• 3
    önsöz

    goal : the dream begins'in filmini 2005 yılında izlerken bir sekansa olan takıntım yıllarca sürdü.
    o günlerde futbolun metodolojisine kafayı takmış 20'li yaşların başında genç bir delikanlıydım ve filmin o sekansı futbola olan tüm bakışımı değiştirmişti. kahramanımız santiago munez, newcastle united takımına girmiş, iyi performans göstermeye başlamış, kendine güveni fazlasıyla olan bir gençti. glen foy'un peşinden geldiği newcastle'da fazlasıyla yabancı ama bir o kadar da yetenekliydi. antrenman sırasında, seri çalımlar atıp kafasını kaldırmadığı bir pozisyonun sonunda newcastle'ın alman teknik direktörü (tabi ki kurgusal bir karakter) erik dornhelm antrenmanı durdurup aşağıdaki dersi vermişti ona.

    https://www.youtube.com/watch?v=DRLdKdwHE4Y

    o güne kadar bize altyapılarda öğretilen her şeyin yalan olduğunu fark etmemi sağlamıştı bu zihin açıcı sahne. top, insandan hızlıdır, pas atmalısın... o günden sonra düşünceler içerisinde kaybolurken buldum kendimi. 3'lü defans, 4'lü defans... ne oynarsanız oynayın topun hızı en az oyuncu hızı kadar yüksek olmalıydı. kendi kendime geliştirdiğim teorileri simülasyon oyunlarında deniyor, olmayanlar hakkında notlar tutuyordum. sonunda kendimce hakim yapıyı bulmuştum 4-4-2...

    oyunun teorik yönünü, pratik yönünden daha fazla seven benim gibi futbol severler için formasyon, matematik, geometri bulunmaz nimetler. oyunun içerisinde bunları kullanmaya başladığımda lise yıllarıma geri gittim ve geometri hocama "bunlar gerçek hayatta bizim ne işimize yarayacak?" sorusunu sorduğuma pişman oldum. oyuna geometrik olarak bakmaya başlayınca (nihayetinde dikdörtgenler içinde oynanan bir oyun futbol), en az formasyona olan takıntım kadar oyunun geometrisine de kafayı takmaya başladım. futbol sahasının içindeki geometri ile ilgileniyorsanız valeri lobanovski ile mutlaka tanışırsınız. onunla tanışırsanız, sonrasında mutlaka ralf'le de tanışırsınız.

    işte ralf rangnick ile o günlerde tanıştım. lobanovski'nin dinamo kiev'i ve oyunun geometrisi üzerine okurken. ve ralf'e olan hayranlığım arttıkça lobanovski'ye olan hayranlığım iki kat arttı.. çünkü, ralf'ın oyun planın temelinde, sacchi'nin milan'ı kadar lobanovski'nin kiev'i de vardı.

    lobanovski, ne yazık ki dönemin kapalı kutusu soveyler birliği vatandaşıydı.
    fatih terim'in pasaportu için ne düşünüyorsam lobanovski'nin pasaportu içinde aynı şeyi düşünüyorum. eğer, italyan, fransız, alman olsalardı modern futbolun atası sayılacak, herkesin ballandıra ballandıra anlattığı gegenpressing'in mucidi oluvereceklerdi. ancak o sadece küçük bir kesim tarafından modern futbolun atası kabul edilir.

    almanya'da, klopp'un hocası olarak geçen wolfgang frank bir sacchi müridi kabul edilir. o grubun oluşmasında ki pay ise stuttgart zamanlarında helmut gross ile birlikte sıfırdan bir altyapı ve futbol metedolojisi kurup, bunu sayfalarca anlatarak yeni bir sistem kuran ralf rangnick'tir. her sacchi hayranı, biraz rinus michels birazda valery lobanovski hayranıdır. çünkü sacchi'nin oyun planı rinus'un total futbolunu temel alır ama topla çok oynamadan karşı kalede olmanın hesaplarını yapar. bu da seni lobanovski bilmeye zorlar.

    ralf rangnick, bir lobanovski hayranıdır bunun sebebi yıllar önce bir hazırlık maçında, onun dinamo kiev'i ile karşılamasıdır. sacchi'nin futbolunu seven herkesin saygı duymak zorunda olduğu bir isim olduğu daha önce belirttiğim gibi sovyet olmasından kaynaklı unutmuş olsada zamanın pep vs jose savaşının benzerini vermiş michels vs lobanovski ikilisinden bir şeyler öğrenmek zorundadır.

