• 3
    amatör kümeden oynamanın zevkli yanları da, kötü yanları da vardır.
    zevkli derken;
    arkadaş ortamı güzeldir. neşeli idmanlar yapılır. hele yağmurlu karlı havalarda çamur içinde yapılan idmanın tadından yenmez. arada bir baklavasına idman yapılır. kemik sesleri etrafı çınlatır.
    kötü derken;
    düz koşu denen illetten kurtulamazsın her daim yaptığın şeydir. askerdeki mıntıka temizliği gibi hiç bitmez. malzeme sorunu yaşarsın, maça çıkarsın a takımın giydiği formaları giyersin. tabi yıkanmadığı için üzerinde ölü bir fare taşırsın hele sıcak havalarda "allahım al canı mı" dersin. arkadaşlarınla sürekli rekabet içinde olduğundan gruplaşma daha çok olur.

    falan felan....
  • 4
    oynadığım dönemde antreman sahamız sütlüce deydi*. tam da haliç in yanında bok kokusu içinde geçerdi idmanlar. bir kaç kez topa sabri gibi vuran bir arkadaşımız sayesinde top haliçe gitmişti. eee amatör küme top bile sayıyla. hoca beni top almaya göndermişti. yakınımızda kayıkçılar vardı. kayığa atlayıp bok kokan topu almıştım. sanki şampiyonluk kupasını almış gibiydim.
  • 5
    maçlarımız kulaksızdaki ok spor sahasında oynardık. bir maçta çıkan olaylar nedeniyle ceza alıp istanbulun en uzak yerlerine sürülmüştük. zaten yaptığın 10 tane maç hepside ya kocasinan da ya da zeytinburnu nda olurdu. ford transite sıkışıp maça gitmek ayrı bir dertti. hele kokmuş formaların dolu olduğu çuval yanı başındaysa deyme keyfine. giderken güzel olurdu da yenildiysen vay senin haline. ertesi idman hoca fazlasıyla acısını çıkarır, düz koşu yaparak seni buharlaştırır * diye.
  • 6
    çok zevkli ama çok da zordur. hayatımda en çok futbol oynamaktan zevk aldım, hala da öyle.
    bir yerden sonra kesmedi mahallede, çıkmaz sokakta top oynamak. benim zamanımda halı saha da yoktu. ille bir takımda oynamak istemiştim. yedikule'de başladım top oynamaya. şimdiki gibi değildi kazlıçeşme, deri fabrikaları oradaydı. hoca derin nefes al diye bağırdıkça, kokudan midem bulanırdı.

    sahalar elbette topraktı. kömür sahalar bile vardı. şimdi ibb'nin tesisleri olan yenikapıdaki yer, langa sahasıydı ve kömürdü. ağzımız, burnumuz kömür dolardı. vefa, eyüp falan hep topraktı. yağmurda sırılsıklam olursun, devre arasında soyunma odasında üşürsün. bitse de gitsek dersin artık.

    çok arkadaşım oldu futbol oynama sayesinde. çok insan tanıdım, bazıları da beni tanıdı. küçücükken birilerinin sırf futbol oynuyorum diye tanımaları nasıl güzel bir şey bir bilseniz.

    hakemlere kızıyoruz ya süper ligde. bir de gidip amatör kümede görün hakemleri. takımına göre kimi aslan, kimi süt dökmüş kedi. seyircin varsa maçı aldın demektir. kim kurtaracak ki o incecik telle ayrılan sahada hakemi.

