“tanrıları biz yarattık, der nietzche! onları da biz oldurmeliyiz”.
tanım: yaptıkları az, ama yapacakları veya yapamayacakları elim bir trafik kazası sonucu hiçbir zaman bilinemeyecek, yıllar önce bu dünyadan göçmüş, futbol dünyasından da sessizce silinmiş bir futbol adamı, merhum idealist.
manisa celal bayar üniversitesi mezunu, diğer hocaların aksine yeşil sahalardan değil akademiden teknik direktörlüğe geçiş yapan idealist görünen bir teknik adamdı. “ben tevfik lav, geleceğin teknik direktoru” diye tanıtırdı kendisini. beden eğitimi bölümünden mezun olup orada tanıştığı ersun yanal ile kariyerine ilk olarak 1996-1997 sezonunda denizlispor’da yardımcı antrenör olarak başladı. bir süre alt liglere geri döndü sonra da 1999-2000 sezonunda ersun yanal’in yanına denizlispor’a geri dönmüştü. o yıl uefa şampiyonu galatasaray’i ali samiyen’de kıl payı ellerinden kaçırmışlardı. o maçı da hatırlarım. hagi’nin bir penaltı kaçırdığı buna rağmen 1-0 öne geçtiğimiz ama şok iki golle denizlispor’un 2-1’e getirdiği, sonunda 2-2 biten maç. bir ay sonra galatasaray kophenag’dan kupa getirecekti.
ertesi sezon ersun yanal ankaragucu’nun başına geçti. evet o meşhur soyunma odasına para çantalarının getirildiği, icine inter formasi giyen emre b ve okan’a bir adet kırmızı kart ile veda ettiğimiz, hatta o maçla şampiyonluğa veda ettiğimiz o sezon. tevfik hoca’ya dönersek, o denizlispor’da kaldı. tabi sadece 5 hafta. ama akıllarda hep sezon başı yazın hürriyet ege’ye verdiği “tanrilari biz yarattık, onları da biz öldürmeliyiz der nietzche” dediği röportajla kalmıştı. dışarıdan bakınca henüz kendisini kanitlamamis idealist bir adam olarak gözüküyordu. bu sözleri de yaklaşan galatasaray maçı için söylüyordu. ilk hafta oynanacaktı. uefa şampiyonu galatasaray’dan korkmuyoruz mesajı vermeye çalışıyordu. onları yenebilecek güçteyiz diyordu. o maçı hagi’nin bireysel yeteneği sonucu 30 metreden attığı golle 1-0 kazanmıştık. 4 hafta sonra da 42 yaşındaki genç tevfik hocaya yol verilmişti.
sonra tayini siirt’e çıktı. siirt jetpa spor sansasyonel sergen yalçın transferine rağmen ondan bir maç dahi yararlanamamisti. o sezon ligde mücadele ettiği ilk ve tek sezondu galiba. ligde kalma mücadelesi verirken sezonun ilk yarısı sakıp ozberk’le alınan istikrarsız sonuçlardan sonra ligin ikinci yarısı tevfik hocaya teklif gitti. zira hem malum jet fadıl hem de coğrafi sebeplerden siirt’e kimse gitmezdi. tevfik hocadan da fazla beklenti yoktu, ligde tutmaya çalış yeter. zaten siirt jetpa spor o sezon beklendiği üzere küme düştü. tevfik hoca bir sonraki sezon tekrar başa geçse de başarı sağlanamadı.
iki siirt dönemi arası bir de gaziantep yapmıştı tevfik hoca. gaziantepspor 1999-2000’de yaptığı çıkışı sürdürmek istiyordu ve o dönem ersun yanal’in oynattığı çılgın sistemi eski yardımcısı tevfik hoca neden oynatmasin di değil mi? zaten tevfik hoca da hedefi arsa çıkarmış, etraftan gelen yohamua seslerine inat hedefimiz şampiyonluk demişti. ama olmadı. tevfik hoca yine kısa süren bir macera sonrası görevinden alındı.
sonra 2002-2003’un ikinci yarısı kapısını ankaragücü çaldı. kendilerini 4. yapan ersun yanal ani bir hamle ile ilhan cavcav’in safina geçmiş, ankaragucu’nun ezeli rakibi genclerbirligiyle neredeyse şampiyonluk yarısı veriyordu. ankaragucu’de tevfik hoca’dan ersun yanal gibi bir etki bekledi. sonuçta ikisi de futbolu istatistik, veriler, oyuncu gelişim programları, fiziksel çalışmalar üzerinden takip ediyor taktiklerini ona göre kuruyordu. ikiside edebiyata ve felsefeye meraklıydı. ikisi de akademi mezunuydu. ama ankaragucu’nde de işler istediği gibi gitmedi ve ertesi sezonun ortasında tevfik lav istifa sesleriyle görevinden alındı. acaba bu genç adam ersun yanal’in sadece bir sanrısı bir illuzyonundan mi ibaretti? bu adam idealist değil hayalperest miydi?
yoldaşı ersun yanal çek bir letonya faciası sonrası hızlı yükselişinin karşılığında ödül olarak milli takımın başına geçmişti. tevfik hoca ise talihsiz kaderinden habersiz ona açılacak son kapıyı bekliyordu. 2003-2004 devre arası ligde kalma mücadelesi veren konyaspor, hüsnü özkara ve geçici olarak mehmet yildirim’in ardından tevfik hocayı başa getirmişti. tevfik hoca yine idealistti “ben önümüzdeki sekiz maçı kazanacağız diyorsam, bunun sekizi olmaz ama dört-beş olur, bir beraberlik iki de yenilgi alırız; galatasaray’i, fenerbahce’yi yeneceğiz diyorsam da yenemezsek belki ama berabere kalırız ama yine de hedefi hep üstte tutariz” diyordu. masasında bir nietzche kitabı vardı ve o kitabın ayracinda el yazısıyla konyaspor’u 8. sıraya koymuştu. konya da ligin alt sıralarından kurtulma çabası veriyordu.
