• bu nanenin aşısını tasarlayacak olan firmanın türkiye ayağında çalışıyorum. hatta yine bu nane sebebiyle oluşturulan ar-ge ekibinin geçici üyelerinden biriyim. yazacaklarımı deneyimlediklerime dayalı olarak klavyeye alıyorum yani, o gözle okuyun pls. :(

    daha önce galatasaray sözlük bilim sanat ve kültür kulübüne covid-19'la ilgili iki entari yazmıştım ve bu iki entaride de covid-19'un "çok yüksek öldürücülüğü olan bir virüs olmadığını" ifade etmiştim. bu tezimde ısrarcıyım ve bu ısrarımı gerek yürüttüğümüz ar-ge'lere dayalı olarak yineliyorum, gerekse de istatistiki verilerle destekliyorum. farmasötikte, mikrobiyolojide fakat her şeyden önce viroloji disiplininde %2-5 aralığındaki kümülatif oran "çok yüksek" olarak kabul edilmez. teorik olarak pandemilerde (dünya sağlık örgütü henüz bunu resmi olarak dillendirmedi, tamamen benim öngörüye dayalı saptamam) olayın doğal akışına uygun olarak kırmızı alarm verilir ama bu, pandemiye neden olan kökün müthiş öldürücü olduğu manasını taşımaz. covid-19 da şu an için bu noktada. karşılaştırma yapmak isteyenler için belirteyim; korona tipi virüsler içerisinde mers'in %~34'lük, sars'ın ise %~10'luk bir öldürme yüzdesi var. özellikle mers-cov'un oranı korkunç derecede yüksek. peki ne oldu da bu virüsler (korona tipliler) sahneden çekildi? aslında sahneden çekildikleri falan yok, sadece uyku modundalar. an itibarıyla sahne sırası covid-19'un. öldürücülük bakış açısıyla değerlendirdiğimizde bu bir anlamda şans da insanlık için, neden? covid-19'daki sorun, who'yu telaşlandıran kısım tamamen, covid-19'un anormal ötesi bir hızda yayılım göstermesiyle ve özellikle erkeklere aynı şekilde daha kolay tutunmasıyla (istatistiki veri) alakalı. covid-19'la ilgili komplo teorilerinden biri de virüsün nüfus kontrolü amacıyla dizayn edildiği yönünde zaten ki bu iddianın çıkış noktası da covid-19 ile erkekler arasındaki bağlantı. şans dedim; şans çünkü şu anki covid-19 pandemisinin yerinde mers-cov pandemisi olsaydı işte o zaman insanlık ciddi anlamda hapı yutmuştu. mers'in yayılım hızı covid-19'a göre çok daha yavaş ve bulaşma ihtimali daha zor tabii ama benim bahsettiğim konu da hayali bir senaryo örneğinden ibaret.

    covid-19 pandemisi dünyaya şunları gösterdi (gözlem ve yorum):

    - bilim, özellikle ilaç sektörü bu tip bir virüs formuyla baş edebilmek için hazır değil(miş).
    - halkların geneli bu tip bir konuya çok yabancı ve maalesef yeteri kadar bilinçli değil (son derece doğal, bir eleştiri değil bu).
    - asıl can alıcı nokta, ülkeler karantina prosedürleri ve önlemler açısından felaket derecede çuvallamış durumda. birtakım engellemeler için geç kalındı (kalınmaya devam ediyor).
    - dünyanın olası pandemilerle ilgili bir eylem planı yok(muş).

    covid-19 pandemisi yaban hayatının dünyaya bir uyarısıdır.

    insanlar, özellikle çin beslenme kültürü yaban hayatıyla olmaması gerektiği kadar iç içe ne yazık ki. an itibarıyla resmi bir belirteç yok covid-19'un çıkış noktasıyla ilgili fakat yüksek bir olasılıkla kaynak "yarasa"lar (bir diğer yüksek ihtimalli iddia da wuhan'daki balık pazarı). yarasa bir memelidir ve sayısı dünya genelinde müthiş fazladır. aynı zamanda bir yarasada 1000'i aşkın sayıda virüs bulunur. bu demek değildir ki yarasayı elinize alırsanız hasta olursunuz. yaban hayatını tehdit etmemeliyiz. bu şu demek; sinir sistemi ciddi şekilde uyarılan bir yarasa, vücudundaki 100'lerce virüsü savunma mekanizması geliştirerek aktive eder. bunu tamamen kendisi koruma içgüdüsüyle yapar. sinir sistemi uyarılmış bir yarasa gerek kan, gerekse de vücut sıvısı yoluyla çernobil'deki meşhur reaktör misali (tamamen betimleme amaçlı benzetme) virüs saçar. eğer siz böyle bir anda yarasayla bir şekilde temasta bulunursanız (ki buna solunum da dahil) korona virüsünün farklı varyasyonlarını vücudunuza buyur edebilirsiniz. vücudunuzun vereceği tepki ise tamamen sizin bağışıklık sisteminizle, akciğerlerinizdeki ace/2 enzimiyle (proteiniyle) ve cinsiyetinizle alakalı.

    ace/2 enzimi covid-19'un olayıdır. uzakdoğulu erkeklerin akciğerlerinde fazla miktarda bulunur (istatistiki veri). çok basit bir mantıkla düşünürsek, ace/2'yi baskıladığımız ve/veya bloke ettiğimiz anda covid-19'u da bitiririz. tabii maalesef iş pratikte bu kadar basit olamıyor ve zaman gerek(tir)iyor. aşının bir çırpıda tasarlanamaması, dolayısıyla da üretilememesine sebep olan şey bu. 2 gün kadar önce sonuca yaklaşıldı gibi oldu mesela fakat kimyasal formülasyonda mümkün gibi duran, sıçanlarda da etkili olan aşı örneği maymunlarda verimli olmadı, bilimsel ifadeyle aşı maymunlarda antikor üretimini sağlayamadı (fransız bilim insanlarının raporlamaları). covid-19'daki binlerce genetik kurgunun yalnızca bir parçasıyla ilerlemişti örneğin bu çalışma, yalan oldu. denemeye devam tabii. şimdi başka bir genetik kurguyla ace/2'ye savaş açılıyor... diyelim maymunlarda tuttu tasarlanan aşı, insanlarda bunu nasıl test edeceksiniz? faz çalışmaları diye bir şey vardır farmasötikte, esasen bunun için en uygun ortam oluşmuş durumda, deneme için yeteri kadar vaka var; insanlık dışı bir uygulama gibi gelse de tasarlanan aşı bir şekilde insanlar üzerinde denenmeli, bunun başka bir yolu yordamı yok. sorun, dizayn edilen aşının insanlarda ne gibi yan etkiler göstereceğinin kestirilememesi. acele edilmemesinin, işin en ama en ince ayrıntısına kadar didik didik edilmesinin bir nedeni de bu.

    bu nanenin 3 "net" belirtisi var; yüksek ateş, kesilmeyen ve sürekli devam eden balgamsız öksürük ve astım krizi benzeri nefes darlığı. korona tipi virüsler "teorik olarak" (pratikte olmayacak diye bir kesinlik yok) boğaz ağrısı yapmaz, balgam ve sümük artışına sebep olmaz.

    ülkemizde resmi olarak açıklanan vaka yok şu ana kadar; ancak bu buralarda covid-19 olmadığı anlamına gelmiyor. şu an dünya genelinde resmi sayı 82000'lerde. emin olun bu virüsü kapıp da hastalığı ayakta geçirenlerin sayısıyla birlikte asıl değer rahatlıkla 100000'in üzerinde. ayrıca, dört tarafımızda da resmi vaka görülmüşken covid-19'un "ben türkiye'yi seviyorum, burayı pas geçiyorum" deme gibi bir durumu olmadığı çok açık değil mi.

    kişisel önlemler çok basit ve temel şeyler; bağışıklık sisteminizi diri tutun, iyi uyuyun, dengeli beslenin, el hijyenine önem gösterin, şu aralar çok sık tokalaşmayın, sarılmayın, öpüşmeyin. kalabalık şehirlerde, özellikle toplu taşıma alanlarında elinizden geldiğince yakın temasta bulunmayın (biliyorum, çok zor). ve size bir tüyo, %100'lük etanolü covid-19'un (sadece covid-19 için geçerli değil, etanol cansız ortamdaki virüsler için tehdittir) üstüne dökerseniz virüs yüksek olasılıkla ölür ama öldüğü bölgeye yapışır, uçmaz. %78-80'lik (su ihtiva eden) iyi kolonyalar bu açıdan hijyen sağlar. etanol kısmı virüsü öldürür, buharlaşan su ise virüsü bölgeden uçurarak uzaklaştırır. izopropil alkol içerikli el jelleri daha çok antibakteriyel özelliklidir, kolonya ise içeriği gereği antiviral özellik gösterir. ozon da iyi bir çözüm gibi duruyor ama bu kısım kişisel hijyen kısmına dahil değil.

    son olarak; covid-19 pozitif olsanız bile yırtma ihtimaliniz çok ama çok fazla. elbette önemli bir konu fakat bir panik hali olduğu da malum. hayatını kaybeden 2700 kişiye karşılık 30000 kişinin iyileşip hastanelerden taburcu olduğunu, birçok kişinin farkında bile olmadan hastalığı ayakta geçirdiğini (bu tamamen bağışıklık sistemiyle ve vücudun verdiği reaksiyonla alakalı) lütfen unutmayın.

    yeni şeyler deneyimledikçe, aklıma yeni şeyler geldikçe paylaşacağım konuyla ilgili.

    edit: anlatımda birtakım oynamalar ve küçük bir bilgi düzeltmesi
  • aşı konusunda bilgi vereyim.

