• 4
    --- alıntı ---

    başkalaşan rijkaard!
    23.02.2010
    frank rijkaard'a inananlar, destekleyenler ve yapılacak orta, uzun tüm planlamaların kalbinde rijkaard ve neeskens ikilisinin olmasından yana el kaldıranlardanım.

    ancak rijkaard'a inanmam, körü körüne bağlılığı da beraberinde getirmiyor, aksine daha septik bir psikoloji içerisine sokuyor beni. destekler ve inanırken eleştirebilmek, sorgulayabilmek kazanımların 'etkin' bir şekile kullanılması açısından da büyük bir önem taşıyor aslında.

    her bireyin, her olaya bakış açısı gibi futbola olan bakış açısı da farklıdır. kimi eleştirmek için eleştirir, kime destek vermek, kimi örselemek, kimi de eleştirirken güç vermek için...

    mesala benim için futbol, galatasaray'ın beşiktaş ya da atletico madrid karşısında aldığı sonuçlardan ibaret değildir, benim için futbol antalya'da, kayseri'de kurtarıcı olarak sarıldığınız emre çolak'ın en fazla ihtiyaç duyabileceğiniz beşiktaş maçında neden ilk 18 kişilik kadroda olmadığını sorgulamaktır.

    ya da frank rijkaard'ın koca galatasaray altyapısından bir santrfor çıkaramaması, rijkaard'ın kendini unutup, türkiye'de başkalaşmasıdır. ya da sizi dört sezon önce konyaspor'a, iki sezon önce de trabzon maçında attığı golle şampiyon yapan aydın yılmaz ve serkan çalık'ın takımdan gönderilimesidir. her sorumda, biraz neden var. ancak hiçbir neden, beni istediğim sonuca ulaştırmıyor ve plansız, programsız yapıyı karşıma koyuyor.

    galatasaray altyapısı sadece türkiye'nin de değil belki de avrupa'nın en büyük fabrikalarından biri. üretiyor, deniyor, kullanmaya çalışıyor ve kiralıyor, satıyor. türkiye'de oynanan profesyonel liglerin, hemen hemen tümünde florya patentli bir futbolcu vardır. galatasaray zorunda olmadığı halde takımların büyük bir kısmının futbolcu ihtiyacını karşılar.

    her sene galatasaray'dan birçok futbolcu, anadolu'nun ücra köşelerine gider, gelir, futbol mücadelesi verir. aslında bir anlamda yaşam mücadelesi. galatasaray, anadolu'nun yararlandığı kadar genç oyuncularından yararlanamaz. altyapıdaki başarı, üstyapıya gündelik projeler, başarılar, kazançlar için taşınamaz. korkulur...

    teknik adam da korkar, yönetim de. -buradaki kıyas fenerbahçe ya da beşiktaş değildir, olamaz da. daha uzaklardayım ben, onları düşünüyorum. yoksa galatasaray, fenerbahçe ve beşiktaş'ın altyapı konusunda bir çağ ötesindedir. -

    florya'nın kokusu galatasaray'ın geleneğidir aslında. kulübün başındaki isimler değişse de, politika değişmez. galatasaray her zaman kiralar. kimi, neyi, nereye kiraladığını bilmeden, sadece kiralar.

    galatasaray 'kiralık futbolcu' politikasını değiştirmelidir. özgürcan'ı, alparslan'ı, serdar'ı, aydın'ı, serkan'ı, semih'i takımdan yollarken; yolladığı takımları incelemelidir. ingiltere premier league'de nasıl ki transfer olma konusunda 'milli' bir kota varsa, galatasaray'da oyuncuların kiralık olarak verdiği takımlardan bir garanti istemelidir.

    galatasaray, kiralık olarak vereceği oyuncuların gideceği takımların da fizibilitesini iyi yapmalıdır. dört stoperi olan gaziantepspor'a semih kaya verilmemelidir. santrforu olmayan takıma serkan çalık verilmeli, cesareti olan teknik adama aydın yılmaz teslim edilmelidir.

