• 1
    hayret kimse yazmamış.

    askerde maç izlemek hem meşakkatli hem de güzeldir efem. askerliğini 352-2 ksd jandarma olarak yapmış -tertiplere selam- birisi olarak maç izleme hikayelerimi sizlerle paylaşmak isterim.

    352-2 ksd, 2013 ağustos-2014 ocak arasını kapsayan döneme tekabül eder. acemiliğimi kastamonu gölköy, ustalığımı batman merkez'de yaptım, onu da belirteyim.

    kastamonu gölköy'de yaklaşık 3 hafta geçirdik. bilenler bilir, büyük bir gazinosu vardır buranın. gazino dediysek köpük partileri, yanar döner toplar, barmenler filan beklemeyin. bolca sandalye, birkaç yuvarlak masa, bir tane de büyük ekran tv gazino demektir. acemilik çok yorucu geçtiği için maç muç düşünmeye pek vaktiniz olmaz. uyku ve dinlenmek en büyük hedefinizdir. ayakta uyuduğumu bile bilirim. neyse efendim, acemilikte izlediğim tek maç antep'i 2-1 yendiğimiz maçtı. takım on numara oynamış; drogba, melo, eboue, sneijder, formunun zirvesindeki burak ve selçuk dosta güven düşmana korku salmıştı. gazino hıncahınç doluydu ve galatasaraylı badimle birlikte maçı izlemiştik. acemiliğimin en güzel anısı olabilir. özet: https://www.facebook.com/...eos/649090115102813/

    daha sonra acemiliği bitirdik, bizi batman'a postaladılar. çekilen kurada alayda kaldım. bilenler gene bilir, alay hayvan gibi bir yerdir batman'da. burada hizmet destek birliğine verdiler bizi, bir nevi alayın ayakçıları oluyorduk biz. hizmet desteğin gazinosu kıç kadar bir yerdi. aynı anda 30 kişi ancak sığıyorduk. neyse efem, burada asıl can sıkıcı husus uzun dönemlerin aralarındaki devrecilik ve sıracılık uygulamasıydı. biz poşetlere de başta uygulamaya çalıştılar bunu ama biz dişimizi gösterince bundan vazgeçtiler. misal ön sandalyelere bu uzun dönemlerin en eskileri (dede) oturuyor, kumanda bunların kontrolünde kalıyordu.

    ustalıkta izlediğim ilk maç maalesef ve maatteessüf ki 17 eylül 2013 galatasaray real madrid maçıydı. bu maçı izleme hikayemde meşakkatlidir. maçın olduğu geceki alayın nöbetçi subayı "askerler sabah kalkamıyor." diye maçı yasaklamış. bizim bölüğün yavşak çavuşu da gazinoya kilidi vurmuş. biz fellik fellik maç izleyecek tv arıyoruz. uzun dönem marangoz vardı bir tane, çok saf bir çocuk. e bizden de eski oralarda. nasıl izleriz erkan biz bu maçı, dedim. gel abi yalnız kimseye çaktırma, dedi. koğuştan gizlice çıkıyoruz. bunun kendi atölyesi vardı. meğer 37 ekran tv'si de varmış. ulan sevinçten uçuyorum ben. koca alayda maç izleyen bizden başka er yok belki de. başladık maçı izlemeye. hayvan gibi oynuyoruz ilk 20 dakikada. melo'nun vurduğu kafayı casillas zar zor çıkarıyor filan. sonra drogba sakatlanıyor. akabinde de olanlar oluyor işte. özet: https://www.youtube.com/watch?v=vNlZJCRJfOE

