• 1223
    galatasaray’ı statüko’nun desteği ve liseci zihniyetin işbilmezliği sayesinde maddi ve manevi defalarca zarara uğratmış yönetimdir. nasıl olduğu kısaca anlatılabilir bir durum değil o yüzden uzun uzadıya anlatacağım, en baştan başlayacağım. bir nevi “kara kutu” vazifesi görecektir umuyorum bu entry kendilerinin dönemi için.

    10 eylül 2014.
    iyi hatırlıyorum ben askerdeydim o zamanlar. cesare prandelli başımızdaydı ve işler pek de iyi gitmiyordu ama kulübün başında bu takımın potansiyelini en iyi anlayan bir başkan vardı.
    ünal aysal.
    peki, bu adam ne yapmak istedi de konu buradan saptı daha uzak yerlere geldi?
    çoğu kişi hatırlamaz da olaylar eylül ayı divanında patlamıştı 2014’te. benim askerlik yaptığım yerde saat 5’ten 6’ya kadar 1 saat kendi telefonlarımızı kullanma iznimiz vardı nizamiye’de. görünce şok olmuştum, durduk yere ünal başkan neden istifa eder ki diye? birkaç gün sonrasında detaylar belli olunca (o zaman da çarşı izninde bir internet kafede okumuştum olanı biteni) anlamış ve hak vermiştim kendisine.
    o dönemden bir haber: https://www.haberturk.com/...88904-istifa-iddiasi
    başkan aysal, o dün kulübün kurtuluşunun gayrimenkul yatırım ortaklığı kurulmasında olduğunu ve “emlak zengini” kulübümüzü borçlarından kurtarmanın tek yöntemini bu arazileri değerlendirmek olarak görmüştü. kendisinden sonra mehmet helvacı (adnan polat döneminden beridir de sevmem kendisini – dursun aydın özbek döneminde ise bizatihi nefret ettirdi kendisinden bu arada bir genel kurulda ibra oylaması öncesinde kürsüye çıkıp “bugün başkanımızın doğum günü böyle ibrasızlık falan gibi kötü sözler olmaz bugün burada” demişti, sesi bile halen kulağımda kendisinin, hazır kendisini anmışken onu da belirteyim) çıkıyor kürsüye ve “mali tablolarımız kötü, bu yetkiyi vermeyelim olağan üstü genel kurula gidelim” diyor.
    ve sayın aysal bundan dolayı istifa etti. istediği gyo’yu kuramadı, istediği projeleri yapamadı, her adım atmak istediğinde önü bir şekilde kesildi. ve bunu genel kurul “borcumuz çok artıyor bu kadar açılamayız” derken sadece 10 milyon dolar borç arttırarak yaptı. yani borç 328 milyon dolar’dan 338 milyon dolar’a çıktığı için adama ettikleri isyan ortada genel kurul’un ve divan kurulu’nun.

    o karmaşa anında 2 aday çıktı ortaya. birisi eskinin “duayen” denilen başkanlarından alp yalman, diğeri ise kulübün hukukçu abisi duygun yarsuvat.
    “tek adaylı seçim olmaz galatasaray’da” diyerek seçime giren “geçici başkan” olarak anılan yarsuvat bu şekilde başkan olmuştu yalman’a karşı. beklenmedik miydi? benim için öyleydi çünkü askerdeydim ve erişimim yoktu ve açıkçası yarsuvat ismi daha önceleri çok da öyle yoğun duyduğum bir isim değildi. öte yandan alp yalman’ın geçmiş dönemleri vs. vardı.

    geçici başkan yarsuvat çok da öyle bir iş yapmadı. transfer yapmadı, oyuncu satmadı. buna rağmen taraftarın inancı ile devreye giren galatasaray winner’lığı kendisini 2 kupalı başkan yaptı geçici olduğu dönemde. 6 ay yönetimde kaldı hepi topu. hatta bununla ilgili 2015’te yapılan genel kurulda konuşan yarsuvat’tan önceki başkan aysal “6 ayda 3 kupa almışsınız tebrikler ama bir çocuk bile 9 ayda yapılıyor” demişti.

