de hiç yoksa kapanayım da bir puan alayım felsefesiyle başlayıp, katlanarak artan galatasaray baskısına dayanamayıp golü yiyerek bayrak sallıyorlardı. şimdi? rakibi davul zurnayla karşılamadığı kalan bir galatasaray orta sahası, hepsi birbirinden hantal ve çaylak futbolcular. bunları yakalamışken bastıralım diyorlar. onlar bastırdıkça biz hata yapıyoruz, nihayetinde golü yiyip dağılıyoruz. yani artık adamları korkutamıyoruz oyun yapımızla. mıy mıy mıy bir futbol. paslar yavaş. al gülüm ver gülüm. top mariano-ozan-serdar-nagatomo arasında dönüp duruyor, hiçbir mesafe kat edilmiyor. bu esnada rakip adım adım bizim savunmaya yaklaşıyor, ve kaptırılacak her topun kalemizde yaratacağı tehlikenin miktarı artıyor. tabi bir de süre. hiç yoktan kaybolan süre de işin cabası. yenildiğinde dahi alkışlanacak bir takım mottosunun sahibi fatih terim'e bu kötü, uyuşuk, sıradan antrenörlerin işi futbol yakışıyor mu? cevabını sizler verin.

    3) oyuncu grubuna yapılan taktiksel sunum yetersiz

    analiz raporları ve hocanın kafasındaki oyun yapısı oyunculara iyi entegre edilememiş. yaz kampının başında futbolcuları toplayıp, ''arkadaş biz önümüzdeki yıl şunu oynayacağız, biz bunları yapacağız veya yapmaya çalışacağız'' diyen olmamış. yani net bir oyunla yola çıkılmamış. parça parça taktiksel kombinasyonlar ve maç maç futbolculara iletilen analizlerle futbolcuları tatmin etmek pek mümkün değildir. deyim yerindeyse onlara büyük resmi göstermek gerekir, algılamaları ve sahaya yansıtmaları adına. ve daha da önemlisi kafanızdaki taktiği oyunculara inandırmanız lazımdır.

    luis enrique bu konuda şöyle der: ''sahadaki 11 oyuncu da taktiğinizi uygulamalı, yoksa işe yaramaz. saha içinde birlikte hareket etmeliler. i̇yi bir antrenör, oyuncularının kendi vizyonuna inanmalarını ve bu doğrultuda hareket etmelerini sağlar. bir oyuncunun bunu sırf hocası istiyor diye yapması sorun yaratır. oyuncular buna inanmalı.''

    bir hafta 4-2-3-1 bir hafta 4-4-2 bir hafta 4-3-3 oynayarak, dört günde 5-3-2'den 4-4-2'ye geçerek, ndiaye'yi bir maç 6 bir maç 8 numara oynatıp feghouli'yi bir maç kanat bir maç on numara oynatarak oyuncuları sisteme ikna edemezsiniz. bugünden yarına köklü değişiklikler yapıp, oyuncuların kafanızdaki sisteme inanmasını bekleyemezsiniz. adam gece uyuyor, sabah kalktığında mevkisi değişmiş oluyor. hop her şey sıfırdan, kafasındaki pas bağlantıları, organizasyonlar sıfırdan. ya da bir gün kenara çekip, 'bu sezon kanatlardan içe kat ederek oynamanı istiyorum' dediğiniz futbolcuya iki hafta sonra 'sana söylediğim her şeyi unut, artık çizgiden hücum edeceğiz' diyorsunuz. böyle yaparsanız oyuncu size inanmaz. inanmadığında da yeterli performansı veremez. tüm bu durumun farkında olmayan teknik direktör de maç sonları çıkar ve oyuncularının istediği futbolu oynayamadığından dert yanar. sen onları motive edemedin ki mantalitenle, sen onları inandıramadın ki kafandaki sistemle. önce tutarlı ol, mantalite kur, belli başlı kalıplarla sezona başla. on günde üç formasyon değiştirme, oyuncuların rollerine sürekli parmak atma, bir düzen oturt, sonra gel oyuncular oynamıyor de. işte o zaman her şeyi söylemek hakkındır.

    4) şut sayısı

    bundesliga’da yapılan bir araştırmada maçları kazanan takımların şut ortalamalarının 15.98, kaybeden takımların şut ortalamalarının ise 10.76 olduğu belirtiliyor. bir diğer 2014 fifa dünya kupası incelemesinde de rakibinden fazla şut çekmenin %13, kaleye isabet eden şut sayısının fazla olmasının da %48 oranında karşılaşmayı kazanmaya etki ettiği sonucuna ulaşılıyor.

    2017-2018 sezonunda maç başı şut ortalamamız 14,35. isabet oranımız da %42. bu sezonsa (2018-2019); maç başı şut ortalamamız %12,37 ve isabet oranımız %34,5. bunların yanında ortalama şut mesafemizdeyse artış var. (yine negatif) geçen sezon 17,99 metre olan istatistik bu sene 18,66. yani demek istediğim, futbolun en anlamlı bulunan iki parametresinden biri olan şut sayılarında takımımızın yaşadığı düşüş gayet net şekilde gözüküyor.

    --- alıntı ---

    yukarıdakiler 2018 sonunda yazdığım yazımdan. hangileri çözüldü sizce? hiçbiri. bir de bu sene neler söylemişim bir bakalım:

    --- alıntı ---

    1. formasyon inadı ve 4-4-2'ye geçiş
    son maçla başlayalım. galatasaray oyuna 4-1-4-1 (bir ara belhanda'nın yardımcı forvet gibi yer aldığı 4-1-3-2 kullanıldı) ile başladı. ancak ilk dakikalarda art arda gelen beşiktaş atakları sonrası orta saha direncini yakalama amacıyla lemina biraz daha nzonzi'nin yanına yaklaştırıldı. ikinci yarı ise tipik bir 4-2-3-1 formasyonu gördük sahada. bu değişiklikten sonra andone tüm etkinliğini yitirdi ve zaten oldukça kısır hücum aksiyonları durmaya yaklaştı. hal böyleyken beşiktaş'ın golü bağıra bağıra geldi ve galatasaray ancak golden sonra çift forvete geçmeyi akıl edebildi. oyuna adem büyük'ün girişiyle 4-4-2'ye dönen takım, oyunun üstülüğünü eline almayı başardı. ne var ki esas sorun kenar yönetiminin bunu baştan düşünmemesiydi.