    5 gün sonra bu sefer derbi var. olimpiyatta beşiktaş'la oynuyoruz. bu maçı bizim dandik gazinoda izledim. klasik uzun dönem - kısa dönem atışmaları maç öncesi gene gerçekleşse de badimle birlikte yerimizi kaptık ki o daracık yerde 50 kişi falan varız herhalde. ilk yarı beşiktaş iyi oynasa da drogba sağ olsun maçı tek başına kazandırıyor bize. maçın sonlarında melo yapacağını yapıyor ve bütün tinerciler sahaya iniyor, maç tamamlanamıyor. bişiktaşlı askerlerle galatasaraylı askerlerin atışmalarını gayet net hatırlıyorum. özet: http://www.ligtv.com.tr/...alatasaray-mac-ozeti

    iki üç gün sonra akşam arkadaşlarla muhabbet ederken, arifin golunu arayan adam bana mesaj atıyor. (evet, askerliğim boyunca telefon kullandım. hemen hemen herkes de kullandı bizim orada.) fatih terim kovuldu, yazıyor mesajda. şok olmuş vaziyetteyim. aklım havsalam almıyor. ertesi günü üç tane gazete alıyor, haberin detaylarını okuyorum. moralim altüst. sonra mancini'yle anlaşıyoruz.

    fener derbisi geliyor çatıyor. benim nöbet olduğu için maçı izleyemiyorum :( maalesef bu da askerlikte rastlanma ihtimali oldukça yüksek bir şey. adam sana gidip 7-9 nöbetini yazıyor. şanslıysan nöbeti senden daha kötü (3-5 mesela) birisiyle değiştirebilirsin. ki ben şanssızdım. o geceki 3-5'çiler de fanatik fenerli çıktı iyi mi? hiçbiri değişmedi nöbetleri. neyse efem zaten 2-0 yeniliyoruz.

    kopenhag maçı var. var da maç d-smart'ta. e bizim gazinoda sadece digitürk var. ne yapacağız ne edeceğiz derken, komandoların gazinosunda d-smart olduğunu duyuyoruz. hmmm... komutanın birisi evinden söküp getirmiş, izlesin çocuklar diye. badimle gizlice sızıyoruz komando gazinosuna. millet dik dik baksa da arkalara bir yerlere konuşlanıyoruz. bruma, eboue, drogba başta olmak üzere tüm takım hayvan gibi oynuyor ilk yarı. maçı da 3-1 alıyoruz.
    özet: http://www.dailymotion.com/...mac-ozeti-izle_sport

    real madrid'e deplasmanda 4-1 yenildiğimiz maçı da aynı şekilde komando gazinosunda izliyoruz. yamulmuyorsam bu maç da d-smart'taydı. söyleyecek fazla bir şey yok bu maç için. eray'ın yediği saçma sapan frikik golü, real'in on kişi kalmasına rağmen bizi sürklase etmesi...
    özet: http://www.izlesene.com/...y-genis-ozet/7125914

    aralarda gene izlediğim maçlar var, süper lig'den ama pek hatırlayamıyorum hangileriydi. açıkçası o sezon hem nöbetlerin zorluğundan hem de takımın keyifsizliğinden pek de takip edesim gelmiyor takımı.

