• 1477
    3-4 saattir hep asy ile ilgili eski videoları izleyip iç geçiriyordum. dile kolay, 99 da yeni açık numaralı köşesi ile başladık, 2000'den 2010'a kadar kapalı tribün.
    o eski videoları izlerken alt tarafta link'ini eklediğim videoyu izledim 2-3 defa. hep anılar canlandı. merdivenlerden çıkarken stad ışıklarının yavaş yavaş gözükmesi, 3-2 milan maçı, 0-2 den 3-2 real maçı, ömrümüzden 16 sene çalan 16 dakika, monaco maçı, hagi, hakan şükür, bülent, tafo, popescu, jardel, kewell, keita... saymakla bitmez.
    iyi ki 10 sene seninle büyümüşüm, iyi ki meşalede rakı, orjin de köfte, duran da sandwich bira yapmışız.

    yukarıda belirttiğim, aşağıda linkini eklediğim videoda 1.55'de sol tarafta bayrak sallayan bendeniz, kardeşiniz...
    seni yıkan dozerin...

    https://twitter.com/.../1083740080076980224
  • 1481
    evimizin bahçesi, camımızdan yansıyan sokaktı. orada oynayan galatasaray futbol takımıda, o bahçe ve sokakta oynayan çocuklardı, çocukluğumuzdu. şimdi ne o çocukluk kaldı ne de çocukların futbol oynayabileceği bir sokak ve bahçe. ama olsun çocukluğumu nasıl özlüyorsam, nasıl mutluluğu içime işlediyse, sende öylesin içimde. öyle kaldın öyle kalacaksın.
    mecidiyeköyünü merkez, galatasaray’ı dünya kulübü yapan mabed.
  • 1484
    anitkabir'den sonra, turkiye cumhuriyeti sinirlari icinde bulunup da bugune kadar boylesine meshur, degerli insanlari misafir etmis ikinci yapidir. bir baskasi da bulunmamaktadir.

    canimiz cigerimiz galatasaray sayesinde bu statta, dunya futboluna yon vermis, efsane statusu kazanmis bircok oyuncuyu canli izleyebildik, o futbolcular da hayatlarinda, ali sami yen gibi buyuk bir atmosferde futbol oynama sansina eristiler.
  • 1486
    ilginçtir ama beni galatasaraylı yapan şeylerin başında gelir. rahmetli babanem ve dedem karşıda otururdu. koca mustafapaşa'dan çıkardık yola her haftasonu, erkenden, e5'te daha trafik başlamadan. haliç'i geçtiğimiz andan itibaren cama dayardım ellerimi, burnumu, nefesimi ve heyecanla beklerdim o hayatımda gördüğüm en büyük yapıyı görmeyi. yavaş yavaş belirirdi annemin önündeki pencereden rüzgarda savrulan, zamanla camdaki buhuya çizmeye başlayacağım galatasaray bayrağı. kalbim küt küt atardı, çünkü belki bu sefer yeni açık'ın merdiven boşluklarından görebilirdim yeşil sahayı, üzerinde top oynayanları. hep kıyısından, köşesinden görebilmiştim içerisini ama her seferinde daha da tecrübeleniyordum, nereye bakmam gerektiğini öğreniyordum. ama hiç bir zaman da göremedim. hep bir hayal, hep bir rüya oldu benim için, orada oynayan futbolcular ne şanslıydı, ne şanlıydı gözümde. ben küçücük bir çocuktum onlarsa kocaman bir stadta kocaman adamlardı, arkalarında 25 bin kişi. ne kadar çoktu ya 25 bin kişi? sene 98, 6 yaşındayım dedim ki ben galatasaraylıyım. sonra uefa kupası geldi, süper kupa geldi, ama benim aklım hep o stada girip, o tribünde maç izlemekteydi. 2001 yılında babam aldı beni yanına arkadaşlarıyla oturttu eski açığa. yıllar sonra yıkılana kadar belki de bütün koltuklarına oturdum en az birer kez. sonra çocukluğumla birlikte o da geçmişte kaldı, her gün hatırlanmak üzere.
  • 1487
    yotube da birşeyler izlerken playlist izlediginiz videolara gore otomatik belirlenir. sogansiz menemen yapimi ile alakali bir video izlerken asagida off-road karavan videolari gorursunuz.