    futbolcu oynayacak, futbolcu oynamadıktan sonra galatasaray ya da gaziantepspor kulübesinde beklemesinin bir anlamı yok, bu döngü kimseye bir şey kazandırmaz. şu ana kadar da kazandırmadı.

    sınırsız ham maddenin bulunduğu galatasaray altyapısı, bir tek kiralık olarak yolladığı arda turan'ın geri dönüşünden verim alabiliyorsa, bu yavan politikasında bir takım radikal değişiklikler yapmalı, kulübe maksimum fayda getirebilecek reformların altına imza atmalıdır. bu bir istek değil, artık bir zorunluktur.

    frank rijkaard'ın başkalaşması konusu var bir de... türkiye'yi 'anlamamış', tanımamış bir rijkaard, santrforu olmayan galatasaray'ı paf takımı'nın santrforu cem sultan'ı alarak takviye ederdi.

    arda'dan santrfor yaratmak yerine, bu mevkiinin özelliklerini doğduğundan bu yana bünyesinde barından bir oyuncuyu o bölgede denerdi, kadrosuna alırdı, şans verirdi...

    bu oyuncunun santrfor yokluğunda kadroya alınması galatasaray'ın imajı, frank rijkaard'ın olaya bakış açısı, genç bir oyuncunun takıma kazandırılması, diğer genç oyuncuların motivasyonlarının arttırılması açısından büyük bir önem taşıyordu. biraz yüreklendirmek lazım, biraz şans vermek, biraz gurur okşamak ve biraz mantaliteyi korumak.

    uğur uçar'ın sakatlanması durumunda saha içerisinde yapılacak minik bir hamle ile en az iki futbolcu o mevkiide görev alabilecek durumdayken; kulübende serkan kurtuluş yerine kullanabileceğin, imaj tazeleyebileceğin cem sultan'ın olması frank rijkaard ve neeskens ikilisini bir adım daha öteye taşır.

    bir başka deyişle o çok övündüğümüz altyapı, santrforsuz can çekişen galatasaray'a bir genci armağan edemiyorsa, işte asıl mesele budur...

    --- alıntı ---

    rijkaard hakkında saçma sapan yapılan eleştirilerden çok farklı, değişik bir pencereden bakıp güzel bir eleştiri getirmiş fatih şamlıoğlu son yazısında.. okumaya değer..
  • 5
    --- alıntı ---

    beyin döngüsü ve elano!

    türkiye'de yabancı kontentajını var, biliyoruz hepimiz (!) hatta bu kontenjan artsın diye de uzun uzun tartıştık, değişik fikirler ürettik, hatırlayın... belki de son yıllarda futbol adına konuştuğumuz, sesimizi yükseltmeden tartışabildiğimiz ender konuların da başında gelir kontenjan sorunsalı! statü basit, oldukça anlaşılır.

    kadronuzda 8 yabancı futbolcu bulundurabilir, bu 8 yabancı futbolcunun da 6'sını ilk 11'de kullanabilirsiniz. bu statü ve kontenjan açılımından yola çıkarak, trabzonspor ile galatasaray arasında oynanan maça ve ardından spor medyamızının duayenlerinin televizyonlarda saatlerce konuştuklarına ve gazetelerde yaptıkları yorumlara bakalım.

    galatasaray, trabzonspor karşısına 6 yabancı ile çıktı, 2 de kulübede var. maçın en kötüsü belki de barış özbek ve frank rijkaard, baros hamlesi yapacak. baros oyuna girecek ama bir yabancı çıkması lazım. kim o? elano ya da başka bir yabancı isim! sadece bu!

    baros oyuna girerken, maçın en kötü adamı barış özbek neden oyundan çıkmadı diye televizyon ekranlarını işgal edenler, görüntü bozukluğu yaratanlar ve gazetelerdeki köşelerinde kök salarak boğan ve artık rahatsız eden bir şekilde enformasyon kirliliği yaratanlar öncelikle analiz yetilerini bir adım daha öteye taşıyacaklar ve eleştiri olgusunun içerisini biraz daha dolduracaklar.