    istanbul dışında daha vahim bu durumlar. köy takımlarıyla maça gidersin. tek kurtuluşun var, ya maçın başında farklı öne geçeceksin ya da farkı yiyeceksin. oyun kafa kafaya gittiğinde yandın demektir. futbolu sevmeyen amcalar bile kalkar gelir köy sahasına, maçı görmeye ama aslında şehirden gelenleri dövmeye.
    **
  • 7
    seyircili takıma karşı oynamak çok zordur. özellikle basketbolda, amatör kümelerde müessese takımları fazladır. maç günü doldurur fabrikayı salona, verir ellerine davulu. davulcu da tesadüf(!) gelir senin benchin arkasına oturur. güm güm de güm güm. sahaya yabancı madde yağar, hakemler kördür. o kadar insanın tepkisini almaktan korkar. gider deplasmanda yenersin adamları, salondan polis eskortu ile çıkabilirsin anca. güçlü olan müesseseler hakemden yana şanslı(!)dır. aynı maçta iki diskalifiye beş teknik faul yersin. kurt kapanıdır. zordur ama yine de güzeldir.
  • 8
    minik ve yıldız takımda toplam 4 sene oynadım. averaj takımının kaptanlığını yaptım. sağ açıktım 7 numaramla. gün geldi alibeyköy'e 9 - 1 yenildik, gün geldi ortabayır'a 7 - 0 yenildik ama en çok 5 - 0 yenildik. kimler yenmedi ki bizi istinye, yahya kemal, gültepe gelen geçen koydu afedersiniz. küçük yaşta öğrendim yenilmeyi. yenilmekte değil hezimet yani. bir de kaptanım ya hani her golden sonra hadi beyler hadi diyordum ellerimi şaklatarak.*
    ama bir maçı unutamam. harmentepespor maçı. ortaokulda sınıfımızın en iyi oyuncusu tolga harmantepe'de oynuyordu. ilk maçta bizi 7 - 1 yendiklerinden hafta boyunca dalga geçti, bu sefer 10 tane atıcaz, averaj takımının kaptanı olmak nasıl bir duygu falan. ben de ses edemiyordum ama içten içe cidden hırslanıyordum her maç nasıl fark yiyebiliriz diye. maç günü geldi çattı. sahaya çıkarken tolga sırıtıyordu bana bakarak. maç başladı sıcak havada oynuyoruz kalemiz allah'a emanet direkten dönen toplar falan. sonra takımımızın en cılız oyuncusu ve forveti havadan gelen topa ortasahadan vurdu ve gol oldu. 1 - 0 öndeydik. ilk defa. önde olmak harika bir duyguydu ama az sürdü ve beraberlik golünü yedik akabinde. yine kalemizde zor anlar yaşadık uzunca bir müddet ama futbol tanrıları yanımızda değil bildiğin sahadaydı sanırım.* maçın son anlarında bir korner kazandık defanstan dönen topun gelişine ceza sahası dışından mükemmel bir şut çıkararak gol yaptım. çılgınlar gibi sevinmiştik. çocukluğumda en mutlu olduğum andır muhtemelen. 4 senelik ufacık kariyerimde attığım tek gol ve gördüğüm tek galibiyet bu maçtır. tek farklı mağlubiyetimiz olmadığı düşünüldüğünde galip gelmek üstüne tolgaların takımını yenmek. uhuuu.
    bu da böyle bir anımdır yani. amatör küme hakikaten güzel bir şey sanırım. keşke devam etme ihtimalim olsaydı.
  • 11
    --- alıntı ---