    az evvel (tamamen işsizlikten) youtube da yavuz'un minibüsü'nde ki ismail baki'nin bir tiplemesi olan muzaffer sondörtyüz'e şöyle bir bakiyordum. merak edenler icin ;

    http://gss.gs/M10

    evin içinde şen kahkahalarim her bir odada dalgalaniyor , kimseye pek komik gelmeyen bana ise çocuklugumu hatirlatan bu eski radyo programi kayitlari tekrar o gunleri yasarken, kendimi çocuk gibi hissetmeme vesile oluyordu.

    cocuklugumda dar gelirli bir ailenin cocugu olarak evde digiturk'umuz yoktu. simdiki gibi sikayet edebilecegim bir ip tv'nin varligindan bi haberdim. hoş zaten bilgisayarim da yoktu. ikinci el olarak demirbas listeme katilmis bir radyodan galatasaray maclarini takip eder , onumde bir defter yapragi elimde kursun kalemim spikerin bahsettigi futbolculari kagida oynadiklari mevkiye gore yazar ; pas alis verislerini cizerdim. best fm den dinlerdim maclari orada maci anlatan spiker sanki bana daha yakin mac anlatirdi. galatasaray'ima konduramadigim cumleler kurmaz daha pozitif bir aura yayardi. (zaten kendisi daha sonralari gs tv'de gorev aldi ali ferahbot) tabi mac oncesinde ve devre arasinda da klas fm i acardim. yavuzun minibusunu. zaten fm bandindinda biri 98.40 digeri 98.60 di hafizam beni yaniltmiyor ise.

    kıt olan hayal gucumu o yaslarda tuketmis yetiskinligimde yaraticiliktan uzak duz bir adam olsam da sorumluluktan uzak oldugum o gunleri hep ozlerim.

    her neyse konumuza donelim efendim. o gunleri yâd edip mutlu oldugum hayatin nadiren de olsa torpil gectigi anlardan birini yaşar iken , savunmam düşmüş sudan cikmis balik gibi basima geleceklerden bi haber gozume bir video ilisiverdi. gayri ihtiyari tiklayip actim.

    zaman durdu. bi anda galatasaray-bordeaux macinda buluverdim kendimi. basta harry kewell'in golune sevindim ne şahane gol imiş. sonra tribundeki sesler beni benden aldi.

    http://gss.gs/hnU

    ali sami yen stadyumu o an'i yasayanlarla doluydu.
  • 1489
    gündüz gözüyle akla gelen, babayla gidilen ilk maçı hayal meyal hatırlatan, kardeş ile gidilen son maçla* gözleri dolduran, bunlarla birlikte geçmiş yıllara, giden gençliğe, kaçırılan fırsatlara da üzülmemize vesile olan güzellik abidesi.

    https://gss.gs/48P.jpg

    bu da benim bu güzellikle son fotoğraflarım;
    öncelikli not:11 ocak 2011 galatasaray beypazarı şekerspor maçı'na aittir.(dikkat telefonlar sony erikson k750i ile çekilmiş olup, fotoğraflarda henüz 23 yaşındayım. görünüşümü pek dikkate almayın o yüzden * )