    https://resmim.net/f/qAsJPK.jpg

    her zaman söylediğim şeylerden biri 4-4-2'nin harika bir ön alan baskı aracı oluşudur. tek forvetle dört tane savunmacıya pas hatası yaptırmaya çalışmak deveye hendek atlatmaktan zorken, çift forvetle kanatların da desteğiyle rakibin topla çıkışını bozacak bir ön alan baskısı yapmak oldukça basit. hele ki rakibinin stoperlerinde roco ve vida gibi topla ilişkisi kötü oyuncular mevcutken böyle bir formasyonu tercih etmemek akıl alır iş değil. burada fatih hocanın yapması gereken, maça önde andone ve adem ile başlayıp rakip stoperler roco-vida ikilisine yapılacak baskıyla beşiktaş savunmasını top kaybına zorlamak ve seken topları süpürüp hücum üretmekti. üstelik merkezde lemina gibi çok iyi bir delici orta saha varken, beşiktaş'ın ağır merkezinin de katkısıyla 4-4-2 harika sonuçlar doğurabilirdi.

    https://resmim.net/f/RYHHLJ.jpg

    ancak fatih terim oyuna 4-1-3-2 geçişli 4-1-4-1 gibi bir şablonla çıktığından yaklaşık 70 dakika galatasaray taraftarları sahadaki oyunu izlerken acı çekti. işin en kötü yanı ise, fatih hocanın kendisini eleştirenlere bin bir taş attığı yerde, geriye düşüp kaybedilmeye yaklaşıldığı an en çok eleştiri aldığı konulardan olan 4-4-2'ye kurtarıcı ümidiyle geçmesiydi. planının işlemediğini anladı ve kurtarırsa beni bu kurtarır diyerek 4-4-2'ye geçti. peki o zaman sormak lazım, neden başta başlamadın diye... ya da şöyle sormak lazım, beşiktaş karşısında takımın geriye düşmesi planının işlemediğini fatih hocaya gösterdi de, maç öncesine kadarki tablo hocaya planın işlediğini mi gösteriyordu? madem kötü gidişatta 4-4-2 tercih edilebilir bir seçenekti hoca için de, kötü gidişatın dibine vurulmuş bir dönemde maçın başında neden bu tercihte bulunulmadı?

    2. ryan babel'in savunma zafiyeti
    hollandalı futbolcunun yüksek becerilere sahip olduğu aşikar ancak mevcut fiziksel durumu itibariyle galatasaray gibi diriliğin ve temponun en ufak kırıntısına bile muhtaç bir takımda en azından yakın gelecekte oynatılmaması gerektiği de bir gerçek. zaten parselizasyon hataları sonucu atak dönüşlerinde sıkıntı yaşayan ve yine durağanlığıyla hücumdaki çoğalmalarda yetersiz kalan takımda babel'in üçüncü bölgede beklemesi, durağan yapısı bahsettiğim sorunların artmasına neden olmakta.

    https://resmim.net/f/20X6Cj.jpg
    https://resmim.net/f/WcMgeR.jpg

    yukarıdaki görüntüler maçın henüz birinci dakikasından. top kaybedildiğinde hemen hemen aynı hat üzerinde bulunan babel ve andone ikilisinden andone rakibini 15-20 metre kovalayıp alanını daraltırken babel olduğu yerde bekliyor. bunun sonucunda real madrid'in belki de en önemli futbolcusu toni kroos boşta kalıyor. ikinci forvet pozisyonundayken dahi geri koşulardaki zaafı ile takımını zor duruma düşüren oyuncunun bir de sol açıktayken geriye dönmediğini düşünün, etkileri korkunç düzeyde artıyor, daha önce değindiğim bek-açık-iç merkez oyuncusu arasında bir koridor oluşmasına yol açıyor.

    https://resmim.net/f/Gk1wLX.png
    yandaki pozisyon güzel bir örnek. ryan babel hücumda kaldığı için nagatomo ve belhanda alanı kapatmakta zorlandı. rakip gençlerbirliği de bir yerden sonra durumu fark edip bu koridordan ilerleme yoluna gitti. başarılı da oldular. galatasaray ise kalesinde birçok pozisyon gördü.

    3. parselizasyon hataları
    bir takım kalitesiz olabilir, bir takım taktiksel defolara da sahip olabilir ancak doğru bir parselizasyonla sorunların çoğu asgari düzeye çekilebilir. tam tersi bir takım çok kaliteli olabilir ama parselizasyon doğru uygulanmıyorsa yapılan hata, beraberinde de pek çok doğruyu ve artıyı götürür. parselizasyon futbolun temel taşıdır ve başarı getiren bir faktördür. burada bir ayrıma da değinmek gerekir, parselizasyonla formasyon aynı karşılığa denk gelen kavramlar değillerdir. parselizasyon formasyonu kapsar. formasyon tipi parselizasyonun başarısına etki eder fakat parselizasyonun doğru uygulaması formasyondan bağımsızdır. yani bir takımın 4-4-2, 5-3-2, 4-3-3, 4-2-3-1 formasyonlarından birini tercih etmesi parselizasyonu etkiler ama bu durum her bir formasyonun doğru bir parselizasyonla uygulanabileceğini değiştirmez. dönelim galatasaray'a. takımda gerek hücumda gerek savunmada ciddi düzeyde parselizasyon hataları yapılmakta. esasında gol sorunu başlığı ile ayrıca ele alacağım sorunun etkenlerinden biri de bu durum.

    https://resmim.net/f/rpY9VS.jpg
    https://resmim.net/f/VcQxtp.jpg
    https://resmim.net/f/beDTeZ.jpg

    taktiksel tutarlılık içindeki hiçbir takımın, özellikle de bir şampiyonlar ligi maçında böylesi parselizasyon hataları yapmaması gerekir. yukarıda da dediğim gibi takımın 5-3-2 formasyonunu kullanmasından bağımsız bir durumdan söz ediyorum. zira yukarıdaki pozisyonlarda bir 5-3-2 görmüyoruz. işin kötü yanı da mevzubahis pozisyonlarda herhangi bir formasyon ve bunun uygulanışını göremememiz. sanki sahada iç güdüsel konumlanan bir takım görünümünde galatasaray. maç içinde aniden devasa boşluklar verebiliyor, üstelik verdiği boşluklar oyunun ani başlama anlarında da değil. normal akış içinde verilen boşluklar bunlar.

