• ali şen 1995-1996 sezonunda şampiyon olduktan sonra 7 yıllık kötü seriye son vermişti. zaten taraftarın “ali şen başkan fenerbahçe şampiyon” tezahüratlarının sebebide buydu. o gelecek ve şampiyon olunacaktı.

    fenerbahçe ama bilerek ama bilmeyerek 3-5-2’nin karşısına (o günlerde dünyadaki hakim yapı 3’lü savunmalardı ve ülkede neredeyse herkes 3’lü oynuyordu) net üstünlük kuracak tek yapıyı 4-4-2’yi çıkarmıştı. carlos alberto parreira’nın alametifarikası olan bu sistemde fenerbahçe uche - högh tandemi ile şampiyon olduğunda herkes bir seri yakalayacağını düşünüyordu.

    carlos alberto parreira şampiyon olduktan sonra takımdan ayrılıp yerine vatandaşı lazaroni’yi önerince fenerbahçe onu takımın başına getirdi ve sisteme devam etmeyi tercih etti. ancak fatih terim’li galatasaray son derece acı bir şekilde şampiyon olunca işler değişti.

    ali şen’in başkanlığı bitecekti ve yerine ali şen’in yakın dostu aynı zamanda kulübü iyi bilen, ali şen’in desteğini arkasına almış vefa küçük’ün geçeceğini düşünüyordu herkes. o günlerde fenerbahçe’de listeler ayrı, başkanlar ayrı yarışırdı.

    vefa beyin listesi seçilirken başkan bir oy farkla aziz yıldırım olmuştu. sandıklar tekrar sayıldı ve yine sonuç değişmedi. aziz yıldırım başkan vefa beyin listesi ile koltuğa oturdu.

    aziz yıldırım hırslı bir insandı. 1998’in şubat ayında başkan seçilince hemen kolları sıvadı ama bazı sorunlar vardı. kulübün geliri düşüktü. istediği, hayal ettiği fenerbahçe’yi oluşturabilmesi için yeterli parası yoktu. avrupa’yı örnek aldı ve insanların maça gelmesi için uygun ortamın oluşması gerektiğine inanarak en iyi bildiği işi yaptı ve betona yatırıma başladı.

    1999 yılında stadın tribün tribün yıkarak olduğu yerde yenileme işlemine başladı. sonrada asıl planına geçti…

    ayrı ayrı fikirlere sahip bir grubu, bir zümreyi bir araya getirmenin ve de onlara hükmetmenin yolu bir düşman yaratmaktır. çünkü her kahraman arayışı bir düşmanla başlar. o düşmanın adı da “galatasaray” dı. stadın bitmesiyle birlikte başlayan ve 2011’e kadar süren sürecin fitilini ateşledi aziz yıldırım.. kazanırsa ben kaybederse galatasaray yüzünden ilkesi ile yönetimi bu mantığa göre dizayn etmeye başladı. ya bizdensin ya da değilsin… ne kadar tanıdık değil mi? bu böl parçala yönet stratejisinin bir ürünüydü. aziz yıldırım amacına ulaşmıştı. özellike denizli faciası sonrasındaki süreçte net bir düşman yaratmıştı. "ülkeye şikeyi galatasaray getirmişti"... çok yüksek sesle, bağır bağıra bunu söylüyordu her yerde. bu düşmanla savaşmak için daha güçlü olmak gerekiyordu. daha güçlü olmak içinde para lazımdı.

    aziz yıldırım artık ülkeyi bölmüştü. ya sarının yanında kırmızı olacaktı yada lacivert…
    sloganlar, bağırmalar, suçlamalar.. her şey ama her şey daha fazla kombine, daha fazla forma satışı, daha fazla para içindi.. aziz yıldırım hırsları uğruna iki ebedi dostun dostluğunu bir daha düzelmemek üzere bitirmişti. çünkü normal şartlarda ortada bir düşman yoksa ne iktidarda kalabilirsiniz nede insanlar size para verir. çünkü o para korunmak ve kollanmak içindir en nihayetinde. madem düşman var bize silah al... savun bizi demektir... ayrıca düşman yoksa başarısızlık sorgulanır.. iktidarı kaybedersiniz ama düşman varsa bu sorgulanmaz dış mihrakların suçudur dersiniz ve keyfinize bakarsınız...

    aziz yıldırım ve yönetimleri de bu taktiği kullandılar. kazanamadıkları zaman çamur attılar, tesadüftür dediler, kazandıkları zaman ise biz kazandık! sürekli ama sürekli konuştular. düşmanlığı ve nefreti körüklediler. sonunda türk sporu iki takımın rekabeti üzerine dönmeyi bırakıp iki takım arasındaki nefrete bağımlı hale geldi. gazeteler, televizyonlar, yorumcular daha çok takipçi, daha çok reyting uğruna bunu körüklediler. sahte transfer haberleri yaptılar ki çalım denebilsin. koca manşetler attılar... sonunda aziz yıldırım kadar bu nefret ateşinin altını basında körükledi. yaşanan her korkunç olayın, edilen her hakaretin, oynanamayan her maçın sorumlularından biride basındı.

    yapılan transferler, alınan oyuncular, gözünü kırpmadan ödenen astronomik bonservisler, rakip takımların elinden alınan hatta başka takımın formasını giymişken araya girip transfer çalımı atmalar… bunların tamamı taraftarın gözünü boyamak içindi. bir nevi “paranız boşa gitmiyor” diyordu aziz yıldırım. ama yıl 2018’e geldiğinde görüldü ki kazın ayağı öyle değilmiş. ama o günlerde para çok gibiydi. herkesi satın alabilir havası yaratılmıştı. çünkü her şey gizli kapılar ardında yapılıyordu.