    https://gss.gs/2h2.jpg
    https://gss.gs/Wfj.jpg
  • 1490
    saat 21:00 günlerden salı.
    şampiyonlar liginin başladığı şu günde yine aklıma düştü. yine en büyük hüzünlerimin sebebi oldu.
    soğuk kış gecelerinde, türkiye için geç sayılan 21:45te başlardı maçlar. ay eylül-ekim. daha yenice almışız saatleri geri, bünyeler 22:45 derken saatler 21:45 diyor. hava kararalı çok olmuş, istanbulun keskin soğuğu, bozağdan gelen rüzgarıyla şiddetini arttırmış, evlerden gelen kömür sobalarının dumanı, stad çevresindeki köftecilerlerin dumanıyla birleşmiş, maç öncesinde yakılan meşalelerle stat ışıklarından belli olan bir sis çökmüş stada. öyle bir sis ki, kokusu lezzetli, hissi keskin, görüntüsü korkutucu, tadı zaferli...öyle bir sis ki, bir kere bile içine girememiş olsam da, televizyondan seni içine alan, yıllarca içinde ukte kalan, üzerinden ne geçerse geçsin unutulmayan

    çok özledim seni, sen gittin, aynı çocukluk hayallerimizin üstüne yaşam şartlarını inşa ettikleri gibi, senin üstüne de gökdelenler inşa ettiler.

    https://gss.gs/Lp3.jpg

    belki şimdi daha modern daha "eli yüzü düzgün" bir stadımız var. onun böyle bi sisi yok. sobanın üstündeki güğümden gelen buharı hatırlatmıyor bize belki.. belki çocukluğumuz gibi kokmuyor ama, onda da öyle bişey var ki gelince aylardan mayıs, güneş öyle güzel vuruyor ki karşıdan, dağları aşıp öyle bir ışıldatıyor ki karşı tribünleri, sanki diyor "akın var akın, güneşi zaptedeceğiz, güneşin zaptı yakın"

    https://gss.gs/REO.jpg

    çok özledim seni sami yen, keşke sen geri dönsen de ben yine sana hiç gidemesem
  • 1491
    macta bagirmadigim vakitler arkada ki abilerden kufur yedigim stadyumdan arenaya gectik, simdi tiyatro seyircisi ellerinde telefon bilmem ne story paylasimlari, benden buyuk mahallenin ahmet abisi zamaninda 3210u bilmem kac milyonlara vererek aldigi telefonu sahaya firlatarak ofkesini gostermeye calisiyordu bana o zamanlar oyle bir mahalle de efsane bir hareket olarak gorulmus bizde kucuktuk alla alla diye sasirirdik her neyse benim cebimde panasonic gd92 vardi ki ben telefonuma kiyamiyordum ki onu bir dortmund macinda sahaya atmis sonra alman polisi tarafindan goz altina alinmistim neyse cahil zamanlarimiz tum animizin sonunda; ahmet abimiz aradi " gel turkiye' ye maca gidelim, biletin hazir " felan muhabbetleri yapiyordu bana turkiye'ye gittim sonra maca birlikte gittik adam elinde cekirdek ve samsung bir telefon ile snap atiyordu. eski sevgilim beni terk ettigi vakit bu kadar kirilmamistim

    valla ozluyoruz.
  • 1492
    dünyanın gelmiş geçmiş en harika ve en büyülü anların vazgeçilmez stadı olma özelliğini taşıyan, galatasaray'ımızın mabedi.

    ilk gittiğim maç, lig tarihinin en fazla gol atılan karşılaşmalarından biriydi. 9 yaşında küçücük bir çocukken, adana demirspor'u 9-2 mağlup ettiğimiz maçı izlemiştim. yeni açık altta, atılan her golden sonra ellerimi çırpışımı, eve giderken, gözümün önünde film şeridi gibi geçen golleri hatırlıyorum.

    evimde bile bu kadar fazla anı biriktirmedim. yıkıldığı gün koca adam olarak ağlamıştım. sanki bir stat yıkılmıyor da, birileri anılarımı çalıyormuşum gibi hissetmiştim. şimdilerde her yanından geçtiğimde yüzümde acı bir gülümseme belirir.