    2 hafta kadar önce bir yazar arkadaşla yazışırken etkili bir aşının geliştirilmesinin söylenildiği gibi 1,5 yılı bulmayacağını, yakın zaman içerisinde olumlu gelişmeler olacağını öngördüğümü ifade etmiştim kendisine. an itibarıyla amerikalı bir şirket (gilead) bu konuda faz iii çalışmalarına geçti. yani? aşı ve ilaç ar-ge'lerinde faz 0, i, ii, iii ve iv aşamaları vardır; faz iii demek, "bu çalışma ilk 3 aşamayı başarıyla geçti, dolayısıyla kalabalık bir populasyonda denenebilir ve plasebo etkisi gibi farklı faktörler bertaraf edilerek etkinliği ve olası yan etkileri gözlemlenebilir" demek. kısacası gilead an itibarıyla aşıyı belli kitledeki insanlar üzerinde kontrollü olarak denemeye başladı. gilead dışında iki şirket daha var, biri abbive isimli amerikalı bir firma, diğeriyse bir çin firması. bunlar da faz ii'ye eriştiler. bu üç şirketin haricinde yaklaşık 15 kadar firma (biri de benim bağlı bulunduğum grup) pre-clinical (klinik öncesi) hazırlık sürecinde. normal şartlar altında bir aşının pre-c safhasından hastaya ulaşması arasında geçen süre 3 senedir ama sars-cov-2 konusunda öyle anormal bir süreç işliyor ki, takvim 1 yıla inecek gibi.

    gilead'in üzerinde çalıştığı aşı "remdesivir"in farklı bir formu. sars-cov-2'nin olası mutasyonlarını da öngörerek bu doğrultuda bir çalışma içerisindeler. remdesivir temelde ebola virüsü için tasarlanan bir antiviral ajan; ancak çin'deki hastaların tedavileri sırasında remdesivir çeşitli yöntemlerle hastalarla buluşturulmuş ve ajanın oldukça etkili olduğu gözlemlenmiş. hatta faz çalışmaları sırasındaki denemelerde remdesivir'in mers'te ve öncül sars'ta da etkili olduğu bulunmuş. gilead şirketinin aşı konusunda piramitin en tepesinde bulunduğunu, zamanında kuş gribi (ek olarak domuz gribi olması lazım, entry'i yazarken emin olamadım) aşısını tekel olarak dizayn ettiğini, yine benzer şekilde hepatit ve hiv aşıları ar-ge'lerinde dünyada tek olduklarını belirteyim. zaten sars-cov-2 ile ilgili faz ii çalışmalarında kullanılan tedavi metotlarında remdesivir etkisini görebilmek mümkün. remdesivir ajanı onaylı ve patentli olduğundan dolayı internette bu ajanla alakalı her türlü bilgiye ulaşabilirsiniz. hatta basit haliyle reaksiyon şemasını dahi bulabilirsiniz:

    http://gss.gs/KLZ

    kimyasal formülasyon ve tepkime süreci net bir deha dokunuşu. bulan(lar)ı ayakta alkışlıyorum. formülasyondan yola çıkarak siz de remdesivir yapabilirsiniz. tabii cihazıdır, hammaddesidir, patent iznidir, zamanıdır derken şöyle bi' 50-60 milyon dolarlık yatırımı gözden çıkartmanız lazım. gerisi mutfak işi, yemek yapıyorsunuz alt tarafı. :(

    dün almanya'daki kuzenimle kızının sars-cov-2 pozitif olduklarını öğrendim. evde karantinadalar, playstation falan takılıyorlar. bağışıklığınız iyiyse, vücut direnciniz güçlüyse kendiniz için korkmayın; tedbirler daha çok çevrenizdeki üst yaş grupları ve alt hastalığı olanlar için, sevdikleriniz için. son olarak şunu belirteyim; aşılanmamış bir vücuda girmiş olan bir virüsün yegane ama yegane tedavi yöntemi güçlü bağışıklık sistemidir, başka da bir savunma mekanizması yok. insanların bu gibi durumlarda spesifik arayışlar içinde olması normal zira can tatlı fakat lütfen hayal satanlara, bilimsel dayanağı olmayan yöntemlere inanmayın.
  • sözlüğün üyesi bir doktor olarak (her ne kadar branş alakasız olsa da) olan biteni özetlemek istedim. herkes hemen hemen bu bilgilere sahip biliyorum ama kendimce en objektif olanları anlatayım.

    *bu insana ilk kez bulaşmış bir virüs. o yüzden hastalığı yeni öğreniyoruz. ne olacak? sorusuna kimsenin net bir cevap verememesinin tek sebebi bu. şu anda covid-19'u öğrenme safhasındayız ve biz hazırlık yapamadan o dünya çapında salgına dönüştü. bu yüzden zorlanıyoruz.
    *çok bulaşıcı -kısmen- az öldürücü, belli oranda hastalandırıcı bir tablo.
    *klorokin muhabbetini duymuşsunuzdur açıklayayım; erken evrede etkili olan bir ilacın korumada kullanılması bir öneri sadece. virüsle karşılaşma riski yüksek olan gruplar için bir anlamı olabilir çünkü bulaş sırasındaki virüs miktarı, yani virüs yükü hastalanma ihtimalini doğrudan belirliyor. hastalık şiddetini de tabii. ateş hocanın anlattığı şey mühim; siz bir virüs yutarsanız büyük ihtimalle hastalandırmaz ama bir milyon virüs alırsanız geçmiş olsun. bu yüzden görev başındaki sağlıkçılara ve özellikle hastalarla ilgilenip neredeyse virüs soluyanlar için korunmada klorokin önerilmesi mantıksız değil.
    *özetle maruziyeti olmayan, evde oturan insanın kullanmasının pek anlamı yok. gönül rahatlığıyla söylüyorum ağır virüs maruziyetiniz yoksa klorokin içmediğiniz için ölmeyeceksiniz. ama toplum ilaca saldırır da ihtiyacı olmayanlar tüketirse hastalandığınız zaman ilaç bulamayacağınız için ölebilirsiniz. anladık?
    *abdurrahim albayrak'ın pozitif çıkması çok üzücü. ama bilgilerimizin doğruluğunu onaylaması bakımından da anlamlı. yurt dışı teması, sosyal mesafesizliği, izole olmayışı vb gibi.
    *aşı değil ama ağır vakalardaki tedavi seçenekleri biraz daha iyileşmeye başladı. bunun için ağır vakalara ayıracak zaman, yatak ve doktor bulunması gerek. bu yüzden #evdekal ki yarın hastalanırsan yatak/doktor bulabilesin.
    *dünyanın çoğunluğu gibi sizin de şu an boğazınız tırmalanıyor olabilir. ateşiniz yoksa endişelenmeyin. ateşsiz hasta yok gibi bir şey veya ateşsiz hastalar varsa da onlara uygulanacak sosyal izolasyon dışında bir protokol yok. aksırsanız da tıksırsanız da ateşinin normalse endişelenmeyin, evde oturun öksürüğünüzü kapatın.

    en objektif veriler bunlar. on tane filan whatsapp grubundan takip ediyorum, enfeksiyoncular ve göğüsçüler dahil herkeste bir şaşkınlık hakim. bir psikiyatrist olarak bu süreç için kısa önerilerimi sunayım;