    biz baros, barış ve elano denklemini çözemiyorsak ve frank rijkaard'a bir yerden vuralım da nereden olursa olsun mantığını güdüyorsak, kalemin kırıldığı uçuruma sürüklenmişizdir.

    doğru eleştirebilmek...

    rijkaard'ı eleştirebiliriz, yapamadıklarını sayfalarca anlatabiliriz ama biraz aşalım kendimizi, düşüncelerimizi, hayallerimizi. "ne pahasına olsun eleştir" çukurundan kafamızı biraz çıkartalım, çıkartalım ki gülünç duruma düşmeyelim. eleştiri dünyanın her yerinde var, bizim ülkemizde de minimal seviyede aslında.

    ancak biz, önyargılarımızdan arınamadığımız, sürekli bir menfaat, yaranma duygusu taşıdığımız, biraz parlama ya da fark yaratma olgusunun peşinden sürüklendiğimiz için eleştirmeyi de bilmiyoruz, övmeyi de. rijkaard'ı eleştiriyoruz ya da galatasaray'ı ama doğru kanalı kullanamıyoruz, çünkü biraz sürüyüz, severiz fikirlerin etrafından koşmayı...

    ingilizler yerden yere vurur takımlarını ama eleştirilerinde bir açık vermezler. almanlar biraz daha hassastırlar bu konuda... eleştirirken, güç vermeyi denerler; yıpratmazlar kendi topraklarında yaşayanları.

    italyanların ise olaylara bakış açıları biraz daha farklıdır, onlar yeşil zemin üzerine pek de bakmazlar, sonuca giden ve kazanan başarılıdır, düşünceler de bu doğrultuda şekillenir. hepsinde de ortak bir nokta vardır, hepsinde bir eleştiri, fikir çeşnisi...

    onların hitap şekilleri bizden daha sert olsa da ve zaman zaman "korkaklar, aptallar" şeklinde sürmanşet atabilme cesaretini kendilerinde bulabilseler de dolu dolu eleştiri yapmasını başarırlar. bizdeki gibi ortak eleştiri kalıplarının içerisine saklanmazlar, cesurdurlar.

    dünya kupası'na gidemeyişimiz, uefa avrupa ligi ya da şampiyonlar ligi'nde bir takımımızın olmamasının nedenlerini önce burada aramalıyız. bir şeyler değişecekse önce temele güç verenlerden, yani bizden başlamalı...

    transfer ve elano!

    hazır yabancı kontenjanı konusunun içerisine kendimizi sokmuşken, galatasaray'ın blumer elano'dan ne denli verim alabildiği konusunu da işleyelim. öncelikle, daha önceki köşe yazılarımızda da süreklli üzerinde durduğumuz gibi, her transfer bir risktir ve bu risk futbolcunun kalitesi, tecrübesi ve background'u ile bir paralellik 'taşımaz'!

    dünyanın en iyi futbolcusu olan messi'nin barcelona'da gösterdiği performansı real madrid'de de göstereceğini kimse garanti edemez ya da cristiano ronaldo'nun real madrid'de değil de barcelona'da olduğu zaman performansını katlayamacağını yine kimse söyleyemez.

    futbolcuları etkileyen birçok dinamik vardır ve yapılan transferler de bu dinamiklerin sıcaklığı ölçüsünde yeterli ya da değildir. oyun kurgusu vardır mesela, yanında oynayan futbolcuların kalibresi, sistemler, forma ağırlığı, sorumluluklar, baskı, beklentiler ve sosyal şartlar. barcelona ve arjantin'deki messi ve manchester united, real madrid ve portekiz'deki cristiano ronaldo arasındaki uçurum, farklılaşma anlatmak istediklerimizin çatısını oluşturuyor aslında...

    ya da arjen robben'in chelsea ve real madrid'deki performansının ardından bayern münih'te yaptıkları, john o'shea ve wes brown'ın sanki sadece manchester united'da oynayabileceği gerçeği kalite, tecrübe, transfer, risk, dinamik etkenlerin ve anlatmak istediklerimizin içerisini fazlasıyla dolduruyor.