    iki hafta önce, istanbul süper amatör küme 1. grup’ta hadımköyspor’un vefaspor’a sahasında 7-0 haberi geldiğinde tüm istanbul ufak çaplı bir şok geçirmişti. istanbul’un batısında bir sanayi beldesi olan hadımköy’ün yeşil-siyahlıları son yıllarda ligin en güçlü ekiplerinden biriydi, hatta bir yazımda kendilerini konu etmiştim. lakin uzun süredir paraları ödenmeyen futbolcular haklarını istediklerinde yöneticilerden “her şey para değil” yanıtı alınca bavullarını toplayıp hadımköy’den gidiyor. hatta iddiaya göre bir yönetici, teknik heyet ve futbolculara “şu güne kadar paranız verilmezse ve siz de hala burada kalırsanız adam değilsiniz” manasında şeyler söylüyor. sonra hadımköyspor genç takımlar çıkmaya başlıyor, geçen hafta vefa’ya sonra yeşilova’ya 7-0’lık sonuçlarla yeniliyor.
    bu bahsettiğim takım sıradan bir amatör takım değil, 3. lig ayarında bir ekip ve oynayanların hepsi ekmeğini bundan kazanan futbolcular. beşiktaş’ta tüm futbolcuların ayrıldığını paf takımın da çıkıp manisaspor ve denizlispor’dan yedişer tane yediğini düşünün. bu olayın amatördeki etkisi böyle. uzun yıllar kulübün başkanlığını yapan, şu sıralar kırkpınar yağlı güreşleri ağalığı’nı da yürüten seyfettin selim’in görevden ayrılması, hadımköy belediyesi’nin de lağvedilip arnavutköy’e bağlanması kulübün bu noktaya gelmesinde önemli etkilerden. sanıyorum yeşil-siyahlılar’ın şampiyonluk yarışında geri kalması da yöneticilerin takımı gözden çıkarmasında önemli pay sahibi.
    bu sayfalarda amatör kümede transferin nasıl işlediğini az çok anlatmıştım, yine hatırlatayım. her ne kadar takımların büyük bütçeleri olsa da amatörde sözleşme yoktur, her şey ‘söz’e bağlıdır. futbolcu toplu para+maaşa anlaşır ancak ortada bağlayıcı bir şey yoktur. bir futbolcu 6 ay düzenli para alıp kaçabilir de bir kulüp hiç para vermeyebilir de ama hiçbir şey iddia edemezsiniz. tabi bu durum bazı tatsız olaylara neden olabilir.
    örneğin geçen sezon bursa’da iki ayrı iddialı takımda uzun süre paralarını alan futbolcular, 3. lig terfi maçlarına kısa bir süre kalan 1 veya 2 ay para alamadıkları için takımı bıraktılar, bazıları idmanlara çıkmadı. böyle olunca dünyanın parası harcanan takımlar ilk turda elendi.
    bu sezon da bir kentte futbolcularına fazla ödeme yapamayan iddialı bir kulüp uzun süre oyuncularına “sıkın dişinizi, ödeme yapacağız” dedi, sonra takım deplasmanlı amatör lig’e yükselmeyi garantiledi. yönetim de birden haklarını isteyen futbolcularına “işinize gelirse kardeşim, icabında genç takımla çıkarız” dedi. gerçi 3. lig’e terfi maçları da var ancak oradan 3. lig’e çıkma ihtimali çok düşük, bu nedenle yönetim de deplasmanlı amatör lig cepte diye futbolcularına rahatça efeleniyor. genelde bu dönemde futbolculara para ödenmediğinde “bak terfiler geliyor, çık kendin için oyna, seneye daha iyi bir takıma transfer olursun” derler. ama futbolcu saf mı? yukarıda anlattık para ödemeyen kulüpler en iyi kulüpler, daha nereye gidecek? zaten amatörde hiçbir şeyin garantisi yok! eskiden verilen sözlerin bir değeri vardı ancak bozulan toplumsal ahlakla birlikte artık verilen sözler de tutulmaz oldu. zaten içinde para olan bir şeyde her zaman sorun vardır.

    --- alıntı ---

    efkan bucak - radikal
  • 12
    para kazanmadan, zevk için yapılan aktivitedir. tabii yersen.*

    birkaç sene olmuştur amatör futbolcu olalı. artık sağlık muayenesine kendin gitmen gerekmez. kulüp senden resim ister, senin yerine sağlık ocağına gidip mührü, imzayı alır. artık kendin gitmiyorsan sağlık ocağına, kulüp sana önem veriyor demektir.

    genellikle genç takımdan da alt yaş gruplarında kendin gidersin sağlık raporu almaya. sağlık muayenesine kendin gidince de zor bir şey yoktur aslında. gider sağlık ocağında sırada beklersin, elinde lisansın. sonra bazen doktor içeri çağırır, bazen odacıyı çağırıp imzalar gönderir. odacıya da illa sorar, çocuk nasıl, gözü mözü görüyor mu, topal falan değil di mi diye. seni odasına çağırdığında da sorar : bir rahatsızlığın var mı, diye. bir keresinde zıplamamı istemişti doktor.

    eğer çok iyi bir oyuncuysan, genç takıma yaşın tutsa bile a takımla idmanlara, maçlara çıkmaya başlarsın. azar azar para da verirler futbolcusuna, ellerinde tutmak isterler.
    bizim zamanımızda kulüp izin vermedikçe kıpırdayamazdın bir yere. hatta başıma da gelmişti öyle bir şey. yardımcı hoca 6 mikasa top getir, lisansını vereyim demişti de. a takımın başına geçen metin kurt bırakmamıştı. o zamanlar bölge dışı yapılınca, yani il dışında bir yere gideceksen lisansını alabiliyordun. ben de öyle yapmıştım, bir sene gidip edirne’de oynamış, sonra istanbul’a geri dönmüşütm.