    ve askerliğimin en güzel anısı. iki gün boyunca sürüyor. tahmin etmişsinizdir juventus maçları olduğunu. maça rağbet büyük olacağı için o gün ktm gazinosunu açtırmış nöbetçi subay, allah ondan razı olsun. tam ktm'nin aktif olduğu günlerden birisi olduğu için o koca gazinı tıklım tıklım dolu. belki 300 kişi var. biz poşetler bir masa kapıyoruz kendimize. 10 kişi filan varız. hepimiz juve'nin maçı alacağını söylesek de belki totem yapıyoruz. e ne de olsa galatasaray adının olduğu her yerde umut vardır! yalnız saha kardan dolayı berbat vaziyette ve malumunuz, maç erteleniyor. ertesi gün maç saat 15.00'te. o gün alayda hayvan gibi kar yapmış, zırt pırt elektrik kesiliyor. komutanın birinin çocuğuna ders vermem lazım. "yakarım lan gerekirse bu askerliği!" diyor, sıvışıyorum derslikten. gazinoya gidiyorum iğne atsan yere düşmez vaziyette. sonra aklıma bizim helikopter pisti nöbetçisi geliyor. oranın nöbetçisi 24 saat nöbet tuttuğu için minicik kulübesinde küçücük bir tv'si var. belki 15 ekrandır. gidiyorum yanına. "az yer aç lan ümit!" diyorum. o da fanatik cimbomlu. başlıyoruz maçı izlemeye. ortada pek bir futbol yok. saha halen kötü. juve rahat. geriye yaslanmış. biz ümit'le kıpır kıpırız. ha oldu, ha olacak bekliyoruz. dakika geliyor 85'e. umut orta sahadan topu var gücüyle şişiriyor. draogba o muhteşem hava hakimiyetini konuşturup topu sneijder'ın önüne indiriyor. belki dünyada toplasan 10 futbolcunun yapamayacağını yapıyor sıno, iki adım atıp tam köşeye yolluyor topu. dünyanın en iyi kalecisi bakakalıyor sadece. ercan taner yıkıyor "allah'ım gooooooollll..." diye. ümit'le ben de o kulübeyi yıkıyoruz. aynı çığlıklar alayın içindeki bütün gazinolardan geliyor. maç bitiyor. herkes mutlu, herkes birbirine sırıtıyor. dersliğe dönüyorum koşar adım. arkadaşlar "gelmedi çocuk" diyorlar. lan umrumda mı ki çocuk? ahaha... mucizeyi gerçekleştirmiş benim takımım az evvel!
    özet: https://www.youtube.com/watch?v=yHs0eda0B9c

    evet, işte böyleydi benim açımdam askerde maç izlemek. askeriyede olduğumu, o gece buz gibi soğukta nöbet tutacağımı unutturan tek şey o gün, ya da ertesi gün galatasaray'ın maçı olmasıydı. kafamda maçı oynatır, drogba'ya kafa golleri, sneijder'a ceza aşırtmalar, selçuk'a frikikler attırırdım. bruma'yı soldan, eboue'yi sağdan akıtırdım.

    üstünden iki sene geçmiş bile, hey gidi...
  • 6
    327 kd ankara gata askerlik biter yata yata emret komutanım... şimdi değişti sanırım, eskiden kısa dönemler aralık, nisan, ağustos 12'de teslim olurdu birliğine. 12 nisan 2009. sami yen'de galatasaray-fenerbahçe maçı var ve benim o gün birliğime teslim olmam gerekiyor. ben galatasaray'a teslim oldum tabi. askere de bi gün geç teslim oldum. maç da 0-0 bitti. askerde maç izlemek de nasip oldu ama galatasaray ve askerlik mevzusunda en acayip anım budur...
  • 8
    kopenhag maçını izleyip sabahında teslim olmuştum birliğime tarih 5 kasım 2013. sabah bambaşka bir alemde olacağım ancak şampiyonlar ligi maçından önemli değil tabi ki bu. yenildik 1-0 üzüldüm sabaha kadar da hem maçı düşündüm hemde askerlik mevzularını bilen bilir ilk 2 3 gün o mallık insanın hep üzerinde oluyor.

    askerde ligtv konusunda sıkıntımız yoktu dilediğimiz gibi izliyoruz maçları akşam vakti olduğu sürece. acemi birliğinde eğitim çavuşuyum bu arada. 353.kd olarak yapıyorum askerliğimi.

    tabi kış sert nöbetler falan derken tek aktivitem galatasaray maçlarını takip etmek ve bir sonraki maça kadar spor haberlerini okumak gazete sayfalarından. hajrovic, ontiveiro, telles geliyor haberleri, mancini'nin bir maç süper oynayan takımı öbür maç dökülüyor derken tarih geldi çattı. (bkz: 10 aralık 2013 galatasaray juventus maçı).

    ulan d smart yok alayda, radyodan takip nasıl ederiz diye falan arkadaşlarla oturduk araştırıyoruz ki bir haber geldi, nöbetçi olan alay amiri (yakışıklı bir binbaşıydı adını hatırlamıyorum) fanatik galatasaraylıymış d smart bağlatacakmış haberleri beni tabiri caizse coşturdu. kendi kendime bugün askerdeki en mutlu günüm olabilir falan diye düşünüyorum suratsız komutanlarım ne derse desin bir an önce verdikleri işleri bitirip başımdan defetmeye bakıyorum.