    wolfgang frank'n öğrencisi iken sacchi'nin uyguladığı antrenmanları gören ve arkadaşları ile bu antrenmanlar için “almanya’da antrenmanın eğlenceli olması amaçlanır, top her zaman işin içindedir: kanat ortaları, şut idmanları, ortada sıçan... buna mukabil, frank’ın sisteminde antrenmanda sarf edilmesi gereken çaba muazzam boyutlardaydı. ama şöyle düşünmüştük; gullit ve van basten bunu milan’da öğrenmek zorundaysa bizde başa çıkabilirdik" demişliği var kloop'un...

    tüm bu işlerin atası lobanovski baskın oyun için sahayı parçalara bölmüş ve pres yapılacaksa bu merkezdeki kalabalığa bir malkoçoğlu edasıyla değil, stopere yapılacak baski ile onu beklere oynamaya zorlamak olarak tasarlayınca futbol değişti. bunu yapmanın en kolay yolunun 4-4-2 olduğuna kanaat getirdi aynı sacchi gibi. alan parselasyonu son derece önemliydi sisteminde. ve bu sistemin diğer temel taşı presti. ama sacchi'nin çılgın presinden eser yoktu.

    https://www.youtube.com/watch?v=hfqTy2bJzmU

    bu rinus michels'in pres oyunu. o zamanki ofsayt taktiği ile uyumlu elbette.

    https://www.youtube.com/watch?v=NQdq7PoqdAc

    bu da rinus'un temeli üzerine kurulmuş sacchi milan'ı..

    lobanovski'nin bir videosu yok. çünkü genel olarak sovyet ligi izlenmediği için (dışa kapalı olmasından dolayı) gerektiği saygıyı da görmedi. presi sacchi ve de rinus'dan farklı yaptırdığından bahsediyordum. sahayı asimetrik olarak bölüp, takımını buna göre dizip, merkezde pres yapmayarak tamamen rakibini kanatlara yönlendirip kazandığı toplarla gol atan bir takım kurmuştu. merkezde pres yapmamasını "merkezler her zaman kalabalık olur, presten kaçmak için bir çok seçeceğiniz vardır ama kanatlarda bekler yalnızdır. merkezi kapatarak bek oyuncusuna uyguladığınız baskı topu geri kazanmanın en kısa yoludur."

    üstadın bu sistematik presini 1998'de sportstudio'da taktik tahtası önünde şu şekilde anlattı ralf rangnick ;

    https://www.youtube.com/watch?v=XJK8TAdIGW4

    ertesi sabah ona "profesör" yakıştırması yaparak aslında övmeyip, yeren meslektaşlarının aksini söylediği televizyon programındaki 2 dakikalık bölümde bunu anlatmıştı. topu kazanmak yetmezdi aynı anda kazandıktan sonra en kısa sürede karşı kalede almak gerekiyordu soluğu. hoffenheim döneminde bazı maçlarda gol atma süresi 10 saniyenin altına kadar düşmüştü. ve felsefesini şöyle özetliyordu ;

    "takım olarak gol atma ihtimalinizin en yüksek olduğu an, topu kazandıktan sonraki ilk on saniye. topu kaybettiğinizde, geri kazanma ihtimalinizin en yüksek olduğu anlar ise topu kaybettikten sonraki ilk sekiz saniye. işe bu iki sayıyı ve ne anlama geldiklerini düşünmekle başlayın"

    saygı görmesi çok uzun sürdü. çünkü, 3'lü savunmaya sıkı sıkı bağlı, hala ellerinde franz beckenbauer varmış gibi davranan katı alman düşünce yapısının karşısında liberosuz 4'lü bir savunma sistemini (sacchi'nin rinus'den esinlenip ralf'in de sacch'den esinlendiği bölümı) oyunu üçgenler halinde pres noktalarından oluşan katmanlar üzerinde baskı yapan (lobonavski'den esinlenilen bölüm) bir takım oluşturduğunu anlattı o gece. sadece 2 dakika sürdü ama 8 yıl (1998'deydi program) boyunca onunla dalga geçildi. çünkü, yeni bir fikirle gelen herkes o fikri kanıtlayana kadar deli olarak görülür (marcelo bielsa)..