    4. seri yalnızlığı ve oyuncunun yetersiz performansı
    üç dört hafta öncesine dönecek olursak radamel falcao, sarı kırmızı formayla çıktığı ilk iki maçta adeta sultan abdülhamid'in haliç'te çürüttüğü donanma gibi çürümüştü. öylesine yalnızdı ki hücum hattında, bazı periyotlarda adı dahi duyulmamıştı. oyuncunun etkisizliğinde en önemli faktör de galatasaray'ın hücumda çoğalamaması, tek forvet tercihi, etkin atak setlerinin olmayışıydı. seri'nin yetersiz performansını da bu bağlamda açıklayabiliriz. evet, oyuncunun iyi oynamadığı ya da başka bir deyişle beklentileri karşılamadığı kesin ancak tıpkı falcao'da olduğu üzere kabaca takımın saha parselizasyonu ve durağan futbolunun bunda bir etken olduğunu da söylemeliyiz.

    https://resmim.net/f/3VhoZ7.jpg
    https://resmim.net/f/lhmBDg.jpg
    https://resmim.net/f/pWjwt5.jpg

    halihazırda fiziki dezavantajları bulunan seri'nin beş altı rakip futbolcu içinde tek bırakılması oyuncunun tüm becerilerini sınırlandırıyor. rakipler seri'ye ani baskı yapıp ikili mücadelede topu kazanıyor, ardından da gol pozisyonları yaratıyorlar. taraftarların yıldız futbolcuya en çok sitem ettikleri konunun kaptırdığı toplar olduğunu da düşünürsek yetersiz performansın direkt muhatabı galatasaray teknik heyeti oluyor. öte yandan seri'nin desteksiz bırakılması aynı zamanda takımın oyuncunun kilit paslarından mahrum bırakılması anlamı da taşıyor.

    5. rakip ceza sahası/üçüncü bölge etkinliği
    sarı kırmızılıların yaşadığı düşüşün kayda değer bir semptomu. özellikle sorun yerine semptom kelimesini kullanıyorum çünkü takımın düşüşünü bizlere gösteren en belirgin verilerden bir tanesi. sadece bu incelemeyle dahi galatasaray'ın önünde aşması gereken uzun bir süreç olduğunu söyleyebiliriz.

    https://resmim.net/f/5ioTa2.png
    https://resmim.net/f/MNkbto.png
    https://resmim.net/f/BIxuTR.png
    https://resmim.net/f/tAmaHl.png

    isı haritaları üzerinden üçüncü bölge etkinliğini incelemeye devam edelim...

    https://resmim.net/f/gAHpoP.png
    https://resmim.net/f/wZnokI.png

    sırasıyla galatasaray ve fenerbahçe'nin ısı haritalarını incelediğimizde aradaki farkı net şekilde görebiliyoruz. galatasaray'daki hücum durağanlığı takımın gol üretmesinin önünde bir dev engel olarak durmakta. bunu da babel'in oyun yapısı, feghouli'nin formsuzluğu ve yukarıda bahsettiğim orta saha direncini etkileyen zaaflara bağlayabiliriz. ayrıca parselizasyon hatalarını, seri'nin desteksiz bırakılması ve tek forvetli formasyonu da düşük üçüncü bölge etkinliğine etken sayabiliriz.

    6. nagatomo'nun çizgi performansı
    günümüzde bek oyuncularının pas istasyonu ve atak aksiyonları bakımından kritik bir önemi mevcut. üst düzey takımlarda bekler ya oyun kurucu ya da üçüncü bölgeye geçişte koşularıyla alan açıcı bir rol üstlenmekte. galatasaray sol beki nagatomo'nun ise ne oyun kurucu ne de alan açıcı işlevinden söz edebiliyoruz. özellikle de baskı yediği anlarda sıklıkla geri pasa başvurup herhangi bir oyunu genişletecek pas tercih etmemesi, teknik heyetin kafasında yanlış oluşmuş pas oyunu algısı nedeniyle halihazırda zaten durağan olan yapısını daha da geriye itmekte, elde olan hücumsal potansiyelleri de harcamakta. buna paralel yukarıda da belirttiğim gibi yapmadığı koşularla ikinci ve üçüncü bölgede kısırlık oluşturuyor. yazının ileri kısmında değineceğim bir konu olan takımın muslera'ya çok fazla pas atması sorununda da nagatomo'nun kötü çizgi performansının hatırı sayılır düzeyde etken olduğunu söyleyebiliriz.

    https://resmim.net/f/Ahxdhj.jpg
    https://resmim.net/f/NxP6gh.jpg
    https://resmim.net/f/qsmFE6.jpg

    sol çizgide rakiplerinin arkasına saklanan bir sol bek görüyoruz görüntülerde. rahatlıkla yapacağı bindirmelerle rakibi genişletip hücum aksiyonuna ön ayak olabilecekken üstelik. böyle bir tabloda da topa sahip futbolcunun geriye yahut yana yönlenmesi kaçınılmaz oluyor. keza nagatomo topla buluştuğunda da fark yaratamıyor, birkaç saniye oyalanıp stoperlere pasını veriyor. örneğin sol bekte martin linnes'in oynadığını düşünelim. top lemina veya marcao'nun ayağına geldiğinde öne koşacak, koşusuyla rakip takım sağ açık ve sağ içini üstüne çekerek babel'in boşa çıkmasını sağlayacaktır. nagatomo'nun içinde yer aldığı pozisyonlardaysa rakip takımın sağ açığını nagatomo ile birebir eşlediğini ve hareketsiz nagatomo'ya ekstra önleme gerek duymadığından sağ iç ve sağ beki ile galatasaray sol açığını kilitlediğini görüyoruz.