    farklı takımlarda farklı performans olgusuna binaen gerek ülkemizde gerekse avrupa'da yüzlerce örneği bir çıprıda sayabiliriz ve bu örneklemelerin içerisinde blumer elano'ya da gönül rahatlığı ile yer verebiliriz.

    elano'nun kalitesinden şüphem olmamakla birlikte, galatasaray'ın oyun kurgusunu bozduğunu ya da oynadığı mevkii itibarıyla galatasaray sistemine bir katkı yapamadığını düşünmeden kendimi alamıyorum. biraz geriye dönelim...

    sezona müthiş bir start veren galatasaray, ardından elano transferi ve brezilyalı yıldıza yer açma, arama çalışmaları. elano'nun takıma monte edilmesi, sistem üzerindeki hafif rötuşlar, savunma zaafiyetine bağlı olarak güçlendirilmeye çalışılan bir orta alan, düşen hücum gücü ve oynanan futboldan tatminsizlik, alınan sonuçlar. iplik söküğü gibi geliyor...

    sürekli anlatmaya çalışıyoruz, elano bir kurtarıcı değil ve oynadığı hiçbir takımda da bu misyonu üstlenmedi. o her zaman yardımcı aktör oldu. santos'ta robinho coşarken, elano destekledi onu, manchester city'de parlayan döneminde de sistem ona uygun bir hale getirildi.

    sven goran eriksson'un takımdan ayrılmasından sonra mark hughes'in görevi devralması ve yapılan transferler ışığında statik 4-3-3'e geçiş, ortadan kaybolan bir elano... tıpkı şu anda galatasaray'ın oynadığı sistemde olduğu gibi...

    manchester city'nin ardından galatasaray'da da dolu bir 90 dakikayı tamamladığı maç sayısı bir elin parmaklarını geçmeyen brezilyalı futbolcu, galatasaray'ın sistemine uymuyor ve galatasaray elano'yu çarkın bir parçası haline getirmeye çalıştığı sürece de zarar görüyor.

    frank rijkaard, elano'dan kesinlikle vazgeçemiyorsa; ya kafasındaki agresif baskı politikasından vazgeçecek ya da mehmet topal ve mustafa sarp'ın birini yanına alarak elano'ya yeni bir görev yükleyecek ve ona ön libero mevkiinde görev verecek...

    o bölgede de beklenen verim alınamıyorsa, elano'ya yeşil zemin üzerinden yer aramaktan vazgeçilecek ve yedek kulübesinin yolu gösterilecek. galatasaray, elano için verdiği, vereceği paraları artık unutacak. "bu kadar para verdik, bari oynasın" mantığından da vazgeçecek, yapılması muhtemel eleştirilere de gögüs germesini bilecek!

    real madrid, 35 milyon avro verdiği karim benzema'yı yedek oturtma cesareti gösterebilip, pellegrini flaş transfer diye sisteminden ödün vermiyorsa galatasaray da real madrid'leşebilmeli, modern avrupa transfer piyasasının risklerini göz önüne alarak artık avrupalı olabilmelidir.

    --- alıntı ---
  • 8
    --- alıntı ---

    ''sorun galatasaray'ın iki transfer yapıp yapmayacağı da değil... sorun; sarı-kırmızının hedefleri, hayalleri, açmaz, anlamsız politikası, mevcut yönetimin paramız yok deme cesaretini kendinde bulabilmesi, bir oyuncunun teknik direktörünü alanen eleştirilebilme gücüne sahip olup; o teknik direktörün eleştiren oyuncuyu beğenmese de oynatmaya mecbur bırakılmasındadır! sorun, frank rijkaard'ın tff yetkilisine ya da meslektaşına laf yollamasına zorlanacak psikolojiye sokulmasındadır... sorun organizasyon, yapılanma, başıboşluk, düşüncesizlik, vizyonsuzluk sorunudur. futbolda yönetenin sızlanma, hayıflanma ya da 'yok', 'imkanımız bu' deme lüksü yoktur! yönetenin varoluş amacı yaratmaktır. kaynak yaratmaktır, tesis yaratmaktır, futbolcu yaratmaktır, destekleyici politikalar yaratmaktır. yaratamıyorsa şayet varoluş amacına ters düşer, bulunduğu yeri dolduramaz.