    her sene dernek borcunu ayrı zamanda a.ş.’nin borcunu apayrı bir zamanda açıklıyordu aziz yıldırım. bunun nedeni hep borcun düşük görünmesiydi. galatasaray borcunu açıklarken fenerbahçe onun 4’te 1’i gibi görünen dernek borcunu açıklıyor ve sonrada manşetleri “galatasaray batıyor haberleri süsülüyordu”. aziz yıldırım amacına ulaşıyordu. galatasaray fakir ama fenerbahçe zengin takımdı.. sonunda ona körü körüne inanan bir kitle yaratmış, açıklamadığı transfer maliyetleri ve sanki hiç vergi indirimi almamış gibi yaptığı açıklamalarla birlikte (özellikle vergi konusunu sürekli gündemde tutarak) nefreti dahada körükleyerek, para toplamaya devam ediyordu. artık ortada apaçık yalan söylenen bir de yetim hakkı meseleside vardı. galatasaray, fenerbahçe'nin hakkını yiyor, şike yapıyor bu da yetmiyor birde yetim hakkı yiyordu. bunu söylemesinin nedeni ekonomik olarak kötüye gitme, biz tüm sorumluluklarımızı yerine getiriyoruz ama galatasaray getirmiyor algısı yaratma ve dahası fenerbahçe üzerinde aziz yıldırım ve onun kurmaya çalıştığı korku imparatorluğu nedeniyle oluşan nefretin galatasaray üzerine yönlendirilmeye çalışmasıydı.

    sonra 2011’de biri çıktı karşısına. ülkedeki hemen hemen herkese bir şekilde boyun büktürebilirdi ama ona bunu yapmak zordu. çünkü onun yatırımları ülke içinde değildi. galatasaray 34. başkanı olarak ünal aysal’ı seçmişti. aziz yıldırım’ın kurduğu küçük korku imparatorluğunda bir delik açılmıştı açılmasına ama bambaşka bir şey oldu. herkesin beklentisi iki başkanın güç savaşları olacaktı ki türk futbolunun belkide en büyük olayı gerçekleşti. 3 temmuz süreci

    bir gecede her şey değişivermişti.

    aziz yıldırım tutaklanırken, ünal aysal aradaki nefreti körükleyecek ama bunu yaparkende son derece avrupai bir hava takınacaktı. açıklamalar, resmi siteden yazılar, neler neler… ünal aysal yumuşak karnı bulmuş ve oradan yükleniyordu. uefa’nın duruma el atması sonrası “bu ateş üfleyerek sönmez” metni ile galatasaray taraftarının gönlünde taht kurarken nefreti körükleyen (haklı olarak) bu kez sarı kırmızı renkler olmuştu.

    bu duruma rağmen aziz yıldırım kamuoyundan destek alamıyordu. çünkü, kurduğu o korku imparatorluğu o kadar antipatik bir hal almıştı ki kimsenin sevmediği, herkesin nefret ettiği bir takıma dönüşmüştü fenerbahçe. hangi stada gidilirse gidilsin hoş karşılanmıyordu rakip taraftarlar tarafından. “fenerbahçe cumhuriyeti” gibi bir söylemle yola çıkıp “siz hepiniz ben tek” derseniz sonunda bu karşılık bulacaktır. buldu da…

    ünal aysal şike üzerinden yüklenirken, sportif olarak fatih terim tercihi ve kurulan kadro ile ünal aysal büyürken aziz yıldırım küçülüyordu. elinde kalan tek şey galatasaray nefretiydi artık. bu sırada sürü psikolojisi ile hareket eden fenerbahçe taraftarı dönüp arkasına bakmadı. 1998’de aziz yıldırım görevi devralırken 13-11 şampiyonluk sayılarında üstün olan fenerbahçe onun görevi bıraktığı zaman 21-19 geriye düşmüştü. bu sezonla beraber fark 3 şampiyonluk oluvermişti. tüm başkanlığı süresinde 22 galatasaray kupası görürken kendisi sadece 11 kupa alabilmişti. üstelik bu kupalaradan ikisi avrupa kupasıydı.

    3 temmuz sürecinde kulübün arkasında durdu fenerbahçe taraftarı. oysa aziz yıldırım “şike yaptıysam fenerbahçe için yaptım” demiş, dönemin teknik direktörü aykut kocaman “herkes hız yapıyordu radar bize tutuldu” diyerek olayı kabullenmişti. kimse tapelerin sahte olduğunu söylemedi. aksine kabul etti… fenerbahçe taraftarı ise aziz yıldırım’ın peşinden gitti. çünkü, aziz yıldırım bir kahramandı. galatasaray’a karşı onları koruyan, kollayan, gözetleyen biriyidi. cumhuriyetin son kalesiydi fenerbahçe. belkide sırf bu yüzden ittihat ve terakkici başkanlarını gizlemeye bile çalışmışlardı. fenerbahçe taraftarına su yerine kum verdi aziz yıldırım ve fenerbahçe taraftarı düşünmeden kumu içti. çünkü su ile kum arasındaki farkı bilmiyorlardı.

    fenerbahçe taraftarı su ile kum arasındaki farkı 2018’deki kongrede anlamıştı anlamasına ama asıl yazının konusu olan ali koç’u seçerken “nefret dili” yerine “sevgi dilini” tercih etmeleri umut aşılamıştı hepimize.

    ali koç ise aziz yıldırım’dan öğrendiği, onun tedrisatından geçen herkesin yaptığını yaparak başarısızlığı kabullenmek yerine taraftara bir düşman verdi. hemde 3 ayda...

    o düşman tabi ki yine galatasaray’dı.
    seçim kampanyası süresince sevgi, dostluk, kardeşlikten bahseden harvard üniversitesi mezunu başkan sorunlarla yüzleşmek yerine, yerdiği, defalarca bu yüzden suçladığı aziz yıldırım’ın planına döndü.

