• 1
    canlı seyrettiğim ilk galatasaray maçı. ilkokul 5. sınıftayım o zamanlar. futbolla pek alakası olmayan babamın o zamanlar samimi iki dostu var bir tanesi trabonsporlu laz kadir, diğerinin ismini ergün diye hatırlıyorum fanatik galatasaraylı bir abiydi.

    bir gün "bizim oğlanda çok maç izliyor" muhabbettinin de etkisiyle karar vermişler sami yen'deki galatasaray-trabzonspor maçına gitmeye. babam bunun haberini bana verdiğinde nasıl heyecanlandım böyle anlatamam. oturduğum mahalleden bile ancak babamın yıllık izninde samsun'a giderken çıkabilen ben, o yaşlarda hayatımda en çok istediğim yere gidecektim. o kadar çok heyecanlıydım ki maça 2-3 gün olmasına rağmen rüyalarımda o maçı görüyordum. maçtan bir önceki gece gene ve daha detaylı gördüğüm rüyada ts bizi 2-0 yeniyordu. bunu, maça giderken söylemiştim babam ve arkadaşarına, trabzonlu laz kadir'in bayaa bir hoşuna gitmişti tabii. gırgır eğlence falan derken stada geldik. sonraları uzun zaman bir daha gidemeyeceğim kapalıya girmiştik. açık tribünler çoktan dolmuştu. oturup bir yandan çekirdek çitlerken, ben bir yandan tv'de duyup bir türlü anlamadığım tezahuratları anlamaya çalışıyordum. meğersem bütün maçlarda duyduğum "aççiğğ aççiiğğ!!" ın aslı, açık tribüne bize karşılık ver anlamına gelen " açıkk açıkk" imiş. buna çok sevinmiştim.

    neyse efendim maç başlamak üzereyken stad bir anda tam anlamıyla doldu. galatasaraylı futbolcular sahaya gelirken satadda yaşanan o müthiş coşku benim için unutulmazdı. sürekli tv de gördüğüm o coşku aslında böyle bir şeymiş demek ki. hakan şükür'ü, tugay'ı gördüm canlı canlı. normal insanlardı lan bunlar! vaybee dedim içimden. ben stadı, taraftarları falan izlerken la noliy? bile diyemeden ansızın maç başladı. ilk kez canlı izlediğimden midir ne saha aslında olması gerekenden küçük, futbolcular çok normal geliyordu bana. sanki önemli bir pozisyon oluyor ama heyecanına bile giremeden bitiyordu. bir şeyler eksikti burada. tabii ya.. tekrarını izleyemiyor bir türlü emin olamıyordum pozisyonun ne olduğundan. her pozisyon sonrası istemsizce tekrarını bekliyordum. neye konsantre olmam gerektiğini bilemediğimden sanki sürekli bir şeyleri kaçırıyordum. resmen acemiydim canlı maç izlemek için.

    yandaki abilerin tepkilerine, amigoların hareketlerine, aramızdaki trabzonlu kadir abi'nin ne yaptığına bakmaktan bir de boy olarak her şeyi görememenin etkisiyle sahada neler dönüyor anlayamıyordum pek. yalnız tüm bunlara rağmen hakan şükür'ün ne kadar etkili bir oyuncu olduğunu ilk kez o maçta anlamıştım. trabzonspor'un yarı sahasındaki hakan, başındaki onca trabzonluya rağmen her topu alıyordu. bizim kaleye 5-10 trabzonlu birlikte saldırırken hakan tek başına yetiyordu trabzon kalesine. hayrettin eline gelen her topta direk hakan'ı arıyor, şişirilen her topu almasını biliyordu kral fazlası, aldığı topla adam da geçiyordu o yıllarda. burada ayrı bir parantez açmak istiyorum; o yıllarda hakan şükür'ü canlı izleyenler neden hiç bir teknik direktör'ün ondan vazgeçemediğini en iyi bilenlerdir.

