• 2
    spor teşkilatı yasasında yapılacak değişiklikle amatör branşlardaki sporcu transfer bedelleri de sponsorluk kapsamına alınması planlanmaktadır. gerçek ve tüzel kişiler münhasıran amatör spor dallarındaki sporculara transfer bedeli ve sair adlar altında ödenen ücretler ile spor kulüpleri ve federasyonların yıllık programlarında bulunan sporun yaygınlaştırılması ve sporcuların desteklenmesine yönelik resmi sportif faaliyetleri kapsamında sponsorluk yapabilirler ek maddeyle sporcu transfer paraları ve maaşları da sponsorlar tarafından gider olarak yazılabilecektir.

  • 6
    böyle bildirilir:

    --- alinti ---

    benkuti

    19.06.2009 - 17.24

    size çok doğru bir kaynaktan aldığım 4 futbolcunun ismini veriyorum. bunlardan 2 tanesi ile hem takımı hemde futbolcu ile anlaşıldı.ufak pürüzler var ve 3-4içinde sonuçlanabilir.işte defansının ortasında olacak futbolcu chelsea forması giyen alex geçen yılda transfer listesinde bulunuyordu. hollandalı futbolcu ile her konuda anlaşıldı. diğer transfer forvet hattına standart liege forması ile başarılı bir sezon geçiren ve 20 gol atan dieumerci mbokani. diğer 2 isim senderos ve roque santa cruz.

    --- alinti ---

    kaynak: ligtv.com.tr
  • 7
    uyku tutmamasının bir sebebidir. uyanır uyanmaz transfer haberi almak da güzel fakat o anı yaşamak daha bir keyiflidir. ''flash haber.. galatasaray bilmem kimi aldı. bomba transfer. bonserviside elindeymiş.bedavaya geldi.'' hoppa. gel de neşelenme.
    saolsun bizim yönetim de gece vardiyasından heralde. ne zaman ne yapacakları belli olmuyo. uykusuz, inatla ,istekle bekliyoruz. **
  • 8
    her sezon sonunda, hemen hemen her takım tarafından gündeme gelen hadise.. ya da ne bileyim heyecan arayışı, didinme.
    şimdi, bunun sebebini takımı en üst düzeye çıkarma diye tanımlıyorlar ya, benim de her zaman aklıma takılmıştır, "bu takımlar onlarca yıldır hala istedikleri kadroyu yapadılar mı?" diye. halbu ki, sadece on yıla baktığımız zaman bile bir takım en az elli transfer yapmıştır. bunların otuzdokuzunu* jenerasyon değişikliğinde eritirsek, geriye kalır onbir futbolcu. yani oldu sana bir takım. "e, sayın bilmemne başkan, sen neden hala transfer peşindesin?" diye sorarım karşımda herhangi bir başkanı hayal ederek,kendi kendime hep. yani bir sezon sonu da bir takım çıksa ve dese ki, "biz bu sene transfer yapmayacağız" inanın rahatlayacağım, üzerimden bir yük kalkmış olacak.*
    tabi bütün bunları haldun abimizin okumayacağını varsayarak yazdım. hani okur da, "e tamam samanyolu, sen öyle istiyorsan biz de öyle yaparız" derse üzülürüm..
  • 11
    transfer politikamızda anlamadığım bir nokta var...

    yıllardır 2000 yılındaki altın jenerasyonumuzu oluşturmak için çabaladık. bunun uğrunda sayısız transfer yaptık. bir kısmı fenomen oldu**, bir kısmı fiyasko**. yüz milyonlarca euro bu uğurda savruldu, çöpe gitti...

    turkcell süper lig takımları olarak avrupa'da gözden düşmüş oyuncuları hep transfer ettik. ligimizde ne kadar başarılı olurlarsa olsunlar, geldikleri dönemdeki piyasaları hiç bir zaman olmamıştı. "piyasası olsa gelmezdi", "iyi olsaydı x takımı, y takımı alırdı" denildi hep. hem kaliteli, hem başarıya aç oyuncunun peşinde hiçbir zaman koşmadık. çoğu zaman günü kurtarmak adına transfer yaptık, avrupa'da isim yapmış ancak önemli sorunlar yaşamış ya da yaşamakta olan futbolcuları transfer ettik...

    kabul edelim turkcell süper lig avrupa'nın en ilgi çekici, en popüler ligi değil. ligimizde oynayan lider takımlarla, ispanya-italya-ingiltere liglerinin lider takımları arasında büyük ölçüde kalite farkı var. türkiye'nin yaşam şartları avrupa çıkışlı oyuncuları cezbetmiyor. istanbul'da yaşamakla londra'da yaşamak arasında elbette çok büyük farklar var...

