• 2
    yazıhane ekibinin yazılarından derlenen bir kitap, bir yıllık. sporun pek çok dalı üzerine, bazen spor, bazen sinema, bazen bir mekan ya da bir kişi üzerinden hayatı anlatan birbirinden güzel yazılar... birbirinden farklı adamlar bir araya gelmişler ve bir duygudan bir duyguya, bir spor dalından bir başka spor dalına, bir kıtadan diğer kıtaya savurmaya karar vermişler okuyucularını. kritik bir üçlüğü potaya göndermek için havaya sıçradığınız anda, yalnızca bir saniyelik bir sayfa değişiminin ardından dünya kupası final maçının tribünlerinde de bulabilirsiniz kendinizi, küçük bir avrupa şehrinin ismi hatırlanmayan bir kafesinde de; dillere pelesenk olmuş aşk hikayelerinin unutulmaz kahramanlarının yanına bir tenisçi de eklenebilir mesela bir yazıda, ya da namus uğruna sıkılan birkaç kurşun da...

    kaan kural' ın ''bu zaman kadar belki de en çok emek verdiğim yazı'' diyerek paylaştığı bir basketbol yazısını bilgisayar ekranından okurken yorulup sıkılmış ve yazının bu kitapta olduğunu görüp de almaya karar vermiştim kitabı. yazı zaten arşivlikti, linkini saklıyordum, şimdi kitabını saklayacağım işte. yazıhane ekibinin yazılarını arada okuduğum olurdu. inan özdemir gibi ne yazsa okutan, kaan kural gibi ne anlatsa dinleten adamları okuyordum zaten ama kitaptan okumak gerçekten başka türlü bir haz. bana kitabı aldıran o basketbol yazısı var işte girişte. kaan kural basketbolun evrimini, geldiği ve gidebileceği noktayı anlatıyor güzel üslubuyla. yazıyı okurken kaan kural' ın sesi de duyuluyor sanki. yine basketbolla devam ediyoruz sonrasında; alp akbulut, efes pilsen altyapısında yaşadıklarını anlatırken madalyonun görünmeyen yüzünü çeviriyor size. sonrasında gitgide hızlanan bir trenin içindeymişçesine uzun bir yolculuğa çıkıyorsunuz; mekanlar, sporlar, isimler, filmler, kitaplar, şehirler iç içe geçiyor. hemen hemen her yazı zevkle, heyecanla okutuyor kendini ama elbette aralarında sivrilenler var tabii. inan özdemir enfes bir yazar mesela. üç yazısı var kitapta. ilkinde kolombiyalı bir bisikletçiyi tanıtırken anlatım konusunda çok başarılı birinden yardım alıyor; marquez' den. ve beni bir kez daha tavlıyor işte. sonra vince carter' ı anlatıyor ve belki bilerek belki de tesadüf eseri ama marquez' in yüzyıllık yalnızlık' ta yaptığı zaman çemberdir tanımının aynısını yapıyor. üçüncü yazısı da bisiklet üzerine. dediğim gibi zaten enfes bir yazar. yeri gelmişken, haşmet babaoğlu isimli omurgasıza verdiği ayar hala aklımdadır mesela. emre yazıcıol' un yaşayan efsane roger federer hakkında yazdığı ve kubilay kahveci ile l' ekip' in birlikte yazdığı nba' in unutulmaz iki efsane şutörü ray allen ile reggie miller' ı karşılaştıran yazılar en beğendiklerim arasındaydı. bunların dışında kerimcan akduman' ın klarnetin coltrane' i denilen selim sesler ve eski beyoğlu ile ilgili kısa ama vurucu bir yazısı, çetin cem yılmaz' ın, bir müzik gruplarıyla bir de futbol takımlarıyla ünlü liverpool şehri ve takımı hakkında ve sonlara doğru da philip seymour hoffman filmleri üzerine yazdığı iki yazı favorilerimdi. bir kez okumakla yetinilecek bir kitap değil, dahası satır aralarında not almam gereken isimler, filmler, olaylar vardı. bu kitapla daha işimiz var gibi. kitabı okurken bisiklet ve motor sporları tutkunu bir arkadaşımın da bunu mutlaka okuması gerek diye düşünüp bir tane de ona aldım. basketbolu, bisikleti seven, herhangi bir spor müsabakasının sonucuyla değil de hikayesiyle ilgilenen herkes zevkle okur sanıyorum bu kitaptaki yazıların pek çoğunu. yazıhane ekibine teşekkürle, alın okuyun derim.

    --- spoiler ---

    zaafları azaltmak, hataları gidermekten çok başka bir yol daha var. hataların ve zaafların önemini azaltmak, yani hata payını arttırmak. çünkü ne kadar çalışırsanız çalışın,miktarını azaltmayı başarsanız da hatalar hep olacak. ve bazı günler, diğerlerinden fazla olacak (sf: 31 – kaan kural – bu oyun böyle oynanır)

    'ulan sen efes' te oynamışsın, öpüp de başına koyacağına burada artislik yapıyorsun' diye düşünenleri anlayabiliyorum. her şey de kötü değildi elbet. kötü olan, iyi olan şeylerin çoğunlukla basketbol oynamakla ilgili olmamasıydı. kantindeki sosisli nefisti mesela. (sf: 58 – alp akbulut – altyapının mutsuzluğu)

    ribaundda kimse olmadığı için iyi bir şut olmadığı düşünülebilir ama bir şutör şut atarken hiçbir zaman ribaundu düşünmez (sf: 70 – alp akbulut – altyapının mutsuzluğu)

    hentbolu seversen hentbol dünyanın en güzel sporudur (sf: 75 – ozan can sülüm – en çirkin sevgilim)

    bir şey daha vardı: lolo jones güzel bir kadındı. güzel bir kadın başarılı olduğunda bunu güzel olduğu için değil, gerçekten hak ederek yaptığını ispatlamak zorunda bırakılır. (sf: 130 – çetin cem yılmaz – dört kadın)

    belki 2000 smaç yarışması, ıverson ile düellosu ya da weis' in üzerinden uçtuğu an gibi görkemli bir şey yapmamıştı ama son saniye basketi ile sporun nasıl bir çembere benzediğini hatırlatmıştı. aslında yükseliş, düşüş, dibe vuruş olarak gördüğün, bir çemberdir ve başladığın yere dönersin. çoğu zaman. bir çaylak olarak geldiğin ve pas almak için köşede sabit beklediğin ana 17 sene sonra yeniden döner, bir kez daha orada o pası almak için bekler durursun. (sf: 142 – inan özdemir – vince carter' ın son perdesi)

    1993-94 sezonunda pek çok takımın bir şansı vardı, çünkü michael jordan basketbolu bıraktığını açıklamıştı. (sf: 260 – çetin cem yılmaz – seattle için uyanma vakti)

    (profil yay. - 1. baskı)

    --- spoiler ---