    the american president filminde bir sahne vardır ki dünyanın her yerinde siyasi işleyişin aynı olduğunu gözler önüne serer.. filmde amerikan başkanı andy sheaperd'ı oynayan micheal douglas abimiz rakibi bob rumson hakkında şöyle der;

    “sorunlarınız ne olursa olsun onun bu sorunları çözmek gibi bir endişesi yok. o sadece iki şeyle ilgileniyor;

    1) sorunlardan korkmanız
    2) kimi suçlayacağınızı söylemek.

    orta yaşta, orta sınıfa mensup (tam olarak futbol taraftarlarının profili) kolay ikna edebileceğiniz, insan gruplarını çevrenizde toplar, onlara bazı değerlerden bahseder ve sonunda önlerine bu değerleri yıkmaya çalışan bir düşman koyarsınız.

    işte bayanlar ve baylar bir seçim böyle kazanılıyor. ”

    işte aynı aziz yıldırım gibi ali koç’un şu an yaptığı tam olarak budur. tabi tek farkla. o farkın adı da fatih terim. bu kez düşman seçerken kulüpleri değil kişileri hedef almakta. fatih terim, ergin ataman gibi.. onun derdi galatasaray ile özdeşlen kişiler. tavır aynı, taktik farklı...

    fenerbahçe taraftarı da sürü psikolojisinden kurtulamadığı için aziz yıldırım’ı bırakıp ali koç’un peşinden gitmekte… çoban değişiyor ama sürü hep aynı kalıyor…
  • çocukluk hayalini gerçekleştirip tuttuğun takıma* başkan olmuşsun. gençsin, yakışıklısın, hayvan gibi zenginsin. keyifler gıcır. ilk iş scout ekibi adı altında çalışan ama futbolcu izlemek yerine bütün gün kulüpte yasadışı kumar*** oynayan suicide squad'ı yollamışsın. zaten bu küçük hareketinle bile kulübün futbol aklını 90 kat arttırmışken üstüne bi de fransız fussball direktor getirtmişsin. of of ali'yi durdurabilene aşkolsun.

    taraftar zaten hepten kafayı yemiş. çıkıp mars'a tesis yaptım desen inanacak vaziyette. başkan uzatta emelim diye yalvaran bile var. dayıyorsun kombineyi emiyorlar, forma için birbirini bıçaklayan mı ararsın, ali koç atatürk'ün reankarnesi diyen mi ararsın, taraftarı tutana aşkolsun. "abi 2 seneye cl'de final görürüz, 5 sene içinde barcelona karımız olur karımız" diye coşanlar antu da bile "yavaş aq" diye uyarılsa da genel olarak taraftar 50 yıllık diktatörünü daha yeni meydanda linç etmiş bir arap gibi şen ve mutlu. ellerinde bir keleşleri eksik.

    fakat hala tam olarak mutlu değilsin. taraftar iyi, yeni hocanın burnu bi garip ama en azından aykut değil, fussball direktör havalı ama hala mutlu değilsin çünkü hala kulübün borcunu bilmiyorsun. aziz başkanın "yae 400-500 milyon dolares ya vardır ya yoktur" açıklaması aklına geliyor. "ulan bu nasıl borç bildirimi aq, aradaki fark 400 milyon lira be aziz baba" diye iç geçiriyorsun. bu işi çözse çözse ecnebi yeminli mali müşavirler çözer diyerek en baba firmaları görevlendirip aziz başkanın son süprizini öğrenmek için beklemeye başlıyorsun.

    ve sonunda o beklediğin gün geliyor. odanda kahve-sigara-twitter sefası yaparken birden comolli ve ardından gözlerinden kan akan isviçreli mali müşaviri gelin stili taşıyan kaleci ayı volkan odaya giriyor. volki mali müşaviri comolli'nin karşısındaki boş deri koltuğa "iyice hademeye döndük aq" diye mırıldanarak bırakıp odadan destur almadan çıkıyor. kader anı diye geçiriyorsun içinden. isviçreli mali müşavir yarı ölü halde "c'est impossible. que diable est cette merde? je ne peux pas le croire. c'est réel. cela ne peut pas être réel. dis-moi que ce n'est pas réel.." diye mırıldanıyor. comolli'ye "ne diyo bu aq" der gibi bakıyorsun. comolli halden anlamayan bir fransız olduğu için yüzüne boş boş bakıyor. franszca derslerini astığına bir kez daha pişman oluyorsun. whatsapp'dan tercüman samet'i görüntülü arayıp " samet sor bakalım neymiş borcumuz evladım" diyerek toplantıyı başlatıyorsun. fakat o da ne? isviçreli mali müşavir cebinden küçük bir post-it çıkarıp masaya bırakıyor ve depar atarak odadan çıkıyor. noluyor aq diyerek kağıda uzanıyorsun ve "621 milyon euro" yazısını görüyorsun. o an kainatla olan bağlantın kopuyor. dyo ustalar ligini övmeye çalışan evren turhan gibi boş gözlerle comolli'ye bakıyorsun. comolli aynı boş gözlerle sana bakıyor. tercüman samet'in "ali bey, ali bey, ali abi, abiiiiii iyi misin başkan?" sorusunu duymuyorsun bile. "ulan arçelik'i satsam bile bu borç kapanmaz aq" diyip sigaradan son bir fırt çekip kahveyi fondipliyorsun.
  • kendisinden umutluydum ne yalan söyleyeyim.

    fenerbahçe için değil, aziz yıldırım'ın yarattığı nefret ortamının biteceğini düşünmüştüm ki isimler değişse bile zihniyet değişmiyor ne yazık ki... iyi eğitim almış olmanız, yalıda büyümeniz, bir kaç dil bilmeniz bir şey ifade etmiyor... avrupai bir havayla, cool'lluk ile hareket etmeniz günün sonunda eleştirdiklerinize benzemenize engel olmuyor.

    fenerbahçe başkanı olarak "avrupa'ya 5 yıl gidilmese iyi olur" diyebiliyorsunuz mesela.

    koç ailesi olarak ülkenin batıya dönük yüzü olması gereken ailenin ferdi bile olsanız fark etmiyor. fanatiklik kanınıza işliyorsa londra harrow school'dan mezun olsanızda, harvard üniversitesi'ni bitirip, jp morgan'da çalışsanız da bir şey değişmiyor. karalayıp, eleştirdiklerinizden farkınız kalmadığı gibi ağırlığınızı da kaybediyorsunuz.