    üçgenler ve katmalar...
    o kısma geçeyim.. valeriy lobanovski sahayı şöyle bölmüştü.

    http://gss.gs/7Ja.jpg

    futbolun içine geometriği sokan ilk adam olmasıda bu sebepten ileri gelir. valery, bu sayede belirlediği pres noktalarından kazandığı topu en hızlı biçimde topun olmadığı bölüme aktararak, üçgenler kurarak ortaya çıkardığı sistemi ile 1974 - 2001 yılları arasında 24 kupa kazandı. içlerinde üç avrupa kupası dahil.

    onun temelini kurduğu, sacchi'nin 4-4-2 ise ile birleştiği, sistematik presin adı yıllar sonra gegenpressing olarak anıldı. kloop'un o grubun en meşhuru olabilir ama yine klopp’un sözcükleriyle bir zamanlar; sacchi ve lobanovski karışımı bu ‘egzotik küçük grubun’ poster çocuğu ve sözcüsü, ralf rangnick’ti. 1997-98 sezonunda, becerikli ve istekli ama ayak-takımından oyuncularla, ssv ulm 1846yı üçüncü kümeden (regionalliga süd) alıp 2. bundesliga’ya taşımıştı.. ve o adamlar bugün dünya futbolunu değiştirdi... ve her şeyi değiştiren şey ise 1983 şubatında oynanan bir maç...

    --- alıntı ---

    sv ulm, 1982’de ikinci kümeye yükselmesinin ardından, oyuncusu rangnick’i serbest bırakmıştı. ertesi sezon oyuncu-antrenör olarak altıncı kümede mücadele eden fc viktoria backnang’a geçiş yaptı. 1983’ün şubat ayında dinamo kiev, bu küçük kasaba takımına bir hazırlık maçı yapmayı önerdi. efsanevi antrenör valeriy lobanovski’nin takımı, devre arası kampı için civardaki sportschule ruit’te konaklıyordu. backnang’ın amatörleri, büyük yıldızları oleg blokhin ve genç oleksiy mihayliçenko ile sovyetler birliği’nin en iyi kulüp takımı sayılan dinamo kiev için münasip antrenman arkadaşlarıydı.

    karla kaplı sahada oynanan maçı ukraynalılar, beklendiği gibi kolaylıkla kazanıyorlardı. yirmi dört yaşındaki defansif orta saha rangnick ise tüm bu deneyimi olağanüstü derecede sinir bozucu bulmuştu. stuttgart’ta tren istasyonuna bakan graf zeppelin oteli’nin lobisinde oturmuş darjeeling çayını içerken, kendi ‘futbol epifanisi’ olarak adlandırdığı o anın hikayesini anlatmaya koyuluyor.

    “maç başlayalı birkaç dakika olmuştu. top taç çizgisinden dışarı çıktığında durup rakip oyuncuları sayma gereği hissettim. bir yanlışlık var, diye düşündüm – sahaya on üç ya da on dört kişi mi çıkmışlardı? sistematik olarak topa baskı yapan bir takıma karşı oynamanın nasıl bir şey olduğunu ilk kez o gün hissetmiştim. daha önce de büyük profesyonel takımlara karşı oynamıştım –ve elbette o maçları da kaybetmiştik– ama onlar en azından size nefeslenmeniz için bir parça alan bırakıyorlardı, size ‘arada sırada bir top tepme’ şansı tanıyorlardı, ya da o günlerde söylemeye alıştığımız şekliyle, topu çevirip işleri yatıştırmak için bir mola veriyorlardı. neredeyse doksanların sonunda bile insanların hala orta saha oyuncularından bunu talep ettiklerini hatırlıyorum. bunu şimdi borussia dortmund’a karşı yapmayı bir deneyin bakalım. eminim çok eğlenceli olur! göz açıp kapayıncaya kadar, üç ya da dört tanesini karşınızda bulursunuz. kiev’e karşı oynadığımız o maçta kendimi tam doksan dakika boyunca daimi bir baskı altında hissettim. takım arkadaşlarım da öyle. kendimi bildim bileli bu oyunun rakibinizi sahanın her köşesinde, gerekirse tuvalete kadar, takip etmekten ibaret olamayacağını sezinlerdim. bir defansif orta saha olarak, rakip oyun kurucuyu etkisiz hale getirdiğim takdirde genellikle iyi notlar alırdım. maç boyunca topa belki beş kez dokunmuş olsam bile... bu oyunu böyle oynamak bana hiçbir zaman doğru gözükmemişti. ama kiev’e karşı ilk kez duyumsadığım bir şey vardı: bu, futbolun bambaşka bir haliydi.”