    galatasaray yönetiminin paramız yok demeye, 'salt ekonomik denge yüzünden' oyuncu satmaya hakkı yoktur... taraftar masumdur, bekler, ürün alır, kredi kartı alır, kombine alır ve bekler! ne bekler? başarı bekler, yakın olduğu, formasının üzerine ismini yazdırdığı isimleri görmek ister o yeşil zemin üzerinde ya da pankartlarını adı ile süslediği bir yönetimi görmek ister kenarda, tribünde! futbolla ilişkisi sıfır noktasında olan sokaktan geçen bir kişiyi galatasaray'ın başına oturtsanız, keita'yı 8.5 milyon avro'ya satar, üzerine kar ettim der ve bonservis bedeli ödemeden kadrosuna kattığı bir futbolcu ile -serdar özkan- sattığı oyuncunun yerini doldurmaya çalışır...

    bakın sokaktaki adamdan bahsediyorum... -galatasaray'ın oyuncu satma politikasını lyon ya da porto'nun oyuncu satma politikası ile karşılaştırmak da futbolda varolan gerçeklerden keskin bir şekilde sapmayı beraberinde getirdi! o yüzden bu konuyu farklı politika ve anlayış çerçevesinde değerlendirmek lazım.-

    galatasaray başkanı sayın adnan polat ve değerli kurmayı adnan sezgin de 'sokaktaki insan' gibi davranmıştır, kazanmak yerine satmıştır! artık büyümesi, bir önceki yıldan fazlasıyla ders alması gereken galatasaray'ın hedefleri küçültülmüştür ve her şeyden önemlisi taraftarının heyecanını dizginlemiştir!

    sarı-kırmızı taraftar başarısızlığı olağan karşılama güdüsüne sürüklenmiş, umutsuzluğa hapsedilmiştir. taraftarın yaşadığı bu 'umutsuzluk ve heyecansızlık' medyayı da harekete geçirmiş ve galatasaray basının kara tablosu haline gelmiştir. bir nevii galatasaray yönetimi, hesap edilmeyen sinsilelerle kendini kendini asmıştır... en büyük ve bir an önce çözülmesi gereken sorun da budur... en büyük ve bir an önce çözülmesi gereken sorun da budur. hem de bir an önce...''

    http://www.sporx.com/...-umuduSXHBQ203515SXQ

    --- alıntı ---
  • 9
    daha önce haz etmem rapidden de yazmış, ercan saatçi ve meriç tunca kişilerinden çok daha az ilgi görmüş sözlükte gerçekten.

    galatasaray medyasının var olmadığından dem vururuz bir de. bu tip adamlara destek vermezsen, meriç tunca'yı istediğin kadar karala. sonuçta kimse fatih şamlıoğlu'nu tanımıyor, meriç tunca'yı bilmeyen kalmadı!

    kendisini tanımayanlar #461941 numaralı entry'deki cümlelerinden başlayabilirler. zira aklı başında bir galatasaray yazarıdır kendisi.

    ps: alıntıyı yapan daemen12 nickli arkadaşa da teşekkür ederim buradan.
  • 10
    --- alıntı ---
    güzel adamdı frank rijkaard! adam satmadı, pazarlık yapmadı, yönetenine saygı duymayı göz ardı etmedi, kulislere girmedi, karizmasını çizdirmedi, istemesek de futbolu anlattı bize, ukalalık yapmadı, "siz kimsiniz de beni futbolu bilmemek ile suçluyoruz" diye vurmadı tokadı...

    futbolculuk kariyerinde yıldız olmadığı kadar o büyülü ekranda parlayan 'yıldızlara' "arkadaş, ben sizin seyrettiğiniz kadar o oyunu oynadım" ya da "bırakın oynamayı, sizin televizyonda izlediğiniz şampiyonlar ligi maç sayısından daha fazlasında formamı ıslattım" diyemedi, demedi rijkaard!

