• 5
    hayatımda yaşadığım en duygulu maçlardan biridir. kadıköydeki 0-0lık maça hayatındaki ilk derbi ve ilk deplasman olarak giden bu bünye, beraberliğin verdiği gazla bu maça da gitmiştir.

    bir garip maç hikayemiz bu büyük günden birkaç gün önce başlar. henüz hiç derbi kuyruğu nedir bilmeyen barko pasa hazretleri sabahın 8.30unda uyanır üstünü giyer ve bilet kuyruğu için yola çıkar. 3 dklık metro yolculuğunun ardından taksim metrosundaki biletixin önünde 10 kişilik kuyruğun en arkasında beklemeye başlamıştır. her beş dkda bir fünikülerden inen insanlar biletix önünde sabahın dokuzunda bekleyen bu ufak kalabalığa bakmaktadır, karşılığında da bekleyen grup "ne bakıyon lan" tadında şekiller çizmektedir. velhasılı dakikalar ardını kovalar saatlerimiz 9.35i gösterir ve muhterem biletix görevlisi gelir. gelmesiyle beraber içimizde büyüyen sevinç 20 saniye sonra küfre dönüşecektir, zira biletixçi elemanımız "bu gişeden derbi bileti satılmayacak" demiştir. artık o bizim için muhterem değil, kahpedir, ibnedir. anlık oluşan sinir bozukluğu bir an kafada ampul parlamasıyla son bulur ve çaresiz, zar zor ilerleyen adımlar birden depara dönüşür*. istiklal biletix 3 dk uzaklıktadır ama geçen her saniyede kuyruğa eklenen bir kişi daha az umuttur barko pasamız için. saatler 9.45i gösterdiğinde kahramanımız bilet kuyruğunda 80* kişinin ardında beklemektedir artık. etrafta "en az bilet talepli derbi" konuşmaları geçer. **** saatler10.00ı gösterdiğinde sesler yükselir alkışlar eşliğinde istiklal kitabevi önünde üçlü çekilir, dakikalar birbirini kovalar ve sıra barko pasamıza gelir. kendisi 5 adet eski açıktan bilet alırken, o an hala satışta kapalı bileti mevcuttur.** neyse efendim okula dönülür ve uni tayfasına biletler teslim edilir. artık o büyük gün beklenmektedir. ultraslan forumunda yapılan koreografi duyurusundan sonra iyice gaza gelmiş olan bünye, okul tayfasıyla beraber henüz öğlenken meşale yolunu tutmuştur. köfteler yenir, biralar içilir, rakip takım mazisine söylenip bir de üstüne usame babadan bir kıyak yapması* istendikten sonra tribünün yolu tutulur. biletler turnikelerde okutulduktan sonra ünilerden görevli bir kardeşimiz elimize broşürü uzattıktan sonra kısa süreli bir şok dalgası etrafı sarmıştır. ortalık "oha, çüş, hahaha, ahahaha, ehahaha, puahaha" sesleriyle inlemektedir. zira bu kadar yaratıcı bir koreografi bir milan-inter maçında açılan scream koreografisinde görülmüştür bir de bu maçta görülecektir. derhal tribüne çıkılır deplasman tribününe en yakın olan kısmın en üstünde bütün diğer boğaziçili aslanlarla toplanılır. seremoni sırasında kartonlar kaldırılır,yanda bize aval aval bakan angutların surat ifadelerine bakılıp eğlenilir.

