• 2
    en sevmediğim kalıp. bu tarz tamlamaları sıkça kullanmak bir yerden sonra kelimelerin anlamından yola çıkarak düşünce yapımızı da etkiliyor. örneğin a milli futbol takımımızı ele alalım. bu konuda uzun bir süredir çok doluyum muhtemelen uzun bir entry olacak kaçacak olan şimdiden kaçsın. :(

    euro 2016'daki prim skandalı, bilal meşe ve kebapçı selo olaylarından sonra insanlar milli takımdan soğudu. buna son derece hak veriyorum. daha sonra luce geldi ve bize başlığa konu olan 'yeni jenerasyonu' tanıttı. burada kayış koptu. euro 2016'da biz başarısız olmadık. sırasıyla bir sonraki dünya kupası finalisti ve bir önceki avrupa şampiyonuna yenildik. bu aşırı normal bir şeydi ve skandalların getirdiği baymışlıkla egzajere edildi. bu cepte dursun. sonra lucescu yeni jenerasyonla berbat zamanlar geçirdi gidene kadar. doğru dürüst galibiyet almadık. o zaman herkes lanetler etti, bunak dedi. gittikten sonra bir dönüşüm yaptığı için alkışlamaya başladı, hadi buna da tamam. şenol geldi, bu bahsedilen 'tarihin en iyi jenerasyonu' ile fransa galibiyeti dışında bir cacık başaramadı. andorra'yı son saniyede yendik. berbat takımlara pozisyona giremedik bile. 2020'nin son ayına girmek üzereyiz, tek galibiyetimiz haksız yere 10 kişi kalan takıma güç bela alındı. uluslar liginde de küme düştük.

    şenol kötü hocalık yaptı, buna da tamamım. ama şenol güneş milli takımın başına gelecek en iyi ikinci hoca. nefretmizden dolayı bunu aksini iddia etmeye gerek yok. işte ben burada sözü bir yere getirmek istiyorum. türk milletindeki abartma hastalığı, biraz zaman geçince geçmişteki her şeye gömme hastalığı ve rasyonellikten bu denli hızlı uzaklaşma başka bir yerde sanmıyorum ki olsun. 2 yıldır avrupada oynayan oyuncularımızdan çağlar ve zeki dışında hiçbiri düzenli oynamıyor. hakan eski kadroda da olduğu için saymıyorum. cengiz roma'da son zamanlarını yok geçirdi, merih juve'de yedekti sonra sakatlandı vs. cenk forma yüzü göremedi zaten premier ligde. kaan ve kenan'ın oynadığı takımlar belli. yusuf lille'de 2 senedir daha lig maçlarında hala başlayamıyor. enes'in savunulmasındaki facia ötesi argümanlara hiç girmeyeceğim. ama tarihin en muhteşem jenerasyonu. 2000ler başları milli takıma hiç gitmeyeceğim. 2010lara gelirken hamit, nuri almanya liginin top takımlarında banko oynuyor, tuncay ingiltereyi estirmiyor muydu? bugün övüle övüle bitirilemeyen cengiz ve abdülkadir'in kariyerlerindeki toplam iyi maç sayısı arda'nın galatasaraydaki ilk sezonu etmez. dedim ya millet geçmişi hemen gömmeye çok meraklı diye. arda euro 2008'de 20 yaşındayken maçlar alıyordu, bizim yeni nesil fuleli koşuyor diye övülüyor. açın sosyal medyaya sorun, cengiz>arda çıkmazsa bir şey bilmiyorum. ya da irfan. ben irfan'ı beğenirim ama mesela bu adamın alametifarikası her şeyden bir nebze yapabilen yegane türk oyunculardan olması. 6 7 sene önce selçuk inan ve emre belözoğlu oynuyordu orada.

    zaman ilerledikçe sosyal medyanın düşünüş şeklimizi nasıl değiştirdiği konusunda tekrar tekrar afallıyorum. sırf ispanya'ya gitti diye enes ünal savunuyor. korkmamış gitmiş, vay anasını savaşa gidiyor. hemen de yürüyedur çocuk eleştirilere aldırış etme popülizmi geliyor. bundan 10 sene önceye dönelim, enes ünal en iyi 15. türk forvet olamaz. aynı anda bu milli takım havuzu fatih tekke,hakan şükür, nihat, necati, ümit karan, semih şentürkler gördü.

    ve gelebilecek eleştirileri de biliyorum. sabredelim jenerasyon büyütelim vs. senin 50 yılda bir gelir dediğin jenerasyonu 1 milyon nüfuslu ülkeler yürüyerek yenebiliyorsa neyin sabrı? cebelitarık'la oynayacağız hala daha kadro çöp edildi deniyor.