    ülkenin gelmiş geçmiş en büyük teknik direktörüne, kendi bünyeleri altında çalışıyor olsa sırtında taşıyacağı bir adamı sırf sarı kırmızı renklere aşık diye "sokak kabadayısı" diyebilecek noktaya gelebiliyorsunuz ama tribünlerde rakibinize küfür edebiliyorsunuz. koymalı şarkılara eşlik edebiliyorsunuz. o zaman edep, ar, etik gibi kavramlar yok olabiliyor. çünkü fanatikliğin yaşı, ırkı, okulu yok, zengini, fakiri hiç yok... fanatik fanatiktir. holiganizm başkanların sergileyebileceği bir şey değildir ki tribünlerde atkı sallayarak aleni bir biçimde galatasaray'a küfür etmiş bir insanda olmamak gerek. ama kendisi kulübün hem holiganı, hem amigosu, hem başkanı... yakında teknik direktörü de olur... belki çoktan oldu bile.

    ben asıl sermaye piyasası kurulu'nun konferansınında söylediklerine gelmek istiyorum.
    çünkü söyledikleri çok acıdır.. ersun yanal ismi zikrediliğinde "benim vizyonumu anlamadınız" diyerek tersleyen adam "avrupaya gerekirse 5 yıl gitmeyelim" demiş açık açık.. aleni bir biçimde... bunu söylerken ispanya la liga'dan örnek veriyor zat-ı muhterem.. üst üste 2 yıl hiç bir takım zarar edemez diye ekliyor. bu durumda zaten 3 büyükler en az 20 sezon birinci ligde mücadele edemezdi... bu kuralların gelmesini istemek en iyi tabirle kandırmaca, tamamen olmayacağını, ilk karşı çıkacak kişinin kendisi olacağı şeyleri söyleyerek vizyon kasmaktan başka bir işe yaramayan cümleler bunlar.

    tabi sayın ali bey'in derdi başka.
    sayın ali bey'in derdi ffp.. ona takılacağını iyi bildiği için makas açılmasın derdinde. hemen yanında diğer konuşmacı fikret orman, bir kaç yıl evvel "bizi seviyelerine çekmesinler, bizim seviyemize gelsinler" diye sağda solda hava atıyordu. bugün ise 4 aydır futbolcu maaşı ödeyemiyor... riva'yı alacak parası olduğu algısını yaratırken, çıkıp gerçekleri söylemeyen bu hayal tüccarları, bugün gerçekler yüzlerine vurulunca "bilmem kaç dosya ile aldım ben bu kulübü" demesini iyi biliyor. o günlerde tribünler inlerken "doğru değil bu tip şeyler" demeyip kasım kasım kasılıyordu fikret bey...

    sayın ali bey, sow'un transferi sırasında cebinden para veren bir adam. sistemi eleştiriyor bugün ama değişmesi için bir çabası hiç bir zaman olmadı. o gün, o şartlarda sow'a 12 milyon euro vermek yerine sisteme savaş açmayı neden denemedi? çünkü holigan... o gün fanatik tarafı ağır bastı.

    finansal fair play eğer avrupa kupalarına katılırsanız sizi denetleyen bir yapı. uefa, "benim organizasyonlarıma katılan adamların finansal yapılarını denetlerim birader" diyor ve yapıyor. ali bey'in derdi o... o yapıdan kaçmanın yolu, tüm hareketlerinizi gören, sizi sürekli denetleyen uefa'dan kaçmak. çünkü, eğer arka yollara sapacaksanız, ülke içinde hiç bir iş yapmayan tff'den korkmanıza gerek yok. asıl korkmanız gereken uefa... ondan kaçmanın yolu da kupalara katılmamak..

    vizyon, misyon diyerek geldiğiniz nokta eleştirdikleri ile aynı nokta.
    aziz yıldırım, yıldırım demirören kafası. bravo.. demek ki mürekkep yalamak boş. holiganlık, fanatiklik ruhunuza işledimi, üzerinizdeki takımın markası, değeri hiç bir şey ifade etmiyor. içi boş ne de olsa...

    ali koç devletin içinde olduğu bir yapılanma lazım diyor.
    devlet diyor dikkat ediyor musunuz? federasyonların bağımsız olması gerektiğini söyleyen, öyle olmazsa hiç bir organizasyonuna katılamadığın fifa, uefa gibi kurumlar seni içeri almıyor ama paşamız, yalı çocuğumuz devlet yardım etsin diyor. siz ayrı bir cumhuriyet değil miydiniz???

    malmö, genk, zagreb döşeyip geçtiği bir yerde hala para pul mevzusu yapmak çok ağır çakallıktır.
    oyunu değiştirmek istediğine inandığım ama aslında tek derdi oyunu kendine göre değiştirmek olduğunu fark ettiğim ali koç, en fazla kötü bir aziz yıldırım kopyası olur. onu bile beceremez...
  • hayatta kendi başardığı en ufak bir şey bile olmayan ve çok parası olan bir insan. zengin demiyorum çünkü bana göre zenginliğin ölçütü kendisinin sahip olduğu şeyler değil, öyle olsa da kendisinin hak ettiği bir sıfat değil.