    yarsuvat geçici bir liman olarak sezon sonuna kadar takımı getirdi. 2 de kupa aldı dediğim gibi. sonrasında ise yönetiminde olan dursun aydın özbek başkanlık adaylığını açıkladığında herkes “tamam, yeni başkan belli oldu” demişti.
    23 mayıs 2015 günü bir daha seçime gitti kulüp. ve yıllardır camiada adı geçen turgay kıran’ın ve yine adını yeni yeni duymaya başladığımız ahmet özdoğan’ın karşısına çıkan dursun aydın özbek herkesin beklediği gibi seçildi.
    ama seçilmeden önce bir vaatleri var ki akıllar durur.

    kendisi zlatan ibrahimoviç’i sırtında “pit” yazan 10 numara forma giymiş bir taraftara stadda bir maçta “pisuvar”da söz vermişti. hatta sonrasında “elini yıkamadan çıkıyor” muhabbetleri falan da dönmüştü hatırlayanlar vardır. zira dursun aydın özbek dediğimde aklınıza gelen ilk 5 görüntü karesinin içerisinde kesinlikle bu görüntü vardır.

    bir diğeri için türkiye gazetesine verdiği röportajı inceleyebiliriz: https://www.turkiyegazetesi.com.tr/...spor/267678.aspx
    doğrudan alıntı yapmaya gerek yok ama kendisi galatasaray’ın kredisi yüksek bir kulüp olduğundan bahsedip “messi dahil alamayacağımız futbolcu yok yeter ki isteyelim” diyor. galatasaray’ı nasıl daha iyi yerlere getireceğini, genç ekibine güvendiğini falan anlatıyor.
    en önemli nokta ise net bir şekilde vurguladığı “almaya değil, vermeye geldim” noktası. ve 4 senede borcu sıfırlayabileceğine olan inancı.
    bu röportajda bahsedilmemiş ama aynı dönemde vaad ettiği bir otel mevzusu da var. istanbul’da yaşayan herkes eminim ki her mecidiyeköy’e gittiğinde o binayı gördüğünde benimle aynı cümleleri kuruyordur kafasında kendisine karşı.
    sonra seçim oldu. seçildi bu beyefendi.

    peşine de daha mazbatasını almadan (aldığı tarih 10 haziran 2015) şampiyonluk kutlaması olayı var.
    2015 yılında şampiyonluk kutlaması yapıldığında tarih 31 mayıs 2015’ti. yani bir önceki yönetim olan duygun yarsuvat yönetimi halen görevine devam ediyordu. dursun aydın özbek o yönetimde herkes gibi sıradan bir yönetici idi. tıpkı abdurrahim albayrak gibi. tıpkı ali dürüst gibi.
    peki dursun aydın özbek ne yaptı? o yönetimden kimseyi – başkan dahil – sahneye çıkarmayıp kendisi çıktı. bakın henüz mazbatasını almamış ve kulübü başkan sıfatı ile yönetmeye başlamamış birisi.
    bakın, ali dürüst’ün yaptığı açıklamanın linki: https://tr.eurosport.com/...o4763881/story.shtml
    o gün olan olay şuydu: duygun yarsuvat, kendi yönetiminin kutlamalarda sahneye çıkmaması gerektiğini söylemiş, yönetim kararı ile buna uyulmuştu. ancak dursun aydın özbek kendisi sahneye çıkıp geri kalan bütün yönetimi (yarsuvat yönetimini) saf dışı bırakmıştı.
    gelelim göreve başlamalarına.