    artık maç vakti gelmiştir ve düdük çalar. sağlam bir üçlüden sonra henüz daha kimse ısınmamışken kral* ilk golü atar. keyifler yerindedir, yandaki arkadaşa sevinme şekli olarak bir tokat atılıp ittirilir. dakikalar tekrar birbirini kovalar, tezahüratlara boru sesimizle eşlik edilir, ilk yarının son saniyesindeki gole giden atağı yarıda kesen hakeme küfürler yağdırılır. durum gene de kötü değildir, zira lugano bir klasiğe imza atmış ve kırmızı kart görmüştür. yaptığı tahrik edici hareketleri tribünleri daha da ateşlemiştir.
    ikinci yarı başlar ve galip olmanın verdiği keyif gökhan gönülün golüyle afedersiniz piçe döner. hafif can sıkıntısı baş göstermeye başlamıştır artık, gerçi paniğe gerek yoktur ama vardır işte insanın içini dürten bişey. gökhan amcamız kırmızı da görür ama içimizdeki bu sıkıntı gol gelmeden gitmeyecek gibidir. artık son dakikalar gelmiştir, yorgunluk ve bir fenerbahçe maçıyla giden turun verdiği sinir bozukluğu ile tribünler suskunlaşmıştır. aynı anda yan tarafta cümbüş vardır, orada meşaleler yakılmış sarı lacivert sisler tribünden dışarı fırlatılmıştır. sinirler daha da bozulur, etraftan suskunluk ve pes etme sesleri yükselir. üni setteki kardeşlerimiz bile artık pek bişe yapamamaktadırlar. kimse bağıramıyordur, mükemmel başlayan akşam bir felaketle bitmek üzeredir. tam o an bir çığlık ve bağrışma ve güm sesleri yükselir. herkes "noluyo lan?!" nidaları eşliğinde en en tepedeki adama bakar. ünilerden tanımadığımız bir kardeşimiz deliler gibi gücünün sonuna kadar reklam panolarına deliler gibi vurarak bağırmaktadır bize. koskoca sessiz eski açığı onun "üniler noluyor! maç elden gidiyor, hadi son şansımız son sesimizle yüklenelim. yeter ki inanın!yapabiliriz"diye bağırması doldurur, ardından bu kardeşimiz gözyaşları içinde delilercesine bağırmaya, yani bu sefer tezahürat yapmaya başlamıştır. çabası az kişide de olsa bendeniz dahil birkaç kişiyi etkilemiş ve son ses bağırmaya başlanmıştır ve o anda olan olur hayat durur***
    anlık bir şok birden insanlık dışı tepkilere yol açar. o saniyede yurt genelinde masalar, sandalyeler, camlar; stat genelinde ise kalçalar, kollar ve bacaklar kırılmıştır. 5 sıra öne düşülmüş, tanınmayan bir renkdaşın kıçı tekmelenmiş,yanlardaki iki arkadaşaysa yumruklar atılmıştır. hemen akla en en tepedeki o inanan çocuk gelmiştir, kendisi hüngür hüngür ağlamaktadır. o an garip duygular basar insanı, sevinç gözyaşları akar, stresli 2 dk boyunca maçın bitmesi beklenir. kimsenin lincoln ve volkanın kırmızı yediğinden haberi dahi yoktur. sonunda maç biter ve gol sonrası başlayan "söyle fener söyle, söyle ne oldu" tezahüratları doruklara ulaşır. hemen yan tribünde ise sessizlik ve bir çökkünlük hakimdir.
    bununla da bitmez efendim bu maç, ardından türk sanat müziğiyle "ayva çiçek açmış yaz mı gelecek" bestesinin orjinali çalar stadda ve keyifler nirvanaya varır. ümit karan ve arda turanın çektirdiği üçlüyle de orgazm olurcasına bağırır bünyeler. artık stad ışıkları kapanmaya başlamıştır ancak kimse stadı terketmemiştir, çıkan da dışarıdan bir bira kapıp geri tribüne gelmektedir. kollar kaldırılır indirilir, "fenerbahçe ayağa" tezahüratları eşliğinde rakip tribün sarı kırmızı demeye davet edilir, yuhlanır maytap geçilir. karşılıklı tüm tribünlerin "içimdeki fener aşkı bambaşka" tezahüratından sonra mecidiyeköydeki tezahürat sesleri o karanlıkta futbolcuların sahaya çıkmalarıyla alkışa döner. hakan şükür tribüne çağrılır "içimdeki fener aşkı bambaşka" tezahüratına cevap vermesi beklenir*. saatler artık 23.30u bulmuştur ve artık yavaş yavaş tribünden çıkılır, istikamet metro ile taksimdir ancak bahsi geçen bölgeye varmak pek kolay değildir zira metroya girildiğinde istasyonda tren beklerken meşaleler yakılır sarı sisler salınır, oksijen olmayan ortamda trenin gelmesi beklenir. bu arada karşıki istasyonla da karşılıklı tezahürat yapılır tabi.bir süre sonra metro gelir ve bağrıla çağrıla doluşulur içeri. raylı sistemle gideceğini unutan ben dahil bütün muhterem taraftarlar zıp zıp zıplayıp üçlü çekmekte bağırıp çağırmaktadır. 10 cm yukarı çıkıp aşağı inen ve harekete bu yüzden geçemeyen tren ise sonra raydan çıkacağımızın habercisidir. yine de kapılar kapanır, osmanbey yolunda omuz omuza yapılır fenere küfredilir, osmanbey taksim arasında da opera yapılır, fenere küfredilir ve dışarı çıkılır. yürüyen merdivenler boyunca herkafadan farklı sesler çıkan bünyeler en tepede recep ivedik afişindeki parmak kaldırmış recep amcayı görünce "kaldırsın kaldırsın parmak kaldırsın" tezahüratı hep bir ağızdan söylenir. artık sona gelinmiştir ve metronun çıkışına varılmıştır. istiklale geçmek için ışıklarda bekleyen onlarca kişi de son bir kez opera yapmak için çökmüştür. fenerbahçe birkaç saniye sonra tekrar bişeyi yemiştir, eller kollar havadadır o anda bazı insanların elinde anı olarak alınan stad koltukları görülür. ele bakılır sadece bir bira vardır,"niye düşünemedim!" denilir, gene de büyük bir keyifle nevizade yolu tutulur, eğlence gece boyu devam eder...

    " inletiyoruz her çıkışında istiklal caddesini ! "

    (bkz: peşindeyiz)