    *kaygılanmanız doğal. korkmanız da gayet insani. size sakin olun diyen herkes yalnız kalınca bir köşede panikliyor, emin olun. ama bu da doğal. birbirimize sakin ol diyeceğiz ve bir yandan da korkmaya devam edeceğiz.
    *doğal olmayan şey kaygılarını başkalarına bulaştırarak veya yansıtarak başa çıkmaya çalışanlar. bunu da hepimiz yapıyoruz, olumsuz haber alır almaz birilerine yetiştiriyoruz. bunu mümkün mertebe azaltmaya çalışın. pandeminin ortasında (hatta belki başında)yız, tabii ki sürekli olumsuz haberler alacağız. bunlara şimdiden hazırlanın ve mümkünse kendiniz sindirmeden başkasına aktarmayın. aynı şekilde başkalarının da size, bir şey içerken hayret verici haber alıp ağzındakini karşısına püskürtürcesine kaygısını püskürtmesine izin vermeyin. cümle biraz saçma oldu biliyorum ama en iyi bu anlatıyor.
    *belli saat aralıklarıyla gündemi takip edin. çok acil değilse felaket tellalı whatsapp gruplarını filan sessize alın. 3 saatte bir bakarsınız.
    *evden çalışmıyorsanız muhakkak ertesi gün için bir planınız olsun. "yarın şunu yapacağım" diyerek yatın ve mümkünse yarın onu yapın. ev temizliği, ütü fark etmez. mümkünse "hep öğrenmek istediğiniz bir şeyi" bu aralar öğrenmeyi denemeyin. korku içindeyken bir şey öğrenemezsiniz. ertelediğiniz basit işler için en ideal zamanlar bunlardır. kütüphane düzenlemek, defter temize çekmek vs. ama yenilik gerektiren şeyleri yapmanız zordur. boşuna kendinizi tüketmeyin.
    *evden çalışanlar mümkünse normal günlerdeki gibi çalışma ve istirahat zamanlarını ayırsınlar. çok zor biliyorum ama normale ne kadar yaklaşırsanız o kadar rahatlayacaksınız.
    *kullanmakta olduğunuz psikiyatrik tedavi varsa ve doktorunuza ulaşamıyorsanız bir doktora ulaşana kadar aynen devam edin. ilacınız bitiyorsa gidip eczaneden parasıyla temin edin, eğer kontrole tabi ilaç kullanıyor ve doktorunuza ulaşamıyorsanız bir mesaj uzağınızdayım.
    *antidepresan kullananlarda sık sık gözlenen "ilaç bırakma challenge"larını bu aralar yapmasanız sizin için çok iyi olur .
    *evde kapalı kalmak herkesi gerecek. birbirinize ara verin. oyuna/telefona/el işine 2 saatliğine gömülmek o kadar da kötü bir şey olmayabilir. ertelenmiş meselelerinizi mümkünse biraz daha erteleyin. size garanti veriyorum, bugünlerde dünyanın en basit meselesi bile olsa çözemezsiniz. özellikle çiftlerin birbirine eleştirileri, geri bildirimleri, aman ha itirafları için en yanlış zamandayız. alttan alın korkmayın daha alacak çok yeriniz var.

    buraya kadar sizlerin yapması gerekenleri anlattık. biraz da yönetimin yapması gerekenleri, kendi başımdan geçenlerle anlatayım. 4-5 gündür boğaz ağrısı ve öksürük çekiyorum. en son dün bir göğüsçü arkadaşım "git kendine test yaptır hastaysan yayma" deyince acile gittim. ateşim olmadığı için hiç bir şey yapmadan eve gitmemi önerdiler, ben de öyle yapacaktım ama doktor olduğum için bir bilgisayarlı tomografi çektiler. bt temiz çıkınca başka bir şey yapılmadı. dünden bu yana göğüsçülerle istişare halindeyim ve durumun ne olduğuna karar veremiyoruz. hasta değilim kendimi iyi hissediyorum, ancak halen benim izolasyona girip girmemem gerektiğine karar veremedik. çünkü neden? test yapılmadı. neden test yapılmadı? çünkü bt negatifti. pozitif olsa izole edecekler ve test yapacaklardı. siz de akşam sağlık bakanının verdiği %9'luk test pozitif oranının içinde beni görecektiniz.

    sağlıkçıyım, hastalık kapma ihtimalim yüksek, öksürüyorum ve bana test yapılmadı. peki o zaman bu negatif çıkan %90 test kime yapılıyor?

    ayrıca bir de şöyle tuhaf bir şey var ki bt testten daha önce bulgu veriyor, yani bana yapılan klinik olarak doğru. "git evine otur zaten evden çıkma" da klinik olarak doğru. ama işte halk sağlığı ve salgın kontrolü açısından öyle mi, hiç zannetmiyorum. bir yandan da bt negatif olunca test de genelde negatif oluyor bu apayrı bir muamma.

    salgının durdurulması için devletin yapması gereken "tık" diyene test yapıp pozitif herkesi izole etmek. güney kore bunu yapıyor. çin bunun sayesinde hastalıktan kurtuldu. yönetimin korkulan kadar hantal olmadığını hatta fena gitmediğini ancak test konusunda bir an önce canhıraş davranması gerektiğini düşünüyorum.

    ve en son olarak, madde halinde sıraladığım tüm psikiyatrik önerilerin sonunda bir gülücük vardı ancak sözlük fasilitelerine hakim olmadığım için görünmez swh veremedim. görünür şekilde toplu gülücüğümü buraya bırakıyorum. kendinize iyi bakın.
  • 27°c'lik sıcaklık ortamında öleceği yazılmış muhtelif ortamlarda? yanlış bir bilgi.

    virüsler dna ve rna virüsleri olmak üzere iki farklı kulvarda incelenir. bunlar da kendi içlerinde iplik yapılarına (çift ya da tek), polaritelerine (+ ya da -), transkripsiyonlarına (genomun kopyalanma sürecindeki, şeklindeki farklılığı baz alır) göre ayrılır. bu ayrışmaya baltimor tipi kategorizasyon diyoruz. covid-19 abimiz bir rna virüsü ve basit ifadeyle kalkanlı (zarflı da deniyor) bir yapıya sahip. sıcaklığın şöyle bir etkisi var covid-19 üzerinde; virüsün kapsitini (genetik yapının içinde bulunduğu kısım) saran zarf yağlı bir yapı. sıcak ortam yağlı yapıyı inceltir veya deforme eder. bu da virüsün merkezini sarıp sarmalayan kalkanı pasifize ederek bu beyni yok ama fikri var organizmayı savunmasız bırakır. böylece virüsle çok daha kolay bir biçimde başa çıkılır; ancak bu kesinlikle "25-30°c'ler virüsü öldürür" demek değil.

    zamanında dönemin dünya nüfusunun %20-25'ini (who oranı %33 olarak belirtmiş) enfekte eden ispanyol gribinin yaz aylarında da ciddi şekilde tahribat yarattığını belirtmek isterim.

    peki niye "havalar ısınınca virüs etkinliği kaybedecek" deniyor?

    iki sebebi var bunun; covid-19 yaz aylarına girmeye başladığımız dönemde bulaşabileceği (tutunabileceği) kadar konağa bulaşmış olacak zaten, ekstra bir manevra alanı ol(a)mayacak. bu da gidişatın stabil kalmasına, akabinde gerilemesine ortam hazırlayacak. covid-19 gibi anormal hızlı yayılan bir virüs için bunu söyleyebiliyoruz. ilk neden bu. ikinci sebep; insanlar yaz aylarında özellikle kalabalık ortamlarda bulunmak istemezler çok fazla. ter kokusu, zaten sıcak olan havada insanın kendisini daha ferah bölgelere atıp rahatlama isteği vs. bu bir anlamda toplumsal bir içgüdü. haliyle ciddi kalabalıklarla daha nadir sıkı fıkı olmayı tercih eden insanlar işin doğası gereği diğer insanlarla aralarına belli fiziksel mesafeler koyarlar ki bu da yayılımı ciddi oranda azaltan bir etmen. ikinci neden de bu.

    maske kullanımı tam koruma sağlar? sağlamaz.

    kumaş bazlı maskelerin en iyisi bile anca %60-70 oranında koruma sağlayabilir. covid-19'un boyutu büyükmüş de bu yüzden maskeler tam koruma sağlarmış? hayır. evet, covid-19 büyük bir virüs olabilir fakat nanometre (1 metrenin milyarda biri) boyutundaki bir yapıdan bahsediyoruz. böyle bir yapıyı gözenekli kumaş yüzde yüz etkinlikle engelleyebilir mi? mümkün değil. maskenin olayı tamamen teması ve asgari ölçüde sıvıyı engellemekle ilgili. ayrıca şu an insanların büyükçe bir kısmı maskeleri yanlış kullanıyor. aramızdaki doktor ve özellikle cerrah arkadaşlar ameliyatlara girmeden önce ellerini yıkarlar, daha sonra eldiven, maske vb. ekipmanları takarlar. maske de böyle takılmalı. elleri yıkamadan maske takılmamalı. bununla birlikte takılı olan maske keyfi olarak çene altına indirilip sonra tekrar ağız-burun üstüne çekilmemeli. çıkartılırken de ipinden tutulup kulak tarafından sıyrılmalı. maskenin mantığı minimum temas, bunun bilinmesi lazım.

    edit: imla ve ceo'ya ispanyol gribi konusundaki sayısal düzeltmesi için teşekkürler.
  • birkaç bilgilendirme yapayım konuyla alakalı. bu hem aşı ve ilaç konusunda neden hızlı hareket edilemediğini açıklayacaktır hem de gidişat hakkında ipucu verecektir.