    neyse akşam oldu parkanın cebine doldurdum tuzlu fıstığı askerlik tarihimin en güzel gününü geçirmeyi kafaya koymuşum. maç başladı heyecan hat safhada acemilerin olmadığı bir bölgeye oturdum ve başladım maçı izlemeye. hayatımda gördüğüm en hızlı kar dolu yağışıyla birden bembeyaz olan zemin mi dersin, topun sekmemesi mi dersin hop hakem maçı soyunma odasına gitti. baya da bekledik hakem belki gelir de devam ettirir diye ama sonunda iptal kararını aldık.

    bir süre sonra da gece nöbeti olan komutanla konuşurken komutana haber geldi maçın ertesi gün yani 11 aralık 2013 tarihinde öğleden sonra oynanacağını söyledi güzel insan fırat komutan.

    neyse geldik 11 aralık 2013 sabahına. bölük komutanı bugün atış yaptırılacak acemilere dedi. höseyiiin diye hönkürdü. o an sıçtık dedim atışta görevliyim. gittik mermileri getirdik acemileri sıraya dizdik falan derken atışa başlandı. benim gözüm saatte. uzadıkça uzadı uzadıkça uzadı. maç başlamıştı benim de umutlar söndü tabi artık.

    komutan atışı bitirdi benim kovan falan saymam lazım derken hop siz gidin biz hallederiz dedi başka bir güzel komutan ve ben kar buz ve postal üçlüsünün bana vermiş olduğu eziyete aldırmayıp postallar götüme vuraraktan koştum maça. tek bildiğim şey vardı skor 0-0. koşarken de gelen herkese soruyorum var mı gol? son durum nedir? gibilerinden bilgi almaya çalışıyorum.

    neyse girdim içeriye maçı en arkadan yüzlerce kişinin arkasından izliyorum. dakika 70 civarı olmuş nasıl olur nasıl biter diye içleniyorum. top oynamaya müsait bir zeminde yok. büyük ihtimalle böyle bitecek diye içimden geçirmeye başladım inceden.

    dakikaler ilerledi ve o güzel an geldi. umut şişirdi ceza sahasına, drogba topu indirdi sneijder öyle bir vurdu ki topa. allahım gol olabilirdi o anın ismi ancak. ercan taner'de isimlendirdi zaten bu şekilde.

    askerlikteki en mutlu günüm 10 aralık 2013 olacakken ve tüm umutlarımı yitirmişken bu gün benim için 11 aralık 2013 oldu hava muhalefeti nedeniyle. ama oldu. o golden sonra tanımadığım adamlarla çocuklarla sarılmam mı dersin, sesimin 1 hafta boyunca kısılıp çıkmaması mı dersin, komutanlardan bir kaçının sevinç sırasında sakatlanması mı dersin neler neler.

    ama o an gerçekten de allahım gol anıydı.

    iyiki galatasaraylıyım dedim yine pek tabi. her zaman dediğim gibi.
  • 12
    ankaragücü taraftarı bir yavşakla boğaz boğaza kavga etmeme neden olmuş aktivitedir.

    bursa maçı hiç unutmam. sene 2004. en büyük aktivite maçları izlemek haliyle. ankara'da askerim gazinoda toplanmış maçı izliyoruz.

    tam arka sandalyemde yavşak oğlu yavşak bir uzun dönem asker car car car maç boyu ''bursa şöyle vurucak böyle takacak'' anlatıp duruyor.
    deli etti beni bursa gol de attıydı hatta. herif deli ediyor beni. ya sabır ya sabır. arada poşettttt aşağı poşettttt yukarı bana kişisel kullanmıyor tabi ama giderlerin bini bir para.