    https://resmim.net/f/octLHE.jpg
    https://resmim.net/f/6SpcQK.jpg

    üstte yuto nagatomo'nun 2019-2020 sezonu sol bek performansları ile martin linnes'in 2018-2019 sezonu sol bek performanslarının karşılaştırmasını görüyorsunuz. istatistiklerde en çok dikkat çeken konu defansif becerileri ve istatistikleri ile fark yarattığı söylenen nagatomo'nun bu alandaki parametrelerde martin linnes'in açıkça gerisinde olması. top kapma ve top kaptırmada linnes'in önünde yer alan japon futbolcu; 20 saniye içinde şuta dönüşen rakip yarı sahada top kapma, 20 saniye içinde kendi kalesinde şuta dönüşen top kaptırma, defansif aksiyonlar ve araya girmede linnes'in gerisinde kalmış durumda. ofansif pas parametrelerinde ise linnes'in ezici üstünlüğü var. linnes nagatomo'yu şut pasında 3'e, üçüncü bölgeye paslarda 2'ye ve anahtar paslarda 4'e katlamış. yine uzun paslarda da norveçlinin maç başına 0,54'lük üstünlüğü gözüküyor. başta belirttiğim oyun kurucu rolle en ilgili parametrelerden akıllı pasta ise linnes maç başına ortalama 0,33'lük istatistik yaparken nagatomo ise sıfır çekiyor. toparlayacak olursak nagatomo'nun statik ve geri yönlü, alan açma ve oyun kurmada sıkıntılı oyunu görüntülerin dışında istatistiki verilere de yansımakta. anahtar paslardaki nagatomo aleyhine 0,14'e 0,5'lik veri de güzel bir dayanak noktası.

    7. takımın savunma yerleşimi
    son dönemde yapılan istatistiksel çalışmalarda kanat akınlarının gole dönüşme yüzdesi, merkez atakların gole dönüşme yüzdesinden daha düşük bulunuyor. bunun ışığında antrenörler savunma yerleşimi sırasında merkezi kapatma yoluna gittiler. galatasaray'da ise bu tercihi göremiyoruz. evet, takım genel istatistikler bakımından savunmada oldukça iyi görünüyor fakat rakibe verilen pozisiyon sayılarını incelediğimizde yenilen gol verisinin insanları aldattığını söyleyebiliriz. özellikle savunma hattı önündeki verilen boş alanlara hala çözüm bulunmuş değil. galatasaray'ın savunma önünde verdiği boşluklara bir önceki yazımda da değinmiştim.

    *5 ekim 2019 gençlerbirliği - galatasaray maçından
    https://resmim.net/f/M7xQRs.png
    https://resmim.net/f/IXaIUt.png

    yukarıda galatasaray'ın gençlerbirliği karşısında verdiği savunma önü boşluklarını görüyoruz. ilgili maçta gençlerbirliği bu koridorlardan çokça pozisyon yarattı ve galatasaray kenar yönetimi soruna herhangi bir hamlede bulunmadı. babel ve feghouli içeri gireceklerine çizgiye yakın konumda bekliyorlar. belhanda ve selçuk da geri dönmediğinden nzonzi alanı tek başına kapatmaya çalışıyor. özetle hem nzonzi'nin performansı düşüyor hem de rakibe bir koridor açılmış oluyor. savunma yerleşiminde bir de fenerbahçe'yi inceleyelim.

    https://resmim.net/f/VqwY2w.jpg
    https://resmim.net/f/EjckRc.jpg

    kıyas çok net. ersun yanal fenerbahçe'si savunma yerleşimini daha doğru, en azından daha modern biçimde uyguluyor. açık oyuncuları içe kadar çekilip, orta sahalar merkezi kapatıyor ve rakibin etkin pas bağlantıları kesilmiş oluyor. böylece kanatlara yönlendirilen rakip takımlar sıkıştırılıyor. fatih terim'in galatasaray'ı ise rakiplerini çizgiye değil merkeze yönlendiriyor ve çok daha fazla kalesinde pozisyon görüyor. ha şunu da belirtmek isterim ki fenerbahçe örneğini vererek sarı lacivertlilerin müthiş bir savunma kurgusu uyguladığını söylemek istemiyorum, sadece bu iki örnekle galatasaray'ın ne denli yanlış bir savunma anlayışına sahip olduğunu vurgulamak istedim.

    8. takımın hücum yerleşimi

    https://resmim.net/f/4BN8zS.png
    benim için hücum yerleşiminde en önemli iki konu alan parselizasyonu (formasyondan bağımsız kısmını yazının bir bölümünde ifade etmiştim) ile pas almaya müsait oyuncu sayısıdır. bu ikisini doğru yaptığınızda hangi formasyonla çıkarsanız çıkın, hangi sistemde oynarsanız oynayın bir şekilde üretebilirsiniz. peki galatasaray'daki tablo nasıl? bakalım...

    https://resmim.net/f/ct3DFo.png

    yandaki pozisyonda galatasaray'ın neredeyse tüm futbolcuları markaj altında. belhanda rakibinin önünde boşa çıkacağına arkada bekliyor. babel top istiyor ancak topun kendisine ulaşma ihtimali oldukça az. geri ikili marcao ve luyindama birebir kapatılmış halde, seri üç real madrid futbolcusu arasında kalmış, topu alsa da rakibe kaptırması olası.

    https://resmim.net/f/1Z6Ss4.png

    nzonzi bir metre yanda, tercih edilmesinin hiçbir elle tutulur yanı yok. nagatomo soldan bindirse tüm bu yerleşim hatalarına rağmen rakip açıkta yakalanıp pozisyona girilebilir ama nagatomo da o bindirmeyi yapmayıp rakibinin gölgesinde beklemekte. böyle bir tablodan pozisyon üretmek imkansıza yakın olduğu gibi topu kaptırıp kalede pozisyon görmek epey ihtimale sahip. galatasaray'da hiçbir oyuncu boşa kaçmıyor, daha vahimi galatasaray teknik heyeti oyuncularına boşa kaçmaları konusunda yeterli sunumu yapamıyor. pas oyunu adı altında kafalarda oluşmuş yanlış algı sonucunda futbolcularının yerlerinde bekleyerek gol atabilecekleri bir futbol ütopyası istemekteler.

