• 9529
    (bkz: galatasaray futbol takımı/#1613520)

    yukarıdaki entry'i 10 aralık 2014 tarihinde, hamza hoca'nın gelişinden yaklaşık 1 hafta sonra yazmıştım. halen aynı görüşteyim.
    ve fakat; o tarihten bu yana galatasaray futbol takımı içerisindeki çetecilik daha da kökleşti ve daha da kontrol edilemez bir hal aldı. dolayısıyla her ne kadar burada burak yılmaz satılmalı diyen arkadaşlar hem saha içi hem de saha dışı argümanlarında haklı olsalar da, galatasaray içerisindeki mevcut çürümüş statüko nedeniyle bu gerçekleşmeyecektir. hamza hamzaoğlu'nun ve aslen bir önceki dönemin yönetimi olan dursun özbek yönetiminin galatasaray'a çöreklendirilme nedeni tam da budur. bu yapının arka planı da sportif ve idari faaliyetlerin çok çok ötesine uzanmaktadır.

    aklı başında herkesin gördüğü gibi, galatasaray'ın geçen seneki şampiyonluğu gelmiş geçmiş en hayırsız şampiyonluktur. bu aslında olmayan, olmaması gereken, ancak fernando muslera, wesley sneijder, felipe melo, hatta aurelien chedjou, yasin öztekin gibi kişisel ve profesyonel etikleri türkiye ortalamasına göre son derece
    üst düzey, ancak dünya standartları düşünüldüğünde olması gereken noktada olan adamların büyük özverisi sayesinde ve rakiplerin de tuhaf ve mantık dışı hatalarıyla gelmiş bir şampiyonluktur.

    bu şampiyonluk galatasaray'ın ve galatasaray taraftarının damarlarına zerk edilmiş bir uyuşturucudur. son iki üç ayda olan bitenlerin açıklaması da budur. hamza hamzaoğlu, dursun özbek gibi isimler, senin benim gördüklerimizi halihazırda görmektedir. ancak bu isimler tam da görevlerini yapmaktadır: galatasaray'ı frenlemek.

    galatasaray'ın şu an kadrosunu gençleştirerek yenileyecek gücü vardır. bu teknik direktör (!) ve yönetim (!) samimi olsaydı, daha önce birçok arkadaşın da belirtmiş olduğu gibi, çıkar ve "bu yıl kemerleri sıkıp, finansal anlamda daha dikkatli hareket edeceğiz, taraftarımızdan anlayış ve destek bekliyoruz, genç ve maliyeti düşük oyunculara yöneleceğiz (örnek lionel carole, jose rodriguez martinez), bir yeniden yapılanma şart" derdi. galatasaray taraftarını da dimdik arkasında bulurdu.

    fakat son iki ayda olan biten, taraftarla dalga geçmek, hatta zekasına hakaret etmek noktasına gelmiştir. bunun birçok nedeni olabilir; ancak yaklaşık 27-28 yıldır hayatımın birinci önceliği şeklinde takip ettiğim galatasaray'dan ve genel olarak, boğazına kadar siyasi, mafyatik ve rant pisliğine batmış türk futbol bataklığından edindiğim naçizane tecrübeme ve buna bağlı tahminime dayanarak söyleyebilirim ki, son 15 sene içinde örneğini 2-3 defa gördüğümüz gibi, bu dönemde de galatasaray zincirlenmektedir. hamza hamzaoğlu, dursun özbek yönetimi de bu kulübün ayağına vurulmuş prangadır. geçen sezonki şampiyonluk da bir tür "sıra savma" şampiyonluğudur.

    ben galatasaray'a şampiyonlar ligine gitmek için 12. olması gerekiyorsa 12.liğe razı bir galatasaray taraftarıyım. dolayısıyla türkiye beni ırgalamaz. mexico city'de bir arjantinli estudiantes la plata fanatiğine (henüz geçen yıl) galatasaray'ın 11'ini ezbere saydırmış, 3-2'lik schalke maçı sonrasında almanya'nın ortasında, berlin'de galatasaray bayrağı ile tura çıkmış, eşimin fransa'nın normandiya bölgesinde yaşayan ailesinin evinin duvarına galatasaray bayrağı astırmış, bununla birlikte türkçe bilmeyen eşime tezahüratları, üçlüleri aksanına kadar öğretmiş bir azılı, gözünü sarı kırmızı bürümüş bir galatasaray taraftarıyım. arjantinli adam 2014 yılında internete vs. bakmadan galatasaray 11'ini nasıl sayar (semih kaya hayranı bu arada)? uluslararası galatasaray markası sayesinde. italya'nın küçücük fano adlı şehrinde italyanca'dan başka dil bilmeyen meyhaneci corrado'ya nasıl forza galatasaray dedirtilir? uluslararası galatasaray markası sayesinde.

    bu uluslararası galatasaray markasının yaratıcısı da galatasaray'ın evlatlarıdır. ama evlat kimdir? evlat metin oktay'dır. brian birch'tür. jupp derwall'dir. karl heinz feldkamp'tır. evlat cevad prekazi, zoran smovic, uğur tütüneker, erhan önal'dır.

    evladın hası gheorghe hagi'dir. bülent korkmaz, hakan şükür, caludio taffarel, gheorge popescu, ergün penbe, ümit davala'dır.
    evlat mircea lucescu'dur, alnındaki kanla fenerbahçe itlerine olması gerektiği gibi köpek muamelesi çeken, sağ ve sol beke iki gencecik altyapı bebesini koyma manyaklığını göstererek adam gibi kaybeden eric gerets'tir. evlat dediğin galatasaray'a gelir gelmez bedenlerini, futbol kariyerlerini feda etmek pahasına çarpışan johan elmander'dir, milan baros'tur. kafatasından ameliyat geçiren, o hastaneden çıkıp, galatasaray için tekmeye kafa atmaya devam eden, gözün kör olsun diye sözde taraftar şeref yoksunlarına eyvallah çeken semih kaya'dır ulan! galatasaray'ın evladı fernando muslera, felipe melo, wesley sneijder, aurelian chedjou, hakan balta'dır.

    bu kadar fazla ismi yazmanın sıkıcı olduğunun farkında olsam da, özellikle bugünlerde hatırlamanın önemli olduğunu düşünüyorum.

    tüm bunların burak yılmaz ile ve burak yılmaz'ın satılıp satılmaması ile ne ilgisi var? şimdi yukarıdaki isimleri, bu isimlerin size neler yaşattıklarını, saha içi ve saha dışı duruşlarıyla, tavır ve hareketleriyle, doğuştan ya da sonradan gelen galatasaraylılıklarıyla ve galatasaray terbiyeleriyle ve etikleriyle size neler hissettirdiklerini hatırlayın. zorlayın ve hatırlayın.

    hatırladığınız zaman hamza hamzaoğlu zihniyetinin ve burak yılmaz ve gibilerinin bu camia içerisinde "normal şartlarda" işleri olup olmadığına karar vereceksiniz.