    artık a takımda da kendini gösterdiysen, başkanla para konuşmaya başlarsın. başka kulüple anlaştığında da yeni kulüp eskisine para öder. bunların hiç biri yasal değildir. sadece sözlerle yürür işler. amatör futbolda para olmaz zannedilir, ama ne paralar döner bilinmez uzaktan.
    bizim zamanımızda büyük paralar yoktu. ama 5-6 ay süren amatör lig için kazandığın parayla bütün yıl geçinilebilirdi öğrencilikte. bazen tv, çamaşır makinası bile verilirdi yıllık ücret yerine.

    para konuşmalarında en çok karşılaşılan sözler: "sen bizim mahallenin çocuğusun". ya da "sen bizim eski topçumuzsun, kaptanımızsın !" tamamen başkanların pazarlığa yönelik sözleri. "bize anlayış göster, durumumuzu biliyorsun, sana az para verelim" demekti bu. ama dışarıdan bir topçuya senin 3 katını ödeyebiliyorlardı.
    başıma geldi de oradan biliyorum. hem semtimin takımı, hem de kaptanlığını yaptığım kulüp, bana böyle demişti bir sezon başında. ben de başkana “ bana daha fazla vermeniz lazım, ben dışarıdan gelen adam gibi satmam, bırakıp gitmem takımı” demiştim de işe yaramamıştı.
    sonra tanıdığım bir topçuya bana önerdiklerinin 3 katını vermeye hazırlandıklarını öğrenince, başkana selam göndermiş, çok az bir paraya okulumun kulübüne transfer yapmıştım. o sezon aynı gruba düşünce de cezalarını kesmiştim, sahada. sonra çok yalvardılar “seneye bizdesin” diye ama iş işten geçmişti.
  • 15
    --- alıntı ---

    futbol federasyonu, ‘2010-2011 sezonu amatör futbol liglerinde uygulanacak esaslar kitapçığı’nı çıkardı. dileyenler tff’nin sitesine gidip pdf formatında indirebilirler. içinde neler var şimdi yaz yaz bitmez ancak önemli birkaç noktaya değinmekte fayda var.
    merakla beklenen yaş kontenjanı konusunda tff biraz yumuşadı ve takımların 30 yaş üzeri oyuncu oynatma limitini 4’e yükseltti. yani 1979 ve öncesi doğumlu dört futbolcu aynı anda sahada oynayabilir veya kulübede oturabilir. ancaaak, tff şunu da yapıyor: ilk iki oyuncu için hiçbir vize bedeli talep etmezken üçüncü kontenjan oyuncu için 3 bin, dördüncüsü için bir 3 bin tl daha istiyor. paran varsa ‘yaşlı’ oyuncu oynatabilirsin. şimdi tff’ye sorsanız “biz takımların gençleri oynatmaları için böyle yapıyoruz” diyecek. artık bu satırlarda karşıt fikir yazmaktan sıkıldım. ama şunu söyleyeyim zaten hiç kimsenin parası olmadığından bu sezon kulüplerin birçoğu genç oyuncularla sahaya çıkacak.
    tff’nin son yıllarda yaptığı en iyi şeylerden birisi, filiz lisanslardan, yani bir futbolcu için çıkarılan ilk lisanstan para almamak. bu, altyapısı çok iyi işleyen kulüpler için büyük bir nimet. ayrıca iki yıl futbol oynamayan amatör futbolcuların eski lisansları düşer ve yeni filiz lisans çıkarırlar. her şey güzel gibi ama... mesela benim yaşım 29. beni halı sahada oynarken beğenen bir kulüp yöneticisi “efkan gel seni bize kaleci yapalım, iddiamız yok zaten, spor olsun diye lige çıkıyoruz” dese, benim filiz lisans çıkarmak için tff’ye vereceğim bedel 1000 tl! gençlerin önünü her daim açan sevgili tff’miz 1984 ve öncesi doğanlardan filiz lisans için 1000 tl talep ediyor. yani tff bana “efkan ne işin var senin amatör ligde, git halı sahada oynamaya devam et” diyor. zira beni transfer edecek kadar düşmüş bir takım 1000 tl lisans parası veremez. hiç kusura bakmayın ben de vermem.
    ‘ihtiyarlara’ bu ligde yer yok demek ki.
    amatör liglere katılacak takımlar tff’ye 400, illerindeki amatör spor kulüpleri federasyonlarına (askf) 200 tl yatırıyor. o 200 tl, askf’nın o kulübe referans vermesi için. eğer vermezseniz, referans alamadığınız için tff sizden katılım payı olarak 1200 tl istiyor.
    transfer yapıyorsunuz diyelim... 18 yaş altı bir futbolcu için bir kere kulübüne, istediği kadar yetiştirme bedeli vermek zorundasınız (ya da ‘lisansını al da gel’ dersiniz, artık futbolcunun velisi verir) sonra 1994-1996 doğumlular için tff’ye 200, askf’ye 100 tl yatırıyorsunuz. 1993 ve daha büyük doğumlu bir oyuncu için bu bedel 675 tl oluyor. burada da tff şöyle diyor: “sen de transfer yapma kardeşim, altyapındaki oyuncunu oynat. transfer yapıyorsan da paran vardır zaten, ver bir zahmet.”
    amatör futbol kulübü tescilinde de ilginç bir ayrıntı var (önceden vardır da ben ilk kez görüyorum). bir kulüp kuruyorsunuz diyelim. eğer ankara, istanbul, izmir, bursa, kocaeli ve sakarya’daysanız tescil için ödeyeceğiniz bedel 5 bin tl, diğer illerde 1000 tl. sanırım bu
    6 ilde kulüp sayısının fazla olması dolayısıyla böyle bir yola gidilmiş (tersi bir mantık diğer iller için geçerli. az kulüp olduğundan teşvik edilmek isteniyor).
    kitapçığa baktığınızda sayfalarda sürekli tekrarlanan bedeller ve hesap numaraları görüyorsunuz. fena da cirosu yok hani tff’nin ama giderleri de fazla tabii. yine de tff gençlerin önünü açacağım refleksiyle yaşı büyük oyuncuların önüne taş koymaktan vazgeçmeli diye düşünüyorum.