    taraftarın çok istediği podolski transferi yapıldı. çok büyük beklentiler de vardı transfer anlamında yukarıda açıkladığım nedenlerden. hatta poldi imza töreninde konuşan dursun aydın özbek açıkça şu kelimeleri kullanmıştı: “son dünya kupasının yarı finalistlerinin ikisinin 10 numaraları bizde. diğer ikisinin de 10 numaralarını burada görebiliriz.”
    sneijder vardı. podolski gelmişti. diğer işaret ettiği iki isim ise arjantin’li 10 numara messi ve brezilya’lı 10 numara neymar.
    elbette aklı selim olan hiçbir taraftar bu ikisinin gündemde olduğunu falan düşünmedi o kadar değiliz. ama sen kaldırıp bu açıklamayı yapıyorsan, seçim öncesinde “messi’yi bile alırız kredimiz yüksektir” açıklaması yapıyorsan ve daha öncesinde tuvalette bir taraftara ibrahimoviç sözü veriyorsan kusura bakma da arkadaş taraftar bu beklentiye girer.
    sonrası tamamen fiyasko.
    mario gomez’in ismi geçmişti, hatırlayan var mı bilmiyorum da ben hatırlıyorum. yönetim kanadından da o gün teknik direktör olan hamza hamzaoğlu kanadından da yapılan açıklama benzerdi: “maliyeti çok yüksek o yüzden zor bu transfer” ve ne oldu? gomez beşiktaş’a geldi. bedavaya. beşiktaş para bile ödemedi bu futbolcunun kiralanması için.
    hadi buna da tamam diyelim. geldik o günlerin en büyük sansasyonuna:
    kevin großkreutz.
    bu arkadaşımızı aldık. açık söyleyeyim ben “helal olsun sonunda doğru bir iş yaptılar iyi futbolcu” demiştim o günlerde. sözlük üyeliğim yoktu yani vardı da yazar olamamıştım yanlış hatırlamıyorsam ama twitter’da falan baya yazmıştım.
    ne oldu peki? hatırlıyor musunuz?
    evraklar yetişmedi
    bakın 1.500.000 euro bonservis vermişiz. adamı buraya getirmişiz. evrakları en son girmemiz gereken ana bıraktığımız için ve o anda fifa’nın sisteminde problem olduğu için biz bu adamı 1 dakika kullanamadık.
    yönetim doğal olarak önce borrusia dortmund kulübünü suçladı. dortmund bunu anında yalanladı “bizden kaynaklı bir problem değil” diyerek.
    sonra kulüp resmi siteden bir açıklama daha yaptı.
    “saat 23:55’te evrak işlemini yapmak istedik ama sistem hata verdi ve evrakların fifa’ya ulaştığı saat 00:00:48 olarak göründü.”
    buyrun, resmi sitenin açıklaması burada: https://www.galatasaray.org/...galatasaray-da/28706
    sonuç? fiyasko.
    şimdi yukarıda türkiye gazetesindeki röportajı okuduğunuzu var sayıyorum. ne diyordu dursun aydın özbek burada? “sistemsiz, plansız hareket etmem.”
    sistemli, planlı hareket eden bir kulüp son anda aldığı bir oyuncunun tüm işlemlerini nasıl saat 23:55’e bırakır ve nasıl bu işlemi yetiştiremez?
    hadi bunları da geçelim ve gelelim en ama en önemli yere.

    uefa’dan men cezası.
    buraya kadar yazdığım her şey kadar bu konu hakkında da yazabilirim ama zaten sayfalarca yazılmış bir sürü yazı var bununla ilgili.
    yahu adamlar diyor ki “bak maaş bütçen senin gelirinden yüksek bu şekilde ffp anlamında zarar edersin ve seni men ederim” bizimkiler gitmiş yaptıkları savunmaya bak “ya biz bileklik yaptık onu satıyoruz”. yazarken gülüyorum, söylerken gülüyorum, okurken gülüyorum.
    o dönemde bütçem el verdiği ölçüde destek verdim, yanlış hatırlamıyorsam eğer toplamda bir 300 ya da 400 tane bileklik dağıttım sağa sola. galatasaraylısına beşiktaşlısına fenerbahçelisine verdim hiç gözüme gelmedi. bütün çevreme dağıttım o aldığım bileklikleri bende kalmasın diye. neden? yahu kaldıkça, gördükçe de gülüyordum. bir derman olmayacağı belliydi ve olmadı.
    bu arada unutmadan, men cezası gelmeden önce verilen bir söz vardı. otel.
    demişti ki dursun aydın özbek “6 ayda bitecek bu otel”.
    kendisinin verdiği tarihe göre bu men cezası gelmeden bu otel bitmiş olacak, senelik 5 milyon dolar gelir getirecekti. gecikirse, bitmezse ya da belirlenen seviye gelir yaratmazsa bu 5 milyon doları kendi cebinden karşılayacaktı. bir divanda söylemişti bunu hiç unutmuyorum.
    ne otel bitti, ne cebinden bir şey karşıladı. resmen aleni sümenaltı edildi bu konu.
    sonuçta men yedik. 1 sene katılamadık avrupa kupalarına. ki halen söylerim yatsın kalksın o zaman podolski’ye dua etsin. poldi o kafayı atmasa fener ağlarına türkiye kupası finalinde 2 sene idi. belki daha fazlasıydı. çünkü ceza “katıldığı sezon geçerli” şeklindeydi.