    --- alıntı ---

    bunların çoğu verilere dayanan ifadeler. peki hangileri için bir gelişme görüyorsunuz? ya da şöyle sormak lazım, bunların teknik ekipçe kabul edildiğini düşünüyor musunuz? bence hayır. esas sıkıntı da bu yazının başında söylediğim gibi. ortada pek çok sorun varken yine pek çok sorun kabul dahi edilmemekte. hal böyleyken hocayı eleştirmenin nesi hainliktir?

    şimdii, gelelim son kısma. yazı arasında demiştim ki daha önce ve şu an çokça eleştirmeme rağmen hatta istifa kelimesini de kullanmama rağmen hocanın görevine devam etmesi gerekiyor. (bence tabi) neden peki? bundan iki üç hafta önce veya 6-0’lık madrid maçı öncesinde hoca istifa etse veya görevine son verilseydi hoca yine en geç iki üç yıla geri dönüp güzel bir kariyer kapanışı yapabilirdi. bu durumun olabileceğini düşünüyordum. ancak son haftalarda takım öyle bir felaketin içine düştü ki, şu an hocanın istifası veya görevine son verilmesi çok dramatik bir hikaye sonu olur. ikinci kez 6-0 yenilmiş, ligde tarihin en kötü istatistiklerini yapmış, gol dahi atamayan, şampiyonlar ligi’den gol atamadan elenme tehlikesi bulunan bir takımın teknik direktörü olarak kovulmak fatih hoca gibi egosu şahsına münhasır bir insan için çok çok çok trajik, psikolojik rahatsızlıklara kadar gidebilecek bir olay olur. hele ki ersun yanal tarafından ikinci kez geçilirse (arkadaşımız bir yorum getirmiş. birçok fenerbahçeli 2014’te ersun’un fatih hocayla olan versusu kazandığı söyler. öyledir değildir demiyorum. ama yine aynı durum söz konusu olursa bu kez kesinlikle bu algı oluşacaktır.), fenerbahçelilerin döndüreceği goygoyu düşünün. yani bütünüyle çok feci bir son olur böylesi başarılı ve ikon bir insan için bu ayrılık. onun için de, ben olsam bir süre daha beklerim. olur ya, bakarsınız bir şeyler değişiverir. ama tabi ki bu hocanın eleştirilemeyeceği anlamına da gelmez. belki doğrusu ayrılıktır bilmiyorum ancak şu şartlar altında yukarıda değindiğim acı sonun yaşanmaması adına devam edilmeli diye düşünüyorum. her şeye rağmen. ha yine söyleyeyim istifa isteyenler de haklı. o da ayrı konu bakın.

    her neyse.
    hayat, neden olmasın...
  • 22980
    hoca 2017-18 devre öncesi geldiğinde inanılmaz motive olduk ve sağolsun bizi de yanıltmadı, takımı şampiyon yaptı.
    ben kendisine olan güvenim sayesinde çeşitli iddialar kazanıp, hatta bazı fenerlileri galatasaraylı bile yapmıştım.
    hocayı da bir iki ay öncesine kadar amansız savunanlardanım.
    ancak, öyle bariz hatalar yapmaya başladı ki, kendisine yapılan acımasız eleştirileri hak eder noktaya geldik.

    sen bir galatasaray efsanesisin.
    hem de öyle koftiden, iki kupa kaldırıp, iki oley çektirdi diye efsane yakıştırması yapılanlardan değil.
    harbi harbi galatasaray efsanesisin.
    ama ve ama...
    geçmişle yaşanmaz hocam.
    66 yaşındasın, çok şey gördün.
    kazanmanın yolunu bu ülkede senden daha iyi kim biliyor?
    ve hatta bizler senden kupa kazandırmandan da öte, bir devrim bekliyoruz.
    senden cesaret bekliyoruz!
    her şeyini sahada verecek oyuncular görmek istiyoruz!
    lütfen artık şu gençlerimizi ötekileştirici, küçültücü, değersizleştirici açıklamalar yapma!
    zamanında derwall, feldkamp nasıl yenileyip, bomba gibi oynayan bir galatasaray yarattıysa sen de yapabilirsin hocam!
    yapmalısın da...
    ve yap artık!
    aslan kulübü aslan gibi oynat!
  • 22981
    galatasaray taraftarı öyle bir hal aldı ki kendisinin 1 sezon şampiyon olamama kredisi bile yok. o denli vefasız bir taraftar güruhu oluştu maalesef. genelinin 16-17/25-26 yaş grubunun çektiği bu güruh, yarın galatasaray 3. olsa fatih terim istifa diyenlerin başını oluşturacak. çok yazık cidden. hocanın da "taraftar değil seyirci" diye kast ettiği kişiler bunlar işte.
  • 22982
    (bkz: 9 kasım 2019 gaziantep fk galatasaray maçı)

    hocam işte istediğimiz galatasaray bu. yenilelim veya yenelim ama böyle oynayalım. önde basalım, pres yapalım, direk oynayalım, mıy mıy mıy top çevirmeyelim.

    her sene şampiyon olamayız. 2 sene de şampiyon olmasak kredisi vardır. ama seni imparator yapan oyunu unutma hocam. bu oyun galatasaray'ın genlerine işlemiş başka bir oyun oynayınca olmuyor. memnun olmuyoruz.

    rakibi önde karşılama, pres, direkt oyun...
    anahtar kelime bunlar hocam. bizden manchester city olmaz. liverpool da olmaz ama illa ikisinden birini oynayacaksak liverpool oyunu daha keyifli ve oynaması daha kolay.

    seni seviyoruz, her daim arkandayız. özüne dön hocam...
  • 22985
    9 kasım 2019 gaziantep fk galatasaray maçı'nın 2. yarısında yine kaleci vuruşundan hava topu kovalatıyor takıma. 2020'ye giriyoruz bu kadar zavallıca bir taktik yok. hayır takım yeteneksiz olsa anlayacam ama antep presini kıracak her türlü adam var elimizde.

    maçın ilk devresi yapmışsın bunu, 2 gol bulmuş, hem de deplasmanda ilk kez pozisyonlu bir maç çıkarmışsın. devam et işte.
  • 22987
    2019-2020 sezonu için konuşuyorum; yerli futbolcular olmadan hocanın taktiğinde takımın pis işlerini yapan kimse yok. ekstra çaba gösteren, tam saha pres yapan, her topa ayak-kafa sokan adem büyük, ömer bayram gibi oyuncular sahada yokken mıymıy bir galatasaray izliyoruz.