    https://www.gisaid.org/...ns/next-hcov-19-app/

    gisaid, yani tüm influenza ve türevlerinin verilerinin global olarak insanlarla şeffaf bir şekilde paylaşıldığı database; laboratuvarda güncel olarak önüme düşen genom dizilimleri (bazıları) birkaç saat içinde bu veritabanına da işleniyor. linkte covid-19'un epidemiyolojik gidişatını görebilirsiniz. linke tıkladığınızda karşınıza farklı zamanlarda, farklı lokasyonlarda ve farklı şekillerde saptanan, daha doğrusu verisi girilen covid-19 genom dizilimlerini göreceksiniz. şimdi asıl can alıcı detaya geliyorum; bazı noktalarda şu yazıyor:

    "no aminoacid mutations, no nucleotide mutations (aminoasit ve nükleotid mutasyonu yok)"

    bu kısım sorun olmayan, yaratmayan kısım.

    sorunu yaratan taraf şunlar:

    "aa mutation: blablabla, nucleotide mutation: blablabla"

    çin'deki salgınla italya'daki (hatta iran'daki) salgın genom temelinde farklı salgınlar. evet, ikisi de covid-19 fakat genomları farklı. an itibarıyla dünyada 350'yi geçik sayıda farklı genom dizilimi kaydı yapıldı veritabanına. bunlardan bazıları private (gizli, özel) tutuldu, kalan kısım (294 adet) herkese açık olarak paylaşıldı. bizleri, dünyadaki meslektaşlarımı, bilim insanlarını tedavi formülasyonu açısından zorlayan kısımlardan biri bu. sürekli bir hareketlilik hali var covid-19'da. buna sebep olan ana etmenlerden biri etnik farklılık (kişisel yorumum). bilimin kendisi ırkçı bir anlamda. örneğin çin'in son 1 haftalık süreçte olayı kontrol altına alabilmesi biraz da bununla ilişkili. mutasyonu tanıdılar, çözdüler ve tedavi için 8. ya da 9. güncellemeyle birlikte en iyi seçeneği uygulamaya koydular. ayrıca korkunç bir dezenfeksiyon (+ sterilizasyon) protokolü işlettiklerini de belirtmek lazım. başlangıçta geç kaldılar belki fakat devam eden süreçte çok etkin ve çok hızlı bir biçimde gerekeni yaptılar.

    virolojik açıdan mortalitesi (öldürücülüğü) artan virüs (yani güçlenen yapı) yayılma hızı noktasında ivme kaybeder. bu genelgeçer bir görüş olarak ifade edilebilir. yalnız covid-19'da bu da tam anlamıyla beklenildiği haliyle devam etmedi. bazı mutasyonlar hem daha öldürücü bir hal aldı (bir sars ya da mers gibi değil), hem de bulaşım-yayılım çabukluğu arttı.

    kişisel görüşüm, bu salgının yakın zaman içerisinde (1-1,5 ay?) yayılım hızında yavaşlama olacağını söylüyor. bu bir konak-virüs ilişkisi. virüs pandemik formuna ulaştığında ve tutunabileceği kadar konağa tutunduğunda başka tutunabileceği konak bulamayacak ve haliyle yavaş yavaş etkinliğini kaybedecek.

    el yıkamayla alakalı da bir şey yazıp noktayı koyayım kendimce; elleri günde 40-50 kez yıkayıp sürekli dezenfektanla ya da kolonyayla haşır neşir etmek de iyi bir şey değil. aşırıya kaçarsa bu işlem yararlı mikroorganizmaları da öldürür, devamında ellerde egzama benzeri sorunlar oluşabilir. ayrıca kuruluktan çatlayan deri kanama yapabilir, açık yara da virüsler için daha bir buyur edici hal alır. kısacası, abartıya kaçmadan el hijyenine dikkat etmek en sağlıklısı.

    edit: imla
  • belirli periyotlarda ortaya çıkan corona virüsünün son mutasyonudur. bundan önceki ölümcül salgınlar yanlış hatırlamıyorsam 2012'de ki mers-cov ve 2003'teki sars-cov virüsleri de covid-19 gibi hayvanlardan mutasyon sonucu insana geçmiş bir mrna türü.

    sars-cov çin'de yarasadan kediye, kediden insanlara, mers-cov ise arabistan'da deveden bulaştığı düşünülüyor.

    covid-19 için de yarasa, yılan, timsah gibi bir çok söylenti var. hangi hayvandan bulaştığı, bulaşan hayvandan göçmen hayvanlara bulaşma ihtimali bilinmediğinden tüm vakalar insandan insana diyemeyiz.

    corona adı altında toplanan tür, aslında evinizde beslediğiniz hayvanda bile olabilir fakat mutasyonlu hali covid-19'dur.

    örneğin kedilerde sık görülen ve tedavisi bulunmayan fip* de ölümcül bir corona virüsüdür ancak insana bulaşan formu henüz görülmemiştir, kediler arasında ise dışkı, mama kabı vb şekilde kolaylıkla bulaşabiliyor.

    keza kış aylarında corona'nın farklı türleri insanlara bulaşıp soğukalgınlığı vsden sonra geçiyor.

    covid-19 ise solunum yoluyla bulaşan yeni bir tür. fakat temas ettiğiniz yüzeyden elinize, burdan da ağız-burun yoluyla vücuda geçmesi yüksek olasılık.

    bu sebeple eller düzenli olarak alkol veya alkollü sabun vb temizleyici ile yıkanmalı, yıkanmadan ağız,burun,göz ile temas edilmemeli.

    solunum yolunu kapatmak için maske kullanılmalı.

    hapşuran, öksüren kişilerle belirli* mesafede kalınmalı.

    kendi fikrim, ülkemizde de aktif vakaların olduğu ancak hem net teşhis konmak, hem panik yaratmamak hem de farklı sebeplerden ötürü açıklanmadığı yönünde.

    bu sebeple dikkatli olmakta fayda var.

    şuana kadar ki ölümler ağırlıklı bağışıklık sistemi zayıf, belirli yaşın üzerindeki ve kronik kalp,böbrek, akciğer rahatsızlıkları olan kişiler.

    şuan moderna'nın geliştirdiği bir aşı var ve onay için fda'ya gönderildi. sonrasında da testler başlayacak. bunun da birkaç hafta sürmesi bekleniyor.

    fakat dün wall street journal'da da "tedavi için ilaçlar yakında üretilebilir fakat aşılar beklenildiği kadar çabuk gelmeyebilir" gibi bir haber vardı.

    komplo teorisi üretmek istemiyorum ancak ilaç sektöründeki kirlilik, virüsün çin'den çıkıp son 2 aydır çin'e yapılan muamele vs gibi bir çok neden akıllarda soru işareti.

    herkese sağlık sıhhat diliyorum.
  • ben arada öksürüyorum, hanımın biraz daha sık, 2.5 yaşında kızım sadece geceleri öksürüyor. şimdilik ateş vs başka belirti yok. sabaha kadar gözüme uyku girmiyor. çocuk öksürdükçe canım yanıyor. yine başladı :( 184'ü aradım hasta değilsiniz dedi.

    evden çıkmamam mümkün değil işe gidiyorum haftanın 5 günü. hanım çocuk 8 gündür çıkmadılar. tüm önlemlerimizi aldık. dışarıda insanlarla sıfır temas, sürekli hijyen. eve gelirse ben getireceğim bu illeti. 2 haftadır annemi falan görmedim.

    kendim falan çok önemli değil de küçücük yavruma bir şey olursa yaşayamam.
  • konu: aşı

    dün itibarıyla bize emanet edilen bölümü bitirdik ve klinik öncesi + ilk faz çalışmalarıyla ilgili olan kısmı sonuca ulaştırdık. kısacası iş artık merkezde (türkiye'de değil), merkezin kapalı kapılarının ardında. detayları merak edenler için klinik çalışma kaydının linkini iliştiriyorum:

    https://www.clinicaltrialsregister.eu/...al/2020-001162-12/FR

    şu an için en önde giden çalışma grubu gilead'inki, faz iii nisan sonu-mayıs başı gibi bitecek ve ak ile kara o zaman son derece berrak bir biçimde belli olacak.

    https://www.clinicaltrialsregister.eu/...earch?query=covid-19

    "sponsor name" kısmında "gilead sciences, inc." yazan iki çalışmadan bahsediyorum. "trial protocol" sekmesinden çalışma bölgelerine ulaşıp içeriklere dalabilirsiniz. gerçi bunlar daha çok protokol kayıtları olduğundan dolayı içerikte yazılanlar kısmen anlamsız gelebilir. bu yüzden bizzat gilead'in raporlamalarını iliştiriyorum konuyla alakalı:

    https://www.gilead.com/...ivir-clinical-trials

    en alttaki iki seçenek asıl önemli olan kısımlar: 1. gilead study in patients with moderate disease, 2. gilead study in patients with severe disease