    ilk sezonunun en unutulmaz efsanelerinden birisi de kesinlikle ve kesinlikle dumankaya sponsorluğu. tam ne zamandı hatırlamıyorum tarihini, bulamadım da haberlerini ama bize forma sponsoru olan, ilk 4 yıldızlı formamızın sponsoruna sezon içerisinde fetö operasyonu yapıldı. doğrudur, zaten tahmin de ediliyordu bağlantıları ki konumuz bu değil. 9 - 10 – 11 milyon tl kazanacağımız 3 senelik yani 2+1 senelik bir anlaşma yapılmıştı dumankaya ile. ve bakın net olarak söylüyorum, biz bu ilk 9 milyon tl’yi bile almadık dumankaya’dan. bu son derece nettir. çünkü 2015 yılı mali raporlarını incelediğinizde gelir kısmında herhangi bir şekilde “forma sponsorluğu” bulamıyorsunuz. dumankaya ibaresine rastlayamıyorsunuz. bende vardı bu raporlar halen bir yerlerde duruyordur eminim ki arasam bulurum. ki imzalar atıldıktan sonraki dönemde ortaya çıkan başka bir konu da bu alacağımız paraları daire olarak alıp bunları galatasaray spor kulübü olarak biz satacaktık. yani bize nakit 9 milyon tl falan vermeyeceklerdi. o döneme dair haberlere ulaşamadım, çok fazla da araştırmadım işin açığı ama net olarak biliyorum bunun bu şekilde olduğunu. dediğim gibi genel kurul raporları, tutanakları vardı elimde araştırsam çıkarlar bir yerlerden.
    bir şekilde o da geçti ve bir diğer fiyaskomuza geldik yeni transfer döneminde.

    kolbeinn sigthorsson.
    bakın daha geçen günlerde, 9 haziran 2019’da kendisinin bir röportajı düştü gündeme. https://www.sporx.com/...diler-SXHBQ784991SXQ
    ne diyor kolbeinn? “bana 1 haftaya kadar oynayabileceğimi söyleyerek transfer ettiler.”
    herkesi de bu şekilde kandırdılar valla. kandırdılar yani abi tertemiz.
    sonuç? sakat oyuncuyu getirdik, tesislerimizde iyileşme sürecine “belki” katkı sağladık ve geri gönderdik. ve para da ödedik.

    ve o dönemin en büyük bombasını açıklama vaktidir: levent nazifoğlu!
    kesinlikle oscar’lık bir adam. konuşmaları ile tavrı ile hepimizi o dönem fena kandırdı abi. hepimiz de yedik yani bunu kimse kusura bakmasın.
    sonra yolları ayrılınca işin iç yüzü ortaya çıkmıştı hatırlıyor musunuz? bir divanda nazifoğlu’nun açıklamaları vardı bir çok konuda.

