• 2001
    hem ayranım dökülmesin, hem de tatsız olaylar yaşanmasın diyen insanların son yıllarda arttığı ülke. özellikle sosyal medyadan önüne gelene iftira, suçlama, küfür ve başka ne varsa atıp, sonra hukuki yollardan karşılığını alınca mağdura yatanlardan bahsediyorum. kulübümüzün fb'li trolleri mahkemeye vermesinin ardından bunlardan bazıları geri vites yapıp mağduru oynamaya başlamışlar bile. bilgisayar başında ülkeyi kurtardığını sanan bu sosyopat kitle var olduğu sürece huzur bulmamız imkansız.
  • 2004
    şampiyonlar liginde takımı mücadele ederken birkaç sarı torba adayı, stada kürdistan bayrağı dedikleri paçavra ile stada girdi. dünyanın her yerinde insan yerine konma sebepleri türkiye cumhuriyeti kimliği olan bu köpeklerin kendi ülkemizde hakettiği muameleyi görüp kısa sürede sarı torbalarına girmelerini temenni ediyorum.

    (bkz: 28 ocak 2026 manchester city galatasaray maçı)
  • 2007
    tarihi, doğası, bir lideri ve bir futbol takımı dışında kalan her şeyiyle bağlarımın inanılmaz zayıfladığı ülke. kendi isteğimle çirkin ördek yavrusu olmayı seçmek zorunda kaldım. benden bu saatten sonra kuğu olur mu? y.rr.k olur...

    çocuklar, hayvanlar, doğa benim için yeterli.

    evimin dış kapısının girişine küçücük bir alana ağ atan bir örümceği tam 1 sene boyunca takip ettim. onlarca kez ağını yeniledi ancak hiçbir şey yakalanmadı o ağa. bu bir sene boyunca her yeni ağ eskisinden daha düzensiz ve daha dağınıktı. bir gün ne yaptım biliyor musunuz? tırnağımla küçücük bir salam kopardım ve ağa fırlattım. o salamı paketledi ve yuvasına götürdü. bu olaydan sonra inanılmaz güzel bir ağ ördü, götür kapalıçarşıya bizans halısı diye sat o kadar yani. inancını, umudunu geri kazandı çünkü hayvan. 4 senedir aynı yere ağ atıyor ve ben de o ağa yemini atıyorum. dolma, baklava, mıhlama falan yiyor artık. * işte ondaki umut, ondaki inanç bende kalmadı. belki bir gün beni ısırır da örümcek adama dönüşürsem çok büyük umutlara kapılmam belki ama oraya buraya ağ atar, duvarlara tırmanır vakit eylerim. hem düz duvara tırmanmayalı uzun zaman oldu, gençlik de kaldı hep...*
  • 2008
    hiçbir şeyin ama hiçbir şeyin iyiye gitmediği; her şeyin kötüye gittiği ve güzel olan şeylerin de günden güne bittiği, bağlarımın zayıfladığı ve artık kesinlikle yaşamak istemediğimi fark ettiğim ülke. yaş 29, cepte beş kuruş para yok. bu saatten sonra nerede yaşayacaksam… hayal işte.

    ama işte, bağlarım git gide kopuyor. aidiyet hissedemiyorum. bana sadece acı ve üzüntü veriyor burası. keşke, keşke diyorum… buralardan gidebilsem ve buraya dair tüm her şeyi unutabilsem. galatasaray’ı da, evet.

    hiç, hiç mutlu değilim. ruhum ölmüş.
  • 2011
    maça odaklanamadım dostlar.
    çünkü üzgünüm, bir öğretmen olarak bu memlekette canı yanan tüm öğretmenler adına üzgünüm.
    ailesinin bakamayıp başından savdığı, değil eğitmek hiç ilgilenmediği öğrenciye eğitim-öğretim vermeye çalışan meslektaşlarım adına üzgünüm.
    hayatında yaşadığı sosyal, ekonomik tüm zorlukları arkasında bırakıp bir çocuğa ışık olmaya çalışan, gülümsemeye çalışan emekçiler adına üzgünüm.
    şikayet edilsin diye şikayet hattı açılan, en ufak bir olumsuzlukta cimere şikayet edilen öğretmenler adına üzgünüm.
    hangi şehir olursa olsun, bayrağımın dalgalandığı her yerde görev yaparım diyen sınıf arkadaşım şehit öğretmen şenay aybüke yalçın ve tüm şehit öğretmenler adına üzgünüm.
    okulda savunmasız bırakılan, onuru ayaklar altına alınan öğretmenlik mesleği adına üzgünüm.
    bugün fatma nur öğretmen için belki de yarın kendi adıma üzgünüm, kim bilir?