    30 milyon bonservis değeri olan jean michael seri bir ömer bayram etmiyor hocanın elinde.

    (bkz: #2803097)
  • 22990
    burada onu sanki sıradan bir teknik direktör gibi eleştirenleri gördükçe sinir oluyordum. fatih hocaya güveniyorum çünkü takımımın başında benden daha fanatik galatasaraylı birisinin olduğunu biliyorum. eninde sonunda doğru oyunu bulacağından emindim. artık bu düzenin bozulmayacağını düşünüyorum.
  • 22991
    diyelim ki uefa sıralama sisteminde en zayıf torba olan son torbada yer alan azerbaycan milli takımı, avrupa şampiyonası'na katılmak için eleme gruplarına giriyor. beş takımlı bir grup var ve ilk iki sırada yer alan takımlar gruptan çıkacak. grupta azerbaycan'la birlikte 2018 dünya kupası üçüncüsü belçika ve çeyrek finalisti rusya var. diğer takımlar ise atıyorum macaristan ve izlanda. azerbaycan milli takımı'nın başında genç bir hoca var ve ikinci olup bu gruptan çıkıyor. ertesi gün herkes bu genç hocayı konuşur, azerbaycan futboluna seviye atlattığından falan bahseder. işte fatih terim tam da bunu yapmış, son torbadan elemelere giren türk milli takımı'nı izlanda, macaristan, dünya kupası üçüncüsü isveç ve çeyrek finalisti isviçre'nin olduğu gruptan çıkarmış, 96 avrupa şampiyonası'na katılarak dipteki türk futbolunu o dönem için hayal edilemeyecek seviyelere getirmiştir. galatasaray'ın başına geçtikten sonra da senelerce avrupa'da aslanlar gibi mücadelesini etmiştir. o yüzden, sıkça spor basınında ve sosyal medyada denk geldiğim ülke puanına katkı etmediği ve zarar verdiği yönündeki tenkitleri saçma ötesi buluyorum.

    kendi içimize gelecek olursak;

    ben spor yazarı ya da eleştirmen değilim. kendi haline bir galatasaray taraftarı olarak, beni galatasaray'ın durumu üzüyor. fakat; galatasaray kötü durumdaysa, o kötü durumdan kurtaracak adamın -kötü durumun nedenlerinden biri kendisi olsa bile- fatih terim olduğunu biliyorum. bunun adı "terimspor"luluk ya da "terim'i galatasaray'dan çok sevmek değil". tam tersi çok sevdiğim galatasaray'ı hızlı bir şekilde onun geri getirebileceğini düşünmek.

    geçmişte çok daha kötü durumlara düşmüşlüğümüz vardır. anadolu'nun her köşesinde, maçlar sırasında "kümede kal galatasaray" tezahüratlarına maruz kaldığımız olmuştur. sonra terim çıkmış, dalga geçilen o galatasaray'ı şampiyonlar ligi'nde devlere kafa tutan, kadıköy'de şampiyonluk kutlaması yapan bir takım haline getirmiştir.

    şimdi hepimizin ağzından salyalar akarak izlediği, avrupa devlerine kafa tutan daha düşük bütçeli takımlar var ya... terim onu, bizim galatasarayımızla defalarca yapmıştır. hatta 1996-2000 arası paralarını alamayan futbolcularımızın kritik avrupa maçlarından önce topluca idmanlara çıkmadığı dönemde yapmıştır. 1999-2000 sezonunda berbat başlanan bir avrupa macerasını, "her şey bitti" denildiği anda düzelterek uefa kupası'yla neticelendirmiştir.

    bütün bunları yazıyorum ama amacım geçmişteki başarıları üzerinden fatih hoca'yı savunmak değil. hatalar yapmıştır, yanlış kadrolar çıkarmıştır, bana göre galatasaray'ı mevcut durumundan kurtaracak adam terim'dir ama bir başkasına göre değildir... bunlar farklı mevzu. lakin yukarıdaki başarıları elde etmiş, çoğumuzun gördüğü şampiyonlukların yarısından fazlasına etki etmiş bir adamı eleştirirken, sıradan bir teknik direktörü eleştirdiğimiz cümleleri, hatta aşağılayıcı kalıpları kullanmamalıyız diyorum. çoğumuzun hassas olduğu konu bu ve tartışmaların büyük bir kısmı bundan ötürü çıkıyor. yoksa kimse eleştirilmez değil.
  • 22992
    kendisini anlamakta güçlük çekiyorum. bugün oynanan maçta (bkz: 9 kasım 2019 gaziantep fk galatasaray maçı) gördük sofiane feghouli artık on numara pozisyonun oyuncusu. bunu sözlüğe de daha önceleri de yazdık.

    (bkz: sofiane feghouli/@gsman)
    (bkz: ideal on bir/@gsman)

    ben hocayı anlamıyordum diyerek futbolu hocadan daha iyi anladığımı iddia etmiyorum, zaten de iddia etsem gülünç duruma düşerim. anlamıyorum çünkü kimsenin aklına gelmezken 4. fatih terim döneminin ikinci maçı olan 22 ocak 2018 kayserispor galatasaray maçında feghouli'yi on numara oynatan kendisiydi. 3, 4 haftalık bir antrenman sürecinde bunu görmüştü. şimdi neredeyse üstünden 2 yıl geçti o maçın ve feghouli iki yıl daha yaşlandı. artık tam o bölgenin oyuncusu. hoca kendi bulduğu şeyi neden uygulamaz, anlamam.

    hocanın meşhur inadı olmasa en iyi çözümleri yine üretir. hocaya bu konuda güvenim tam.