    podolski’ye 7 milyon euro’luk bir teklifin olduğunu çin’den ama satılmadığını ve sonra 2 milyon euro’ya japonya’ya satılmasını anlatmıştı. cavanda transferinde kendisinin dahli olmadığını, cavanda’nın istenmediğini ama dursun aydın özbek’in “trabzonspor zor durumda biz alalım, başarısız olursa ben ödeyeceğim” dediğini. (cavanda nasıl geldi bize biliyorsunuzdur hani şu miting’de bizimki ile trabzonspor başkanının pozlarını falan ona girmiyorum daha fazla) oteli nasıl bilerek bitirmediğini, bitirirse 5 milyon dolar ödemek zorunda kalacağı için inşaatı durdurduğunu. belhanda’yı o sezon 5 milyon euro’ya almayıp sonrasında daha yüksek bedele geldiğini. (belhanda konusuna birazdan değineceğim zaten detaylı ve haber kaynaklı olarak)
    hepsini nazifoğlu bir bir açıkladı. galatasaray’ın dursun aydın özbek yönetimi döneminde nasıl zarara uğratıldığını açıkladı dinlemek isteyenlere. internette var o konuşmaları. levent nazifoğlu yazdığınızda doğrudan çıkıyor karşınıza. ki kendisine oscar’lık demem de buradan geliyor. bu kadar şeyi o dönemde sezon içerisinde bize hiç göstermeden taraftarı inandırarak devam etti sonra çıkıp gerçekleri anlattı. tıpkı filmlerdeki kötü adamların içerisine sızmış iyiler sonra anlatıyor ya mevzuları onun gibi. ama bu onun kötü birisi olduğu gerçeğini değiştiriyor mu? yaptıklarını değiştiriyor mu? orasını okuyanların vicdanına bırakıyorum.

    kasım 2016’da ise bir şey oldu.
    yepyeni bir branşa el attık. e-spor.
    başına kim getirildi?
    serhat özbek.
    kimdir serhat özbek?
    mehmet özbek’in oğlu. dursun aydın özbek’in yeğeni.
    mehmet özbek kimdir?
    dursun aydın özbek’in kulübün futbol branşının başına getirdiği kardeşi.
    aynı dönemde yasin çakmak bir genel kurulda “nepotizm ile kendi şirketlerinizi yönetebilirsiniz ama galatasaray gibi büyük bir yapıyı yönetemezsiniz” demiş ve disipline verilmişti iyi hatırlıyorum.
    e bu nepotizm değil mi?

    sonuç? serhat özbek’in başında olduğu e-spor kurulduğu sezon küme düştü. hatta bu e-spor ilk kurulduğunda kulüp bütçesinden bu branş için çekmeköy’de bir villa tutulmuştu, orada hazırlanıyordu bu branş maçlarına falan. sonralarda o villa iptal edildi, point hotel bünyesinde devam etti.
    ve işte bütün olay bundan ibaret.

    dursun aydın özbek galatasaray spor kulübü’nden alacaklarını istiyor.
    bu alacakların içerisinde yeğeninin bu branşın başında iken galatasaray e-spor adı ile amcasının otelinde yaptığı harcamaların faturaları da var. bunları da istiyor.
    genel kurul tutanaklarında hepsi var. hepsi var gerçekten. açıp okuyup araştıran tüm üyeler bulabileceklerdir bunları.
    ama bu kadarına girmeden önce konuşmamız gereken daha çok şey var.
    3 sene, o kadar yanlış var ki anlat anlat bitmiyor. vallahi bitmiyor.

    3. sene transfer döneminde bir çok oyuncu geldi, bir çok oyuncu gitti.
    en önemlisi ama bana soracak olursanız eğer younes belhanda’nın gelişi ve wesley sneijder’in gönderilişidir.
    bir oyuncuyu göndermek isteyebilirsiniz, hakkınızdır. ki o dönemki teknik direktör igor tudor da sneijder’i istemiyordu takımda ve göndermek istediniz peki. bu kadar büyük bir ismi göndermenin yöntemi yeni transfer edilmiş belhanda’ya sneijder’in giydiği 10 numarayı verip hem belhanda’ya karşı bir antipati oluşturmak hem sneijder’i “tamam artık ne olursa olsun” noktasına getirmek midir?
    öyleymiş. doğrusu buymuş. yaptılar gördük.
    ve diyelim ki sneijder gibi bir ismi 1 kuruş kasamıza koymadan göndermeyi de kabul ettik.
    ama belhanda transferinde sonradan ortaya çıkan ayrıntılar?
    nur topu gibi başlığımız bile var bununla ilgili:
    belhanda transferinden komisyon alacak 8 kişi
    haluk yürekli’nin açıkladığı olaya göre toplam 8 kişi komisyon almış belhanda transferinden. kişi sayısı da önemli değil ama toplamda 1 milyon euro galatasaray’ın parası kaybolmuş. puf diye. durduk yere.
    naparsın, hayat.
    buna rağmen, o dönemde yapılan inanılmaz harcamaya rağmen şampiyonluk hedefinden sürekli uzaklaşan bir takım var. çözümü de basitti o gün için.