    maalesef ucuz olan tek şeyin insan hayatı olduğu canım ülkem.
  • 2012
    hukuk sisteminin kişilere ve tüzel kişilere göre düzenlendiği ülke.

    mesela metehan baltacı, sırf iddia oynadığı için aylardır cezaevinde kalıyor. oynadığı kuponlar da 2 veya 3 liralık kuponlar. tutturduğu birkaç kupon var, onda da 6-8 lira falan kazanmış. formasını giydiği takımın maçlarına da oynamış ama neredeyse hepsinde kadroda değilmiş.
    bunun dışında mhy denen eleman yüzbinlerce liralık iddia oynamış. bunu da ersen dikmen üzerinden yapmış ve yasal/kaçak her türlü yollardan milyonlarca liralık para transferi yapmış. takımının maçlarına; hatta takımdaki oyuncuların reaksiyonuna bile bahis yapmış. misal, ismail yüksek kart görür bahsinden sürekli para kazanmış!
    mhy de tutuklu ama mhy'ye para kazandıran ismail tutuklu değil!

    diğer bir örnek sadettin saran.
    adam uyuşturucu kullanmakla kalmayıp söylenene göre bahçesinde de yetiştirmiş. lakin 2 gün sonra salıverildi ve büyük bir kahramanlık edasıyla karşılandı. öyle ki, okul ziyaretleri yapacak kadar özgürdü!

    sadece bunlarla da sınırlı değil.
    bundan 10 yıl önce falan, yıldırım demirören ziraat bankasından 800 milyon dolara yakın kredi çekmiş ve bu kredi her defasında yapılandırılmakla kalmayıp, vadesi 20 yıldan fazla uzatılmıştı. kısacası, türk milletinin cebinden milyarlarca lira çarptırılmıştı! bakın 10 sene öncesinden bahsediyorum.
    yine 10 sene önce, cengiz inşaat'ın 600 milyon liralık vergi borcu tek çırpıda silinmişti. hani türk milletine küfreden inşaat.
    yıl olmuş 2026 ve halen daha milyarca liralık vergi borcu siliniyor.

    başta da demiştim ya, hukuk sistemi kişi veya tüzellere göre düzenleniyor diye...
    demirören, cengiz ve cengiz'in yanına yakışacak bir isim olan ali.
    zaten bildiği şey de ali cengiz oyunları.
    fb başkanıyken, erden timur'u basın yoluyla defalarca kez tehdit etti.
    başkanlığım bittikten sonra seninle uğraşacağım diyerek aba altından sopa göstermeye devam etti. mhp ziyaretleri, akın gürlek sohbetleri...
    hatta yine akın gürlek ziyaretinden sonra "intikam soğuk yenen bir yemektir. bu ziyaretin nedenini yakında anlayacaksınız!" dendi ve hopp 2 ay sonra erden timur tutuklandı.
    akın gürlek de adalet bakanı oldu.

    erden timur neden tutuklandı sorusuna gelirsek de kimse bilmiyor.
    masak raporlarında 2023-2025 yılları arasında toplam 1 milyar tl'lik altın ticaret görünümlü transferler yaptığı söylendi. bunun 300 milyon tl'si kişisel hesaplara ve 150 milyon lirası kripto platformlarına gönderilmiş deyip tutukladılar. para aklıyormuş!
    erden timur da diyor ki,
    yahu kardeşim benim milyon dolarlık şirketlerim var. yüksek tutarlı işlemler yapmak kadar doğal ne var? projelerden gelen yatırım, satış veya ortaklık paralarının kişisel hesaplara aktarılmasında ne gibi bir suç var? zaten suç olmaması için banka sistemi üzerinden resmi kayıtlara geçirdim diyor. kaldı ki bunlar 2 yıllık transferler!
    bununla birlikte şirketler zaman zaman kripto varlıklara da yatırım yapabilir diyor. doğru da söylüyor, zaten bunun en büyük örneği microstrategy ve tesla.
    herifler milyarca dolar bitcoin alıyor.