    ----- ----- ----- ----- -----

    vaka sayısı globalde 600 bine yaklaşıyor sanırım. doğrusunu söylemek gerekirse ben iş buralara geldiğinde sonlara yaklaşılacağını, maksimum vaka sayısının 1 milyonu geçmeyeceğini düşünmüştüm. böyle düşünmemin sebebi de çin, güney kore ve tayvan gibi doğu asya ülkelerinin yürüttükleri karantina protokollerindeki disiplin ve kararlılıktı. amerika birleşik devletleri ve avrupa olayı doğu asya ülkeleri gibi ciddiye alabilseydi (ya da alsa) pandemi bu derece agresif bir biçimde yoluna devam etmeyecekti muhtemelen. uzun lafın kısası, covid-19 pandemisinin çıkışından çin sorumlu olsa da, virüsün coşması tamamen avrupa ülkelerinin hükümetlerinin laçkalığıyla ve amerika birleşik devletleri'yle ilgili. sanki bunu bile isteye ilerletti batılı devletler, çok ilginç. tabii halkların uyarıları dikkate almaması da işin başka bir boyutu lakin böyle konularda devletler masaya yumruğu vurmalı ve halklara aksiyon, söz hakkı tanımamalı, bu işin altından ancak böyle kalkılır.

    worldometers'taki istatistikler yanıltıcı, bunun dikkate alınmasını isterim. ağır hastalar ortalama 6-7 gün içinde maalesef hayatlarını kaybederken, hastalığı atlatan kalabalık populasyonun hastalığı atlatma süreci ortalama 12-13 gün sürüyor. haliyle ölümlerdeki data akışı sürekli, taburculardaki veri akışı yavaş ve süreksiz olduğu için daimi bir olumsuz tablo hali var ki bu da doğal olarak insanların canını sıkıyor. ben bu yüzden bu istatistiklerin sürekli paylaşılmaması gerektiğini savunuyorum. asıl olanı göstermiyor çünkü. bununla birlikte hasta olduğunun farkında bile olmayan ve/veya süreci hafif öksürükle falan geçirip "üşütmüşümdür" diyen yüzlerce, binlerce insan var. tabii bu kısmı istatistiğe dahil etmek imkansız ama bir şekilde bu yapılabilse insanlar bir nebze olsun ferahlayabilecek psikolojik açıdan.

    son bir şey daha yazıp entry'i noktalayayım naçizane; sosyal medya tam bir çöplük, orayı geçiyorum zaten de, bilimsel makaleler bile şu an konuyla alakalı %100 bilgi veremiyor çünkü olay hala çok çok çok ama çok yeni bir olay. covid-19'u bir insan hayatı olarak düşünürseniz bilim henüz 2-3 yaşında falan. peki neden bu kadar yavaş ilerliyoruz?

    mart 2014 - ekim 2015 arasında ebola için saptanan farklı genom örneği sayısı: 1493
    şubat 2013 - temmuz 2019 arasında zika için saptanan farklı genom örneği sayısı: 543
    2009'dan itibaren h1n1'deki (tüm formları) toplam genom örneği sayısı 6000'lerde, mevsimsel grip (tüm formları) genom örneği sayısı 7000'lerde.

    şimdi sıkı durun; aralık 2019 - mart 2020 arasında, sadece 3 ayda sars-cov-2 için saptanan farklı genom örneği sayısı: 1542

    tam bir kaşar.

    covid-19'la alakalı son entry'm bu. artık işin mutfağında olmayacağım için kendi alanımla alakalı olan kısımlar hakkında bilgi aktaramayacağım. bugüne kadar tamamen deneyim odaklı yazdım, dışına çıkmamaya çalıştım. aklına bir şey takılan olduysa lütfen yazsın, seve seve cevap veririm bilgi dağarcığım çerçevesinde.

    doktorlarımıza, hemşirelerimize, paramediklere... kısacası tüm sağlık çalışanlarına her şeyden önce sağlık diliyorum. çok zor bir süreçten geçiyorlar, hem fiziksel hem de psikolojik olarak. kutsal bir iş icra ediyorlar. sevgili yazar dostlarımızdan da ricam; vaka sayılarıyla, hayatını kaybeden sayılarıyla vs. çok haşır neşir olmamaya özen gösterin, ille de sayılara dalmak istiyorsanız taburcu olan sayısına, iyileşen sayısına dalın. pandemi sadece virüs salgını demek değildir, psikoloji uğraşı da demektir. her şeyden önce dikkat, önlem, sabır. bitmeyen pandemi yoktur, yeter ki gerekli müdahaleler yapılsın. ekonomi kısmını sonra düşünürüz artık.
  • 7-8 gün kadar önce covid-19 testleri pozitif çıkan almanya'daki kuzenimle (40) kızının (10) süreci komple atlattıklarını belirterek gireyim entry'e. süreç boyunca kuzenim de kızı da evlerinde izole bir şekilde zaman geçirdiler. ufaklıkta hiçbir semptom görülmemiş, kuzenimde ise 2-3 gün boyunca şiddetli olmayan bir öksürük hali mevcutmuş, o kadar. ayrıca süreç boyunca herhangi bir ilaç ya da ekstra takviye kullanmadıklarının, sadece iyi uyuyup beslenmelerine dikkat ettiklerinin bilinmesi isterim.

    birkaç gün önce ülkemizin iyi üniversitelerinden biri "covid-19 takvimi" adı altında bir video yayınladı. gün gün hastalarda ne gibi belirtiler görüldüğünü gösteriyordu bu video. söz konusu video'yu büyük bir şaşkınlık içerisinde ve biraz da öfkeyle izlediğimi belirtmeliyim. çalışma arkadaşlarımın da benzer şekilde reaksiyon verdiğini ekleyeyim. covid-19'un herkeste farklı belirtiler ortaya çıkarabileceği dünya sağlık örgütü tarafından da açıklanmışken, insanlar zaten hafif bir panik hali içerisindeyken ve şu an konuyla ilgili hiçbir şey hakkında %100 keskin çizgilerle yorum yapılamıyorken böyle bir video hangi mantıkla %100 doğruymuş gibi paylaşıldı, hayret ettim doğrusunu söylemek gerekirse. mevzubahis üniversitemizin video'sundan yola çıkarsak şu an 80 küsür milyonun tamamı covid-19 hastası; alerjik rinit, mevsimsel grip, soğuk algınlığı vs. komple silindi yerküreden ve herkes covid-19'a upgrade edildi. ülkenin iyi eğitim kurumlarından biri bile böyle tuhaf bir olaya girişiyorsa işimiz var...

    sosyal medyada bir iddia dönüyordu, global bir ilaç şirketi bunu tasarlamış da, aşısı da hazırmış da falan fişman. iddiada adı geçen şirketin bir çalışanı olarak söz konusu iddianın hiçbir gerçekçiliğinin olmadığını garanti edebilirim. lütfen altın günü dedikodularından hallice paylaşımlara itibar etmeyin.

    aşı konusunda gilead'in faz iii klinik çalışma raporları bekleniyor şu ara, feedback'lere göre birçok aşı tasarımında güncellemelere gidilecek ya da farklı varyasyonlar denenecek. an itibarıyla 20 küsür farklı aşı formu muhtelif şirketler tarafından dizayn edildi ve etkileri farklı fazlarda deneniyor. 1-2 ay içinde kola vurulacak hale gelmesi imkansız olsa da süreç 1 seneyi bulmayacaktır tahminimce.

    bazı etken maddeler ağır hastaların tedavisinde ciddi şekilde etkili oldu. her ne kadar söz konusu etken maddeler esasen farklı hastalıkların tedavisi için üretilen ilaçların içeriğini oluştursa da covid-19'un ileri seviye tedavisinde de kullanılıyor. bu ilaçlardan ikisi türkiye'de üretiliyor ki adları da biliniyor. öte yandan bu ilaçlar doz aşımı gibi durumlarda kısmi böbrek yetmezliği ve kalıcı körlük başta olmak üzere ciddi sağlık sorunlarına sebep olabilir. bu yüzden hiçbir koşulda* sağda solda söylenenlere, yazılanlara paralel olarak keyfi biçimde kullanılmamalı. ilaç demek bir anlamda zehir de demektir, bir ilaç dozunda da alınsa vücuda ama az ama çok zarar verir. bununla birlikte bir ilacın kendine has başlangıç ve bitiş dinamiği vardır, bazı ilaçlara birden yüksek dozla başlanmaz ve/veya bazı ilaçların alımı birden kesilmez. gelmek istediğim nokta; doktorunuz size reçete etmediği sürece lütfen kafanıza göre ilaç kullanmayın, hele ki covid-19 için kullanılan ilaçlara kesinlikle bilinçsizce başvurmayın.

    an itibarıyla söyledikleri ve yol haritası dikkate alınacak yegane platform bilim kurulu ki sağlık bakanlığı'nın her girişimi de bizzat bu kurulun tavsiyeleriyle birlikte şekilleniyor. bu demek değil ki başka bilim insanlarının, doktorların söyledikleri önemsiz; hayır, hemen hemen hepsi muhakkak ki birçok şeye hakim fakat pandemi gibi önemli bir konuda işin merkezinde bulunan insanları takip etmek en temiz çözüm. çok fazla detay ve çok fazla içerik stres yaratır, yanlış stres bağışıklık sistemine zarar verir, zarar gören bağışıklık sistemi virüslerle savaşırken zorlanır. kendinize zarar vermeyin.