    rangnick'in alman futbolu metodolojisi hakkındaki ilk şüpheleri, yetmişlerin sonunda stuttgart üniversitesi’nde ingilizce ve yeni oluşturulmuş spor bilimi bölümlerinde öğrenim görürken filizlenmişti. (bu dönemde programın bir parçası olarak bir yılını brighton’daki sussex üniversitesi’nde geçirdi ve o günden beri bir ‘ingiliz muhibbi’ olduğunu her fırsatta beyan ediyor.) “sınıfımızda yirmi kız, yirmi erkek öğrenci vardı ve her birinin bir performans sporunda bir geçmişi vardı. sınıf arkadaşlarımdan biri, dönemin en iyi kadın voleybol takımı olan feuerbach’ın oyuncusuydu. ben ona futbol öğrettim, o bana voleybol öğretti. günde on saat antrenman yaptıklarını öğrendiğimde şaşkına dönmüştüm; spor salonunda iki saat fizik idmanı ve iki saat taktik çalışması dahil. ölü toplarda nasıl bir koreografi içinde hareket ettiklerini görmek büyüleyiciydi. profesyonellik ve yoğunluk bakımından, diğer sporların bizden bir ışık yılı kadar ileride olduğunu fark ettim. onlara kıyasla biz neredeyse hiçbir şey yapmıyorduk. iki saatlik antrenman ve birazcık fiziksel egzersizden ibaretti her şey. insanlar birden fazla antrenman seansının fiziksel açıdan imkansız olduğunu düşünüyorlardı.”

    lobanovski’nin takımı sonraki yıllarda da kamp için ruit ziyaretlerine devam etti. rangnick de oradaydı; her gün not defteriyle taç çizgisinin kenarında beliriyor, tam olarak ne yaptıklarını ve nasıl yaptıklarını idrak etmeye çalışıyordu. bir yandan da pro antrenörlük lisansı için köln’de sınavlara giriyordu, sonunda sınıfının en genç öğrencisi olarak en iyi dereceyle mezun olmayı başardı. rangnick, o günlerde alman futbol federasyonu’nun ders programının da yetmişlere saplanıp kaldığını söylüyor:

    “temelde takvimler 1974 yılında durmuş gibiydi, hiçbir gelişme yoktu. milli takım gibi bundesliga kulüpleri de bir liberoyla sahaya çıkarlardı ve adam markajı, öncelikli sistemdi. değişime gerek yoktu, başarılıydık. yeniliğin yegane temsilcileri pal csernai gibi yabancı antrenörlerdi, onun döneminde bayern münih bir çeşit ‘topa sahip olma futbolu’ oynuyordu. happel de hollanda’yı çalıştırdığı yıllardan miras (1977-78) alan savunmasını almanya’ya getirmişti. o keskin avusturya aksanıyla şöyle derdi: ‘adam markajı uygulamak, sahaya on bir eşek sürmekle eş değerdir.’ ne var ki onun hsv takımı da topa baskı yapmazdı. top rakipteyken çoğu zaman yanlamasına hareket ederlerdi.”

    1985’te rangnick, vfb stuttgart amatörlerini çalıştırmakla görevlendirildi. aynı yıl, yapı mühendisliği eğitimi aldıktan sonra kendini futbol taktikleri alanında yetiştirmiş ve “ballorientierte raumdeckung” adı verilen ve alan savunmasını topa agresif baskıyla birleştiren sistemi almanya’ya takdim etmiş antrenörle tanıştı. bu antrenörün ismi helmut groß’tu. happel yönetimindeki oranje’yi etüt eden groß, alan savunmasının defans yapan takım için enerjinin çok daha etkin kullanımı anlamına geldiğini anlamıştı. o halde neden bu enerji fazlası, savunmayı önde başlatmak, rakibi kendi yarı sahasının derinlerinde karşılamak, onları burada hataya zorlayarak topu daha erken geri kazanmak için kullanılmıyordu.

    baden-württemberg eyaletinde yer alan altıncı küme takımı sc geislingen’in antrenörü olarak, bu yeni ve radikal metodu büyük bir başarıyla uygulamaya geçirdi. birkaç yıl sonra bölgesel futbol birliğinin antrenörlere eğitim vermek için oluşturduğu bir tür think-tank ekibinin başına getirildi. rangnick de çalışmaya katılan antrenörlerden biriydi ve zamanla groß’un en sevdiği çırağı oldu.