    neyse dediğim gibi ya sabır ya sabır sonra 1-1 mi oldu tam da hatırlamıyorum ama şunu çok net hatırlıyorum ya skoru 1-1'e ya da 1-1'ken 2-1'e getiren öyle bir gol attı ki hakan şükür döndüm arkama ve çok net, tane tane anlaşılır bir ifadeyle ''bu gol de sana girsin amına kodumun yavşağı'' dedim.

    müthiş bir rahatlama yaşadım haliyle arkasına kavga gürültü ortalık karıştı dövüştük rahatladık stres attık ayırdılar vs. gittik koğuşumuza.

    bu da böyle bir anımdır.
  • 13
    en çok keyif aldığım anlardan biridir üstelik takımımızın şampiyonluğunu da askerde yasamak nasip oldu. mac öncesi bir rütbeli gelir ve öne oturur. arkaya donup küfür, abartılı sevinç falan olursa kapatırım der sonra dakikalar ilerledikçe bir bakarsın rütbeli abimiz ayağa kalkıp sövüyor iste o zaman asıl curcuna başlar. lig tv baglatanlardan da allah razı olsun tabi.
  • 14
    balıkesir 43. mühimmatta yaptığım kısa dönem askerlik süresince yaşadığım keyifli aktivite.

    hafta sonları çarşı izninin olmadığı günlerde öğlen 1'de başlar maçlar bitene kadar başından kalkmazdık televizyonun. (evet, er gazinosunda digiturk vardı, kendi aralarında para toplar yatırırlarmış faturayı, biz de devam ettirdik.) ama anlatacağım yaşanmışlığım belirli bir maç ile ilgili.

    18 ekim 2014 galatasaray fenerbahçe maçı günü çarşı iznim var, nöbet kağıdına falan bakmamışız. bizim arkadaşlarla çıktık sabahtan, gittik güzel kahvaltı falan. bilenler bilir, balıkesir'de gol diye bi mekan vardı oraya gittik, maç günü sonuçta. bizden olanlar var, suyun karşı yakasından olanlar var. 15 - 20 kişi falan varız. gazeteleri almışız konuşuyoruz maç hakkında şöyle olur böyle olur falan. muazzam muhabbet. fenerli arkadaşlardan birisi "ya emenike var, kuyt var, emre var siz bizi yenemezsiniz biz size dua edin de yine bi 6 atmayalım" falan diyor. diğer bir arkadaş "yok yok 4 atalım sene sonu alacağımız yıldızı ilk onlara göstermiş oluruz" falan diyor. direk dedim "sneijder yada selçuk 1 tane atar, ben gerisini bilmem" diye. o sırada arkadaşlardan birisi "hacı senin 19:30 - 21:30 nöbetin var, maçı kaç dakika izleyebilirsin ki" dedi. ne diyosun lan dedim, tamam bakmadık da tanıdık yazıcı var, toprağım hemde, * * derbi sonuna bağlar nöbeti diyorum. ama unuttuk, eleman fenerli. gıcıklık olsun diye benim nöbeti 19:30'a yazmış. birliğe dönene kadar bilemiyoruz tabi, * ben o arada ne olur ne olmaz diye çarşıdan bi tane bu dandik mp3 çalarlardan aldım hani pil kadar uzunlamasına olanlar varya. radyo çeker elbet. varsa öyle bi durum açarım radyoyu dinlerim falan diyorum. (içeri sokmak için diş macunu aldım, macun tabi hikaye, kutusu lazım.)