    not: kayserispor'un o günkü maçtaki teknik direktörü yine marius sumudica idi.
  • 22993
    9 kasım 2019 gaziantep fk galatasaray maçı'nda doğrularla yanlışlar bir aradaydı. tabi insan bu kadar aksaklığın tek seferde düzelmesini beklemiyor. ama bazı adımların atıldığını görmek memnuniyet verici.

    bana göre maçın en büyük artısı attığımız 2. goldü. sonunda bir bekimiz sıfıra indi ve bu şekilde gol attık. futbol tarihinin en kolay golünü atmamakta senelerdir inat ediyorduk. daha hafta içi şampiyonlar ligi'nde* real madrid deplasmanında yediğimiz 6 golü hatırlayın. bek katkısı muazzamdı adamların. bir defa hücuma o kadar çok çıkıp o kadar çok genişlik kazandırdılar ki savunma yapamadık. pres yapmaya tenezzül ettiğimiz her sefer ya gol yedik ya pozisyon verdik. çünkü mutlaka beklerinden biri ileri koşu yapıp boşa çıktı. biz bu koşulara yanıt veremediğimiz gibi adamlar da o beki mutlaka buldular. set hücumlarında da bekler uç oyuncuları topu aldığında mutlaka sıfıra koşu yaptı. burada kilit nokta bana göre atağa katılan bek oyuncularının koşu yoluna topu bırakmak. bizim kanat oyuncularımız bunu yapmamakta senelerdir ısrar ediyordu. fatih terim bu işin üzerine gitmeli. bunun üzerine gittiğimizde sadece attığımız goller artmayacak, savunulması zor bir ekip olacaz. çünkü rakip tek tip hücum üzerine savunma geliştiriyor, defansta sağ ve sol kanatlar arasındaki mesafeyi minimuma indirerek boşluk bulmamızı çok zorlaştırıyor. ama bek koşularını arttırıp onları beslediğimizde rakip genişlemek zorunda kalacak. bu göbekten hücum yapmamızı da kolaylaştıracak bir etken.

    hak eden oyuncular forma bulmaya başladı bu da güzel. hazırlık maçlarında ömer'i orta sahada gördüğümde aha dedim gattuso bu. daha orta sahada oynadığı ilk maçtan beri ömer forma benim diye bağırıyordu. sonunda terim de bunu anladı sanıyorum. esasında şener'in sakatlanıp devreyi kapaması çok kötü oldu. çünkü tam bu oyuna göre bir bek. tempolu, sıfıra inmeyi, ofans katkısı vermeyi seven bir yapısı var. devre arasında takıma linnes katıldıktan sonra çok daha iyi olacak diye düşünüyorum her şey. çünkü şener de emre de sakatlık sorunu olan futbolcular. linnes hem bunların ikisinden de kaliteli bir oyuncu, hem de sık sakatlanmıyor. bana göre esas pozisyonu sol bek ama her iki kanatta da tam verimle oynayabiliyor. hem oyuncuları dinlendirme, hem de alternatifleri çoğaltma bakımından müthiş transfer bizim adımıza.

    takım pres konusunda bir adım atmış. özellikle ilk devre iyi mücadele ettik. andone sakatlanmasaydı çok daha iyi mücadele ederdik. bana göre seri de girdikten sonra bu oyuna iyi uyum sağladığını gösterdi. ömer bayram'ın koşu gücünü aratmadı. zaten ön alan baskılarında hep seri'yi gördük. üretken de oldu. 2 tane güzel pozisyon hazırladı. bence feghouli'ye ciddi bir alternatif. fatih terim en azından takım oturana kadar ömer, lemina ikilisini bozmamalı. daha önce nzonzi, seri ikilisinde ısrar etmedi. bana göre ciddi süre kaybettirdi bu iş bize. kimya tuttu mu onu koruyacaksın. bu ikiliyi artık maçına göre seri, feghouli, belhanda gibi oyuncularla desteklemek gerek.

    babel kötüydü. zaten zorunluluktan oyuna girdi. inşallah andone'nin ciddi bir durumu yoktur. ama anladığım kadarıyla o da devreyi kapadı. bakalım falcao nasıl dönecek. dünkü oyunun özellikle ilk yarısında çok verimli olacaktır. o oyunda emin olun diagne de verimli olurdu.

    gelelim eksilere. pres yapmaya başladık. ama adam paylaşımımız rezalet. evet koşuyoruz, yani koşmaya başladık ama dün sahada real madrid olsa bir kere daha 6 gol yerdik. esasında hafta içi yine aynı arzuyla başladık maça real karşısında. ama dediğim gibi adam paylaşımımız o kadar kötü ki, çok hızlı şekilde presimizi çökertip golleri buldu real madrid. pres yaparken boş adam bırakırsan iyi takımlar o adamı mutlaka bulur, yetenekli oyunculara savunma hattın çökmüş şekilde yakalanırsın. superlig'de bunu yapabilecek takım sayısı oldukça az. ama galatasaray mutlaka preste adam paylaşımına çalışmalı. boşa koşmazsak kondisyonumuzu koruruz, maçları çok daha rahat oynarız.

    degaj ve autlar. esasında pas tekniği çok yüksek bir takımız. üzerine de hem lemina, hem ömer topu alırken dönüp adam geçebilen oyuncular. marcao kesinlikle müthiş top çıkarıyor defanstan. benim kitabımda böyle bir kadroda presi kıramama diye bir şey yok. tüm kaleci vuruşlarını babel'e atmaktan vazgeçmeliyiz. her rakip babel'in bi önüne bir de arkasına adam koyup uzun kullandığımız tüm kaleci vuruşlarını topluyor. hayır rakip baskı yaparken 2 kere preslerini kırsak rakipler real madrid görmüş galatasaray'a dönecek. çünkü hatırlayın hafta içi maça presle başlamamıza rağmen real'in presimizi kırdığını görünce kesinlikle defansif bir direnç gösteremedik maç boyunca.