    fatih terim.
    doğal olarak bu çözüme gitti dursun aydın özbek de. ama yönetiminde istemeyen çok kişi olduğundan yönetimini de yenileyebilmek için aynı zamanda seçime de gitti.
    sonuç: seçimi kaybetti.

    seçimi kaybettikten sonra olan biteni hatırlıyor musunuz peki?
    kulüpte gece yarılarına kadar çekilen operasyonları?
    bir kısım son işleri düzenliyorlar falan demişti ama bir kısım daha ciddi bir iddiada bulunmuştu.
    evrakları yok ediyorlar, alacak belgeleri düzenliyorlar”.

    ben de buna inanan kısımdayım tabii ki. yönetim kanadında bir araştırma – soruşturma yapılmadı belki ama bunun böyle olmadığını düşünmek için birazcık saf olmak gerektiğine de inanıyorum.
    çünkü mustafa cengiz yönetimi daha mazbatasını alıp göreve başlamadan başka bir skandal açığa çıkmıştı.

    basketbol takımı alacaklarını 9 aydır alamıyorlardı ve ödeme yapılmazsa tüm sporcular serbest kalacaktı. bu olayı da hatırlayanlar vardır muhakkak. ve bu konuyu da mustafa cengiz yönetimi suçluymuş gibi göstermeye çalıştıklarını hatırlıyorum. ama 9 ay o alacakları bekleten, ödemeyen, işi bu raddeye getiren de dursun aydın özbek yönetimi idi.
    aynı şekilde kulüp içerisinde çalışanların da maaşlarını almadıkları artık sıklıkla dillendirilen bir konu olmaya başlamıştı. söylenen, kulüpte her çalışanın alacağı olduğu ve artık konuyu iş mahkemelerine taşıyacaklarıydı. nitekim cengiz yönetimi göreve gelince bu iki sorunu da halletti, o zamana kadar da kimseye herhangi bir şekilde başvuru yapmaması için teminatlar verdi diye hatırlıyorum. yanlışım varsa düzeltebilirsiniz bu konu ile de ilgili.
    daha da bitmiyor ki skandallar.

    üyelerin disipline verilmesi başlı başına bir konu. kürsüden eleştiri yapan her üyeyi neredeyse disipline verdi dursun aydın özbek ve yönetimindeki arkadaşlar.
    1. döneminde beni de dava etmekle tehdit etmişlerdi twitter’da yazdıklarım üzerine. ilk seçilen yönetiminde görevli olan selim arda uçer’i ve aynı dönemde “galatasaray fakirleşirken birileri zenginleşmiş” çıkışını yapan fatih işbecer’i hatırlarsınız elbette. kendilerine attığım bazı twitlerden sonra ortalık karışmış, ben hem daha önceleri bağlı olduğum ultraslan kanadından hem o sene görevi alıp sonrasında dursun aydın özbek’in baskısı ile seçime gidip bırakmak zorunda olduğumuz galatasaraylı taraftarlar derneği tarafından arandım aynı gün içerisinde ve twitlerimi silmem aksi halde dava açılacağı söylenmişti.