    ali koç maddi olarak çok güçlü bir ailede dünyaya gelmiş birisi. bu yüzden kendisini suçlamıyorum elbette. nasıl ki sen, ben mevcut ailelerimizi kendimiz seçmediysek o da seçmedi. bunun sonucu olarak da hayatta parayla elde edilebilecek neredeyse her şeye hiçbir çaba sarf etmeden sahip olmuş birisi. bakın ben romantik bir insan değilim ama diyorum ki bu adam hiç ''ekmek kavgası'' vermemiş hayatında. hiç kavga etmemiş, hiç mücadele etmemiş bu hayatla. var olma, hayatta kalma, karnını doyurma, saygınlık kazanma, kendini gerçekleştirme gibi ihtiyaçlar için hiç uğraşmamış. ''çok parası olan bir insan.'' yazdım ancak gerçekçi olmak gerekirse mevcut dünya düzeninde çok parası olan insanlar parayla alınabilecek şeylerden fazlasına sahip oluyorlar ya da mevcut dünya düzeninde birçok şey parayla alınabilir durumda. iddia ediyorum ali koç'un hayatı boyunca sahip olmak için uğraştığı tek şey fenerbahçe başkanlığı. tabii türkiye'nin en zengin ailesinin maddi gücünü arkasına almış birisi olarak, camiada artık nefret edilen bir başkanla yarışmış birisi olarak, zaten bütün camia tarafından çağrılan biri olarak o makama sahip olmak için de ne kadar uğraşmıştır ya da buna ne kadar ''uğraşmak'' denir bilemem. düşünsene adamın hayatı boyunca verdiği tek önemli sayılabilecek mücadele bu. yine de üstte yazdım ya ''mevcut dünya düzeninde birçok şey parayla alınabilir durumda.'' diye. evet birçok şey ama her şey değil. işte bu yazının konusu birçok şeyin dışında kalan şeyler.

    futbol ilginç bir oyun. hem tam anlamıyla saçma sapan paraların döndüğü hem de hala paranın istenilen başarıları getirmediği bir oyun. tam ''evet ya sanırım parayla oluyor bu iş.'' dediğimiz anda o tarihin, kültürün veya başka şeylerin kendisini hissettirdiğini görüyoruz. ali koç'la kıyaslanmayacak kadar parası olan şeyhler, petrol zenginleri şampiyonlar liginde her yıl tokadı yeyip dönüyor. psg bütün avrupa'nın dalga geçtiği bir takım oldu. manchester city para akıtmaya başladığından beri ki 10 yıl oldu, şampiyonlar liginde sanırım bir defa yarı final gördü sadece. bu 10 yılda ligde sadece 4 defa şampiyon oldular ki onda da son 3 yıldır guardiola gibi bir isimle çalışıyorlar.

    ali koç'un hiçbir şey için mücadele etmediğinden bahsettik. bir şey için mücadele etmeyi geçtim, doğru düzgün bir yerde bir liderlik yapmış mı, bir işi yönetmiş mi emin değilim. zaten koç ailesinin de en işe yaramazı olduğu söyleniyor. sözün özü bu adam niye fenerbahçe başkanı oldu? tek sebebi var: para. ali koç'un tam anlamıyla başka hiçbir vasfı yok. fenerbahçe taraftarı ve çok parası var. tekrar ediyorum: o parayı da kendisi kazanmadı, o kadar parası olmasında kendisinin en ufak bir payı yok. bunlar için kendisini suçlamıyorum.

    ali koç'un belki de en büyük şanssızlığı, başkanlığının ilk senesinde fatih terim'in yönetimindeki galatasaray'a denk gelmesi oldu. fatih terim...

    geçtiğimiz günlerde hocanın tazminatıyla ilgili bir şeyler saçmaladı ali koç. o açıklamaların saçmalığını geçiyorum. o tazminat fatih terim'in 2 yıllık performansına verilmedi. o tazminat koskoca 50 yıla verildi. dişiyle, tırnağıyla kazıya kazıya bu ülkenin sadece spor tarihine değil; direkt olarak tarihine geçen adama verildi. 70'li yıllarda futbol oynayan ve memleketinden galatasaray'a o dönem için çok ciddi bir bedelle transfer olan fatih terim'e verildi. galatasaray'da sayısız defa forma giymiş fatih'e verildi. galatasaray'da oynadığı 11 yılda bir kere bile şampiyonluk görememesine rağmen taraftarın sevgilisi olarak veda eden fatih'e verildi. teknik direktörlük kariyerinin henüz 3. senesinde 1 maç da olsa milli takımın başına geçebilen fatih'e verildi. bu ülkeyi ilk kez avrupa şampiyonasına götüren fatih terim'e verildi. galatasaray ile 4 defa üst üste şampiyon olan, en sonunda uefa kupasını kaldıran, real madrid'i yenerek süper kupayı da kazanacak olan ve 2002'de dünya 3.'sü olacak olan kadroyu kuran fatih terim'e verildi. sonra 2008'de türkiye'yi yine avrupa şampiyonasına götüren ve şampiyonada unutulmaz bir şekilde yarı finale gitmemizi sağlayan fatih terim'e verildi. sonra galatasaray'ı yine 2 sene üst üste şampiyon yapan, şampiyonlar liginde çeyrek final oynatan fatih terim'e verildi. sonra da toplamda 4. kez, kendisi yönetiminde 3. kez avrupa şampiyonasına gittiğimiz fatih terim'e verildi.