    herkese sağlıklı günler.
  • tarih 10 ağustos 2019. yer bayrampaşa otogarı ya da esenler. büyük istanbul otogarı da diyebilirsiniz. veyahut resmi adıyla 15 temmuz demokrasi otogarı. ne çok ismi var aq. bir kez tuvaletlerini ziyaret etme şansınız olduysa *mına koduğum otogarı bile diyebilirsiniz.

    otobüsün kalkmasını bekliyoruz. istanbul'dan sofya'ya oradan da uçakla roma'ya geçicez. neden istanbul'dan direk roma'ya gitmiyoruz çünkü arada bin tl fark var. bin tl daha fark olsa roma'ya yürürüm. düşünüyorum da sanırım bin tl fark için yapamayacağım şey yok. bin tl fark. söylemesi bile güzel.
    peki roma'ya neden gidiyoruz? çünkü liseden arkadaşım fahri ile ara ara tatil planları yaparız. bu yurt içi de olabilir yurt dışı da. bu sefer sıra yurt dışındaydı. 16 günlük bir tatil planı yaptık. içinde bazı avrupa ve iskandinav ülkeleri bulunan bir liste hazırladık. neden avrupa ve iskandinav ülkeleri? çünkü kızları güzel. konunun hâlâ başlıkla ilgisini çözemeyenler olduğunu görüyorum. biraz sabredin. birazdan hep birlikte büyük resmi göreceğiz.
    sofya otobüsüne bileti iki ay öncesinden alırken tüm koltuklar henüz boş olduğundan en ön sırayı almak istedik. satıştaki hanımefendi bizi uyardı. "isterseniz bir arka sırayı alın çünkü yol boyunca şoför sigara içiyor, rahatsız olabilirsiniz." dedi. hangi firma olduğunu söylemicem ama bu hanzoluğa ne kadar sinirlenip şaşırsam da diğer taraftan dürüstlükleri ve samimiyetleriyle az da olsa gönlümü kazanmayı başarmışlardı. biz de arka sırayı almaktansa yan taraftaki en ön sırayı aldık. sigaradan ikimiz de nefret ediyorduk ve bu düşüncesizliğe ve bencilliğe ses çıkarırsak belki bu saçma davranışlarına bir son verebiliriz diye düşündük. yeniden yolculuk gününe dönersek otobüsteki yerimizi almış ve yolculuğa başlamıştık. fahri ile beraber kendimizi hazırladık. sigara dumanı gördüğümüz an tepkimizi ortaya koyacaktık. yolculuk başlayalı bir buçuk saat olmasına rağmen ne şoför ne muavin henüz bir sigara yakmamıştı. acaba yanlış otobüse mi bindik diye şakalaştık. ancak dakikalar, saatler geçmesine rağmen şoförde en ufak bir (sigara yakmadığı için) stres belirtisi yoktu. şakalaşmamız yerini tedirginliğe bıraktı. "lan hakkatten yanlış otobüse binmeyelim aq" dedik. resmen oturduk şoförün sigara yakmasını bekliyoruz. cebinden paketi çıkarsa şükürler olsun diye birbirimize sarılıcaz artık o raddeye geldik. yol üzerinde bi benzin istasyonuna uğrayıp bir yolcu aldık. fahri'ye "gidip marketten sigara mı alsak sigarası bitmiş olmasın" dedim. acaba hangi sigarayı içiyor diye tartışmaya bile başladık. neyse ki bulgaristan sınırına yakın bi tane patlattı sonunda. içimizden "yarasın koçuma", "aslanım benim çek ciğerlerimiz bayram etsin" falan diyoruz.
    gümrük kapısına geldik. türkiye tarafını sorunsuz bi şekilde atlattık. bulgaristan sınırında görevli uzun uzun suratıma baktı. heralde bi yerden tanıdı diye düşündüm. kenarda bekle işareti yaptı bana. herkes geçti tek ben bekliyorum. fahri de sorunsuz geçip yanıma geldi. fahri'nin bulgar vatandaşlığı var bu arada. çat pat bulgarca da konuşabiliyor. sıkıntı yok ben hallederim gibisinden göz kırpıp kafasını hafifçe öne eğdi. yalan yok o hareketinden sonra içime az da olsa su serpildi. herkes geçtikten sonra fahri görevlinin yanına gidip bulgarca konuşmaya başladı. adam buna da bana baktığı gibi bakmaya başladı. fahri konuştukça adam "ne diyo bu amına koduğum" dercesine bakıyor. türk hâlimle çok net anlıyorum. sonra adam bi şey söyledi bu sefer fahri bakmaya başladı. ilk defa aynı dili konuşup anlaşamayan iki insan gördüm. sonra ben "olm pasaportta sorun var diyor heralde" dedim. fahri "sor bakim ne sorun varmış?" dedi. "ne sorunu var?" dedim adama. adam da türkçe "burda 8 gün yazıyor" dedi. hayatımın en saçma anını yaşıyorum resmen. iki bulgar'a türkçe tercümanlık yapıyorum. adam pasaportumun 8 günlük olduğunu iddia ediyor bu arada. "kardeş senin kafan mı güzel? 20 günlük o pasaport." dedim. fahri hâlâ "ne dedi?" diyor. olm dedim türkçe konuşuyoruz aq. işin özeti ben bu schengen vizesi için almanya konsolosluğu'na başvurmuştum. meğer adamlar bana 20 gün süre içinde maksimum 8 gün kalmalık vize vermiş.

    "böyle bir şey olabilir mi ya? ya böyle bir şey olabilir mi ya? ya böyle bir şey tarihte var mı ya? böyle bir şey yok ki! böyle bir şey yok ki abi! ya böyle bir şey olamaz abi!"

    ulan ben size iki haftalık tatil planım var diye bütün dökümanları, otel rezervasyonlarımı, satın alınmış uçak biletlerimi, iş yerinden aldığım izin evraklarını her şeyi vermişim. 16 gün yokum piyasada, gidiyorum bu diyarlardan demişim. 8 gün ne olm? 16 gün senin için uygun değilse hiç verme lavuk. buradan merkel'e sesleniyorum. nasılsın merkel? karantina nasıl gidiyor? duydum ki evden dışarı çıkmıyormuşsun. zaaa.

    öyle veya böyle bulgaristan sınırından da geçip sofya'ya vardık. bizim için tatil o andan itibaren başladı. bi çok ülke gezip sabahın körü yollarda yürüdük, havaalanlarında, tren istasyonlarında, otobüs terminallerinde saatlerimizi geçirdik. hâliyle biraz soğuk da kapıp grip olduk ama şansa çok da etkilemedi. yani en azından beni.
    tatilin tamamını anlatacak hâlim yok ancak en kritik yerinden bahsetmek istiyorum. kopenhag'dan oslo'ya gemiyle geçecektik ve bu gemi yolculuğunun dünyanın kaderini değiştireceğinden malesef habersizdik. internetten yaptığımız araştırmalar çılgın bir yolculuğun bizi beklediğini gösteriyordu. kopenhag'da limana gidip gemiyi gördüğümüzde ise heyecanımız daha da artmıştı. yolculuk yaklaşık 18 saat sürecekti ve belki de hayatımızın en güzel 18 saati olacaktı. birbirinden güzel iskandinav bayanlarıyla dolu bir gemi hayal edin. her katta farklı bir sarışın hatunun dolaştığını, kulüpte hepsiye tek tek dans ettiğinizi hayal edin. tamam çok da şeyapmayın karantinadasınız sonuçta. ben de gidip bi elimi yıkayıp geliyorum. şaka şaka.
    az biraz resim yeteneğim var bilen bilir. böyle zamanlarda bu yeteneğimi silah olarak kullanmayı çok severim. titanic'te jack bile aynı taktiği kullandı biliyosunuz. ben de onun gibi aldım elime kağıt kalemi her katta resim çiziyo gibi yapıp etrafı kesiyorum. bakıyorum kimse ilgilenmiyo başka yere gidip orda devam ediyorum. yalnız bi eksiklik var. yani her şey güzel, gemi hareket etti, hava güneşli, herkesin yüzü gülüyor ama bi şey eksik. ne eksik diye düşünürken sonunda farkettim. ulan gemide kız yok. hiç internette baktığımız, youtube'da izlediğimiz gibi değil anasını satiyim. cruise diil de kuru yük gemisine binmiş gibiyiz aq. her yer çekik gözlü 65 yaş üstü insan. evet yanlış duymadınız çekik gözlü. bütün gemi yaşlı japon ve çinli'lerle dolu. 18 saat yang ying yong yung kafamızı siktiler. bi de bağırarak konuşuyolar. yan odadan sesleri geliyo. ben ilk başta yan odadaki norveçli kızlar pes5 oynuyo falan sanıyodum. odadan bi çıktım pes'teki bütün hakemler gemide. bi tane 75 yaşlarında çinli bi amca ben resim çizerken (daha doğrusu resim çiziyormuş gibi yaparken) yanıma geldi. vayda mayda bi şeyler diyo gülerek. heralde çizdiğim resmi beğendi. sağol amca falan diyorum. kafa sallıyorum. adam gitmiyo. karısını da çağırdı. ikisi birden başımın dibinde vao mao kedi gibi konuşuyolar. iyice sinirlerim bozuldu. iskandinav kızları beklerken yarasa yiyenlerle muhattap oluyoruz. meğer amca da zaten çizdiğim resimle gram ilgilenmiyomuş, karımla fotoğrafımızı çeker misin diyomuş. iyice tansiyonum düştü. hafif gribin üstüne gemide rüzgarı da yeyince dayanamayıp ben bu amcanın suratına hapşurdum. amca iyice coştu yao ming'ler kung lao'lar havada uçuşuyo. wakabayashi amcadan özür dileyip fahri'ye dedim "çek şunların fotoğrafını ben yatmaya gidiyorum."
    ertesi sabah oslo'ya vardık. herkes hazırlanıp odasını terketmiş geminin çıkış kapısında bekliyor. tüm çekik gözlülere nefret dolu gözlerle bakarken herkesin öksürüyor, hapşuruyor ve bazılarının maske takıyor olması ilgimi çekmişti. virüs dolusu bir sürü insanla beraber tekrar karaya ayak basmış ve biz de tatilimize kaldığımız yerden devam etmiştik.