    rijkaard'ı yapamadıkları ile eleştirebilir, yerden yere vurabilir hatta onun yapamadıklarından kendinize kocaman bir pay da çıkarmayı pekala başarabilirsiniz ama yapmamanız gereken bir şey vardır; o da yersiz, açmaz şekillere girip anlamsız, mantık dışı suçlamalarda bulunmaktır.

    fulbolu bilmemek (!)

    futbolu bilmemek! kim biliyor futbolu? biz mi? köşelerdeki raconlu ağabeyler mi, yoksa mühendis, matematikçi olan analistler mi? kim... biz kendimizi dev aynasında görüyoruz; kim olduğumuzu bilmiyoruz, istediklerimiz ve yaptıklarımız ile de sonu gelmeyen bir şekilde çelişiyoruz.

    alex ferguson, arsene wenger ve 'istikrar' kavramı ile yatıyoruz, her defasında bu kavramın yeşil saha üzerinde ne denli etkili olduğundan dem vuruyoruz. peki sıra bize geldi mi? bekliyoruz, kovuyoruz! seviyoruz biz kovmayı! çünkü bizim taraftar odaklı düşünce genimiz henüz o derece aşamadı kendini.

    kıramadık zincirlerimizi, yönetenlerin bir taraftar gibi hareket etmesini, kararlar verebilmesini, fevri çıkışlar yapabilmesini ve belki de en önemlisi sadece o anı düşünebilmesini alışkanlıklar listesinin başına ekledik.

    bizim kadar, yönetenlerin suçu var! onlar alıştırdı bizi, onlar taraftarın öfkesini körükledi.

    porto, lyon ve çelişki...

    çelişki... porto ve lyon'a bayılıyoruz hepimiz... bir de transfer politikası yok mu! işte odur bizim örnek modelimiz! peki biz? biz, o tarz bir transfer politikası uygulamak için 'minik adımlar' attığımız zaman bile yer yerinden oynuyor. arda turan ile aynı yaşta olan pino, florya'dan içeri girdi mi başlıyoruz dişlerimizi kemirmeye; transfer salvoları da peşi ardına geliyor. pino diyorum; 23 yaşında daha...

    pino, keita'dan sonra sarı-kırmızıyı heyecanlandırmıyor olabilir ama bir potansiyeli vardır ve bu oyuncu aslında şablondur; transfer şablonu... porto ya da lyon şablonudur!

    hani spor servislerinde romantik tutkunların "nereden buluyorlar bu adamları" dedikleri var ya; işte onun gibi bir adım... porto ve lyon üzerinde duruyorsak şayet bu iki kulübün de yılda en az 5 oyuncu üzerinde yoğunlaştığı gerçeğini de kabul etmek zorundayız.

    istediklerimiz ama yapamadıklarımızın altında yatan ana etken taraftarlar ya da basın mensupları da değil; yönetenlerdir. yönetenlerin, yöneten olduklarını unutup 'planlamanın' dışına çıkmaları, basının yıldırıcı etkisi karşısında duyarsız kalamamaları, tüm kalıplaşmış düşüncenin aksine taraftara karşı masaya yumruğunu vuramaması ver her şeyden önce belki de 'koltuk sevdası' istikrarsızlık ve yanlışlar silsilesini beraberinde getiriyor.

    hiçbir galatasaraylı belki de adnan polat kadar başarıyı istemez ya da bir mağlubiyetin etkisini 4-5 saatte atlatan bir sarı-kırmızı ile adnan sezgin ya da murat yalçındağ'ı da aynı kefeye koymak yakışıksız kalır! onların hepsi, bedava bilet peşinde koşan 'ağabeylerden' daha fazla istiyordur başarıyı, şüphesiz daha fazla çalışıyordur.

    yönetenler, galatasaray'ı yaşıyor; taraftar hissediyor! o yüzden haksız sabote eleştirileri ya da çalma, çırpma hikayeleri kitaplarda olur; bu camiada değil. galatasaray yönetimini günlerce eleştirebilir, sayfalarca dolusu hatalarını bir çırpıda sıralayabiliriz ama ahlak sınırlarını aşmadan, yıpratmadan, boğmadan, çileden çıkartmadan.

    iki kisa pas...