    ali koç bunun ne demek olduğunu asla anlamadı, asla anlamayacak. ali koç gibi doğduğu anda birçok şeye sahip olan tipler, sıfırdan kazıya kazıya bir ülkenin futboldaki kaderini değiştiren adamı kolay kolay anlayamazlar. en azından ali koç gibileri. fatih terim'in ''imparatorluğa'' giden yolunu asla anlayamaz. bunun nasıl zor olduğunu anlayamaz. fatih terim, bu ülkede insanların hayal bile edemeyeceği şeyleri başardı. buna rağmen 2019 yılında bile hala kendisini ispatlamaya çalışıyor. fatih terim bu ülkeye kendisini zorla kabul ettirdi, doğrusuyla ve yanlışıyla. egosuyla ve başarılarıyla. egosu başarılarını tetikledi, başarıları egosunu. fatih terim deyince insanların aklına bir şey geliyor. bir karakter geliyor. ''evet belki egoist, evet belki bazen hırsı yüzünden kavgacı bir yapıya bürünüyor ancak fatih terim hayal eder, bu hayallerini gerçekleştirmek için çabalar, cesurdur, kaybetmekten korkmaz, pes etmez...''
    bu arada ali koç'un karakteri ne? sakin bir adam mı, tutkulu bir adam mı? vizyonlu bir insan mı? elindeki imkanların ötesinde ne hayal kurmuş? neyi başarmış? bir şey başardıysa bunu nasıl başarmış? hayatta ''bunu ben yaptım'' diye gururlanacağı ne var mesela? bilmiyoruz. belki kendisi de bilmiyordur. bir insanın karakteri bir şey için çabalarken belli olur. çünkü önemli şeyler başarmak için önce bir karakter koymanız lazım. fatih terim'in arsenal maçında hücum oynatırken sergilediği cesur karakter, kupadan sonraki meşhur ''first of winner'' muhabbetinde ''önce ben konuşacağım'' dediği andaki gibi hırslı bir karakter, ''8 de kapanır 18 de.'' dediği andaki gibi pes etmeyen bir karakter.

    ali koç, fatih terim'e ''sokak kabadayısı'' demişti. varsın hoca sokak kabadayısı olsun. ne fark eder? muhtemelen ali koç'un ailesinin parasını yurt dışında ezdiği dönemde hoca bu ülkeye futbolda kazanmayı öğretti. bu ülkedeki futbol camiasına bir hedef koymayı, bir hayal kurmayı, kaybetmekten korkmamayı ve başarmayı öğretti. pes etmemeyi ve hatta tüm dünyaya ''türkler pes etmez.'' anlayışını hatırlattı. böyle kabadayıya can kurban. bütün bunlara rağmen fatih terim sürekli eleştirilirken, ali koç bunca falsosu olmasına rağmen kimse bir şey demiyor. bu arada hocanın kabadayı hali de ali koç'tan çok daha kaliteli bir insandır o da ayrı.

    işte bu kadar farklı iki karakter. ali koç'un en büyük şansı, şimdi belki de en büyük şanssızlığı oldu. hiç mücadele etmemiş biri olarak, mücadele ede ede tarih yazmış bir adamın karşısına çıktı. birçok şeye sahip olabilir ancak fatih terim'in sahip olduğu bazı şeylere hiçbir zaman sahip olmadı, olamayacak. bu yüzden de 18/19 sezonunda olduğu gibi kaybetmeye, parasıyla rezil olmaya devam edecek. daha boynu bükük çıkacağı çok fotoğraf var.

    parayla başladık, parayla bitirelim. fatih terim, ali koç'un laf ettiği o tazminatı çocuk esirgeme kurumuna bağışladı. ali koç gibi para içinde doğmuş bir adama o paralar çerez parası olarak gelebilir ama fatih terim için bile o para çok büyük bir para emin olun. buna rağmen bağışladı o parayı. ali koç bunu da asla anlayamaz.

    "arkadaşlar biz adı geçenlerin çoğuyla rakip bile değiliz. aynı şeyleri hiç yaşamadık. aynı yoldan yürümedik, aynı yollardan geçmedik. benzer başarılarımız da yok. üstüne üstlük rütbemiz de farklı''
  • kendisinin bugün yaptığı açıklamalar gerçekten aslında ne kadar farklı ve şanslı olduğumuzu tekrar hatırlattı. benim hayalimde galatasaray genel kurulunun lise ve taraftar ile bir optimum uyumu var çoğumuz gibi. liseci zihniyet denilince sevmediğimiz bir sürü kavramı buna dahil edebiliriz ama kulübü liseden koparırsan tamamen veya taraftarın ağırlığını olması gerekenden biraz fazlaya kaçırırsan, sonuç ortada: al sana ali koç vizyonu.

    kesinlikle ben böyle düşünüyorum, biz bu rezil açıklamaları, avrupa neymiş yea vizyonunu görmüyorsak, bunu hissettiğimiz zaman taraftar olarak masaya yumruğumuzu vurabiliyor isek eğriye eğri doğruya doğru bunda hakkını verelim "dedelerin" de payı yadsınamaz.

    galatasaray'ın tarihinde yapacağı en önemli reform mevcut düzenine çok ince bir balans ile taraftarı da memnun edecek bir entegrasyonu yapabilmektir. bunun ama ne kadar hassas bir konu olduğunu bize yeniden hatırlattığı için vizyoner ali'ye teşekkürü borç bilirim.

    ben adım gibi eminim ki kendisinin bu entry tarihinde yapmış olduğu bu kepaze ve rezil beyanat bizim kulübümüzde olmaz, olmayacak. dinler dinlemez ilk tepkim şu olmuştur:

    iyi ki galatasaraylıyım!

    ligdeki durumumuzu falan unuttum gerçekten, biz çok daha anlamlı değerlere ve yapısal üstünlüğe sahibiz.
  • --- alıntı ---

    ali dürüst'ün emre akbaba görüşmelerinde bulunması hakkında;

    "bu olay garip bir şekilde sakin karşılandı. bana göre kabul edilemez bir açıklama yaptı. bu nasıl saygısızlık? tesadüf eseri bile olsa bir tff yetkilisinin orada bulunması güven ortamını bozar."

    --- alıntı ---

    madem saygısızlıktan dem vuruyoruz o zaman soruyorum;

    1- "dostluk" diye sürekli mesaj veriyorsun ama neden emre akbaba transferinde daha fazla para verip araya girdin?