    yerine hiçbir şey koyamadığım, en güzel anılarımın tek mekânı.
  • 1493
    zamanında mecidiyeköy'de bulunan stadımız. ilkokulda ve lise birdeyken taksim'den yürüyerek giderdim buraya. bütün parayı bilete bayıldığımız için metroya binecek kadar paramız bile olmazdı. ali sami yen sokak'ta takılırdık paso. abiler arada bira ısmarlardı bize falan. çift turnike falan yapardık. vay be. insan hatırlayınca bir acayip oluyor. daha 25 yaşındayım ve bir sürü anım var burayla ilgili. benden büyükleri düşünemiyorum, ne çok anıları vardır.
    (bkz: eski açık)
    (bkz: kapalı tribün lütfen sakin olalım)
  • 1494
    ilk gittiğimde ve tribünlerden sahaya baktığımda beni ağlatan stad. daha içine girmeden dışına bakip izledim dakikalarca arkadaşlarım bana gülerken. tabi oğlum siz her iki haftada bir geliyorsunuz gülersiniz lan. hani bir video var ya tt arenada sahaya bakıp gözleri dolan elinde sigara olan bir abi. aynen öyle. tabi bizi çeken yoktu o dönemler, gülüyordu benimkiler. o videoyu gördüğümde duyguları iliğime kadar hissettim ve aklıma ilk gelen şey buydu. hayatın anlamı galatasaray tezahüratıyla da üstüne tuz biber ekti.
  • 1495
    havası, suyu, ortamı vs herşeyi bambaşkaydı. gerçekten şanslıydım. orada birçok önemli maçta 1989'dan itibaren tribündeydim. 90'lı yılların ortalarına kadar pederle kapalıda (özellikle avrupa maçlarında), daha sonra fakirleşme süreciyle zannedersem biraz da pederin ayakta izleme zorunluluğu ve bağırma çağırma meselelerine kızması yüzünden eski açıkta da maçlara gittim. ama pedersiz maça gitmeye 90 lı yılların ikinci yarısıyla birlikte başlamamla yeni açıkta uzun yıllar (arada bazen kapalı) bu güzelim stadyumda maçlara gittim, zaferlere şahit oldum. burayı bırakıp (peşkeş çektiler) bugünkü yerimize geçmemize hala alışamadım. arenada açıldığı 2010 yılından bu yana kesintisiz kombine almama rağmen hala ısınamadım. umarım beni yadırgamaz kimse...
  • 1496
    eskiyi hatırlayınca hüzünlendiren bir futbol stadyumu. yıkılacağı yıllarca yazıp çizildiği için boş bir dönemimde avrupa kupası haftasına denk getirip iki maça birden gitmiştim. hem efsane kapalı üst hem de eski açık tribünlerini yaşadım çok şükür. paha biçilemez anılar bunlar. yeni stadın getirdiği avantajları kabul etmekle birlikte insan ister istemez üzülüyor. orada kaç maça gitmek nasip oldu ama o eskinin tadını bir türlü vermedi, vermeyecek. ürkütücü bir stadyumumuz vardi. orjinal, çok özel bir mekandi. konumu ise zaten muazzamdi. keşke oradan taşınmak zorunda kalmadan bir formül bulabilseydik.
  • 1497
    2001-2002 sezonu, o yil ligi sampiyon tamamlamistik. son mac yimpas yozgatspor ile. fenerbahçe ile de yanlış hatırlamıyorsam 3 puan fark var. o günkü maç atmosferini yasamis biri olarak inanilmaz etkilenmistim. canli canli izledigim ilk macti ayni zamanda. yeni stadyum da bizim mabedimiz elbette ancak o gunku atmosferi yasama sansim olmadi hic yeni stadimizda. o gunler cok farkliydi, cok guzeldi. 5-0 gibi farkli bir skor ile yimpas yozgatsporu yendik. mac oncesi apayri guzeldi ama mac sonrasi bir ruyaydi adeta. o gun havanin guzelligi, atmosferin güzelliği derken adeta zafer sarhosu olmustuk. ali sami yen stadi çok farkliydi. benim icin de cok ozeldi. elbette tum galatasaraylilar icin, özellikle orada canli mac izlemisler için cok ayridir yeri. şimdi oradaki binalari gordukce icim hep bi ciz eder. ne yazik ki...
  • 1498
    oynanan son resmi maç 2011 yılında, 11 ocak 2011 galatasaray beypazarı şekerspor maçı olan, fiziki olarak artık yer almasa da, anılarımızda asla kaybolmayacak mabed, ev, cehennem, yuva.