    galatasaraylı taraftarlar derneği demişken oraya da değineyim birazcık. bilenler bilir, ben çorum’da yaşıyorum. buradaki dernek de öyle aman aman faal bir durumda değildi o günlerde. yani 4. yıldıza gidiyoruz dernek adı altında hiç faaliyet yok. o dönemde yakın bir arkadaşım ile düşündük ve dedik ki “biz bu derneği alır ve ayağa kaldırırız” ve giriştik bu işe. çorum özelinde konuşursam o güne kadar görülmüş en kapsamlı yönetimi kurduk, çalışmalar yaptık, projeler ürettik hayata geçirme adımlarını bile attık hatta 2-3 ay gibi bir sürede. sonra dursun aydın özbek seçildikten sonra ilk kez televizyonda bir programa katıldığında (habertürk kanalı, raşit çetiner’di sunucusu yanılmıyorsam – hani şu “istifa diyenler galatasaray’ın düşmanlarıdır” çıkışını yaptığı kendisinin kayıtları vardır internette) dedi ki “biz göreve geldikten sonra geçen sene içerisinde bütün mağazalarımız kar etti”. benimle birlikte derneğin yönetimini alan arkadaşım, o dönemde çorum gsstore mağazasının da sahibiydi ancak zarar ettiği için kapatıyordu mağazasını yani eylül ayı içerisinde bu program yayınlanıyordu, ayın sonunda mağaza kapanacaktı. dayanamadı ve programın verdiği hasthag’e “madem tüm mağazalar kar etti biz neden çorum mağazasını kapatıyoruz?” yazdı. bir pazar günüydü o program, o arkadaşımla birlikle izlemiştik. pazartesi günü galatasaray taraftar dernekleri federasyonundan arandı twitter adresinin teyidi alındı ve salı günü tekrar arandığında “sayın başkan derneği seçime götürmenizi istiyor, aksi halde dernek fesh edilecek” cümlesini duyduk. doğal olarak seçime gittik ve derneği devrettik.

    ultraslan demiştim, onunla ilgili de bir parantez açayım ki herkes hemen hemen hatırlıyordur büyük olasılıkla o dönemleri. astana maçı sonrası çıkan olaylar, daha sonrasındaki sucuk – ekmek muhabbeti, beşiktaş maçına gitmek için gümüşsuyu’ndan inerken başkanın yanındaki kişiler vs.
    belki de kendisi ve dönemi ile ilgili yukarıda bahsetmeyi unuttuğum (aslında unutmayıp biraz da sona saklamak istediğim) konu ise kesinlikle bir üyelik konusu.

    mesude özbek. dursun aydın özbek’in eşi.
    dursun aydın özbek kendisi katıldığı bir televizyon programında beşiktaş’ın bir avrupa maçını izlediğini anlatırken (biz avrupa’dan men edilmiştik o günlerde) aynen şu cümleyi kullandı: “eşimle birlikte izledik, eşim de beşiktaşlı” dedi.
    sonra mesude hanım tahminimce başkanlık kontenjanından üye yapıldı kulübe.
    başkanlık kontenjanı nedir diyecekseniz eğer onu da açıklayayım.
    galatasaray spor kulübü tüzüğünün 2. kısmı olan “üyelik” kısmında üyelik grupları yer almaktadır. madde 7’nin içerisinde yer alan gruplardan b grubu üyeliğe bakarsanız eğer;
    “b grubu- kulüp başkanının önerisi ile takvim yılı başına en fazla 15 (on beş) kişi, başka bir kayıt aranmaksızın üye olabilir.”
    durum bu ise çok vahim. gerçekten çok vahim çünkü beşiktaşlı olduğunu söylediği birisini başkan tamamen kendi keyfine göre galatasaray spor kulübü üyesi yapmıştır ve ne divan ne sicil kurulları bununla ilgili tek kelime etmemiştir.
    durum bu değil ise normal yoldan bir üyelik zaten neredeyse imkansız. tüzüğün aynı bölümünü okuduğunuzda görebileceksiniz ki bizim de üye olamamamız aynı nedenlere bağlanıyor yani.
    ama her halükarda doldurulması gereken bir üyelik formu var. bu formda açık ve net biçimde “başka bir kulüp ile gönül bağım yoktur” ibaresi yer almakta. ve bu ifadenin altı imzalatılmakta.
    dursun aydın özbek, başkanlığı döneminde eşi mesude özbek’i yalan beyanat ile galatasaray spor kulübü üyesi yapmıştır.