    2- emre akbaba galatasaray'a gelebilmek için tüm takımları reddetti. buna rağmen kiminle prensip anlaşmasına varmıştın?

    3- prensip anlaşmasına vardığın adam, alanyaspor başkanı mıydı, yoksa alanya fenerbahçeliler derneği başkanı mıydı?

    teşekkürler.
  • dededen zengin sosyete gülü. 100 milyon avro ile gelecekmis he mi? buyursun gelsin. uefa’ya baskı yapalım müdahale etmesinler. kac para sokuyorsa soksun kulube.

    lan biz orhan ak, ferhat öztorun, saido gibi oyuncularla alex, anelka, appiah’lı fenerbahce’den sampiyonluk almıs takımız. galatasarayız olm biz hayırdır aq.
  • kendisinde gizli bir beşiktaş aşkı var. dün akşamki ''camiasına sesleniş''te lafı gene beşiktaş'ın stadını kendi imkanlarıyla yaptığına falan getirdi bir şekilde. daha önce de üç büyükler arasında ekonomik durumu en iyi takımın beşiktaş olduğunu (yalan veya yanlış bir şekilde) birden fazla defa tekrar etmişti.

    işin ilginci bunu yaparken kulübümüzün adını ağzına almaktan imtina etmesi. tolga ciğerci meselesi konuşulurken ''eski takımı'' diye bahsetti mesela bizden. daha önce çıktığı yayınlarda da dikkatimi çekti; ''galatasaray'' dememeye ant içmiş, nasıl bir travma yaratıyorsak kendisinde.

    dediğim gibi; ağzına almaktan çekinmesi beni çok üzüyor kulübümüzün ismini. umarım kurban bayramı'na kadar bu tavrından vazgeçer :)
  • fenerbahçe'ye başkan olursa kulübe sermaye girişi sağlayacaklarını da açıklamış kişi. ee başkan olursa bize de bundan sonra o fenerbahçe'ye aktaracaklarını belirttiği sermayeye destek olmamak düşer. yapıkredi hesaplarımı kapatmaktan tut, bir daha arçelik-beko almamaya tut, arabamı değiştirirken fiat'ın ford'un önünden geçmemeye kadar gider bu liste.

    kendimce yapabileceğim protesto budur. galatasaray'a karşı mücadele eden kişilere bir kuruş param geçmez.

    zaten olur da seçilirse boykot edeceğimiz yerler komple listelenir burda.

    bizim bireysel boykotomuzla ne koç holding batar ne başka bi şey olur ama galatasaray'a karşı çalışanlar benden bireysel olarak 1 kuruş beklemesinler.
  • avrupa yakası dizisinin bir bölümünde gaffur* kendisinin hastanede başka bir bebekle karıştığını ve sonradan durumun anlaşılıp hatanın düzeltildiğini anlatıyordu. sonra da bu olay üzerinden hatanın anlaşılmadığı paralel evrende kendisinin cem* ile karıştığını ve birbirlerinin hayatlarını yaşadıklarını hayal ediyordu. işte ben de aynı senaryoyu ali koç ve rambo okan üzerinden hayal ediyorum. acaba ali koç ve rambo okan hastanede karışsa nasıl olurdu? bence rambo da ali koç'tan farksız bir fenerbahçe başkanı olurdu.
  • can bartunun cenaze töreninde, diğer tüm kulüpler ve taraftarlar taziyelerini fenerbahçe camiasına iletmişken, tabut başında bu çocuklar yarınki derbiyi senin için kazanacak diyen vizyonsuz.

    bunların amacı başarı falan filan değil. bunların tek amacı galatasarayin karşısında olmak.

    islam çupinin yıllardır anlayamadığım bi sözü vardı, `fenerbahçe büyüklüğü ne şampiyonluk büyüklüğü, ne kupa büyüklüğüdür. onun büyüklüğü başka bir büyüklüktür işte; adı konamaz.` diye. yıllar boyunca ulan şampiyonluk ve kupa olmadan nasıl büyük takım olunur diyordum. sağolsun yalı çocuğu kafamdaki soru işaretlerini giderdi.

    fenerbahçe büyüklüğü ne şampiyonluk büyüklüğü, ne kupa büyüklüğüdür. onun büyüklüğü başka bir büyüklüktür işte; galatasaray’a çelme takma büyüklüğü...
  • kendisi sayesinde "gelişecek" olan fenerbahçe, galatasaray'ı itmez, yükseltmez. galatasaray, ezeli rakibine yetişme vizyonunda bir kulüp olmadı hiç bir zaman, aksine takip edilen, başarılı olduğu için rakiplerini de başarıya iten bir kulüp oldu.

    gönül verdiğiniz kulübü mü unuttunuz siz dostlar? ali koç fener'i yükseltecekmiş, bunu gören galatasaray da mecbur yükselecekmiş. yahu bu bizim değil, fenerbahçe'nin vizyonu. bizimki türk olmayan takımları yenmekti unuttunuz mu?

    edit: imla.
  • bugün işlerimden dolayı fb kongresini izleyememiştim. şimdi ali koç'un konuşmasını dinledim. valla şu düştüğü durumları görünce yazık dedim. koskoca koç ailesinin mensubu olup, fenerbahçe'ye başkan olmak için yaptığı şeyleri anlamıyorum. ben onun yerinde olsam "sizin bana ihtiyacınız var" diyip, hiç uğraşmam.
    (bkz: 3 haziran 2018 fenerbahçe seçimli genel kurulu)
  • şike yapılan 2011 sezonunda fenerbahçe yönetiminde olmasını,
    aziz metristeyken dümeni idare etmesini,
    58. madde değişmezse türk futbolu batar söylemlerini,
    şampiyonlar ligine yapı kredi'nin sponsor oluşunu,
    aslında bizim 5 yıldızımız var, peşine düşeceğiz zırvalarını komple bir kenara bırakıyorum. sadece 3 haziran 2018 günü seçimi kazandıktan sonra bile şike sürecini nasıl savunacağını anlatan bir adam benim için aziz'den farksızdır, zavallıdır, saygın değildir, aziz'in lacivertidir, fair değildir.