    ama baktığımız zaman erden timur aylardır tutuklu ve bununla da yetinilmemiş olacak ki, şirketlerine kayyum atandı.

    nereden bakarsan bak çok büyük çelişkiler var.
    vatandaşını soyan serbest,
    uyuşturucu yetiştiren serbest,
    uyuşturucu yetiştirenin ayrıca bir bahis platformu vardı.
    2 liralık kupondan 4 lira bile kazanamayan ve takımının maçlarına oynamayan, oynasa da kadroda bulunmayan metehan'la, milyonlarca liralık para transferleri yapan fb kaptanı aynı muameleyi görüyor. üstelik, milyonlarca lira kazanırken ona sarı kart bahsiyle yardım eden takım arkadaşı futbol oynamaya devam ediyor. üstüne üstlük bazı maçlarda da kaptanlık yapıyor!

    buraya aslında birçok örnek daha yazılabilir ama yazarken insan dişlerini sıkıyor ve daha da yazmak istemiyor. işte tam o noktadayım.
  • 2013
    tarihinde 3. kere dünya kupasına katılan canım ülkemiz.

    sonuncusu 2002'de olmasına ve 24 yıl aradan sonra 31 mart 2026 kosova türkiye maçıyla 2026 dünya kupası'na gidiyor olmamıza rağmen bizim gibi futbol manyakları dışında büyük heyecan duyan yok.

    en azından ülke çapında o heyecan yok maalesef.

    bosna hersek'e bakar mısınız?

    https://x.com/i/status/2039106768412807367

    yani sürekli buralarda olan bir ülke olsak anlarım da 24 sene olmuş. 30 yaş altında gören/hatırlayan yok.

    coşkumuzu, heyecanımızı çalmışlar lan bizim.

    ülkem ve insanımız adına çok çok üzgünüm şu duruma.
  • 2019
    trabzonspor maçı sonrası abdulkerim bardakçı'nın ağzına sıçtığı çocuk için "onun sülalesini bilmiyorsunuz, aminoğullarından bilmem kimin çocuğu" gibi açıklamalar yapılmıştı. işte tam da bu dallamalıklar yüzünden bugün bu halde olan ülke. hukuksuzluğu, şiddeti, saldırıyı ve gücü bir üstünlük olarak sayan çok çok büyük, cahil bir kitle var.

    düşünüldüğü veya ön görüldüğü gibi bunların dizilerle filmlerle de pek alakası yok. biz de dexter izledik, elm sokağı kabusu izledik, stephen king okuduk. tamamen yozlaşmış, yolunu kaybetmiş ve bilimden irfandan uzaklaşmış bir toplumun sonucu bu. bu hale getirenlerin yedi sülalesi bir an bile rahat görmesin. en sağından en soluna, hiçbiriniz olan bitende masum değilsiniz.
  • 2020
    yönetenler oyun ve sosyal medya yasağı getirmek istiyorlar.

    tam sebebini bilmiyorum ama bu şekilde toplumda oluşturulmak istenen baskının tarihsel örnekleri ya kalkınmak için ya da savaş için yaşanacak seferberliğe toplumu hazırlamak üzerineydi. ilki bizim ülkede ikincisinden daha uzak ihtimal. sıradan vatandaşın bir vakti ve canı kalmıştı kendine. onlar da lüks olacak bu gidişle.

    futbol ve spor nereye evrilecek bilemiyorum ama her geçen gün daha kötüye gidiyoruz.