    geri döndük birliğe ilk iş nizamiyedeki arkadaştan nöbet listesini aldım baktım ama nasıl sinirlendim. döndük koğuşa giyindik kamuflaj falan tam çıkıyorum bu yazıcı eleman geldi. "lan derbi saatine nöbet mi yazılır olum, bana yapma bari" falan derken bu kıs kıs gülüyor "hahaha nasıl gönderdim seni nöbete biz size çakarken sen nöbette çapraz duracaksın" falan diye iyice delirdim. neyse bir baktım, bizim kısa dönem başka bir arkadaşla gidiyoruz nöbete, eleman da fenerli. ilk 10 - 15 dakikayı izledim sonra gittik tırmanıyoruz kuleye. nöbete gittiğim arkadaş da "ulan maç da gitti" falan derken ben dedim buna "bende mp3 var hacı, radyo çekiyorsa izleyemesek de dinleriz" diye. nasıl sevindi eleman. neyse çıktık, kuleye girdik oturduk. açtım radyoyu frekans arıyorum derken aha lig radyo çekiyor ama 2 eleman utanmasa yemek tarifinden bahsedecek. lan diyorum maçı anlat maçı alooo. arada bir işte şu vurdu dışarı gitti şu pası atamadı falan diyorlar ama maç anlatmaktan çok adamlar muhabbette.

    ilk yarı bitti, devre arası haberler falan 2. yarı başladı. dinliyoruz neyse eleman "bu maç böyle biter hacı, berabere bitsin zaten ya dostluk, kardeşlik" falan konuşmaya başladı dışımdan "hıı kanka" falan derken içimden "bi sus lan, wesley saplayacak aha şimdi" derken yayının ortasında arko traş bıçağı reklamı girdi hiç unutmam. nasıl sövüyorum ama, öncesinde de maçı anlatmıyorlar zaten bi anda reklam girince ben ana bacı lig tv'ye lig radyo'ya şansal büyüka'ya prandelli'ye kim varsa sövmeye başladım. reklam bitti "evet galatasaray sneijder'in çok güzel golüyle 1-0 öne geçiyor" falan konuşmaya başladı bu ben kalktım pardon filminde hapishanenin önündeki asker gibi oynuyorum aga. peşine bi reklam daha aha lan noluyor yine mi gol dedik sneijder 2'yi atmış aslanım benim. muhabbet geyik falan indik aşşağıya geri nöbet bitince. o arada bi de yedik taçtan çevrilen top fenerli arkadaş "hadi olum" falan diyor ama lig radyo'daki eleman "cüneyt çakır verdi golü" diyince ben o golde bir numara olduğunu zaten anlamıştım, daha da bir şey olmaz bu maçtan dedim.

    bizim galatasaraylı arkadaşlar habersiz tabi bende radyo olduğundan geliyorlar olum nasıl koyduk senin şimdi haberin de yoktur falan. ben keyiften zaten dört köşe olmuşum nöbet kulesinde. bak 5 ay orada askerlik yaptım, kuleden gülerek inen bir ben varımdır. :)

    velhasıl, wesley sneijder'in galatasaray kariyerindeki en güzel 2 maçından birisinin özetlerini izleyebildim, ama radyodan maç dinlemekten de nefret ettim.

    bide o dönem bengü'nün "sahici" şarkısı yeni çıkmıştı, o dönemki teknik direktörümüze ithafen ben onu şu şekilde düzenlemiştim;

    "yıkılır her maçta üzerime dünya, demiştim prandelli harbiden bir kazma, 4. yıldızı parçalı formaya takmıştık söktü piç zorla".

    askerde çok vaktiniz oluyor beyler, askerlik yapmamış sözlük yazarlarına tavsiyemdir bir aydınlanma arıyorsanız gidin, hiç beklemeyin.
  • 15
    hayatımda nedense en zevk aldığım sezon olan 2011-2012 sezonuna denk gelen durum. soğuk isparta'nın askeri gazinosunda, dışarıda yoğun kar yağışı varken oynanan gaziantep ve sivas deplasmanlarındaki çoşkumuz ile kadıköy'de baros'un direkten dönen topundan sonra yanımdaki fenerbahçelilerin yüz ifadesi unutulmazlar arasındadır.
  • 19
    trabzonda 349. kısa dönem askerdim. internete giremediğim için sneijder ve drogba gibi transfleri bittiği an televizyondan gördüğüm zamanlardı. bu transferleri birden öğrenince nasıl bir paralize olmak duygusu yaşayabileceğimi tahmin edersiniz.