    şimdi düşünüyorum da fahri'nin fotoğrafını çektiği amcanın wuhan'da yaşadığını söylemesi bir tesadüf olabilir mi. yani tüm dünyaya virüsü ben yaymış olamam ama belki de ben hapşurduktan sonra gidip yarasa çorbası içmiştir jackie chan amca chun-li teyzeyle beraber.

    evet beyler karantinada 6. günüm. bu kadar boş vaktim olmasa emin olun yazmazdım bu hikayeyi ama duvarla konuş konuş nereye kadar muhabbet bi yerde tıkanıyor. umarım her şey bir an önce eskiye, sağlıklı günlere döner. bana yurt dışında iki haftayı çok görenler de iki hafta evlerinde sıkılmadan otururlar inş ;) şaka bi yana arada gülüp eğlenmezsek psikolojimiz iyice bozulacak :/

    bu vesileyle başta fatih hocamız olmak üzere tüm hastalara geçmiş olsun diyerek, eski sağlıklarına dönmelerini diliyorum.
  • (bkz: #2887253)
    (bkz: #2888421)

    yüzde 90 bu laneti kaptım ve nispeten hafif atlatıyorum.

    yukarıda entrylerde yazdım, öksürüğün şiddeti arttı iki gündür, öksürmekten boğazım tahriş oldu. canım yanıyordu tahriş olduğu için.

    dayanamadım bugün öğleden sonra dokturumu aradım, tomografi vs ne gerekiyorsa yapın ben kendimi artık iyi hissetmiyorum dedim. çağırdı hemen, gittim.

    önce rutin kontroller, hastalığın seyrinde değişiklik var mı onları sordu, hayır yok dedim sadece öksürük şiddeti arttı, bir kez de ateşim 37.5'e çıktı dedim. (sabah ishal oldum, şimdi aklıma geldi doktora söylemeyi unuttum)

    neyse tomografiye yönlendirdi. ilk kendisi baktı, çok korkulacak bir şey yok, akciğerin kalbin arkasındaki kısmında enfeksiyon var dedi. virüs değilmiş, bakteriyelmiş. mecbur inandım. böyle dedi de kendisi de inanmadı dediğine, radyoloji doktorunu çağırdı, beni dışarı çıkardılar, beraber bakacağız dediler.

    5-6 dakika bekledim dışarıda. radyoloji çıktı, ben girdim. çok korkulacak bir şey yok, kendinizi izole edin dedi ve 10 gün rapor verdi. 10 gün evden çıkmayın dedi. yani karantina kendi evimde.

    ateş, solunum güçlüğü vs olursa doktora gidecekmişim.

    hayırlısı bakalım. 10 gün karantinadayım. evdekiler için de aynı durumlar geçerli. onların ilacı yok sadece. onlar için de acil durum olursa gideceğiz.
  • sadece stadyumda insana bulaşan virüs türü.

    misal haftasonu avm'nin yemek katında 500 kişi burnunu çeke çeke burger patatese ketçap bandiracak hiç sorun yok. 1500 kişinin aynı anda dolustugu metroda , metrobüsü hiçbir sıkıntı yok. her şey hijyenik ve şeffaf.

    bu amk virusu demek ki futbol topuna geliyo hacı. staddaysan risk altındasin. çünkü millet devre arası olunca tribün tuvaletinde sevişiyor. önlem çok mantıklı. evet.

    (bkz: coronavirus nedeniyle maçların seyircisiz oynanması)
  • insanlarımız, özellikle yaşlılarımız akılalmaz bir biçimde rahat davranıyorlar, içlerinde babam da mevcut. adamı evde tutabilmek için bir haftadır kavga ediyorum resmen, en son kardeşime elektrik kelepçesi getir bağlayacağım dedim yarın için, bakanlık yasakladı gerek kalmadı 67 yaşındaki adama eziyet etmeye. üstte arkadaşımız @17 nin yazdığı gibi şımarıklık ile vurdumduymazlık hepsi bir arada.
    ancak işin kötü yanı halen çalışmak zorunda olan insanlarımız. avrupası amerikası insanlar gerçekten evinden çıkmasın, bütün ihtiyaçları da karşılansın diye uğraşırken bizim devlet büyüklerimiz daha çok ev satılsın daha çok para harcansın diye uğraşıyor. bugün twitter da denk geldiğim videoda, köşe başına ufak tezgah açmış bir genç arkadaş uzun uzun anlatıyordu bulamadım şimdi. başta büyükşehirler olmak üzere her gün milyonlarca insanımız toplu taşıma ile işe gidip eve dönüyorlar halen. sadece bu bile tehlikeliyken halen insan ile dönen binlerce işyeri ve kamu kuruluşu mevcut. evden çalışma imkanı bulunmayan tesisler ve fabrikalarda binlerce insan halen birlikte çalışıyor. umarım yanılırım ama bizi kötü bir son bekliyor.

    son not: kamu kuruluşlarında çalışan binlercesinden biri de annem. ver emeklilik dilekçeni uğraşma diyorum artık ama üzüm üzüme baka baka kararır misali babamdan beter, tek haklı olduğu konu yarın virüs bitince babanla nasıl evde geçinirim. ikna da edemiyorum ama onun için gerçekten çok korkuyorum..

    bu kutsal gecede rabbim tüm sevdiklerimize sağlık bahşetsin, biraz da akıl fikir versin ki şu belayı umarım çok büyük kayıplar vermeden atlatalım...
  • hepimizin doktor ya da sağlık sektörünün başka birimlerinde yer alan arkadaşları, tanıdıkları illa ki var. sürecin televizyonda bize anlatıldığı gibi olmadığı, gerek tıbbi malzeme tedariki gerekse de ciddiyet konusunda çok ciddi sıkıntılar yaşandığı inkar edilemez bir gerçek maalesef. yine her şeyi türk gibi yapıyoruz ve bu kez organizasyonun başında da her şeyi para olarak gören siyasal islam ahlakına mensup bireyler var ne yazık ki.
  • garip bir şekilde hala bize bulaşmamış olan hastalık. valla saklanıyor diyenler var ama bu kadar hızlı yayılan, kısa sürede dünyayı saran ve italyayı deyimi yerindeyse çökerten bir hastalığı nasıl saklayabiliriz o da ayrı mesele. ki askeriyeden emekli olan işyeri hekimimizle konuşuyordum az önce. daha mit şehidini saklayamadı bu ülke koronayı nasıl saklasın hem niye saklasın dedi. şöyle bir düşününce haklı gibi. zaten koronanın olayı öldürücülüğü falan değil, yayılmaz hızı. bu kadar hızlı yayılamn bir hastalığı saklamak çok zor olsa gerek.
  • dikkat arkadaşlar, şimdi yazacaklarım sezonun en önemli maçı.

    beddua etmek bize göre değil. ama ne kadar bu durumu ciddiye almayan varsa, umarım allah onları bu durumla yüzleşmek zorunda bırakmaz. çünkü birey istediği kadar dikkatli olsun. hatta günde on kere kolonya ile duş alsın. maalesef onun kaderini tayin edecek kişi etrafındaki bilinçsiz umursamaz kişi olacaktır. bu durum trafik kuralları gibi, uyalım uymayanları uyaralım. çünkü tüm ülkeyi kaosa sürüklemek için bir avuç sorumsuz insan yeterli. çünkü yayılım katlanarak giden bir nicelik. yani bugün iki basamaklı vakalar, çok yakında milyonlar ile ifade edilebilir. gençleri çok öldürmüyor demeyin, siz taşıyıp yaşça yakınlarının kaderini yazabilirsiniz. bu kişi anneniz babanız bile olabilir. üstelik tamamen iyileşme diye bir durum henüz söz konusu değil. çünkü japonya'da daha önce iyileşen biri tekrar corona olmuş. yani mutasyonlaşmış bir yapı. sizi bu yaşlarda öldürmeyen virüs ilerleyen yavlaşlarda ilk direnciniz düştüğü vakit öldürebilir. yani şuanda kesin kurtuluş yok. lütfen panik yapmadan ciddiye alalım. allah yardımcımız olsun.
  • hastalığın italya'daki durumuyla alakalı genel bir bilgilendirme.