    daha bahsetmediğim konular da var. riva ve florya’da değeri nasıl düşük gösterdiğini ve tl anlaşması ile kulübü nasıl zarara uğrattığını hepimiz biliyoruz. ama bu bedellerin düşük gösterilmesinin ve anlaşmanın tl olarak yapılmasının yani devletle iş yapılmasının nedenini bilenler var mı burada aramızda?

    ben varım. kendisi riva – florya anlaşmaları yapılmadan önce abdurrahim albayrak ile birlikte beştepe’ye ziyarete gidiyor. beştepe’de bu durum anlatılıyor. emlak konut genel müdürü beştepe tarafından aranarak “sana galatasaray spor kulübü başkanını gönderiyorum, fazla incitme” deniliyor. ve sonrasında bu anlaşma yapılıyor. bunlar “liselilerin şahı” olduğunu söyleyen bir divan kurulu üyemiz tarafından başka bir divan üyemize anlatılmış, o abimizden de bana intikal etmiş bire bir gerçek hatıratlardır. liselilerin şahı beyefendiyi hepinizin bildiğini düşünüyorum zaten.

    işte size dursun aydın özbek döneminin 3 senesi. unuttuğum, atladığım skandallar da vardır elbet aklıma gelmeyen ama hatırladığım çoğu burada.
    böyle yazarken, anlatırken bile zorlanıyorum. o 3 seneyi yaşarken benim uykusuz geçirdiğim gecelerim oldu. galatasaray’ı kaybetmenin korkusu aileni kaybetme korkusuna eşdeğer oluyor çoğu yerde çünkü içinde ya da dışında ol galatasaray hep bir aile sunmuştur herkese. benim için de galatasaray hep bir aile olmuştur.
    kaybetmedik ama. çok şükür kaybetmedik. şimdi kaybetmediğimizi korumamız için de daha fazla çalışmamız gerekiyor.
    işte bu entry’yi yazmamın nedeni de bu.

    şimdi dursun aydın özbek denilen beyefendi çıkmış diyor ki “2 sene geçti, kimse aramadı sormadı benim alacağım var bu kulüpten bana paramı verin” değil mi? en büyük gündemimiz şu anda bu, transfer falan kimse kendini kandırmasın. 13 milyon euro ödersek eğer aynı kadro ile devam ederiz önümüzdeki sezon hatta eksilmiş olarak.

    ben de buradan diyorum ki kendisine, “senin bu kulüpten alacağın vereceğin yok.”
    üç senede yaptıkların kabaca burada. bu da bizim bildiğimiz kadarıyla. 3 sene boyunca değerini, kalitesini yerlerde süründürdüğün, taraftarına her türlü zulmü hak gördüğün, o armayı görünce heyecanlanan insanlarda yarattığın büyük beklentilerin binde birini bile gerçekleştiremediğin için senin bu kulüpten alacağın falan yok!
    olamaz da!

    verdiğin kararın ne kadarını karşılıyor o 13 milyon euro?
    sadece riva ve florya için yaptığın anlaşmalardan ettiğimiz zararın ne kadarını karşılıyor?
    o anlaşmalar karşılığında kendin açtığın oteller dururken bizim yaptığın ucube binamızı otel olarak işletmeye sokup da senelik 5 milyon dolar kazandıracağını söylediğin yalanın ne kadarını karşılıyor?
    bu kulübün sevdiği insanları buradan uzaklaştırırken (melo – telles – bruma – podolski – sneijder – ergin ataman ve daha da fazlası) verdiğin zararın ne kadarını karşılıyor?
    galatasaray markasını küme düşürtmenin zararının ne kadarını karşılıyor?
    cevap ver dursun özbek cevap cevap!
    sen bu kulübe verdiğin zararları karşıla önce de sonra bu kulüpten alacağını düşün!
    13 milyon euro ha! 13 milyon euro!
    o para haram zıkkım olsun sana dursun aydın özbek!
    inşallah galatasaray adını bir daha ağzına alamayacak durumlara düşersin!
    inşallah senin süründüğün günleri görürüz hep birlikte!
    inşallah o 3 senede bize yaşattığın ne varsa hepsini her gün defalarca yaşarsın ömründe!
    13 milyon euro’nu al, bir daha galatasaray bile deme!