    malum o sene şampiyonlar liginde çeyrek finale kadar çıkıp real madrid'le oynamıştık. ilk maçın da hikayesi ayrı, onu belki sonra yazarım ancak hayatımın en unutulmaz maçı rövanş maçıydı.

    o gece komutan yat içtimasını aldı. ben de nöbetçi çavuştum. herkesin aklında akşamki maçı izleyip izleyemeyeceğimiz vardı. komutan şöyle dedi;

    "arkadaşlar, umudumuz olan bir maç olsaydı izleyin derdim ama herkes yatsın zaten formalite maçı olacak, televizyonu açmak yasak kimseyi dışarıda görmeyeyim."

    o an yıkıldım ancak o günkü nöbetçi subayın nöbetçi çavuşlara taburda devir atmalarını tavsiye ettiği aklıma geldi ve benim ortalıkta gezinmeme kimse bişey diyemezdi. risk alıp kantine gidip televizyonu açmak mı yoksa muhtelemen yenileceğimiz maç için hiç riske girmeden yatıp uyumak mı... bu kararsızlık içimi yedi bitirdi. en sonunda dayanamadım ve herkes uyuduktan sonra gizlice kantine geldim ve komutana yakalanmak pahasına televizyonu 21:40 gibi açtım. maç başladı, sonra benim gibi dayanamayıp kantine gizlice üzerinde pijamalarıyla gelen bir kaç arkadaş daha oldu. bir şey diyemedim, bu maçtan mahrum kalmak bir galatasaraylı için ızdırap niteliğindeydi.

    içimde ilk maçın burukluğu ile birlikte engelleyemediğim bir ümidin yarattığı heyecan beni garip hislere sokuyordu. üstelik evimden uzak, gizli saklı soğuk ve karanlık bir kantinde galatasarayımla baş başa olmak unutulmaz bir his yaratmıştı.

    maç başladı ilk golü yedik, sesimiz çıkmadı. ancak heyecanımızdan hiç bir şey kaybolmadı. gizli saklı bir iş yapmanın verdiği adrenalinle kalbimiz son hız atıyordu. dakikalar ilerlerken eboue'nin golü geldi. herkes bağıracak gibi oldu ancak kimse sesini çıkaramadı ve "oh be real'i boş geçmedik" anlamında gülümseyerek birbirimize baktık.

    dakikalar ilerledi, bir gözümüz kapıda bir gözümüz televizyonda... derken o an geldi... sneijder 2.yi yazdı. işte o an o kantinde herkes hayatının en zor anını yaşadı. içimizden çığlıklar atmak geliyordu ancak sesimizi çıkaramıyorduk. sevinçten birbirimizin elini kolunu sıkıyor, omuzlarımızdan tutup birbirimizi sarsıyorduk. o andan itibaren yerimizde oturamadık. yumuşak adımlarla bir sağa bir sola koşuşturduk heyecandan.

    derken...
    drogba...
    o an zaman büküldü, an ve mekan değersizleşti...
    o an trabzon'un en tepesinde karanlık ve buz gibi bir kantinde üzerimizde pijamalar ve parkalarla değil arena'nın kale arkasında formalarımızla duruyorduk...
    boynumuzda künye değil, sarı kırmızı atkımız vardı adeta...

    hepimiz birden avazımız çıktığı kadar bağırdık. yaşadığımız büyük gerilimin sonundaki duygu patlamasıyla sevinçten ağlayanlar oldu... tüm çarşıların kitlenmesine razıydık o an... hayat durmuştu...