    - endüstriyelleşme futbolun bir gerçeği, kaçınılmaz bir son! bask bölgesinin özgürlüğünü savunan ve o bölgenin ulusal takımı oldukları için formalarına 110 yıl reklam almayan atletico bilbao'nun yaşadığı ekonomik krizin etkilerini azaltmak için yıllığı 2 milyon avrodan 3 yıl boyunca petrol şirketi petronor'un adını göğsüne kondurması nasıl ki bir endüstriyel futbol gerçeği ise galatasaray spor kulübü'nün ali sami yen adını bir çırpıda uzaya göndererek türk telekom arena kodlamasını kabul etmesi de endüstriyel futbolun bir uzantısıdır.

    ali sami yen diyoruz, sarı-kırmızının kurucusu; 46 yıllık ev sahibi... artık yok... alparslan dikmen ya da endüstriyel futbolun temsili türk telekom arena'nın yapımında hayatını kaybeden iki işçi gökhan yavuz ve raşit ek'in minik bir tribüne adı verilmesi isteğini duymazlıktan gelen galatasaray spor kulübü yönetimi'nin pegasus ile 'bir tribün' anlaşması yapması da oldukça manidardır, tebrik ediyoruz.

    - ali yavaş, cevat güler, kazancı ailesi, suat kaya, ümit davala, bülent korkmaz, gheorghe hagi, tugay kerimoğlu... hepsi de birer galatasaray, florya efsanesi... florya'yı anlamlı kılanlar, semboller... mevcut galatasaray yönetiminin 'efsane, kurtarıcı' politikası birer birer harcadı hepsini, harcayacak.

    galatasaray altyapısı'nın en üretken döneminde ali yavaş vardı sahnede, cevat güler bıkmadan tükenmeden florya'nın nabzını tuttu. suat kaya vefa için florya'dan içeri sokuldu, ümit davala ve bülent korkmaz'a en zor zamanda anahtar teslim edildi, kazancı ailesi babadan oğula yüzlerce futbolcunun baldırlarını ayakta tuttu. bülent korkmaz gibi hayatını galatasaray'a adıyan bir figür nefret kusturulur hale getirildi düşünün...

    hagi gibi bir efsane yuhalandı ali sami yen'de, hatırlayın...

    bazı isimler özel kalmalı, alkıştan patlayan eller, bir gün protesto için birbirine vurmamalı, vurdurmak zorunda bırakılmamalı!

    metin oktay olsaydı, düşünmek bile istemiyorum...
    --- alıntı ---

    http://www.sporx.com/...lsaydiSXHBQ211814SXQ
  • 11
    --- alıntı ---

    fenerbahçe asbaşkanı cihan kamer'in galatasaray'ı eleştirerek, "manisa maçından önce yiğit'i, antalyaspor maçından önce necati'yi transfer etti; kayseri maçından önce amrabat'ın kafasını karıştır" tezlerini öne sürerek sarı-kırmızılı camiayı tövmet altında bırakmasına aslında bir nevii bayern münih yanıt veriyor!

    ingiltere'de fabio capello'nun john terry konusunda yüreğini ortaya koymasının ardından, bayern münih de şampiyonlar ligi'ndeki rakibi basel'in en iyi oyuncusu shaqiri'yi transfer etti... shaqiri, önümüzdeki sezon formasını giyeceği takıma karşı 5 gün sonra savaşacak! yetmeyecek, 20 gün sonra bu kez allianz arena'ya basel forması ile çıkacak...

    geçen sezon ortasında lider bayer leverkusen'in hocası jupp heynckes ile sezon sonu için anlaşmaya varan, heynckes'in takımı leverkusen ile de sezon sonuna kadar şampiyonluk mücadelesi veren bayern ve aslında herkes için bu durum oldukça olağan. bir tek bizde... neyse, köşemiz biraz daha soğusun, yazmamak için direniyoruz...

    --- alıntı ---

    http://www.sporx.com/...?frm_page=2#yorumlar