    şu anda hiç kimse daniele de rossi'yi transfer etmeliyiz tarzı bir laf etmiyor, edemiyor. ederse bunu söyleyen kişiye elbette birileri "sen ne içtin hacı", "saçmalaya kardeş", "oğlum o adamı real madrid istiyor", "biliyor musun sen, o oyuncu 40 milyon euro" tarzı kelamlar edecektir. haksız sayılmazlar. ama işte benim merakım bu noktada başlıyor;

    1-) galatasaray'ımız elbette bir barcelona, bir real madrid kadar popüler değil. ama hiçbir şekilde moritanya 3.lig takımlarından biri de değil. sayısız kupası olan, türkiye'mizi avrupa'da başarıyla temsil etmiş olan bir takım. 400 yıllık bir kültürün geldiği nokta galatasaray'ımız. hala avrupa'da "türk'üm" dediğiniz zaman duyabileciğiz olası cevap "turca? galatasaray, shish kebab...vs." kısacası hala avrupa'nın önde gelen kulüplerinden birisiyiz. neden chelsea, inter, barcelona, lyon bu tarz oyuncuarı alabilirken biz alamayalım?...

    2-) galatasaray spor kulübü olarak çok güçlü bir mali yapımız yok. diğer branşlarımıza önemli yatırımlar yapamıyoruz. yaz döneminde hiçbir zaman çok geniş bir transfer bütçesi sahibi olmadık. ama avrupa'nın önde gelen kulüpleri her zaman kasalarına para mı dolduruyor? bu sene arsenal'in zararı 350 milyon euro, inter'in zararı 500 milyon euro'ya dayandı, milan'ın bu yıl açıkladığı zararı 365 milyon euro. ama bu takımlar her sezon transfere 35-40 milyon euro para ayırabiliyor. bu kadar zarar yaparken hala bu kadar büyük transfer bütçeleri oluşturabilen takımlara, senelik değil tüm zararı 100 milyon euro olan ama bankalardan 70 milyon krediyi 40 takla atarak alan bir takım olarak rakip olmaya çalışıyoruz. oysaki forbes dergisine göre türkiye'de iş yapabileceğiniz en güvenli trademark'lardan birisi galatasaray değil mi? neden bu sıfata sahipken hala 8-10 milyon euro'yu ancak denkleştirebiliyoruz?...

    3-) türkiye elbette yabancı uyruklu bir futbolcu için cezbedici değil. özellikle futbol altyapısının çok kısır olduğu ülkemizde stadyumlarımız, tesislerimiz, futbol kültürümüz avrupa'nın yakınından geçmiyor. istanbul elbette bazı diğer büyük avrupa kentlerinin gerisinde. ama hala bir metropol. 13 milyon insan yaşıyor, dünya'nın en büyük kültür miraslarından ve coğrafyası, boğazları, herşeyiyle ortalamanın üzerinde bir kent...

    lafımı çok uzatmayacağım. söylemek istediğim şudur:

    galatasaray takımı olarak en iyi, en başarılı olmaya çalışıyorsak bunun gereklerini yapmamız gerekli. 1995'ten sonra faruk süren hayallerini, taraftarının istediğini başarabilmek için elini taşın altına koymaya cesaret etti. iyi oyuncu transfer etti, yetmedi en iyisini getirdi. bunu yaparken hiçbir fedakarlıktan kaçınmadı. ödemesi gereken parayı ödedi, bunu yaparken büyük bir borç oluştu. ancak herşeyin sonuna gelindiği zaman üst üste dört lig şampiyonluğuna, türkiye kupalarına, uefa kupasına ve süper kupaya ulaştık...

    ben bir tıp öğrencisiyim. mali konularda elbette sözlükte benden çok daha tecrübeli, çok daha bilgili, görmüş geçiriş yazarlar mevcuttur. ancak bildiğim bir şey var. marka değeri olan herşey kendisine müşteri çeker. galatasaray markası ülkemizin en değerli markalarından bir tanesi. neden bu marka değerini en verimli şekilde kullanamıyoruz? avrupa'nın büyük takımları aldıkları sponsorluk anlaşmalarıyla kasalarını dolduruyor, transfer bütçelerini oluşturuyor. son zamanlarda önemli banka kredileri aldık, önemli sponsorluk anlaşmaları imzaladık. ama bu bizim için yeterli mi? elbette imzalar 5 yıllık, 10 yıllık imzalar ama neden daha iyisi varken daha kötü bir anlaşmayla devam edelim? yerliyse yerli, yabancıysa yabancı...