    “burası fikirlerin ve deneylerin uygulandığı bir laboratuvar gibiydi. saatler boyu taktik tartışırdık, bazen sabaha kadar... groß’a, önerdiği futbolun işlemesinin neden mümkün olmayacağına dair binlerce şey sayardım. beni dinler ve oyunu kontrol etmek isteyen bir antrenörün bunu ancak ‘topa karşı’ çalışmak üzerine berrak bir planla becerebileceği cevabını verirdi. ‘endişelerini ve korkularını anlayabiliyorum, çünkü bir oyuncu olarak böyle eğitim görmüşsün. ama bunları aşman ve sisteme güvenmen gerek’ derdi. bir süre sonra beni sahanın geneline yayılmış bir alan savunmasının ve önde baskının (high pressing) yalnızca mümkün olduğuna değil, bunun futbolu ileriye götürecek tek yol olduğuna da ikna etti.”

    groß, fikirlerini bizatihi işin ustasına karşı başarıyla uygulamaya koymanın bir yolunu dahi buldu. ruit’teki devre arası kamplarından bir başkası sırasında lobanovski yönetimindeki dinamo kiev, beşinci küme takımı vfl kirchheim önünde 1-1’lik beraberlikle yetindi. bu kasaba takımı, groß’un kılavuzluğunda iki kez baden-württemberg eyalet şampiyonluğu da yaşayacaktı.

    1984'ün eylül ayında, groß’un sc geislingen’deki halefi jakob baumann, federasyon kupası tarihinin en büyük sürprizlerinden birine imzasını attı. baumann’ın amatör öğrencileri, happel yönetimindeki hamburger sv’nun süper yıldızlarını önde baskı ile şaşkına çevirip maçı 2-0 kazandılar. hsv orta sahasındaki felix magath, maçtan sonra stuttgarter zeitung’a “üzerimize bir arı kümesi (schwarm) gibi üşüştüler, bizi sürekli rahatsız ettiler” diyecekti.

    groß ve rangnick, antrenörler için el kitapları hazırlamaya ve kendi antrenman rutinlerini geliştirmeye başladılar. “bizim başvurabileceğimiz ne bir kitap ne de bir antrenman metodu vardı,” diyor rangnick, “elbette bu sistem için bir terminoloji de oluşturulmamıştı henüz.” arkadaşlarının italya’dan yolladıkları video kasetlerden arrigo sacchi yönetimindeki ac milan’ı etüt ediyorlardı. groß’un antika kayıt cihazında pozisyonları durdurmak, geri ya da ileri sarmak asırlar sürüyor; aşırı kullanımdan dolayı cihaz sık sık bozuluyordu. sacchi’nin çifte avrupa kupası şampiyonu takımı, marco van basten, frank rijkaard ve ruud gullit’ten oluşan hollandalı üçlüsüyle birlikte kolektif mükemmeliyet için bir referans halini almıştı. lakin eski bir ayakkabı satıcısı olan sacchi yalnızca bu yüzden değil, daha kişisel bir anlamda da rangnick için bir rol modele dönüşmüştü: “büyük bir şöhreti yoktu, parlak bir oyunculuk kariyerinden gelmiyordu. bunun yanında [fransız komedyen] louis de funès gibi bir görünüşü vardı. o günlerde bir alman kulübünün böyle bir adamı a takımının başına getirmesi tasavvur edilebilir bir şey değildi. sacchi, kalıpları yıkmıştı.”

    --- alıntı ---

    üstat 2002 yılında 63 yaşındayken öldü.
    bir kaç sene sonra milan ile şampiyonalar ligini kazanan shevchenko, en büyük hayali olan ve belkide sovyet olmasaydı bir kaç kere kazanabileceği şampiyon kulüpler kupasını hocasının heykelinin yanına götürdü.. bu onunda kazandığı anlamına geliyordu..

    http://gss.gs/Jx1.png