    trabzon 2. yarıya da çok etkili başlamış, goller kaçırıyordu. o kadar iyi hatırlayamadığım oyunun içinden çok net hatırladığım bir sahne; orhan orta sahanın sol tarafının oralardan ileri şişiriyor, hayrettin topa hakim bir şekilde öne çıkıyor, yerde bir kere seken topu avuçları içerisine alması beklenen hayrettin'in mesafeyi iyi ayarlayamamasından dolayı top üzerinden komik bir şekilde kaleye doğu gidiyor, son bir hamle ile hayrettin çizgiye yakın bir yerde topu tutuyor. buradan sonra zaten bir varlık gösteremeyen takıma güven de kalmıyor. sonra ilk trabzon golü. ardından 2. gol derken millet zaten sabıkalı olan hayrettin'e başlıyor sövmeye.
    bu arada canlı maç konusunda epey tecrübe kazanan ben tadını çıkarayım derken tribünlerin son dakikalar ayağa kalkmasıyla artık hiç bir şey göremiyor deli oluyordum. neyse ki imdadıma babam yetişti de omzunda tamamladım maçı. finali kötü olmuştu maçın. ilk gittiğim maçı kaybetmişiz, taraftar üzgün, futbolcular üzgün, bir kadir abi o kadar sevinçli olmasına rağmen bunu belli etmemeye çalışması ile güldürüyordu bizi.

    ha bir de, maçın skorunu rüyamda görmemle, ondan sonraki haftalar babam tarafından spor toto kağıtlarının önüme serilmesi ve sonrasında tükenen karizma..
  • 2
    trabzonspor'un başında şenol güneş vardı sanırım.
    ve evet bende dün gibi hayrettin'in üstünden geçen topu hatırlıyorum. maçtan sonra deli gibi üzülmüştüm. mutfakta tek başımda oturmuş içiboş yediğimi hatırlıyorum. annem de dalga geçmişti neden siz bu trabzonu hiç yenemiyorsunuz diye. demek o yıllarda trabzonspor'a karşı bariz bir üstünlüğümüz yokmuş.
    hatırladığım ilk trabzonspor maçıdır bu aynı zamanda.
  • 5
    bu maçtan bir hafta önce feneri ali sami yende 2-1 yenmiştik ve aradaki puan farkini 6 puana çıkarıp emin adımlarla şampiyonluğa koşuyorduk.
    ancak hatırlayabildiğim kadarıyla son derece tutuk bir futbolla 2-0 mağlup olmuştuk,ve feneri şampiyonluk yarışına yeniden ortak etmiştik bu yenilgiyle.
    bence bu maçta oynadığımız kötü futbolun nedeni, hafta içinde oynanan ve yine 2-0 kaybedip o sene ilk kez katıldığımız şampiyonlar liginde iddiamızı kaybetmemize neden olan monaco maçının yorgunluğu ve moral bozukluğudur.
    o zamanlar fener yönetiminde olan cemil turan ve ömer cavuşoğlu gibi isimlerin maç sonu tv lerde bayram yaptığını hatırlıyorum,ama sezon sonu yine biz şampiyon olunca hepsi avuçlarını yalamıştı.
  • 6
    "hayrettin yapma" repliğinin ilk kez kullanıldığı maçtır. yanlış anlaşılmasın, bu replik 17 ekim 1996 galatasaray paris saint germain maçı'nda olduğu gibi ercan taner ya da bir başka spiker tarafından kullanılmadı; ekran karşısında bir yandan şapır şupur yemeğini yerken, bir yandan da maçını izleyen babam tarafından kullanıldı. atak yaptığımız bir pozisyonda (ki bu maçta doğru dürüst başka atak da yapamadık) trabzonsporlu bir futbolcu, kendi yarı sahasının ortalarından topa öylesine vurdu. hayrettin demirbaş öne doğru çıktı, mesafeyi iyi ayarlayamadığı için top üstünden geçti gitti. seke seke kaleye giden topu kalecimiz son bir hamleyle çizgiden çevirirken, babam da "hayrettin yapma" repliğini kullanmış oldu. tabi, bir ercan taner etkisi yaratmadı. zaten sorsan şimdi ne hayrettin'i hatırlar, ne maçı. :)

    oysa hayrettin yapmıştı zaten. bu pozisyondan önce saçmasapan bir gol yemişti. işin ilginci daha bir hafta önce, 12 mart 1994 galatasaray fenerbahçe maçı'nda bu golün bir kopyasını yemişti zaten ama o maçı çevirdiğimiz için sıkıntı yaratmamıştı. fakat trabzonspor karşısında 1-0 mağlup durumdayken, biraz baskı kurmaya çalışsak da daha sonra yine hayrettin'in hatasıyla bir gol daha yiyerek 2-0 yenildik. bu maç hayrettin'in kaybettirdiği maçlardandı ama birkaç sene sonra, bir başka trabzon maçını kazanmamızda da yine hayrettin'in üstün performansı etkili olmuştu.

    o maç için;
    (bkz: 17 ağustos 1996 galatasaray trabzonspor maçı)