    "progress demands sacrifice". başarı için bazı şeyleri feda etmemiz lazım. 10 milyon euro'ysa, 10 milyon euro. 100 milyon euro'ysa, 100 milyon euro. hep iyiye, en iyiye ulaşmaya çalışmamız gerekli. bahse varım "bir şampiyonlar ligi kupamız olsun, 100 milyon euro daha borcumuz olsun" diyenler vardır aranızda. benim kendi çevremde var bunu söyleyen. o zaman bunun için çalışalım, vizyonumuzu bu doğrulutuda değiştirelim. harcarken kazanmayı da öğreneceğiz. hem mali olarak, hem de manevi olarak. işte o zaman galatasaray markası olarak bir barcelona, bir real madrid seviyesine ulaşacak; hepimizin özlemlediği o noktaya gelecek...

    saygılarımla...
  • 13
    yapmayı en iyi bilen yöneticilerin türkiye'de ilhan cavcav ve celal doğan olduğu faaliyet alanı. geriye kalan yöneticiler menajerlerin kurbanı. ne dünyanın farklı bölgelerindeki ligleri takip ediyorlar ne de böyle bir niyetleri var. türkiye'de transferler manajerler vasıtasıyla yapılır. menajerler önerir, elimde şu kalmış der bizim bakar kör yöneticilerimiz de almaya koyulurlar. olan milyon eurolarımıza, tazminat olarak ödenen dolarlarımıza olur.
  • 15
    futbol takımlarının hocalarının isteği doğrultusunda takımlarına diğer takımlardan oyuncu katmaları şeklinde kabaca tarif edilebilecek alışveriş. yapılan transferler takımın hocasına sorulmadan yapılıyor ise, bu takımın sezonun ortasını bile görmesi mümkün değildir. zira transferler takımın teknik direkötürünün, takıma oynatmak istediği oyun doğrultusunda, onun hazırladığı shortlist'e göre yapılır. herhangi bir yönetici gidip, bu adam iyiymiş ya, falan diyerek oyuncu alamaz. almamalıdır. bizim takımımızda, hele takımın başında kariyeri dünyaca bilinen bir hoca varken, transflere bir yöneticinin karar verdiğini düşünmek düpedüz hocaya hakarettir.

    notingen: transfer kelimesini biraz açıklamak zorunda kaldım da, sanırım bütün yaz transfer bekleyip, kelime manasını dahi bilmeyenler var aramızda. sanırım değil, bariz var.
  • 17
    amatör bir futbolcunun yaptığında bile birsürü teferrutı olan fakat bizim taraftarımızın bir kesimi tarafından sar bakalım 2 kilo ledesma şeklinde gerçekleştirildiği zannnedilip çok kolay yapıldığı düşünülen işlemdir, yahu arkadaşım en süper adamları istemeyi biliyoruz ama o kadar da zor transfer edildiğini nasıl hesaplamıyoruz, ayrıca sen hangi dönem alıştın böyle hersene yıldız görmeye hangi dönem? 1)hagi ve popescu, 2)jardel eeee hadi, radu,victoria, perez'le şampiyon olunca sevinmemişsindir bile değil mi?
  • 20
    takımlar profesyonel olduklarından (hadi bütün takımlar değil de galatasarayı ele alalım) önlerindeki bir kaç yılın planlamasını yaparlar. bu planlama yapılırken eldeki avuçtaki futbolcular, girdiler çıktılar, hesaplar planlar gibi 800 tane değişken bu planların içine katılır. bu planın bir parçası da sözleşmesi biten, bitecek futbolculardır. bir çok takım sezon sonunda sözleşmesi bitecek futbolcu ile eğer gelecekte birlikte çalışmayı planlıyorsa 1 yıl önceden sözleşme yeniler (milan baros). eğer ki devam etmeyi düşünmüyorsa yıl sonu geldiğinde güle güle der (serdar özkan). bazen de yumurta göte gelince planlar 1 gecede değişir alelacele sözleşme yenilenir (harry kewell).

    dış transfere gelinirse yine galatasaray için konuşalım; sorunlu bölgenin ve takviyelerin nerelere yapılması belli. yönetim bilmiyorsa bile teknik adama sorar o da yıl ortasında rapor hazırlar. buna göre yönetim planlarını şekillendirir. gerekirse menajerler aracılığı ile yoklama yapar.

    bazen de transfer sezonu gelir. eldekileri satıp gelecek para ile yeni adamlar almaya çalışılır. tıpkı amatör küme takımları gibi. elindeki futbolcuyu 2. lig takımına biraz bonservis bedeli ile satıp o paraya 2 tane yeni yetenek alırsın veya 2 tane takıma abilik yapacak futbolcu. bunlar da bir sonraki sezon çıkarılacak yeni kaynağı hazırlamaya yönelik adımlardır.

    galatasarayımıza gelirsek. bir çok transfer yöntemi metodu varken hiç birini yapmayan, ya da hepsini yapmaya çalışırken eline yüzüne bulaştıran bir kulüp görüntüsü vermekte şu aralar. belki de bu yüzden taraftar da bu kadar karamsar, istifa sözcüğünü tekrar hatırlar halde.