    "4'ü atalım 5 ne olursa olsun gelir" diye sayıklamaya başladık, ağzımızdan tek çıkabilen buydu. ne gecenin ayazında tutacağımız nöbetler aklımızdaydı ne geçmesi gereken günler. hayattaki tek gayemiz o 4. golü görmekti. ve o malum ofsayt olan ancak bizim için maçı 3-2 değil de 4-1 gibi hatırlamamıza sebep olan gol geldi ve iptal edildi... tarifsiz bir duyguydu, zirveye kadar tırmanıp elinin kayması ve yuvarlanmak gibi bir şey...

    neyseki kazasız belasız bir şekilde kimse duymadan maçı bitirdik ve yattık.
    o gece askerde ilk kez sabaha kadar yüzümde bir gülümsemeyle uyumuştum.

    o gün anladım ki, galatasaray zaman ve mekan bağımsız hayatımızın her anında, her koşulunda bizim ilk önceliklerimizden.
    ve hep öyle olmaya devam edecek...
  • 21
    (bkz: 19 ağustos 2017 osmanlıspor galatasaray maçı)

    galatasaraylı olan islam adlı komutanın nöbetçi komutan olduğu güne denk gelmesi halinde gerçekleşmesi mümkün olabilen fiildir. dijitürkü var, kantindeki televizyona takıyor sağolsun.

    geçen hafta osmanlı maçını izleyebildim ve islam komutanın bugün de nöbetçi olduğunu duydum, sevindim. bugün de izlerim umarım, bakalım.

    (bkz: 25 ağustos 2017 galatasaray sivasspor maçı)

    edit: izleyebildim.
  • 22
    söz konusu olan maç,

    (bkz: 14 nisan 2019 fenerbahçe galatasaray maçı)

    bir pazar günü oynanan bu maçın moduna hankmoody devrem ile beraber günler öncesinden girmiştik zaten. fakat, maça günler kala yaptığımız araştırmalar sonucu maçı seyredebileceğimiz sadece 1 yer olduğu ve o yerin de maximum 200-250 kadar adam alabileceği gerçeğini de kanıksamıştık. maç günü sabah içtimasının ardından tek televizyon olan yer kantine varmamız saat sabah 10 civarıydı fakat maça 9 saat olmasına rağmen 100 kişiye yakın adam yer tutmaya çoktan başlamıştı bile. biz o maçı izlemeliydik bir şekilde tabi. ilk başlarda yerimizi güzel korusak da, pazar ziyaretçi günü olmasından dolayı ziyaretçi parkından sandalye taşıyan personel sayısı artınca milletin anası, babası ayakta kaldı ve kışla komutanı olaya el atmak durumunda kaldı... akşam 17:00'e kadar ziyaretçi parkı ve kantin çevresnde tam kamuflajsız ve traşsız adam olmayacaktı...

    tabi bizim 5-6 saattir verdiğimiz mücadele boşa gitti ve gidip traşı da bir güzel olduk. bu kez 17:00'den sonra tuttuğumuz yeri korumak gibi bir görevimiz vardı ama her yer her yerdeydi tabiri caizse. bizim koyduğumuz sandalyede bambaşka adamlar falan oturuyordu en son. neyse o hengameyi de atlattık bir şekilde ama yerimize kurulan adama hankmoody 'nin benim hakkımı yiyenin çoluğundan, çocuğundan çıksın!" serzenişi işe yaramış olacak ki, hakikaten herif akşam yemeğinde çıkan sütlacı kaşıklayıp "ben izlemekten vazgeçtim." diyerek gitti amk. ona anlam veremedik...

    maça gelecek olursak, fm'deki 2 boyutlu noktalar halinde izledik desek yeridir amk. çünkü televizyona mesafemiz rahat 200 metreye yakındı. gol attığımızı falan ön sıralardaki hareketlenmeden öğrendik.

    değişik bir tecrübeydi yani. umarım bir gün herkes tadar.*
  • 25
    14 nisan 2019 fenerbahçe galatasaray maçı için koğuşta alt ranzanın ortasına çavuştan aldığımız akıllı telefon ve bol internet paketli bir arkadaşın hattını birleştirip yayıncı kuruluş internet hesabı olan üçüncü bir başka arkadaştan da hesap bilgilerini alarak gerçekleştirdiğimiz operasyon. biraz fazla yanaşık düzen olsa da maç sonuna kadar epey bir kişi bu sistemle tüm pozisyonları izlemiş oldu.