    15 mart itibariyle italya’da hayatını covid19 nedeniyle hayatını kaybeden kişi sayısı: 1.809.

    13 mart tarihli araştırmaya göre hayatını kaybeden ilk 1016 kişinin
    yaş ortalaması: 79,4
    en genci: 39
    en yaşlısı: 100
    kadınların yaş ortalaması: 84
    erkeklerin yaş ortalaması: 79

    30-39 yaş arası hayatını kaybeden
    erkek:1 kişi
    kadın:1 kişi

    40-49 yaş arası hayatını kaybeden
    erkek:2 kişi
    kadın:2 kişi

    50-59 yaş arası hayatını kaybeden
    erkek:19 kişi
    kadın:6 kişi

    60-69 yaş arası hayatını kaybeden
    erkek:62 kişi
    kadın:18 kişi

    70-79 yaş arası hayatını kaybeden
    erkek:286 kişi
    kadın:76 kişi

    80-89 yaş arası hayatını kaybeden
    erkek:306 kişi
    kadın:139 kişi

    90 yaş ve üzeri hayatını kaybeden
    erkek:50 kişi
    kadın:48 kişi

    hastalığa yakalanıp hayatını kaybedenlerin oranı:
    0-38 yaş arası %0 (yani hastalığa yakalananlardan 0-38 yaş arası hayatını kaybeden yok).
    39-40 yaş arası %0,1
    40-49 yaş arası %0,1
    50-59 yaş arası %0,6
    60-69 yaş arası %2,7
    70-79 yaş arası %9,6
    80-89 yaş arası %16,6
    90 yaş ve üzeri %19.0

    hayatını kaybedenlerin
    % 26,1’nin 1(bir) ağır hastalığı var
    % 25,7’sinin 2(iki) ağır hastalığı var
    % 47,0’sinin 3(üç) veya daha fazla ağır hastalığı var
    sadece 3 kişinin başka hiçbir hastalığı yok

    hayatını kaybedenlerin:
    % 37,2’si iskemik kalp hastalığı
    % 26,5’inde atrial disritmi
    % 8.2’si inme, iskemik beyin damar hastalığı
    % 76,5’i yüksek tansiyon
    % 37,3’ü şeker hastalığı
    % 4.5’i demans
    % 9,7’si kronik akciğer hastalığı
    % 19,4’ü son 5 yıldır devam eden kanser hastalığı
    % 2,6’sı karaciğer hastalığı
    % 17,5’i böbrek yetmezliği
    sahibiydi.

    hayatını kaybedenlerin
    % 83’ü nefes darlığı
    % 80’i yüksek ateş
    % 45’i öksürük
    % 4’ü ishal
    % 4’ü hemoptizi (kan tükürme)
    şikayetleriyle başvurdular

    hayatını kaybedenlerin %98,8’i nefes almakta güçlük çektiler.

    hayatını kaybeden en genç iki kişinin yaşları 39.
    birincisi erkek, psikolojik hastalığının yanısıra şekeri ve obezitesi var.
    ikincisi ise kadın, tümörü var.

    kaynak: istituto superiore di sanit
  • hala sürecin iyi yönetildiğini düşünen varsa almanya'nın bizi kıskandığına veya virüsün diş mihrakların oyunu olduğuna da inanabilir.

    15. gün sonunda italya ve türkiye'deki durum:

    https://gss.gs/8fL.png

    10. günde italya'nın 3 katının altında vaka ile seyrederken, 15. gün itibariyle italya'nın 3 katından fazla vaka sayısına ulaşmış bulunuyoruz.

    italya 15 günde 29 kayıp verirken biz 75 olduk ne yazık ki.

    her iki eğri de italya'dan daha sert yükseliyor.

    "testler geldi yuppi" diyenler için kötü bir haber vereyim, o iş geçti artık.

    sadece test yapmakla olmuyor bu iş. şehir şehir, mahalle mahalle hatta ev ev karantina başlatıp izolasyon sağlamaz, virüslü adamı eve gönderip o adamın evde duracağını düşünerek hareket edersen sınıfta kalırsın.

    o adam akşam düğüne, asker uğurlamasına katılıp 1000'lerce kişiye bulaştırıyor, şehir değiştirip tüm ülkeye bulaştırıyor kimse kendini kandırmasın.

    dün hayatını kaybeden dilek tahtalı 11 martta açıklanan ilk vakadan kapmış deniyor virüsü. hani o kişinin tüm çevresi ve temasları karantinaya alınmıştı?

    şuan 40bin yoğun bakım kapasitemiz var ve bunun 15bin civarı özel hastanelerde.

    bu rakamlara ulaşıp kimin yoğun bakıma alınıp kimin alınmayacağı yani kimin ölüp kimin kalacağı kararını vermek durumunda kalmayız umarım.

    diğer yandan özel hastaneler de "maddi yükü kaldıramıyoruz devlet el atsın" diye aba altından sopa gösteriyor.

    muhtemelen 40binlik yoğun bakım kapasitesinin belirli bir oranı dolduğunda sokağa çıkma yasağı ilan edilecek, çünkü devletin elinde 15-20 günlük yasak için tek atımlık barut var ve bunu erken kullanmak istemiyorlar.

    çünkü yasak sonrası yayılma tekrar olursa, ki bir çok ülke 2. dalga bekliyor, ekonomi kaldırmaz korkusu var.

    herkese ve sevdiklerine sağlıklı günler diliyorum, tabi mümkünse.

    edit: sözlük yaş ortalamasının 18+ olduğunu düşünerek neye/kime inanıp inanmayacağınızı söylemek istemiyorum ancak global kaynak göstermeyen, araştırma-makale ortaya koyamayan kişiler ile özellikle havuz medyası ve burdan beslenenlerden uzak durmanızı tavsiye edebilirim.

    günlerdir "virüse yakalanıp atlattıysan bağışıklık kazanırsın, tekrar yakalanmazsın" diye bir takım kişileri konuşturuyorlar ve bunlar prof. vb ünvanlı kişiler bak, sokaktaki adam değil.

    bunları dinleyip virüse yakalanmış kişiler iyileştikten sonra ne yapacak? "ne de olsa bağışıklık kazandım" diye sokaklarda dolaşacak değil mi?

    peki daha dün newscientist ne yazmış bakalım:

    --- alıntı ---
    we don’t have enough evidence yet to know if recovering from covid-19 induces immunity, or whether any immunity would give long-lasting protection against the coronavirus
    --- alıntı ---

    https://www.newscientist.com/...ce-we-dont-know-yet/

    yani diyor ki bu konuda yeterli bilgimiz yok.

    peki bahsi geçen "virüsün 17 gün yaşadığı" olayı nedir?

    virüsün yüzeyde kaç gün yaşadığını "tahmin" eden makelenin yayınlandığı yer the new england journal of medicine.*

    bakın hala "tahmin" deniyor, net bilgi yok. çünkü nem, hava koşulu vb bir çok değişken hala net değil.

    bu da ilgili araştırma: https://www.nejm.org/...?query=featured_home

    şimdi bu arkadaşlar diyor ki meşhur "diamond princess kruvaziyer gemisinde tüm yolcular tahliye edildikten 17 gün sonra bile virüsün viral rna'sına yani döküntüsüne rastladık".

    amerikan salgın merkezi* ne demiş?

    --- alıntı ---
    although these data cannot be used to determine whether transmission occurred from contaminated surfaces, further study of fomite transmission of sars-cov-2 aboard cruise ships is warranted.
    --- alıntı ---

    https://www.cdc.gov/...htm?s_cid=mm6912e3_w

    yani viral rna'sı da olsa virüs virüstür ve fakat fomit iletimi konusunda çalışılması gerekir.

    fakat bilinen bir gerçek var ki virüsler zamanla etkisini yitirse de bulaşma, enfeksiyon yaratma ihtimalleri var, fakat covid-19 için bilimsel bir gerçek henüz yok.

    buraya kadar ki yazdıklarım bilgilenmeniz içindi.

    tv başında "tuzlu suyla gargara yapın geçer" diyen sözde bilim adamlarını dinleyip ahkam kesenlere değil internetteki bilimsel araştırmalara, makalelere inanın güzel kardeşlerim.

    ne yapıp ne yapmayacağınız size kalmış.