164
dün gibi aklımda olan tarih…
nasıl olmasın ki! o sene türlü türlü eziyetler çekmişiz. rakip ellerle kollarla goller atmış, bizim takıma kıyasla yıldızlar topluluğu. beklerimiz altyapımızdan gelen ferhat ve uğur orta sahamızda saido, heinz, cihan en kreatif oyuncumuz sasa iliç… rakipte luciano’lar, appiah’lar, anelka’lar…
inönü’deki o unutulmaz maç sonrası bile şampiyonluk bizim için uzak ihtimal gibi geliyordu. o gün biz tribüne gittiğimizde şampiyonluk kutlamaya değil, bu yarışı türlü imkansızlıklara rağmen sonuna kadar götüren o büyük karakterli takıma teşekkür etmek için gittik. eski açıktayız, her zaman ki kombineli arkadaşlarımızla maçı izleyeceğiz. o zamanlar tabii internetten maç izlemek, maçkolik v.b şeyler yok. peki ne var? trtradyo… böyle bir 10 metre çapımda bir tek radyo da bende var. daha doğrusu o zaman kullandığım telefon radyolu. neyse bizim maç başladı biz maçın başında ilk golü ikinci yarının başında ikinci golü attık ve maç bizim için bitti. ama bir yerlerde bir şeyler brileri için ters gidiyordu. sanki birileri bizim şampiyon olmamızı istiyormuş gibi bir hava oluştu. ve o anlarda ben kulaklığımı takıp denizli-fener maçını dinlemeye başladım. bu arada o 10 metre çapımdaki herkes benim sadece ağzımdan çıkan sözlere değil yüzümdeki mimiklere dahi odaklanmıştı. hayatımda bundan daha baskı altında olduğum bir an daha yoktu (ki halen yok, yaş 44) fener gol kaçırıyor ohh diyorum millet üstüme çullanıyor “ne oldu ne oldu” denizli atağa kalkıyor hadi diyorum bağırıyorum bu sefer “attı mıı” kulaktan kulağa oynuyoruz resmen. radyo bana ben etrafıma… kendime pay çıkarmış olmayayım ama denizlinin golünü ali sami yen’e ben duyurmuş olabilirim. çünkü öyle bir bağırdım ki yanımdaki arkadaş korkudan kendini iki sıra aşağı attı. tabii gol haberi yayılınca biz beş sıra falan indik ama bunlar önemsiz detaylar. sonra işte fenerin golü geldi ve benim için hayatım boyunca unutamayacağım o 16 dakika başladı. appiaaaaahhhhh diyor bir es veriyor direkten döndü, tuncaaayyyyy diyor yandan aut… ve ben bunları dinlerken tabii ki de sakin sakin dinleyemiyorum. tepki veriyorum ve en ufak tepkide etrafımdan “ne oldu ne oldu” soruları…
öyle bir baskı ki bu spiker maçın bittiğini söylediğinde sevinmek için bana sarılar arkadaşımın kollarında bayılmışım. millet şampiyonluk sevincini yaşayamadan beni ayıltmaya uğraşmış :)
o anları yaşamayanlar “ne efsane maç, ulan ne güzel bir anı” falan diyebilir. yaşamayanın anlayamayacağı, yaşayanın da yaşadığını tam olarak anlatamayacağı bir olaydı bu. benim ise bu şampiyonluk için söyleyebileceğim tek bir şey var;
allah bu taraftara bir 14 mayıs daha yaşatmasın…
nasıl olmasın ki! o sene türlü türlü eziyetler çekmişiz. rakip ellerle kollarla goller atmış, bizim takıma kıyasla yıldızlar topluluğu. beklerimiz altyapımızdan gelen ferhat ve uğur orta sahamızda saido, heinz, cihan en kreatif oyuncumuz sasa iliç… rakipte luciano’lar, appiah’lar, anelka’lar…
inönü’deki o unutulmaz maç sonrası bile şampiyonluk bizim için uzak ihtimal gibi geliyordu. o gün biz tribüne gittiğimizde şampiyonluk kutlamaya değil, bu yarışı türlü imkansızlıklara rağmen sonuna kadar götüren o büyük karakterli takıma teşekkür etmek için gittik. eski açıktayız, her zaman ki kombineli arkadaşlarımızla maçı izleyeceğiz. o zamanlar tabii internetten maç izlemek, maçkolik v.b şeyler yok. peki ne var? trtradyo… böyle bir 10 metre çapımda bir tek radyo da bende var. daha doğrusu o zaman kullandığım telefon radyolu. neyse bizim maç başladı biz maçın başında ilk golü ikinci yarının başında ikinci golü attık ve maç bizim için bitti. ama bir yerlerde bir şeyler brileri için ters gidiyordu. sanki birileri bizim şampiyon olmamızı istiyormuş gibi bir hava oluştu. ve o anlarda ben kulaklığımı takıp denizli-fener maçını dinlemeye başladım. bu arada o 10 metre çapımdaki herkes benim sadece ağzımdan çıkan sözlere değil yüzümdeki mimiklere dahi odaklanmıştı. hayatımda bundan daha baskı altında olduğum bir an daha yoktu (ki halen yok, yaş 44) fener gol kaçırıyor ohh diyorum millet üstüme çullanıyor “ne oldu ne oldu” denizli atağa kalkıyor hadi diyorum bağırıyorum bu sefer “attı mıı” kulaktan kulağa oynuyoruz resmen. radyo bana ben etrafıma… kendime pay çıkarmış olmayayım ama denizlinin golünü ali sami yen’e ben duyurmuş olabilirim. çünkü öyle bir bağırdım ki yanımdaki arkadaş korkudan kendini iki sıra aşağı attı. tabii gol haberi yayılınca biz beş sıra falan indik ama bunlar önemsiz detaylar. sonra işte fenerin golü geldi ve benim için hayatım boyunca unutamayacağım o 16 dakika başladı. appiaaaaahhhhh diyor bir es veriyor direkten döndü, tuncaaayyyyy diyor yandan aut… ve ben bunları dinlerken tabii ki de sakin sakin dinleyemiyorum. tepki veriyorum ve en ufak tepkide etrafımdan “ne oldu ne oldu” soruları…
öyle bir baskı ki bu spiker maçın bittiğini söylediğinde sevinmek için bana sarılar arkadaşımın kollarında bayılmışım. millet şampiyonluk sevincini yaşayamadan beni ayıltmaya uğraşmış :)
o anları yaşamayanlar “ne efsane maç, ulan ne güzel bir anı” falan diyebilir. yaşamayanın anlayamayacağı, yaşayanın da yaşadığını tam olarak anlatamayacağı bir olaydı bu. benim ise bu şampiyonluk için söyleyebileceğim tek bir şey var;
allah bu taraftara bir 14 mayıs daha yaşatmasın…