    --- alıntı ---
    efkan bucak - radikal - 15.08.2010
  • 16
    futbolcuların forma numaraları 1-11 arasındaydı bizim zamanımızda.*
    mevkilerin forma numaraları belliydi:
    1-kaleci, 2-sağ bek, 3-sol bek, 4-stoper, 5-libero, 6-ortasaha solu, 7-sağ açık, 8-orta saha sağı, 9-santrafor, 10-orta sahanın ortası, 11-sol açık*.
    görüldüğü gibi dizilişimiz 4-3-3. o zamanlar 4-4-2'yi bir amatör takımın oynaması kolay değildi, nedense?

    bu numaralarla ilgili bir de mavra var. bazı tilki hocalar forma numaralarını değiştirirlerdi. sağ beke 9, santrafora 3, sağ açığa 10 giydirip rakibi şaşırtmayı amaçlarlardı.
    komik gibi ama değil. amatör topçu, hele ki genç takımdaysa, maçtan önce sahanın arkasındaki dandik küçük alanda ısınırken tutacağı ya da mücadele edeceği adamı gözüne kestirir, kendini o adama karşı biler. vardı böyle tipler. hah, işte onlar bu forma numarası değişikliğinde şaşırıp kalırlardı, gereksizce sinirlenirlerdi.

    komikti be aslında.
  • 17
    twitter fenomeni cihat akbel'in çok yerinde ve hemen herkesin başına gelip de kafasını kuma gömdüğü meseleye değindiği flood. bence çok haklı, herkes o soyunma odasında tokat atan antrenöre odaklandı, ama sorun bununla bitmiyor. buzdağının görünen yüzü o, bunun gibi ve bunun daha ağır şartlarını yaşayan o gencecik çocuklar kim bilir neler çekiyor. amatör olarak bile hiçbir futbol kulübünde oynamadım, ancak bahsettiği sokakta arkadaşları ile futbol oynamış, o tozu toprağı dibine kadar yutmuş biri olarak anlattığı meseleyi o kadar iyi anlıyorum ki, betimlemeler hiç yabancı gelmiyor.

    hakikaten de tv'deki şarlatanlar kendilerini ve kitlelerini uyutmaya devam etsinler, yabancı sınırı azalsın, artsın diye.

    https://twitter.com/...863898134925314?s=19