o yüzden kısa sürede ilk hedef bu olmalıydı. kadro kötü değildi. eski fenerbahçe kaptanı ogün, yine fenerbahce’den cem
karaca, yetenekli sayılabilecek altan aksoy, türk futbolunun tecrübeli golcüsü cenk işler, ve sezonun gol kralı zafer biryol.
kupada çeyrek finale kadar çıkılmış, ama ne gollerin kaçtığı o maçta kupa şampiyonu trabzonspor’a elenilerek veda edilmişti. ligde ise cesur maçlar çıkarılıp istikrarlı sonuçlar alınmaya ligin ortasına inmeye başlanmıştı. tevfik hoca kadikoy’de farklı kaybettikleri fenerbahçe maçından sonra bile oynadıkları cesur futbolu övüyor, oyundan ve oyuncularından gururla bahsediyordu. ama o kara haftasonu gelmişti. 3 nisan 2004. cumartesi. konyaspor’un rakibi rize de konya gibi çıkışta olan, kupa maçında karşı karşıya geldiğimiz, ve mondragon’un yan hakeme doğru hakaret değil tepki amaçlı “a…k…” diye bağırdığı için kırmızı kart gördüğü bunun da etkisiyle bizi 5-0 yenen takımdı. konya-rize maçı güneşli ama soğuk bir gündüz maçıydı. konya’da oynanıyordu. öztürk pekin’in o monoton sesiyle tam bir anadolu takımları maçıydı. maç 1-1 devam ediyordu. tevfik hocanın bugün twitter’da ve birçok gorselinde üzerinde görülen gri bir montu vardır. yedek kulübesinde yine o montu üzerine çekmiş, yanında da daha sonra ligimizde kasimpasaspor’la çıkış yakalayacak, sağolsun bize de cakne’yi kitleyecek olan kemal özdeş. özdeş o dönem 30’lu yaşlarda tevfik lav’in yardımcılığını yapıyor. bir foto muhabir ikisinin gulustugu bir kareyi çekiyor. bu arada da konyaspor 64. dakikada cenk isler’in golüyle maçı 2-1’e getiriyor. tevfik hoca ve yedek kulübesi sahaya doğru koşup köşe gönderinin orada gol sevinci yaşıyor. ve o sevinç belki de tevfik hoca’nin son sevinci oluyor. ( ayrıca konudan bağımsız o haftasonu galatasaray olimpiyat stadında ahmed hassan’in tiyatrosu ve yasin sulun’un taklasina penaltı veren ali aydın tarafından doğranmıştı.
* o maçtan sonra da rahmetli canaydın ali aydin’a düdüğünü astirmisti. )
tevfik lav o dönem evli ve 3-4 yaşında bir oğlu vardı. ama eşi ve çocuğu konya’da değil manisa’da yaşıyorlardı. tevfik lav’in da muhtemelen gözlerinde tutuyorlardı. kim bilir en son ne zaman görmüştü ailesini. belki çok özlemişti. tevfik hoca o cumartesi gecesi biten maçın yorgunluğuna aldırmadan audi marka otomobiliyle konya’dan manisa’ya gitmek üzere yola çıktı. belki de yorgundu, uyukluyordu. ve ne yazık ki denizli il sınırları içerisinde arabası şarampole yuvarlandı. muhtemelen defalarca taklalar attı. araba pert olmuştu. ve tevfik hoca orada yaşamını yitirdi. geriye arabadan fırlamış spor çantası, eşyaları, ve o gri montu denizli’nin o karanlık karayol kırsalına saçılmıştı. eşi olay yerine geldiğinde jandarma ve polisin yardımıyla güçlükle ayakta duruyordu. çevre ahali de kaza alanına akın etmişti. 3.5 yaşındaki can öksüz kalmıştı.
vefatının ardından masasında bulunan konyaspor’u 8. gösteren bir kitap ayracı, ardından bir kuru kalabalık cenaze, sonra bir maç saygı duruşu ve bir kac hafta açılan pankartlar. sonra doğal olarak unutuldu gitti tevfik hoca. idealist miydi hayal perest miydi, öğrenemedik. konya’daki yükselişi bir tesadüf muydu yoksa sonunda aktaramayi başardığı felsefesinin sonucu muydu? bir sır olarak kaldı. ersun yanal milli takıma, tevfik lav kara toprağa gitti.
belki saha içinde yılmaz vural veya hikmet karaman gibi abartılı hareketler yapmazdı. oyuncusunu saha içinde kovalayıp tokatlamaya calismazdi. ayrıca bir samet aybaba, ünal karaman, rıza çalımbay, veya ziya doğan gibi de yeşil sahalardan gelmemişti. o sebeplerdendir ki bugün kendisini hatırlayan kalmamıştır.
ama ona en büyük vefayı spor kompleksine adını veren manisa ili yaptı. adını spor salonuyla yaşattı. tekrardan allah rahmet eylesin. yattığı yerden nietzche okuyup konyaspor’u hayal ettiği yerde görüyordur umarım.