    burada hiç maç izleyememiş birisi olarak, izlemeye en yaklaştığım maç bu maçtı. ancak o zamanki düşünce yapım, ya da ali sami yen stadyumu'nun önemini kavrayamamış birisi olmamdan ötürü gerçekleşmedi ne yazık ki.

    sebebi de şöyle, o sezon sami yen'de oynanan son lig maçı, 11 aralık 2010 galatasaray gençlerbirliği maçını televizyondan izleyip, alınan 2-0'lık mağlubiyet sonrası "bu takımdan bu sene bir yol olmaz" kanısına varmam ve sonrasında bir şekilde elime geçebilecek olan beypazarı şekerspor maçı biletini elimin tersiyle itip, "bu havada hiiiç maça gidip çile çekemem" tribini atmış olmamdı.

    https://photos.wikimapia.org/.../00/43/99/47_big.jpg

    işte bu maçın galatasaray tarihindeki önemi bir yana, türk futbol tarihinde önemli bir yere sahip olan bu stadın son maçına gitmemek gibi büyük bir akılsızlığa da mahal vermem, kalbim ve aklımda galatasaray ile alakalı çektiğim en büyük ızdıraplardan birisi, hatta birincisidir.

    o maçta değil kar, kış, soğuk; kıyamet kopsa dahi gitmem gerekirdi. çünkü bir daha hem maddiyat, hem de zaman açısından istediğim kadar fırsat olmasına rağmen gidecek bir ali sami yen stadyumu bulamayacaktım.

    https://www.facebook.com/...-c/2280152338883390/
  • 1499
    koyu bir beşiktaş taraftarı olan dayımın, beni doğum günü armağanı olarak 3 ağustos 1996 galatasaray monaco maçı'na götürmesi ile ilk kez gördüğüm futbol mabedi. yaz tatilinde, daha önce hiç görmediğim istanbul'a gideceğimizi öğrendiğimde, ali sami yen'de maç izleyebileceğim aklımın ucundan dahi geçmemişti. büyük çoğunluğunu halkalı toplu konutlardaki polis lojmanlarında geçirdiğim tatilimin en mutlu anı, babamın bir gün önceden, antakya'nın uzun çarşısına benzeyen bir yerden aldığı galatasaray eşofmanını giyip sami yen'e gittiğimiz, biletimiz olmamasına karşın bir şekilde babam ve dayımla birlikte içeri girebildiğimiz andır. yol boyunca içimi kemiren şüphe, stadın içine girip yeni açıktan yemyeşil çimleri gördüğüm ana değin devam etmişti. sonrasını tarif etmek gerçekten çok zor. maçla ilgili şeyleri hayal meyal, hatta çoğunlukla yanlış hatırlıyorum. monaco'nun kalesinde barthez olduğu, büyük hakan'ın bir kaç gol kaçırdığı, monaco'nun golünü atan trezeguet'nin ismini, dayımın devre arasında aldığı galatasaray şapkasının içine tükenmez kalemle yazdığı aklımda kalmış. benim hafızama göre maçı da kazanmıştık ama kayıtlara göre berabere bitmiş. internetteki fenerli editörlerden şüphelenmiyor değilim. zira o gün stadyumdan ayrılan çocuk delicesine mutluydu.
App Store'dan indirin Google Play'den alın