    böyle yazınca mahalle yanarken kendi derdine düşmüş gibi gözüküyorum ama asıl derdim ateşe dokunmadan yangını göstermek.
  • 2022
    dün şanlıurfa, bugün ise kahramanmaraş'ta okula silahlı saldırılar oldu ve 10'un üzerinde kardeşimiz vefat etti, çok daha fazlası ise şu anda hastanede yaşam mücadelesi veriyor. buna ek olarak, mersin'de de benzer bir saldırıyı son anda önlemişler. yani sadece bilinen ve kayda geçen 3 vakamız var.

    normal bir ülke olmaktan çıkalı çok oldu da bu kadarı artık yoruyor, üzüyor.
  • 2023
    ülke 20 yıldan uzun süredir yozlaşmakta, ahlaksızlaşmakta ve içten içe çürümekte.

    bu toplumsal çöküş bir noktada kontrol edilemez bir hal alacaktı, işte yavaş yavaş alıyor.

    bu olay bilgisayar oyunları, sosyal medya ya da başka bir şeyin eseri değil. en azından temel sebebi değil. hepimiz bilgisayar oyunu oynadık, oynuyoruz, hepimiz sosyal medya kullandık, kullanıyoruz. neden bizler sokağa çıkıp adam vurmuyoruz ya da şiddete meyilli değiliz?...

    işte bunun temeli aile eğitimi ve ahlak eğitiminin yok edilmiş olmasıdır. insan olmak için önce iyi ve ahlaklı bir birey olunması gerektiği bizim çocukluğumuzda ilk öğretilen faziletti. şimdiyse kurnaz ve açıkgözlü olmayı marifet kabul eden, bunun için gerekirse kul hakkını yemekten geri durmayan, adamcılık sayesinde bir yerlere gelinerek köşeyi dönebileceğiniz yozlaşmış bir düzen yaratıldı.

    sonrasında eğitim, sağlık, adalet, asayiş el birliğiyle yok edildi.

    bunu da kimlerin, şekilde yarattığını bir çoğumuz biliyoruz.

    bu yozlaşma da "hukuk devleti" olan bu ülkenin iliklerine kadar işledi. birilerinin refahı ve keyfi için milyonlar ceza çekiyor. masaya hesap geldiğinde de bu düzeni kuranlar hesabı ödemeden gidecekler ve bulaşıklar bize kalacak.

    "çalışmadan, yorulmadan, üretmeden rahat yaşamak isteyen toplumlar, önce haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini, daha sonra da istikballerini kaybederler."
  • 2025
    çok üzgünüm. üzgün demek bu duygumu yansıtabilecek en hafif tabir belki de. bu çocuklar bizim geleceğimiz. bu çocuklara iyi bir gelecek bırakmak hepimizin asli görevlerindendir. herkes bu saçma kutuplaşan, nefret saçan sosyal tüm meselelerde kendisine fazlasıyla çeki düzen vermek zorundadır. sosyal çürümeyi durduramazsak hiçbir gelecekten bahsedemeyiz. bireysellikten daha çok toplumsallaşmayı bu milletimize öğretmek zorundayız. bunu nefret söylemleriyle kutuplaşmayla yapılamayacağı aşikar. artık toplumun üzerindeki ölü toprağını atması için ne daha ne olması gerekiyor allah aşkına arkadaşlar. çocuklarımızın, evlatlarımızın can güvenliğini her şeyden önce gelmeyecekse neyi ön planda tutacağız başka.

    bu mesele de devletimizin alacağı kararları merakla bekliyorum. bu sürede oluşacak dezenformasyon ve yanılgılara karşı hepimizi dikkat etmeye davet ediyorum.

    edit: bu hassas konuya ek olarak şunu da eklemek istiyorum. sosyal medyanın 15 yaş altına yasaklanması bir çözüm ayaklarından biri olabilir kabul ediyorum ama buralarda içerik üreten yayınları insanları mutlaka mantıklı bir yayın politikası oluşturulması gerekmektedir. biz yetişkinleri bile aptal gibi etkileyen bu yayınları çocuklarımızla daha çok ilgilenerek, vakit geçirerek ve şu aptal 'akıllı' telefonlardan kafalarımızı daha çok kaldırarak başlayabiliriz.
App Store'dan indirin Google Play'den alın