    ailesi bilmem ne kadar önemliymiş, aldığı eğitimler buradan bilmem nereye yol olurmuş s..mde olmaz. o konular başka konular ve başka şekilde değerlendirilir. özel sektör, ciro, ebitda, ihracat, katma değer, finans stratejileri, insan kaynağına değer konuşmuyoruz. kaldı ki o konularda bile koç şirketleri benim için yetersizdir. kendisinin sahip olduğu şirketlerden çok daha büyüklerinde çalışmış birisi olarak yazıyorum. o konular farklı. ben burada konuya galatasaray tarafından bakarım ve karşımdakinin ne ayak olduğunu anında anlarım. herkes ayık olmalı. bıktım bu "aykut kocaman aslında efendi adam", "serdar ali çelikler ne güzel yorumcu oldu", "ali koç düzgün bir ailenin eğitimli, efendi çocuğu" romantizmlerinden. ben holigan değilim fakat uğrunda canımı, zamanımı, paramı, emeğimi, sağlığımı feda ettiğim galatasaray aşkım için karşımdaki sinsi tehditleri fark etmek benim görevim. bu bağlamda ali koç'un eğitimi, şirketleri, parası, pulu umurumda olmaz. beni ilgilendiren galatasaray'a nasıl baktığıdır. nasıl baktığını anlamak için ise meşhur sözlük tabiriyle bilmem kaç iq yeterlidir. bu tip fanatik fenerbahçe zenginlerinin galatasaray'a bakışı yıllardır değişmemiştir. şimdi şampiyon olmuş, şampiyonlar ligi'ne gidecek, dursun'u def etmiş, grey weekend'de coşmuş taraftarların bazıları kafası rahat olduğu için ali koç güzellemeleri yapabiliyor. eğer bunları fb camiası başarmış olsaydı o zaman görürdüm. bu adamlar biraz palazlanıp öne geçince yaptıkları pislikleri unutmayın. şu an başları yerde diye sakın mütevazı sanmayın!
  • --- alıntı ---

    "futbolcularımız bu akşamki toplantıda bizlere gelecek sezon için onurlarıyla bank asya 1. lig'de oynamak istedikleri iletti. biz de yarın tff ile bir araya geleceğiz ve bu isteğimizi onlara bildireceğiz"

    http://tr.beinsports.com/...ume-dusmek-istiyoruz

    --- alıntı ---

    şike döneminde, takımın yöneticilerinden biriyken bu açıklamaları yapmıştı. şimdi ise başkan oldu ve içinde kalan son ukdeyi gerçekleştirmek istiyor.

    (bkz: arkandayız ali başkan)
  • 16.01.2019 tarihindeki camiaya sesleniş konuşması ile yine güldürmüş komik adam.

    şike sürecinden dem vurmuş. bu camiadan kim konuşsa, konuşmanın bir bölümünde olmazsa olmazdır zaten.

    aatıf’a biraz kızgınmış gidip rizespor ile anlaşmadığı için. üsluba bakar mısınız? yeni aziz.

    futbolda sonuç gelmeyince yapılan hiçbir şeyin anlamı olmuyormuş. yok canım? allah allah. “doğru şeyler yapılsa sonuç gelmez miydi?” diye soracak bir sunucu olmadığından sonuca gidemiyorlar. bu kulüpte en sevdiğim şey sorgulayanların olmaması. böyle olunca bir türlü düzelemiyorlar.

    cocu tercihi hataymış. tükürdüğünü yalamamak için aynısını comolli için hala söyleyemiyor. sanki comolli doğru tercih. sanki transferleri başkası yaptı.

    iyi ki ersun yanal’ı getirmişmiş. bir kaç ay önce ersun için “gündemimizde olmadı, olmayacak. unutun.” demişti.

    nitekim fb bildiğimiz fb. aziz’den sonra değişen pek bir şey yok. kafamız uzun süre rahat olacak gibi.
  • 100 milyon euro ile baskanliga gelecegi konusulan insan.

    yani sanmiyorum aslinda oyle bir durum olacagini, ozellikle de koc ailesinin buna izin verecegini. ama sikca konusulunca bir acaba dedim ve ciddi anlamda rahatsiz oldum.

    2 sene boyunca koc grubuna bagli bir firmada, ustelik ali koca bagli otomotiv grubunda, muhendislik yapmis biri olarak gucendim bu habere. koc grubu calisanlarina karsi oldukca eli siki bir firmadir, hakkimizi almak icin aylarca isyan ederdik. hadi biz muhendistik de iscilere de ayni muamele yapiliyordu. dusuk maas politikalari, odenmeyen mesailer, iscilerin uzun sureler mesaiye birakilmasi vs durumlarindan bahsediyorum. yani calisanlarina karsi para vermemek icin herseyi yapan firmanin basindaki insan baskan oldugu kulube 100 milyon hibe ederse ne dusunmek gerek gercekten bilemedim.

    emekcisinden kisip kazandigi parayi, bir sov dunyasina yatirmak etik bir davranis degil dusuncesindeyim.
  • en büyük başarısı kadıköy'de bir galatasaray derbisi galibiyeti sonrası sahanın ortasında rambo okan ile beraber ''işte böyle her sene böyle'' diye bağırması olacak olan fenerbahçe başkanı.

    şişirdiler, şişirdiler adam daha ilk günden vizyonunu belli etti. rambo okan ne la? yok işte ''vizyonn yeaaa'', ''yetiş yaa alii yeaa'', ''koç'un bütün hisselerini fenerbahçe'ye devredecek yeaaa'' diye diye şişirdiler ama ulaşabileceği en büyük seviye fikret orman seviyesidir.