    kornerler. daha doğrusu duran toplar. abi izbandut gibi adamlarımız var. ben şu kadar hafta geçti mesela luyindama kornerden henüz 1 tane bile gol atamadıysa bunu teknik direktöre yazarım. adamın üzerinden kafa vuramayacağı futbolcu yok dünyada. keza haftalarca luyindama ile birlikte nzonzi de oynadı. bu adamlar kafa golü atar. atamıyorsa sorun korner organizasyonlarındadır. böyle goller özellikle kapalı rakipleri açmada, sonuca gidemediğimiz maçları kazanmada çok etkili. futbolun kuralı bu duran topları iyi kullanacaksın. bunu beceren takımlar her zaman başarılı olmuşlardır. kafayı vuranlara bakıyorum, çok iyiyiz. peki topa vuranlara bakıyorum. seri, feghouli, belhanda, ömer... bunların hepsi duran topları iyi kullanan adamlar. takım duran top organizasyonuna çalışmalı.

    son olarak galatasaray'ın hiç bir futbolcusunu günah keçisi ilan edip kaybetme lüksü yok. bu aralar taraftarın belhanda alerjisi olduğunu biliyorum. diagne alerjimiz de var. ama unutulmasın bu oyuncular bizim önümüzdeki senelerde yapacağımız transferlerin bütçesi. yada nzonzi. müthiş kaliteli bir adam. bu oyuncuları inkar edemeyiz. formda değillerse kenarda oturtacaksın. ama forma girip oynayabileceklerini de hissettireceksin adamlara. forma mücadelesi bu. kalitesini ispatlamış adamları yok edersen sen zarar görürsün. sistemine uymuyorsa teklif geldiğinde sat. ama istenmeyen adam ilan etme. piyasasını düşürme. ömer'den, donk'tan aldığın katkıya bak. geçen sezon onyekuru'dan, istenmeyen adam ilan edilen feghouli'den aldığın katkıya bak. bruma'yı gönderirken herkes ağladı. o da sezon başında istenmeye adamdı oysa. ben çok eskilerden bir örnek vereyim. bülent korkmaz da istenmeyen adam ilan edildi. kadro dışı falan bırakıldı. inat etti. formayı kaptı. popescu'nun partneri oldu. tarihimizin en büyük başarılarını kazanmamızın baş aktörlerindendi. akıllanalım. madem 10 kasımdayız, tarih tekerrürden ibarettir sözünü hatırlayalım. oyuncuları eleştirebiliriz. forma bulmalarına söylenebiliriz. ama onları nefret objesi haline getirmek bize yaramaz. rahat bırakalım futbolcuları. fatih terim de açıklamalarına dikkat etsin. sürekli bir ocak vurgusu. bana göre büyük saçmalık. zaten menejere verdin talimatı kulüp bul diye. bu açıklamaların kime ne faydası var?

    iyisiyle kötüsüyle böyle bir maçtı. ilk yarı biraz top oynadık. zaten kaliteli takımız hemen 2 gol attık. ikinci yarı babel'e degajlar falan başlayınca eski tas eski hamam oldu oyun. hadi 3 gün önce oynadığımız maça verelim bunu da... ama bana göre daha az yorucu değil bu iş. takımı ileri gönder. degajı yap. rakip topu alsın, takımı geri koştur. oysa top ayağında olsa, top çevirsen, aktif dinlensen her şey daha kolay olacak.
  • 22995
    türk futbol aleminin en büyük derdi olmuş efsane teknik adam. milli takımımız euro 2020'ye gitmiş bunun sevincini heyecanını yaşamak varken kendisine laf çakılıyor sanki mevcut yabancı kuralını kendisi getirip futbolcularımızın yurt dışına çıkmasına vesile olmamış gibi. birde şenol güneş öncesi milli takımın başında kendisi olduğu sanılıyor. oysa doğru adres mircea lucescu. her manada kendisi çok önemlidir. hal böyleyken kendisi ite çakala kurban edilmemelidir.
  • 22997
    galatasaraya gönül vermiş kişiler dışında eleştiriliyor ve türlü ithamlarla tenkit ediliyor bilin ki hedefte fatih terim değil galatasaray vardır. galatasaray'a gönül vermiş kişilerin terim eleştirilerin altında her zaman galatasaray menfaati yatmaktadır. ancak galatasaray camiası dışında yapılan her türlü eleştiri art niyetlidir. nitekim hocamızın bu sezon başı itibari ile formsuz oluşu ile kötülük ittifakının geçen sezon ve bu sezon başındaki terime karşı kudurmuşlar ordusu benzeri saldırıları azaldı. genel kurul toplantılarında bile kendi takımlarının sportif müsabakalardaki rezillikleri yerine terimi konuşanlar da yavaş yavaş kendi gündemlerine dönmeye başladılar. spor programlarında bile eskisi kadar eleştiri gelmiyor. hocanın mevcut hali karşı tarafı mutlu ediyor.

    terime olan eleştiriler artık galatasaray taraftarınca yöneltilmekte. ancak galatasaray taraftarının eleştirilerinin altında her zaman galatasaray menfaatleri ön planda olur ve hoca'ya duyulan saygıdan dolayı maç sonu öfke patlamasından sonra "saman alevi" gibi üzerinden zaman geçinde yerini makul düşüncelere bırakır. hocaya düşen haklı eleştirilere kulak verip takıma artık özlenen futbolu oynatıp yeniden ligde ipleri artık eline almak.

    tudor sonrası aykut- şenol çekişmesinde yine favori görülmeyen galatasaray ve eleştirilerden uzak fatih terim, etliye sütlüye karışmadan aradan sıyrılıp şampiyon olmuştu. şu anda halen türlü risk değişkenleri hesaplanarak ortaya konulan şampiyon olma oranlarında en yüksek şans galatasaraya verilmesine rağmen karşı taraf kafasında bizi elemiş gibi görünüyor. milli takım arası sonrası başakşehir, brugge, trabzonspor maçlarında istenilen skorun alınması durumunda falcao'nunda olası dönüşü ile bambaşka bir galatasaray ve fatih terim ortak dileğimiz.
  • 22998
    türlü türlü pire yavrusunun yaptığı çirkef açıklamalara bakınca sonuna kadar sahip çıkmamız gerektiği bir kere daha ortaya çıkan efsanemiz.

    eleştiriyoruz, bazen tenkit ediyoruz ama hep daha iyi olsun diye, daha iyi olduğunu bildiğimiz için.
    seni harcatmayız hocam, sonuna kadar bizimlesin...

    senin toplarını yesin seni cekemeyenler...